Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

Mart 2008 tarihli yazilar (sayfa 2)Mart 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Evliliğin Meşru Olduğunu Gösteren Deliller

EVLİLİĞİN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER 

Evliliğin meşru oluşu Kitap, Sünnet ve İcma delillerine dayanır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Sizden bekarları ve kölelerinizle cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlu kereminden zenginletir. Allah her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir." (en-Nur, 24/32.)

"Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane nikahlayın. Bu kadınlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin veya ellerinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Bu, haksızlığa yol açmamanız için daha uygundur." (en-Nisa, 4/3; Nikahla ilgili diğer ayetler için bk. el-Bakara, 2/102, 221, 228, 230, 232, 235; en-Nisa, 4/4, 5, 19, 22-26; el-A'raf, 7/189, 190; en-Nur, 24/3, 32, 33; er-Rûm, 30/21; el-Ahzab, 33/37; el-Mümtehine, 60/10-12.)

Evlilik konusunda pek çok hadis nakledilmiştir. Allah elçisi, gençlere hitap ederek şöyle buyurmuştur:

"Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlilik yükümlülüklerine gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı harama karşı daha fazla koruyucudur: Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için bir kalkandır." (Buharî, Savm, 10, Nikah, 2,3; Müslim, Nikah, 1, 3; Ebu Davud, Nikah, 1; Tirmizî, Nikah, 1; Nesaî, Sıyam, 43; Nikah, 3; ibn Mace, Nikah, 1; Darimî, Nikah, 2; A.b. Hanbel, l, 378, 424,425.)

Ashab-ı kiramdan üç kişi Hz. Peygamber (s.a.s)'in eşlerine onun gece ibadetini sormuşlar, belki azımsayarak birincisi "sürekli olarak gece namazı kılmaya", ikincisi "sürekli oruç tutmaya", üçüncüsü ise "kadınlardan sürekli ayrı kalmaya ve hiç evlenmemeye" karar verir. Onların bu konuşmalarını haber alan Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Fakat ben hem namaz kılıyorum, hem uyuyorum; oruç tutuyorum, tutmadığım da oluyor; kadınlarla da evleniyorum. Kim benim sünnetimi terkederse benden değildir." (Müslim, Nikah, 5; Nesaî, Nikah, 4; Darimî, Nikah, 3; A. b. Hanbel, II, 158, III, 341,359, V, 409.)

Hz. Aişe'nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse, benden değildir. Evleniniz, çünkü ben (kıyamet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Evlenme gücü bulamayan da oruca devam etsin. Çünkü oruç, onun için (harama karşı) bir kalkandır." (İbn Mace, Nikah, 1. Bu hadisin senedi, rivayet zincirinde bulunan İsa b. Meymun el-Medini yüzünden zayıf sayılmışsa da, hadisi destekleyen başka rivayetler de vardır.)

Ebu Umame (r.a.)'ın naklettiği başka bir hadiste ise şöyle buyurular: "Mü'min, Allah korkusundan ve O'na itaattan sonra, iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü eşine emretse sözünü dinler, yüzüne baksa sevinç duyar, üzerine yemin etse, yeminini doğru çıkarır, dışa gitse, kendisinin bulunmadığı sırada iffetini ve kocasının malını korur." (İbn Mace,Nikah,5.)

Diğer yandan evlenmenin meşruluğu üzerinde, bütün ümmet görüş birliği içindedir. Ancak evlenmenin hükmü evlenecek kişinin özel durumu dikkate alınarak değerlendirilir. Diğer başlıklarda çeşitli durumlara göre konuyu açıklayacağız.

Kutlu Doğum Haftası tarihi değişti

ül Diyanetten ince mesaj: Yanlış anlaşılmasın diye Kutlu Doğum Haftası tarihini değiştirdik.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yılki Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na alternatif kutlama olarak gösterilmesi gibi hiç de doğru olmayan bazı değerlendirmelere yol açması nedeniyle 14-20 Nisan tarihleri arasında yapılacağını açıkladı.

Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan yapılan açıklama şöyle: Asırlardır Müslümanlar, Yüce Yaratıcının son mesajını insanlara duyurmak, öğretmek ve mesajın içerdiği konularda insanlara örneklik etmekle görevlendirilen Hz. Peygamber'in hayatını araştırmaya ve öğrenmeye büyük önem vermişler, bu amaçla O'nun doğumunu, miracını ve irtihalini anlatan şiirler, naatlar, mersiyeler kaleme almışlar ve ciltler dolusu kitaplar yazmışlardır.

1989 yılına kadar ülkemizde Hz. Peygamber'in doğumu, Kameri Takvime göre Rebi'ül Evvel ayının 12. gecesinde camilerde mevlit, Cuma günü de hutbe okunarak ve vaazlarda konu halkımıza anlatılarak Mevlid Kandili adı altında kutlanmıştır.

Yüce dinimiz İslam'ın inanç, ibadet ve ahlak prensipleri konusunda halkımızı doğru/sahih bilgilendirmeyi, manevi ve ahlaki değerlere bağlılığı arttırmayı amaçlayan Diyanet İşleri Başkanlığı, Kutlu Doğum haftası kutlamalarında; bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi gaye edinerek; Hz. Peygamber'i bütün yönleriyle daha iyi tanımayı, tanıtmayı, anlayıp anlatmayı, insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrıyı güncelleştirilerek hayatımıza yansıtmayı, güzel ahlakını davranışlarımızın mihveri ve rehberi yapmayı, toplumda peygamber sevgisini yaymayı, birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve yardımlaşma duygusunu güçlendirmeyi, bu vesile ile toplumu din konusunda aydınlatmayı, İslam'ın mesajını, Peygamber'imizi merkeze alarak, yediden yetmişe toplumun her kesimine bilimsel ve anlaşılabilir bir üslup ile ulaştırmayı hedef olarak belirlemiştir

Hazret-i Peygamber'i ve O'nun insanlığa takdim ettiği değerleri, İslam'ın aydınlık bilgisini/mesajını doğru ve sahih bilgiler ışığında, seçkin, güvenilir ve alanında ehil şahsiyetlerin katkılarıyla vatandaşlarımıza daha etkili ve yaygın bir şekilde anlatmak/tanıtmak amacıyla, ilk defa Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılında Kameri Takvim, 1994 yılından itibaren de, Peygamberimizin Miladi doğum günü olan 20 Nisan tarihi esas alınarak Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Bu çerçevede bütün il ve ilçelerde değişik konularda panel ve konferanslar düzenlenmiş, 1994 yılından itibaren de hafta içerisinde sempozyum düzenlenmeye başlamıştır.

