Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

Müslüman bir ailenin nitelikleri-2

5) Aile içinde eve giriş ve çıkışlarda aşağıdaki edeplerin gözetilmesi gerekir.

Eve girerken zile basmak, girince selam vermek, hal-hatır sormak, çocukların ana-babalarına ait yatak odasına izinsiz girmemesi gibi edepler bunlar arasında sayılabilir.

Kur'an-ı Kerîm'de başkasının evine giriş edebi şöyle belirlenmiştir: "Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, kendinizi tanıtıp ünsiyet kurmadan ve ev halkına selam vermeden girmeyin. Herhalde bunun, sizin için daha iyi olduğunu düşünüp anlarsınız." (en-Nûr, 24/27.) Devamı olan ayetlerde ise; evde kimse yoksa, izinsiz girilmemesi ve "geri dönün" denilirse, hemen dönülmesi, ancak bu gidilen evde kendimize ait eşya bulunur, fakat o sırada evde kimse oturmuyorsa buraya girmekte bir sakınca olmadığı belirtilir. (en-Nûr, 24/28, 29.)

Diğer yandan evin içinde birlikte yaşanan erginlik çağına girmeyen çocukların, günün üç vaktinde, yatak odasına veya dinlenme yerine girerken üç defa izin istemeleri esası getirilir. Bu üç vakit; sabah namazından önce, öğleyin dinlenmek üzere yatıldığında veya yatsı namazından sonraki vakitlerdir. Çünkü bu vakitlerde, kişinin giysilerini çıkarmış olması mümkündür. Evin ergin çocuklarının da aynı şekilde izin isteyerek bu yerlere girebileceği ayrıca vurgulanmıştır. (en-Nûr, 24/58, 59.)

Ailede evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadınların, ziynetlerini açmamak şartıyla, yabancı erkeklerin yanında bazı giysilerini çıkarmalarının mümkün ve caiz olduğu belirtilmiştir. (en-Nur, 24/60)

Ev içinde karı-kocanın yanına belli saatlerde izinsiz girmeyi yasaklayan yukarıdaki ayetlerin inme sebebi şudur.

Mukatil bin Hayyan'a göre, ashab-ı kiramdan Esma binti Mürsed ile kocası, Nebî (s.a.s)'e yemek hazırlamışlardı. Bu arada bir takım insanlar izinsiz olarak içeri girmeye başlamıştı. Esma (r.anha) şöyle dedi: "Ey Allahın Rasulü! Bu ne çirkin bir durum. Bir kadınla erkeğin yanına, ikisi bir örtü altında iken çocukları izinsiz giriyor". Bunun üzerine yukarıdaki ayetler inmiştir. (bk. ibn Kesîr, Muhtasar, Tefsîr, İhtisar ve Tahk. M. Ali, es-Sabünî, 7. baskı, Beyrut, 1402/1981, II, 618.)

Sonuç olarak İslam'ın getirdiği bu ev içi veya dışarıdan gelenlerin görüşme edebi, insanların tecrübelerle ulaşabileceği en yararlı ve en güvenli kurallardır. Günümüzde uygulanan kilit, kapı zili, diyafon hatta görüntülü kamera sistemi vb. önlemler, görüşmelerde güveni sağlama gayesine yöneliktir. İslam 15 asır önce görüşmelerdeki bu güvenlik sistemini kurmuştur. Aynı sistem, dükkan, mağaza, depo, büro, fabrika vb. iş yerlerini de kapsamına alır. Belki kapısı herkese açık olan yerler için "giriş izni" verilmiş sayılır. İş yeri temsilcisi ile selam verilerek ünsiyet kurulmuş olur.

6) Aile fertleri, günün gerektirdiği bilgi, görgü, edep ve tecrübe ile sürekli bir gelişmenin içinde bulunmalıdır.

İslam pratik ve dinamik bir dindir. Bu yüzden müminlerin sürekli maddi ve manevî bir gelişmenin içinde olmalarını ister. Önce anne-baba çeşitli konulardaki bilgi ve amel eksikliğini gidermeye çalışmalıdır. Çocuklar da günün şartlarına göre en az lise düzeyinde bir eğitim görmeli, mümkün olursa yüksek öğrenim de yaptırılmalıdır. Ancak yüksek öğrenim gören gençler yalnız devlet kapısına güvenmemeli, kendi mesleğine uygun iş alanlarını kendi çabası ile meydana getirmeye çalışmalıdır. Mesela; ziraat fakültesinin tarım bölümünü bitiren çiftlik kurmanın, hayvancılık bölümünü bitiren hayvan çiftliği oluşturmanın yollarını aramalıdır. Madencilik sektöründe uzmanlaşanın da, maden işletmesini bizzat kurarak veya organize ederek işin başına geçmeyi hedeflemesi gerekir. Bir İslam toplumunda bu gibi yatırımların yapılmasında sermaye önemli bir rol oynamaz. Kişinin güvenilir, müteşebbis ve dürüst olması ve ufuklarının geniş bulunması yeterlidir. İslam'ın ekonomik sistemi içindeki "Mudârebe (emek-sermaye ortaklığı)", "Muzaraa (ziraat ortakçılığı)" ve "Muşârake (sermaye ortaklığı)" gibi yöntemler işletmeciye gerekli olan sermayeyi sağlamak için yeterlidir. (bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Ticaret ve İktisat İlmihali, İstanbul 1993, s: 409-450, 606, 607,622-628.)