Bu haftanın önceki yıllarda 20-26, 16-22 Nisan gibi tarihlerde yapılmasının, Milli Bayramımız olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na alternatif kutlama olarak gösterilmesi gibi hiç de doğru olmayan bazı değerlendirmelere yol açması veya böyle algılanmayı besleyen bazı tedahüllerin bulunduğunun görülmesi üzerine, Başkanlığımızca etkinliklerin il ve ilçelerde mülki amirlerin onayı dahilinde, müftülerin başkanlık ettiği komitelerin yönetiminde ve Başkanlığın ilgili genelgelerine uygun olarak 14-20 Nisan tarihleri arasında yapılması ve bu tarihlerin dışına taşınmaması karar altına alınmıştır.

2008 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI KUTLAMA İLKELERİ

Kutlu Doğum Haftasının amacına uygun olarak icra edilmesi için bütün illere ve yurt dışı teşkilatımıza, uyulacak ilkeleri ihtiva eden üç genelge gönderilmiştir. Bu genelgelerde;

1- Kutlu Doğum Haftasının 14-20 Nisan tarihleri arasında kutlanması, bu tarihlerin dışında kutlama programı yapılmaması,

2- İllerde ve ilçelerde mülki amirin bilgi ve onayı dahilinde, müftülerin başkanlığında "Kutlama Komiteleri" kurulması, faaliyetlerin bu komitelerce belirlenmesi ve takip edilmesi,

3- Yurtdışında misyon şeflerinin bilgi ve onayı dahilinde, din hizmetleri müşaviri veya ataşesinin başkanlığında "Kutlama Komitesi" kurulması, faaliyetlerin bu komitelerce belirlenmesi ve takip edilmesi,

4- Kutlamalarda inisiyatifin ve kontrolün kutlama komitesi ile müftülüklerde olması, kamu kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllü olarak vatandaşların mali desteklerine imkan verilmesi, ancak bu kurum, kuruluş ve şahısların isimlerinin öne çıkmasına ve tanıtımlarının yapılmasına fırsat verilmemesi,

5- İlahiyat ve diğer fakültelerin alan uzmanlarıyla işbirliği yapılarak İslam Medeniyetinde Bir Arada Yaşama Tecrübesi merkeze alınarak milli ve manevi değerlerimiz, birlik ve beraberlik, sevgi ve kardeşlik, barış ve hoşgörü, yardımlaşma ve dayanışma, insanın değeri, affedici olma, farklı din ve kültürlerle bir arada yaşama konularında konferanslar düzenlenmesi,

6- Etkinliklerin toplumun her kesimini kucaklayıcı nitelikte olması, amacına uygun olarak düzenlemesi ve önceden ilan edilen konu dışına taşmaması, siyasi malzeme konusu yapılmamasına azami hassasiyet gösterilmesi, toplumu rahatsız edecek söylem ve davranışlardan kaçınılması, istismar edilme ihtimali bulunan faaliyetlerin yapılmaması,

7- Hafta boyunca başta Kur'an-ı Kerim olmak üzere Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakfı yayınları arasından seçilen veya tertip komitelerince uygun görülen eserlerin halkımıza dağıtılması,

Hususlarına yer verilmiştir.

2008 YILI KUTLU DOĞUM HAFTASI'NDA BAŞKANLIĞIMIZ VE TÜRKİYE DİYANET VAKFINCA GERÇEKLEŞTİRİLMESİ PLANLANAN ETKİNLİKLER

1. 2008 yılı Kutlu Doğum Haftası resmi açılış programı 14 Nisan 2008 Pazartesi günü saat: 10.00'da, "Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Kuşatıcı Çağrısı" konulu panel de aynı gün saat: 14.00'da Trabzon Zorlu Grand Otel'inde gerçekleştirilecektir. Açılış programı sonunda mahallince davetlilere Kutlu Doğum Aşı ve gül dağıtılacaktır

2. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle 15-16 Nisan 2008 tarihlerinde Trabzon'da "İslam Medeniyetinde Bir Arada Yaşama Tecrübesi" konulu sempozyum düzenlenecektir.

3. Kutlu Doğum hakkında içeriği halkın seviyesine uygun olarak hazırlanacak sinevizyon, açılış merasimlerinde gösterilmek üzere taşra ve yurt dışı teşkilatına gönderilecek, Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakfı web sitelerine yüklenecektir.

4. Bu yıl Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin 20. yılının idrak edilecek olması sebebiyle hafta ile ilgili gerekli afiş, pankart, kokart ve stikırlarda "20. Yıl" vurgusuna özellikle yer verilecektir.

5. Hafta boyunca belirli merkezlerde başta Kur'an-ı Kerim Meali olmak üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı yayınları ücretsiz olarak dağıtılacaktır.

6. 18 Nisan 2008 Cuma günü Kocatepe Camii avlusunda 3.000 kişilik Kutlu Doğum Aşı dağıtılacaktır.

7. 2008 yılı Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle soydaş ve dindaşlarımızın yaşadığı Avrupa ülkeleri ile Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırım, K.K.T.C., Makedonya, Romanya gibi ülkelere konferans vermek üzere görevliler gönderilecektir.

8. Ankara ilinde 3 köyde, 29 Mayıs Tıp Merkezi tarafından sağlık taraması yaptırılacaktır.

9. Başkanlığımız Türk Tasavvuf Musikisi Korosu Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Çorum ve Amasya illerinde hafta içinde konser verecektir.

10. Trabzon'da düzenlenecek sempozyumun metinleri Türkiye Diyanet Vakfı'nca kitap olarak bastırılacaktır.

11. İhtiyaç duyulan illerde Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakfı işbirliğiyle öğrenci yurdu yapılması için yardım kampanyası düzenlenecektir.

12. Hastane, cezaevi, kimsesizler ve yetiştirme yurtlarının ziyaret edilecek ve ihtiyacı olanlara yardım yapılacaktır.

13. 2008 yılı Kutlu Doğum Haftasında yurtiçinde ve yurtdışındaki öğrencilere yönelik olarak aşağıda belirtilen tür ve konularda yarışma gerçekleştirilebilecektir.

A. Kompozisyon: Din, Kardeşlik ve Dostluk,

Birlik ve Beraberlik,

B. Şiir: Sevgi ve Barış,

İyilik ve Yardımlaşma,

C. Makale:

Komşuluk İlişkileri

İyilik ve Yardımlaşma,

Din, Kardeşlik ve Dostluk,

Sevgi ve Barış,

14. 2008 Kutlu doğum haftasında il ve ilçe müftülükleri ile yurtdışı teşkilatımız tarafından düzenlenecek etkinlikler hakkında ayrıntılı bilgiler Başkanlık ve Türkiye Diyanet Vakıf web sitelerinde duyurulacaktır.

Nikah ne demektir İslam'da yeri nedir

nikah  

NİKAH TERİMİ ve KAPSAMI

Nikah sözcüğü arapça "nekeha" fiilinden bir mastar olup, erkeğin kadınla evlenmesi ve onunla cinsel temasta bulunması anlamına gelir. Bu sözcüğün "evlilik akdi" anlamı mecaz, "cinsel temas" anlamı ise gerçek anlamdır.

Bir fıkıh terimi olarak nikah; şer'an evlenme engeli bulunmayan bir kadının, cinsel yönlerinden yararlanmayı erkeğe mubah kılan rizaî bir akittir. Müteahhirün (12. M. yüzyıldan sonraki) fakihlerinin tarifi ise şöyledir; nikah kasten mülk-i mut'ayı ifade eden bir akittir. Yani erkeğe kadının cinsel yönlerinden yararlanma mülkiyeti hakkı veren bir sözleşmedir. Evlilik, nitelikleri dikkate alınarak aşağıdaki şekilde tarif edilebilir: Evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmayı meşru kılan, ortak hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akittir. (bk. İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr, II, 339, vd.; el-Meydani, el-lübab, III, 3; İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtar II, 335-357; eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtac, III, 123.)

İslam'da nikah akdi hem medenî bir muamele ve hem de bir ibadettir. Çünkü nikahın rükün ve şartlarını İslam belirler ve eşlerin evlilik nedeniyle pek büyük ecirlere ulaşacağını haber verir. Evliliğin niteliğini İbnü'l-Hümam (ö. 861/1457) şöyle belirtir: "Nikah ibadetlere daha yakındır. Hatta evlenmek, sırf ibadet niyetiyle bekar kalmaktan daha üstündür." (İbnû'l Hümam, a.g.e., II, 340) Son devir fakihlerinden İbn Abidîn (ö. 1252/1836) ünlü Reddü'l-Muhtar adlı eserinde nikah konusuna şu cümlelerle başlar: "Bizim için Hz. Adem devrinden günümüze kadar meşru olmuş, sonra cennette de devam edecek, nikah ile imandan başka ibadet yoktur." (İbn Abidin, a.g.e., II, 258)

Nikahın mescid içinde aktedilmesi ve uygun olursa cuma gününe rastlatılması müstehaptır. Bu durum da onun ibadet yönünü güçlendirir. (el-Askalanî, Bulugu'l-Meram, terc. Davudoğlu, İstanbul, 1967, II, 228 vd.)

Şafiîlere göre evlilik, alış-veriş gibi dünyaya ait alelade işlerden olup, ibadet niteliğinde değildir. Dayandıkları delil, gayri müslimlerin nikahının da İslam nazarında geçerli sayılmasıdır. Eğer ibadet olsaydı, onların nikahlarının geçersiz olması gerekirdi. Evlilikten gaye, kişinin cinsel isteklerini teskinden ibarettir. İbadet ise yüce Allah için bir iş ve bir amel yapmaktır. Bu yüzden Allah için iş yapmak kendi nefsi için iş yapmaktan daha faziletlidir. Şafiîlerin bu görüşüne çoğunluk mezhep müctehitleri karşı çıkmıştır. Şöyleki:

Çoğunluk müctehitlere göre evlilik akdinin müslim veya gayri müslim için geçerli olması dünyada toplum düzeni ile ilgilidir. Nitekim mescit, yol yapımı ve benzeri hayır işleri müslüman için bir ibadet olduğu halde, gayri müslim için bir ibadet sayılmaz. Genel anlamda Allahü Teala'nın hoşnut ve razı olduğu her iş ve davranış mü'min için bir ibadettir. Bu yüzden İslam'ın belirlediği esaslara göre kurulan ve buna göre yürütülen evlilik de ibadet niteliğindedir. Çünkü evlenmekle, nefsi haramlardan korumak ve nesli sürdürmek gibi bir çok toplum maslahatları gerçekleşir. Nitekim

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Sizden birinizin evliliğinde sadaka sevabı vardır." (Müslim, Zekat, 53; Ebu Davud, Tatavvu', 12, Edeb, 160; A. b. Hanbel, V, 167, 168.)

"Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli para (dinar), kendi aile fertlerine harcayacağı para ile, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcayacağı paradır." (Müslim, Zekat, 38; Tirmizî, Birr, 42; ibn Mace, 4; A. b. Hanbel, V, 279, 284.)

"Çocuklarına, eşine ve hizmetçine yedirdiğin senin için bir sadakadır." (A.b. Hanbel, IV, 121,122.)

Diğer yandan kocaları yoksul olan iki varlıklı kadın, Allah'ın elçisine gelerek, kocalarına sadaka verip veremeyeceklerini sormuşlardı. Hz. Peygamber onlara şu cevabı verdi: "Kocalarınıza yardım ederseniz size iki ecir vardır. Hısımlık ecri ve sadaka ecri." (Müslim, Zekat, 45)

İslam'da nikah akdi sırasında bir din adamının veya resmi bir devlet memurunun hazır bulunması zorunlu değildir. Evlenecek erkekle kadının veya bunların veli ve vekil gibi temsilcilerinin ve şahitlerin hazır bulunması yeterlidir. İslamî hükümleri bilen bir din adamının nikah akdini yönetmesi, evliliğin İslam'a uygun olarak yapılmasına yardımcı olmaktan ibarettir. Çünkü bir İslam bilgininin nikah akdini yönetmesi, gerekli soruları sorup, cevap alması nikahın rükün ve şartlarından değildir. Bu durum onun dinî niteliği ve ibadet yönü için bir engel teşkil etmez.

Batı ülkeleri hıristiyan toplumlarında nikahın dinî veya medeni niteliği uzun süre tartışılmış, kimi ülkelerde nikah yalnız kiliselerde akdedilirken, kimi ülkelerde de medeni nikah esası benimsenmiştir. Resmi devlet memuru önünde akdedilen nikaha "medenî nikah" denir.

Fransa'da 1787 M. yılında çıkarılmış olan bir kral buyruğu ile katolik olmayanların dilerlerse ikametgâhlarının bulunduğu yer kilisesinde, isterlerse aynı yerin hâkimi önünde evlenebilecekleri kabul edilmiştir. Birincisi dinî, ikincisi ise medenî nikâh niteliğindedir.

Bazı hıristiyan ülkeler sonradan medenî evlenmeyi kabul etmekle birlikte, önce dinî nikâhın akdedilmesini de şart koşmuşlardır. Meselâ; Yunanistan ve Romanya medenî nikâhtan önce, dinî nikâhın yapılmış olmasını ön şart olarak benimsemişlerdir. (Halil Cin, İslâm ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara 1974, s: 133.)

Osmanlı Devleti uygulamasında 1917 tarihli "Hukuk-ı Aile Kararnamesi" hıristiyan veya Musevîler için kısmen dinî ve kısmen de medenî evlenme usulü getirmiştir. Buna göre gayri müslimlerin nikâhı, dinî âyinler çerçevesinde ruhanî memurlarınca yani papaz veya rahiplerce akdedilir. Ancak ruhanî memur, en az yirmi dört saat önce mahallî mahkemeye haber verir. Hakim; belirtilen saatte nikâh meclisine özel bir memur gönderip kıyılan nikâhı deftere kayıt ve tescil ettirir. (H.A.K. mad. 40-44.) Adı geçen kararnameye göre, müslümanların evliliği de, aynı şekilde evde, bir salon veya mescidde, hakim naibinin hazır bulunduğu bir mecliste akdedileceği esası getirilmiştir. Böylece, ayrı dinlere mensup topluluklara, kendi inançlarına uygun bir şekilde evlenme, boşanma, nafaka, miras ve ticaret yapma serbestliği tanınmıştır.

Osmanlı Devleti yalnız toplum düzeni, hakların korunması ve kurallara uymayanlara gerekli yaptırım gücünün kullanılması için merkezi gücü elinde toplamış, çeşitli ırk, din ve mezhep sahiplerinin uzun yüzyıllar bir arada ve birlikte yaşamasını sağlamıştır.

İngiltere'de ve İskandinav ülkelerinde ise toplum dinî veya medenî nikâhtan dilediğini seçme hakkına sahiptir. Eşlerin tercihine göre kilisede veya resmî nikâh memuru önünde akdedilen nikâhla ilgili belgeler nüfus kütüklerinde birleşmiş olur.

Bazı ülkelerde medenî evlenme şekli zorunlu hale getirilmiştir. Hollanda, İsviçre ve Türkiye gibi ülkeler bunlar arasındadır. Bu gibi ülkelerde resmî memur önünde kıyılmayan nikâh yok hükmünde sayılmaktadır. (bk. Cin, a.g.e. s: 134; Döndüren, a.g.e., s: 244, 245; Türk Medini Kanunu mad. 108) Ancak resmî nikâhtan sonra dini nikâh ya da dinî merasim serbest bırakılmıştır.

Nişanın Bozulması ve Sonuçları

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

NİŞANIN BOZULMASI ve SONUÇLARI

1) Nişanın bozulması:

Nişan bir akit olmayıp, yalnız bir evlilik va'dinden ibaret olduğu için, çoğunluk müctehitlere göre nişanlı erkek veya kızın nişandan vazgeçmesi caizdir. Bunun için karşılıklı rıza da gerekmez. Tek yanlı irade beyanı ile nişan sona ermiş olur.

Ancak mü'min, önemli bir neden olmaksızın verdiği sözden dönmemelidir. Bu İslam ahlakının gereğidir. Çünkü özellikle bir kızın onuru ve ailesinin mahremliği ile oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bu yüzden nişandan önce evlenecek erkek, kadın ve aileleri iyi düşünerek, danışarak ve gerekli araştırma ve soruşturmaları yaparak, böyle bir evliliğin yürüyeceğine kanaat getirirlerse söz ve nişan işine yönelmelidir. Bir defa söz verince de çok önemli bir neden olmadıkça verilen sözden caymamalıdır.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Ahdi yerine getirin, çünkü (insana) ahd (in) den de sorulacaktır." (el-İsra, 17/34) Hadiste şöyle buyurulur: "Bana kendinizle ilgili altı şey konusunda güvence verin, ben de size cennet için güvence vereyim. Konuştuğunuz zaman doğruyu söyleyin, söz verdiğiniz zaman yerine getirin, emanete hıyanet etmeyin, cinsel organlarınızı (haramdan) koruyun, gözlerinizi (haramdan) koruyun ve ellerinize sahip olun." (Ahmed b. Hanbel, V, 323)

2) Nişanın bozulmasının sonuçları:

Nişanlılar birbirini evlenmeye zorlayamaz ve nişanın bozulmasından ötürü evliliğe ait bir sonuç da meydana gelmez. Ancak, peşin verilmiş olan mehrin veya tarafların birbirine verdiği hediyelerin durumu bir problem olarak ortaya çıkar.

a) Mehrin durumu: Erkek kıza mehir olarak bir şey vermişse, nişan bozulunca bunu geri alabilir. Verilen mehrin durması veya tüketilmiş olması da sonucu etkilemez. Mehir mevcutsa aynen, tüketilmişse bedel olarak geri verilmesi gerekir. Nişanı şu veya bu tarafın bozması yahut nişanı bozmanın şu veya bu nedene dayanması mehrin durumunu etkilemez. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 25,26; Ömer Nasuhî Bilmen, İstilahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul, 1967, II, 12 vd.)

1917 Tarihli Hukuki Aile Kararnamesi 8. madde şöyledir:

"Nişanlılardan birisi vazgeçer veya evlenme isteğine olumlu cevap verdikten sonra ölürse, erkeğin vermiş olduğu mehrin durması halinde, ailesi onu geri alma hakkına sahiptir. Eğer mehir telef olmuşsa, kız tarafı bedelini aynen tazmin eder".

b) Hediyelerin durumu: Hanefilere göre, nişanlıların ve ailelerinin birbirine verdiği hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden bağışlanan şeyin telef olması veya tüketilmesi ya da başkasına temlik edilmesi gibi bağıştan geri dönmeyi engelleyen bir durum söz konusu olmadıkça, bağıştan dönmek caizdir. Bu yüzden erkek verdiği hediyelerin durması halinde onları geri alabilir. Fakat nişan yüzüğünün kaybolması, kurbanda götürülen koçun kesilerek tüketilmesi, nişan giysilerinin giyilip eskitilmesi gibi durumlarda hibe edilen şey elde bulunmadığı için, bedel olarak tazmin edilmeleri gerekmez.

Malikilere göre, hediyelerin durumu, nişanı bozanın erkek veya kız oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz. Hatta hediyenin mevcut oluşu veya tüketilmiş bulunması da sonucu etkilemez. Eğer vazgeçen kızsa, erkeğin hediyeleri geri alması caizdir. Hediyeler tüketilmişse kadın bunların bedelini tazmin eder.

Şafiî ve Hanbelîlere göre ise, nişanın bozulması durumunda artık hediyeler geri alınamaz. Çünkü hediye hibe hükmünde olup, hibeden dönme teslimden sonra artık caiz değildir. Babanın oğluna yaptığı hibe bunun dışındadır.

Hadiste şöyle buyurulur: "Bir kadın nikah akdinin sorumluluğunu üstlenmezden önce, kendisine verilen mehir, hediye veya verilmesi va'dedilen şeylerin tümü bu kadına aittir. Nikah akdi sorumluluğunu üstlendikten sonra verilenler ise, kime verilmişse ona ait olur." (eş-Şevkani, Neylû'l-Evtar, VI, 174; Nesai, Nikah, 67.)

Evlenmek Niyetiyle Kadına Bakmak

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

EVLENMEK NİYETİYLE KADINA BAKMAK

1) Nişandan önce:

a) Genel olarak kadına bakmak:

Ergin bir erkeğin, mahremi olmayan yabancı kadının şer'an örtülmesi farz olan avret yerlerine bakması caiz değildir. Bu bakışın şehvetli veya şehvetsiz olması yahut fitneye neden olacak nitelikte bulunup bulunmaması sonucu değiştirmez. Kadının avret yeri el ve yüz dışındaki bütün bedenidir. Ebu Hanîfe buna topuktan aşağı ayakları da ekler.

Bunun delili; erkeklere ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarını bildiren ayetlerle (en-Nur, 24/30, 31) kadınların örtünme esaslarını belirleyen ayetler (en-Nur, 24/31, 60; el-Ahzab, 33/33,53,59.) ve Hz. Peygamber'in sünnetidir. Yukarıda erkekle kadının birbirine bakması ile ilgili geniş bilgi vermiştik. Oraya bakılabilir. Burada bir iki hadise yer vereceğiz.

Allah'ın elçisi, Hz. Ali (r.a)'ye şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! bakış bakışı izlemesin. İlk bakış sana ait (mubah), sonraki ise sana ait değildir." (Ebu Davud, Nikah, 43; Tirmizî, Edeb, 28; Darimî, Rikak, 3; A. b. Hanbel, V, 351, 353, 357) Başka bir hadiste şöyle buyurulur:

"Bir müslüman erkeğin gözü (mahremi veya nikahlısı olmayan) bir kadının güzelliklerine takılır da, sonra (Allah'tan korkarak) gözünü ondan sakınırsa, Allahü Teala ona ibadet ecri verir. Ve o kimse kalbinde ibadetin tadını bulur." (Ahmed b. Hanbel, V, 24.)

Diğer yandan İslam yabancı kadına bakmayı yasakladığı gibi, onunla yalnız başbaşa kalmayı da yasaklamıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sizden kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Çünkü bunu yaparsa üçüncüleri şeytan olur." (Buharî, Nikah, 111, 112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada; 16, Fiten, 7; A. b. Hanbel, l, 222, III, 339, 446.) "Sakın yabancı kadınların yanına girmeyin. Ensar'dan bir adam; "Ey Allah'ın Rasülü! Yanına girecek kimse kocasının (kardeşi veya amcaoğlu gibi) yakınları olursa ne buyurursunuz?" diye sorunca; Hz. Peygamber "Kocanın yakınları ölümdür (felakettir)" (Buhari, Müslim, Tirmizi, Darimi, A.b.Hanbel) buyurdular.

b) Evlenme düşüncesiyle kadına bakmak:

İslam'da, erkeğin yabancı kadına bakma yasağının bir takım istisnaları vardır. İhtiyaç ve zaruret durumları bulununca veya evlenme düşüncesi olunca bakma yasağı kalkar. İhtiyaç ve zaruret konusunda "zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar" prensibi uygulanır. Diğer yandan zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur.

İhtiyacın meşru kıldığı bakmaya şunları örnek verebiliriz: Evlenme niyetiyle bakma; alış-veriş, kira, borç alıp-verme, şahitlik, eğitim ve öğretim. Zaruret nedeniyle meşru sayılan bakmaya ise hastalık, boğulma veya yangın gibi felaketlerle karşılaşan erkek veya kadının durumunu örnek verebiliriz. Böyle bir durumda hasta kadın, uzman kadın doktor bulunmayınca erkek doktora muayene ve tedavi olabilir.

Diğer yandan hangi sebeple olursa olsun yabancı bir erkeğin büro, muayenehane, ev vb. yerlerde yanında bulunmak durumunda olan kadın, yanında imkan varsa bir mahremini veya üçüncü bir kişiyi bulundurmalıdır. Çünkü yalnız başbaşa kalmalarda, fitneden güvende olunmaz.

Evlenecek eşlerin birbirini görmesi: Bu görme iki türlü olabilir.

aa) Erkek adına, bir yakınının kızı görmesi. Burada, aracı kadın, dönüşte dünür gönderilmesi düşünülen kızın niteliklerini damat adayına anlatır. Bu caizdir. Delil, Enes b. Malik (ö. 91/717)'in naklettiği şu hadistir: "Hz. Peygamber Ümmü Süleym (r. anha)'yı, bir kadına görücü olarak göndermiş ve onun bacaklarına bakmasını ayrıca ağız kokusunun olup olmadığını anlamaya çalışmasını bildirmiştir." (Ahmed b. Hanbel, III, 231; eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 110. Bu hadis için bazı eleştiriler yapılmıştır. İbn Hanbel hadise «münker» derken, yaygın olan «mürsel» oluşudur.)

Kadın da, kendisine talip olacak erkeğe bakması için birisini gönderebileceği gibi, bizzat erkeği kendisinin görme hakkı da vardır.

bb) Erkeğin bir aracı koymaksızın, evlenmek istediği kızı bizzat görmesi. Onun, yüz ve beden güzelliğini anlaması için yüz, eller ve boya bakması yeterlidir. Yüz güzelliğe, eller de bedenin zarafetine delalet eder.

Cabir b. Abdillah (r.a)'ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurular: "Sizden biriniz bir kadınla evlenmek istediği zaman, onun evlenmesini teşvik edecek niteliklerine bakabilirse baksın." Cabir şöyle diyor: "Bir cariye ile evlenmek istiyordum. Gizlice onu gözetledim ve evlenmemi teşvik eden bazı özelliklerini gördüm. Sonra da onunla evlendim." (Ebu Davud, Nikah, 18; Tirmizî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, III, 334, 360, II 286, 299, V, 324. Hadisin ravileri sika (güvenilir) olup, Hakim, hadisin sahih olduğunu ortaya koymuştur.)

Mugîre b. Şu'be (r.a) bir kadınla evlenmek istiyordu. Hz. Peygamber ona; "Git ve onu gör. Çünkü görmek, birbirine ısınmanız için daha iyidir" (Müslim, Nikah, 74,75; Tirmizî, Nikah, 5; İbn Mace, Nikah, 9; Darimî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, IV,245,246.) buyurdu.

Ebu Humeyd (r.a.)'in naklettiği bir hadiste, evlenme niyetiyle kadına bakılabileceği ve kadının durumu bilmemesinin de sonucu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. (bk. Ebu Davud, Nikah, 18; eş-Şevkanî, a.g.e., VI, 110.)

Diğer yandan Hz. Ömer, devlet başkanlığı sırasında Hz. Ali'den kızı Ümmü Gülsüm'ü istemişti. Hz. Ali kızının küçük olduğunu hatırlatarak; "Onu sana göndereyim, eğer razı olursan eşin olsun" dedi. Hz. Ali kızını Ömer (r.a)'e gönderdi. Hz. Ömer kızı (Ümmü Gülsüm'ü) gördü ve onunla konuştu. (bk. Ebu Davud, Nikah, 18; eş-Şevkani, a.g.e., VI, 110) Bu durum ashab-ı kiram'ın evlilik konusunda birbirine ne kadar samimi davrandıklarını göstermektedir. Diğer yandan Ümmü Gülsüm'ün, babası Hz. Ali'nin sözüyle Hz. Ömer'in nikahlısı sayıldığı, bu yüzden de Hz. Ömer'in ona bu şekilde bakmasının caiz olduğu söylenmiştir.

c) Bakmanın ölçüsü ve sınırı:

Çoğunluk müctehitlere göre, erkek evlenmek istediği kadının yalnız yüz ve ellerine bakabilir. Çünkü yüz ve ellerin görülmesi kadının güzelliğini ve bedeninin arzu edilene uygun olup olmadığını anlamak için yeterlidir. Ebü Hanîfe ayakları da görülebilecek yerler kapsamında saymıştır.

Hanbelîlere göre, evlenilmek istenen kadının günlük işleri yaparken açık kalabilen yerlerine bakmak caizdir. Bunlar altı tane uzuv olup şunlardır: Yüz, boyun, baş, el, ayak ve bacaktan (topuk diz kapağı arası) ibarettir. Çünkü bir kadının fizik yönünün bilinmesi için belirtilen bu yerlerin görülmesine ihtiyaç vardır. Delil; yukarıda zikrettiğimiz Cabir ve Mugîre'nin naklettiği hadislerdeki "ona bak veya ona baksın" ifadelerinin genel anlamı ile Hz. Ömer'in ve Cabir'in bu konudaki uygulamalarıdır.

Evlendikten sonra ise eşler birbirinin vücudunun tamamına bakabilir. Bununla birlikte karı-kocanın birbirinin cinsel organına bakması mekruh sayılmıştır.

Şafiîlere göre, bakmanın, kızın ve ailesinin haberi olmaksızın yapılması gerekir. Aksi durumda, kız tercih edilmezse ailesi incinmiş olur. Delil; kızın izni olsun veya olmasın, bakmanın caiz olduğunu bildiren hadislerin açık anlamıdır.

Malikîlere göre ise, erkeğin bakışından kızın ve ailesinin haberli olması gerekir. Çünkü kızın, kendisine bakıldığından haberli olmaması mekruhtur. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 24)

Sonuç olarak, bir erkek evlenmek istediği kıza, istemeden önce İslami ölçüler içinde bakabilir. Aynı şekilde kız da erkeğe bakabilir. Yanlarında üçüncü bir kişi bulunmak veya herkese açık bir yerde olmak şartıyla evlilik tasarlayan müstakbel eşlerin karşılıklı konuşmaları da mümkün ve caizdir. Ancak kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa kalmayı haya ve iffet bakımından riskli gören İslam bu konuda bazı önlemler almıştır. Bunları aşağıda açıklayacağız.

2) Nişanlılık süresinde:

Yukarıda da belirttiğimiz gibi nişan bir akit değil, bir evlilik sözü vermekten (va'd) ibarettir. Bu yüzden evlilikle ilgili yükümlülük ve sorumluluklar nişanla ortaya çıkmaz. Nişanlı erkekle kadın birbirine yabancı sayılır ve yanlarında mahrem birisi bulunmadıkça nişanlı kızla kimsenin olmadığı bir yerde başbaşa kalmak caiz olmaz.

Delil hadistir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kimse kendisine helal olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Aksi durumda üçüncüleri şeytan olur. Ancak yanlarında bir mahremlerinin bulunması durumu müstesnadır." (Buhari, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tırmizî, Rada; 16, Fiten, 7;A. b. Hanbel, l, 222.)

Evlilikten önce birlikte gezip dolaşmak ve yanında anne, baba, kardeş, amca veya hala gibi bir mahrem olmaksızın erkekle başbaşa kalmak caiz değildir. Diğer yandan bu gibi birlikteliklerden bir yarar da sağlanmaz. Çünkü nişanlılar bu dönemde gerçek yüzlerini ortaya koymazlar. Kendilerini olduklarından başka türlü göstermeye çalışabilirler. Erkek duygularına yenilerek aceleci olabilir ve bundan da en büyük zararı kadın görür. Nişanın bozulması ya da bir gebelik durumunun ortaya çıkması özellikle kadını sarsan bir sonuç olur. Bu durumda kadının şerefi ve saygınlığı lekelenmiş bulunur.

Nişanlı Kıza Evlenme Teklifinde Bulunmak

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

NİŞANLI KIZA EVLENME TEKLİFİNDE BULUNMAK 

Başkasının nişanlısı olan bir kadına evlenme teklif etmek caiz değildir. Buna göre, önceki nişan bozulmadan, yeniden başka bir erkekle nişanlanıp evlenen kadın ve bu evliliğe bilerek razı olan erkek günahkar olur. Hadiste şöyle buyurulur:

"Sizden biriniz kardeşinin satışı üstüne satış yapmasın. Kardeşinin nişanı üstüne izni olmadıkça nişan da yapmasın." (Buharî, Büyû', 58, Şurüt, 8; Müslim, Büyü, 8; Nikah, 49; Ebü Davud, Nikah, 17; Tirmizî, Nikah, 38; Nesaî, Büyü, 19; İbn Mace, Nikah, 10; Darimi, Nikah, 7.)

Buharî'nin naklettiği rivayet ise şöyledir: "Hz. Peygamber, bir kimsenin, mü'min kardeşinin satışı üstüne kardeşinin nişanlısına talip olmasını yasakladı." (Buhari, Nikah, 45) Ancak, açık arttırma yoluyla satış, bu kapsama girmez. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) açık arttırma yoluyla satışa (müzayede) izin vermiştir. (bk. Buharî, Büyû, 59; İbn Mace, Ticarat, 25.)

Dünürcüye olumlu veya olumsuz henüz cevap verilmezden önce, araya başka bir dünürcünün girmesi Hanefîlere göre mekruhtur. Çünkü bu durum, satış üstüne satış veya nişan üstüne nişan niteliğinde olur.

Çoğunluk müctehitlere göre, kız belli bir erkeğe sözlenmedikçe, araya başka dünürcülerin girmesi caizdir. Delil; Fatıma binti Kays (r. anha)'yı, kocası boşayıp, iddetini tamamladıktan sonra üç kişi istemiştir. Bunlar; Muaviye (ö. 60/679), Ebü Cehm b. Huzafe ve Usame b. Zeyd idi. Fatıma (r. anha), Allah'ın elçisine istişare için başvurmuş ve kendisine Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ebu Cehm sopasını omuzundan indirmez. Muaviye malı olmayan bir fakirdir. Sen Usame ile evlen." (Müslim, Fiten, 119; İbn Hanbel, VI, 373, 417) Bu hadis, bir kadının, evlenme kararı vermezden önce birden çok erkek tarafından istenmesinin caiz olduğunu gösterir.

Ancak burada kadını isteyen birden çok kimselerin birbirinden habersiz olmaları muhtemeldir. İslam dostluk ve sevgi bağlarının devamım ister, aynı kadını isteyen birden fazla mü'min erkeğin arasına, kadın yüzünden kin ve fesadın girmesini uygun bulmaz. Bu nedenle, bir erkek tarafından dünürcü gönderildiği bilinen bir kadına, bu dünürcülüğün sonucu belli oluncaya kadar, başka bir erkeğin araya girmesi fitneye yol açabilir. Mü'minlerin böyle bir durumdan sakınması gerekir. Durum böyle olunca, nişanlı kızın nişanını bozdurarak veya evli kadının yuvasını yıkarak evlenmeye çalışmanın mü'mini daha ağır bir sorumluluk altına soktuğunda şüphe yoktur.

Nişanlanılması Mübah Olan Kadınlar

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

NİŞANLANILMASI MÜBAH OLAN KADINLAR

 Nişan, evliliğe götüren bir yol olduğu için, dünür gönderilecek kızla, dünür gönderen erkek arasında bir evlenme engelinin bulunmaması gerekir. Bu yüzden aralarında sürekli evlenme engeli bulunan kızkardeş, hala ve teyze gibi kan hısımları ile veya geçici evlenme engeli bulunan baldız ve evli kadın gibi kimselerle nişanlanmak da caiz değildir. Çünkü evliliğe götürmeyen bir nişanın pratik bir değeri bulunmaz. (el-Kasanî, Bedayiu's-Sanayi', II, 256, 268.)

Geçici evlenme engellerinden birisi de, kadının daha önceki evliliğinde ötürü iddet beklemekte oluşudur. Boşanma veya kocasının ölümü nedeniyle iddet bekleyen kadına dünür gönderip nişanlanmanın caiz olmadığı konusunda görüş birliği vardır. Ancak böyle bir kadına iddet sonrasına yönelik üstü kapa teklif yapılabilir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"İddet bekleyen kadınlara üstü kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya bu isteği içinizden geçirmenizde, sizin için bir sakınca yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın -meşru sözler dışında- onlarla gizlice sözleşmeyin. İddet sona erinceye kadar da nikah akdine kalkışmayın." (el-Bakara, 2/235)

Üstü kapalı veya dolaylı yoldan evlenme teklifi (ta'rîz), açıkça söylenmeyen ve sözün gelişinden anlaşılan bir tekliftir. "Çok güzelsin", "Senin gibi kadir kim bulabilir?", "Allah'tan senin gibi saliha bir kadını bana da nasip etmesini dilerim" gibi sözler, üstü kapalı evlenme teklifi niteliğindedir.

Kocasının ölümü yüzünden iddet beklemekte olan kadına, bu süre içinde üstü kapalı evlenme teklifi yapılabileceği konusunda müctehitler arasında görüş birliği vardır. Çünkü kocanın ölümü nedeniyle karı-kocalık ilişkisi sona ermiş olacağından artık üstü kapalı evlenme teklifi, eski kocanın hakkına saldırı sayılmaz. Boşanma, cayılabilir (rıc'î) talakla olmuşsa, iddet süresi içinde üstü kapalı teklifin caiz olmadığı konusunda görüş birliği vardır. Çünkü bu durumda, boşayan kocanın yeniden eşi ile barışma ve evliliği sürdürme hakkı bulunduğu için, kadına bu sırada yapılabilecek evlenme teklifi onun hakkına saldırı sayılır.

Eğer boşama bain (kesin) talakla olmuşsa, Hanefîlere göre, iddet süresinde üstü kapalı da olsa evlenme teklifi caiz olmaz. Çünkü birinci ve ikinci boşamalarda, talak bain de olsa boşayan erkeğin iddet içinde veya sonunda, yeni bir evlilik akdi ile bu kadınla yeniden evlenme hakkı vardır. Araya başka bir erkeğin girmesi onun bu hakkına saldırı sayılır. Üçüncü boşama (beynünet-i kübra) halinde de üstü kapalı teklif caiz olmamaktadır. Çünkü burada her ne kadar artık hülleden önce eski koca bu kadınla evlenemezse de, başka bir erkeğin erken evlenme teklifi halinde, kadının iddet konusunda yalana sapması veya ona bu süre içinde talip olan erkeğin "karı-koca arasını bozan kişi" durumuna düşmesi muhtemeldir. Kısaca, yukarıdaki ayet yalnız rıc'î boşama durumunu kapsar.

Çoğunluk müctehitlere göre ise, ric'î boşamada olduğu gibi bain boşama durumunda da, kadına iddet süresi içinde üstü kapalı evlenme teklifi yapılması caizdir. Dayandıkları delil, Bakara Süresi 234 ncü ayetin genel anlamıdır. Bu ayetteki "İyi sözler (meşru sözler) dışında" ifadesi onlara açıkça olmaksızın, dolaylı yoldan talip olabilirsiniz, anlamına gelmektedir. (Ayrıntı için bk. el-Kasanî, a.g.e., II, 268; el-Cassas, Ahkamu'l-Kur'an, Kahire, t.y., l, 422; eş-Şirazî, el-Mühezzeb, II, 47; eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtac, Mısır, t.y. III, 135.)

İddet beklemekte olan bir kadın başka bir erkekle nişanlanır ve evlenirse Hanefî ve Şafiîlere göre nikah akdi feshedilir. Ancak tarafların iddet bitince yeniden evlenmesi mümkün ve caizdir. Çünkü Kur'an, sünnet ve icmada iddetten sonraki evliliği yasaklayan bir delil yoktur. İmam Malik, (ö. 179/795), Ahmed bin Hanbel (ö. 241/855) ve eş-Şa'bî'ye (ö. 103/712) göre ise, bu durumda evlilik feshedilir ve bu erkekle kadın sonsuza kadar birbirine haram olur. Delil, Hz. Ömer'in (ö. 23/643) uygulamasıdır. Çünkü bu kimse helal olmayan bir şeyi kendisine helal kılmış olup, bu durum katilin, öldürdüğü hısımının mirasından mahrum kalmasına benzer. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 17.)

Evlenilecek Kadının Nitelikleri-Eş Seçiminde Müstehap Olan Nitelikler