İslam, mü'minleri sürekli ilim talebine teşvik etmiştir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri düşünüp fikir üretir." ( ez-Zümmer, 39/9) "De ki: Rabbim! Benim ilmimi artır." (Taha,20/114.) "Kulları içinden ancak alim olanlar, Allah'tan (gereği gibi) korkarlar." (Fatır, 35/28.) "Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derece bakımından yükseltir." (el-Mücadele, 58/11.) Bu ayetin baş tarafında bir muaşeret kaidesine dikkat çekilir. Bir mecliste, başkalarına yer açmak ve "kalkın" denilince, yeni gelenlere yer vererek kalkmak, mü'mini edepli ve tevazu sahibi yapar. Böylece iman ve ilimle tamamlanan edep ve tevazu mümini dünya ve ahrette yüksek derecelere ulaştırır.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in ilme teşvik eden pek çok hadisleri vardır. Bir kaçını zikredeceğiz: "İlim edinmek için çalışmak her Müslüman'a farzdır." (İbn, Mace, Mukaddime, 17, en-Nevevî, bu hadis için; anlam bakımından doğru ise de sened yönünden zayıftır, demiştir.) "Bir topluluk Allah'ın evlerinden bir evde toplanır, Allah'ın kitabını okur ve onu aralarında müzakere ederlerse, melekler onları kuşatır, üzerlerine sekînet iner ve kendilerini ilahî rahmet kaplar. Yüce Allah onları nezdindeki kimselerin yanında anar." (Ebü Davud, Vitr, 14; İbn Mace, Mukaddime, 17.) "Allah, hakkında hayır murad ettiği kimseyi dinde fakih kılar." (Buharî, İlm, 10,13; İbn Mace, Mukaddime, 17.)

İlimle uğraşan mü'min, ihtisas alanının zirvesine çıkmayı, ticaret veya sanatla uğraşan da kendi alanında söz sahibi olmayı hedeflemelidir. Çünkü mü'min "iki günü eşit olan zarardadır" prensibine uyar ve Allahü Teala'nın; mesleğinde derinleşen sanatkarı sevdiğini bilir. Diğer yandan ilim edinmenin gayesi onunla amel etmektir. Bu yüzden çocukları pratik değeri olmayan ve günlük yaşayışta amel yönü bulunmayan teorik ilimler yerine pratik ilimlere yöneltmelidir.

Sonuç olarak bir ailede herkes kendi iş, çalışma ve meslek alanı ne ise, öncelikle kendisine her gün gerekli olan İslamî bilgileri öğrenmesi gerekir. Çiftçi bununla, tüccar ticaretle, sarraf kendi mesleği ile ilgili esasları öğrenmelidir. Hz. Ömer'in devlet başkanı olunca valilerine şu genelgeyi yayınladığı nakledilir: "Bizim çarşı ve pazarlarımızda, ticaretin dini esaslarını bilmeyen alış-veriş yapmasın." (Tirmizi, Vitr, 21)

Günümüzde ileri ülkeler bilim, teknoloji ve tıp alanlarında baş döndürücü bir gelişmenin içine girmişlerdir. İslam toplumları da bu yarışın dışında kalamaz. Avrupa Ortaçağ karanlıklarını yaşarken İslam alemi kültür ve medeniyette üstün durumda idi. Ancak günümüzde bilim ve teknoloji üstünlüğünü ele geçiren batı ülkeleri, bu üstünlüğü, geri kalmış ülkeler ve özellikle de İslam ülkeleri aleyhine kullanmaktadır. Bu yüzden İslam toplumları tarihteki bu kültür ve medeniyet değerleri ile bağlarını koparmadan bunları yeni bilgi, teknik, sanat ve becerilerle geliştirerek, yüzyılın medeniyetlerini aşmanın yollarını bulmalıdır. Bu da ciddi çalışmakla, sabırla ve kendisine rakip olarak aldığı, batılı firma ve kuruluşu aşmayı bir gaye ve ideal haline getirmekle olabilir. Cenab-ı Hak isteyene istediğini, çalışana da çalıştığının karşılığını verir. Hadiste; "İslam yücedir, onun üzerine yücelinmez." (Buhari, Cenaiz, 79) buyrulmuştur.

7) Aile bireylerinin İslam ahlakı ile ahlaklanması hedeflenmelidir.

İslam en son ve mükemmel bir din olduğu için en yüce ahlak değerleri de onda toplanmıştır. Ahlak, Arapça "huluk" sözcüğünün çoğulu olup, sözlükte; huylar, seciyeler ve karakterler anlamına gelir. İslam ahlakının esaslarını vahiy ve sünnet belirlemiştir. İslamı en güzel yaşayan ve İslam ahlakının en iyi örneklerini veren Hz. Muhammed (s.a.s)'dir. Kur'an'da şöyle buyurulur: "Sen en yüce bir ahlak üzeresin." (el-Kalem, 68/4.) "Şüphesiz, Allah'ın Resulünde, sizin için, Allah'ın rahmetini ve ahretin nimetlerini arzulayanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır." (el-Ahzab.33/21.)

Hz. Peygamber (s.a.s) hem ahlaklı yaşamış ve hem de ashabını ahlaklı olmaya çağırmıştır. Hadislerde şöyle buyurulur:

"Ben ahlakın güzelliklerini tamamlamak için gönderildim." (A.b. Hanbel, II, 381; Malik, Muvatta', Hüsnü'l-Hulk, 8.)

"İnsanlara verilen şeylerin en hayırlısı güzel ahlaktır." (A.b. Hanbel, IV, 278.)

"Müminlerin iman bakımından en olgunu güzel ahlak sahibi olanıdır." (Ebu Davud, Sünne, 14; A. b. Hanbel, II, 250, 472, 527, V, 89, 99.)

"Nebî (s.a.s) insanlar arasında ahlakı en güzel olanı idi." (Buharî, Edeb, 112; Müslim, Edeb, 30; Ebu Davud, Edeb, 1.)

Hz. Aişe'den; "Allah'ın Nebîsinin ahlakı Kur'an idi" dediği nakledilmiştir. Başka bir hadiste ahlakın özü şöyle belirlenmiştir: "Her dinin bir ahlakı vardır. İslam'ın ahlakı ise utanmadan (haya) ibarettir." (İbn Mace, Zühd, 17; Malik, Muvatta, Hüsnü'l-Hulk, 9)

Sonuç olarak aile içinde çocukların yetişmesi ve eğitilmesi sırasında İslam'ın bu yüce değerlerinin onlara telkin edilmesi veya bu değerleri alabileceği kurs, okul, sohbet, seminer, kamp, konferans vb. yerleri tercihte aile reislerinin gerekli istişare ve feraseti göstermesi beklenir. Çünkü çeşitli eğitim kurumlarında yalnız pozitif ve tabiat bilimlerini okuyan gençlik, manevî ilim ve değerlerden habersiz yetişirse, belki diploma sahibi olmakta, fakat "emanete ehil" duruma gelememektedir. Allah korkusu ve ahret inancı olmayan bir kimse, hayatta ele geçirdiği makamları ve maddi imkanları kendi kişisel çıkarları için kullanabilmekte ve toplum bundan ciddi yaralar almaktadır. Bu yüzden günün gerektirdiği bilgi ve tecrübeleri kazanan imanlı gençlik, aynı zamanda sabır, tevekkül, haya, tevazu, edep gibi güzel huyları alır ve kibir, ucub, hased, kin ve yalancılık gibi kötü huyları da bırakırsa İslam toplumunun özlediği ve ihtiyaç duyduğu emanet ehilleri yetişmiş olur.

İşte mümin bir ailenin, çocuklarını böyle bir eğitimden geçirmesi ve ömür boyu güzel ahlak üzere bulunmayı hedeflemesi gerekir. Bu yolda gösterilecek gayretin, sonuç versin veya vermesin, sahibine ecir kazandıracağında şüphe yoktur.

İşte birkaç özelliğine temas ettiğimiz ailenin kuruluşunu ve aile içinde karşılaşılan çeşitli problemlere İslâm'ın getirdiği çözümleri aşağıda incelemeye çalışacağız. Evlenme konusuna geçmezden önce, buna ön hazırlık niteliğindeki kız isteme, kız görme, nişan ve nişanlılık konusu üzerinde duracağız.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu EkleBunu RSS Ekle Butonu
Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist