Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

Yazılar

Bağlayıcı (Lâzım) Olmayan Evlilik

 

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Bağlayıcı (Lâzım) Olmayan Evlilik

Bağlayıcılık (lüzûm) şartları eksik bulunan evliliklere "gayri lâzım (bağlayıcı olmayan) evlilik" denir.

A) Bağlayıcı Olmayan Evliliğin Gerçekleştiği Durumlar:

1) Baba ve dede dışında bir velinin küçükler için akdettiği evlilik.

Erkek kardeş veya amca gibi bir hısımın veli sıfatıyla küçüğün nikâhını akdetmesi durumunda, bu erkek veya kız çocuğunun "bulûğ muhayyerliği" hakkı bulunur. Bunlar erginlik çağına girince daha önce kendileri adına akdedilen evliliği kabul etmezlerse, nikâh akdi ortadan kalkar. İşte böyle bir nikâh, akdedildiği tarihten erginlik çağına kadar bağlayıcılık niteliği olmayan (gayri lâzım) bir nikâhtır. Küçüğü baba veya babanın babası evlendirmişse, bunların onun yararını gözetmede isabetli karar verecekleri kabul edildiğinden onlara "bulûğ muhayyerliği" hakkı tanınmamıştır. Ancak baba veya dede isabetsiz karar vermesiyle tanınmış olur ve küçüğü dengi olmayan birisi ile yahut önemli ölçüde düşük mehirle evlendirmiş bulunursa, böyle bir nikâh akdi geçerli sayılmamıştır.

2) Akıllı ve ergin bir kadın velisinden izinsiz olarak, dengi olmayan bir erkekle veya önemli ölçüde düşük olan mehirle evlenmiş bulunursa, velisi icazet verinceye kadar nikâh akdi "gayri lâzım"dır. Velinin bu evliliği feshettirme hakkı bulunur. Ebû Hanife'ye göre burada eksik mehri tamamlaması kocadan istenir, tamamlamazsa velinin fesih hakkı doğar. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise mehirdeki eksiklik veliye fesih hakkı vermez. (bk. el-Kâsânî, a.g.e., 11,315; Bilmen, a.g.e., II, 61, 62; Cin, a.g.e.,s: 156 vd, Cin-Akgündüz, a.g.e., s: 82; Kadri Paşa Kodu, Md. 138-144.)

B) Bağlayıcı Olmayan veya Mevkûf Bulunan Evliliklerin Sonuçları:

Bu çeşit evlilikler icazet yetkisine sahip olan kimsenin icazet vermesinden önce fasit nikâh gibidir. (el-Kâsânî, a.g.e. II, 236.) Böyle bir evliliğe icazet verilmez ve ayrılık meydana gelirse şu sonuçlar ortaya çıkar.

1) Cinsî birleşmeden önce fesih hakkı kullanılmışsa, nikâh hiçbir sonuç doğurmaz.

2) Birleşmeden sonra feshedildiği takdirde boşama iddeti, hurmet-i musâhare (sıhrî hısımlıkla doğan evlenme yasağı), emsal mehir ve doğacak çocuğun nesebi sabit olur.

3) Kadın hamile durumda ise evlilik feshedilemez. Burada doğacak çocuğun yararı gözetilmiştir. (el-Fetâvâ'l - Haniye maa'l - Hindiyye, I, 354.) Fasit evlilikte ise gebelik veya çocuğun bulunması ayrılmaya engel teşkil etmez.

4) Boşama, muhâlea, zıhâr, ilâ, nafaka ve miras gibi sahih evliliğe ait olan sonuçlar mevkuf ve gayri lâzım evliliklerde sabit olmaz.

Yürürlük Kazanması Başkasının İcazetine Bağlı Olan (Mevkûf) Evlilik

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Yürürlük Kazanması Başkasının İcazetine Bağlı Olan (Mevkûf) Evlilik

Yürürlük (nefaz) şartlarında eksiklik bulunan evliliğe mevkûf evlilik denir.  Burada akdin tamamlanması kendi icazetine bağlı olan kimse, icazet verinceye kadar nikâh akdi askıda kalır ve yürürlük kazanamaz.

Mevkuf evlilik kapsamına giren nikâh çeşitleri şunlardır:

A) Velinin izni gerektiği halde bu izin alınmadan yapılan evlilik. Temyiz gücüne sahip fakat henüz erginlik çağına gelmemiş bulunan bir erkek veya kız çocuğunun velisinden izinsiz evlenmesi durumunda, veli icazet verinceye kadar evlilik yürürlük kazanamaz. İcazet verilmezse evlilik ortadan kalkar. İcazetten önce cinsel birleşme olursa fasit nikâh hükümleri uygulanır.

B) Yetkisiz (fuzulî) kimse tarafından akdedilen evlenme. Velayet veya vekâlet gibi bir yetkiye dayanmaksızın, başkasını evlendiren kimseye "fuzûlî" denir. Fuzûlînin evlendirdiği kişi, bu evliliği öğrenince, kabul ederse nikâh akdi yürürlük kazanır. Aksi durumda ortadan kalkar.

C) Vekilin yetkisini aşarak aktettiği evlilik. Vekil, temsil ettiği kimseyi belli bir kadınla evlendirme görevini üstlenmişken, bundan başkası ile evlendirse evlendirilen kişi icazet verirse akit yürürlük kazanır. Aksi durumda ortadan kalkar.

Bâtıl Evlilik Nedir

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Bâtıl Evlilik Nedir

A) Bâtıl Evliliğin Tanımı Ve Kapsamı:

Rükünlerinde veya meydana gelme şartlarında bir eksiklik bulunan evliliğe "bâtıl evlilik" denir. Temyiz gücüne sahip olmayan çocuğun veya akıl hastası bulunan kimsenin bizzat evlenmesi, gelecek zaman siygası ile evlilik akdi yapmak, tercih edilen görüşe göre kız kardeş, hala, veya teyze gibi mahrem hısımlarla evlenmek, başkası ile evli olan bir kadınla bu evliliği bilerek evlenmek, müslüman bir kadının gayri müslim bir erkekle evlenmesi, müslüman erkeğin Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenmesi ve mut'a nikahı ile evlilik bâtıl nikah niteliğindedir.

B) Bâtıl Evliliğin Sonuçları:

Bâtıl sayılan evlilik birleşme olsun veya olmasın evliliğe ait bir sonuç doğurmaz, burada cinsel birleşme helal olmaz; kadına mehir, nafaka gerekmez, eşler arasında miras cereyan etmez, sıhrî hısımlık doğmaz, tarafların cinsel birleşmeden kaçınmaları gerekir; eşler kendiliğinden ayrılmazlarsa, hakim zorla ayırır. Kadına iddet gerekmez. Ancak kadının bir hayız süresince beklemesi uygun olur. Buna "istibrâ" denir.

Ebu Hanîfe doğacak çocuğun babasız kalmaması için evlenme yasağı bulunan bir kadınla evlenmeyi, cinsel birleşme olmuşsa, bâtıl değil, fasit olarak nitelendirmektedir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ise evlenme yasağı bulunan kadınlarla evlenmeyi de bâtıl saymıştır.

Osmanlı Devleti uygulamasında bu görüş tercih edilmekle birlikte 1917 tarihli HAK Ebu Hanîfe'nin görüşünü esas alarak bu çeşit evlilikleri fasit saymıştır.

H.A. Kararnamesi fasit-bâtıl nikah ayırımı konusunda Ebü Hanife'nin görüşünü tercih etmişse de, bu ayırımı yaparken Hanefi mezhebinin kriterlerine uymamıştır. Nitekim müslüman bir kadının gayri müslim erkekle olan evliliği dışındaki, meydana gelme veya sıhhat şartlarında eksiklik bulunan bütün nikahları fasit olarak niteleyen kararname, fasit ile bâtıl terimlerini birbirine karıştırmıştır. (bk. H.A.K. mad, 52-58; Akgündüz, Osmanlı Hukuk Külliyatı, D.Ü.H.F. Yayını Diyarbakır, 1986, s: 324, 325; Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Konya, 1988, s.303, 304; Cin - Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, Konya, 1989, s: 80-81.)

Biz bâtıl nikah çeşitleri arasında yer alan ve günümüz Ca'ferî mezhebi mensupları arasında meşru sayılan "mut'a nikahı" üzerinde duracağız. Mut'a nikahı nedir? Şartları nelerdir? Dayandığı deliller nelerdir? Neshedilmiş midir? Aşağıda bu soruların cevabını bulmaya çalışacağız.

C) Mut'a Nikahı:

1) Mut'a evliliği ve geçici (muvakkat) evlilik:

Bir kimse, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadına; "Şu kadar para karşılığında şu kadar süre senin cinsel yönlerinden yararlanayım" veya "şu kadar para karşılığında beni cinsel yönlerinden yararlandır" diyerek teklifte bulunsa, kadın da kabul etse "mut'a nikahı" söz konusu olur.

Bazı fıkıh kaynaklarında süresi belirlenen "muvakkat nikah" mut'a nikahlının bir çeşidi olarak nitelendirilmiş ise de bu iki çeşit nikah arasında bazı ayrılıklar vardır. Ezcümle; geçici nikah şahitlerin önünde, belli bir süre zikredilerek evlilik ifade eden sözcükler kullanılmak suretiyle yapılır. Mut'a nikahı ise mut'a sözcüğü veya bu anlamda "kadının cinsel yönlerinden yararlanma" gibi ifadeler kullanılarak akdedilir. Bunda sürenin zikredilmesi gerekmediği gibi, şahit bulunması da şart değildir.

Dört mezhep imamına ve sahabe çoğunluğuna göre mut'a nikahı ve bunun benzerleri haramdır ve bâtıldır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi yalnız İmam Züfer (ö. 158/775) geçici evlilikte süre şartını geçersiz sayar ve böyle bir nikah akdini süresiz olarak meydana gelmiş kabul eder. Çünkü nikah fasit olan şartlarla bâtıl olmaz. Çoğunluk müctehitler ise geçici evliliği de mut'a evliliğine kıyas ederek bu konuda "akitlerde itibar lafza değil manayadır" prensibini esas almışlardır. (bk. el-Kasani, a.g.e., II, 272, 273; el-Meydani, el-Lübab, İstanbul, t.y., tıpkı basım, neşr. Dersaadet, III, 20, 21; Bilmen, a.g.e., II, 25)

İmamiyye Şiası ise müslüman veya ehl-i kitap kadınla yapılacak mut'a veya geçici evliliği caiz görmüştür. Ancak bu evlilik zina eden kadınla yapılırsa mekruh olur.

2) İmamiyye ekolüne göre mut'a evliliğinin esasları:

a) Süre ile birlikte mehrin zikredilmesi gerekir. Aksi durumda akit bâtıl olur. Süre zikredilmeyip, mehir miktarı belirtilse sürekli nikah akdi meydana gelir.

b) Akitten önce konuşulacak şartlar geçersizdir. Akit sırasında belirlenen ve nasslarla çelişmeyen şartlar bağlayıcı olur.

c) Gece veya gündüz cinsel birleşmeyi yahut kadından izinsiz doğum kontrolünü şart koşmak; erkek korunsa da doğacak çocuğun nesebini bu erkeğe bağlamak; bununla birlikte erkek, çocuğun nesebini reddederse mulâane yoluna gidilmeyeceğini şart koşmak mümkün ve caizdir.

d) Mut'a da talak (boşama) söz konusu olmaz. Konuşulan süre sona erince nikah kendiliğinden ortadan kalkar. Bu konuda Şia'nın görüş birliği vardır. Açık görüşe göre mut'a da mulaane yoluna da gidilemez (bk. "Mulâane (lian)" konusu).

e) Mut'a evliliği yapanlar arasında miras cereyan etmez. Ancak doğacak çocuk her ikisine mirasçı olur ve her ikisi de çocuğa mirasçı olur.

f) Mut'a nikahının süresi sona erince, meşhur görüşe göre kadın iki hayız süresince iddet bekler. Aybaşı hali olmayan kadın için bu süre 45 gündür.

g) Sürenin bitiminden önce akdi yenilemek geçerli olmaz. Eğer erkek süreyi uzatmak isterse, önce süreden geri kalan bölümü bağışlar ve yeni baştan akit yaparlar. (el-Muhtasar'un-Nafi' fî Fıkhi'l-İmamiyye, Nşr. Daru'l-Kitabi'l-Arabî, Mısır, t.y., S: 205-207; er-Ravdatü'1-Behiyye Şerhu'l-lem'ati'd-Dimaşkıyye, Daru'l-Kitabi'l-Arabî, Mısır, t.y.. s:2. 103 vd.: ez-Zühaylî. a.g.e.. VII. 64. 65.)

İmamiyye ekolü mut'a evliliğinin meşru olduğunu öne sürerken bazı ayet, hadis ve sahabe uygulamalarına dayanmışlardır. Biz aşağıda önce mut'a ile ilgili delilleri vereceğiz ve daha sonra bunların eleştirisini yapacağız. Böylece mut'anın lehinde ve aleyhinde olan delilleri bir arada değerlendirmek mümkün olacaktır.

3) İmamiyye'nin mut'a konusunda dayandığı deliller:

a) Kur'an'da şöyle buyurulur: "(Kadınlardan) hangisinden yararlandı iseniz, kararlaştırılmış olan ücretlerini verin." (en-Nisa, 4/24) Bu ayette kadınla evlenmek "zivac" değil, onun cinsel yönlerinden yararlanmak anlamına gelen "istimta" sözcüğü ile ifade edilmiştir. "Ücret'de mehir anlamında değildir. İstimtâ ve temettü' aynı anlamdadır. Yararlanma karşılığında bedel ödemek kira akdinde söz konusu olur. Bu yüzden mut'a da kadının cinsel yönlerinden yararlanma üzerine yapılmış bir çeşit "kira sözleşmesi" dir. 

b) Bazı gazvelerde mut'a uygulamasına Allah'ın Rasülü tarafından ruhsat verilmiştir. Evtas, Umretü'l-Kaza, Hayber, Mekke Fethi ve Tebük bunlar arasındadır. (bk. eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 136,137.)

Abdullah İbn Mes'ud (ö. 32/653) r.a. şöyle demiştir: "Biz Rasulullah (s.a.s) île birlikte gazalara katılıyorduk. Yanımızda kadınlarımız yoktu. Dedik ki: "Kendimizi iğdiş (cinsel gücü giderme) yapabilir miyiz?" Allah elçisi bizi bundan nehyetti. Sonra bize bir elbise vb. karşılığında belli bir süre için kadınlarla nikahlanmamıza ruhsat verdi. Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) sonra şu ayeti okudu: "Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz ve güzel şeyleri kendinize haram kılmayın." (el-Maide, 5/87; hadis için bk. Tefsîru Sure, 5/6, Nikah, 8; Tirmizî, Nikah, 2; Nesaî, Nikah, 4; İbn Mace, Nikah, 2; Darimî, Nikah, 1,3; Ahrned b. Hanbel, l, 175,176,183, II, 173.)

c) Cabir (r.a.)'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Rasulullah ve Ebü Bekir devrinde bir miktar hurma veya un karşılığında mut'a nikahı yapıyorduk. Ömer (r.a.) bunu Amr b. Hureys olayında yasaklayıncaya kadar devam etti." (Müslim, Nikah, 16; Ebü Davud, Nikah, 29; Zeylaî, Nusbu'r-Raye, III, 181.)

d) İbn Abbas ve seleften bir topluluk mut'a'nın caiz olduğunu söylüyordu. Ashab-ı Kiramdan Esma binti Ebî Bekr, Cabir, İbn Mes'ud, Muaviye, Amr b. Hureys, Ebü Said (r. anhüm) de bu görüşte idiler. Tabiîlerden Tavus, Ata, Said b. Cübeyr ve İbn Cüreyc gibi diğer Mekke fakihleri de mut'a'yı caiz görenlerdendir.

e) İmam el-Mehdîde mut'a'yı caiz görmüş ve bunu Muhammed el-Bakır, Cafer es-Sadık ve İmamiyye'den nakletmiştir. (eş-Şevkani, a.g.e., VI, 135 vd.)

f) Zeydîler, çoğunluğun görüşüne uyarak mut'a nikahını meşru görmemişlerdir. Onlar ehl-i sünnet gibi İbn Abbas'ın önceki görüşünden döndüğünü söylemiştir. (İbnü'l-Murteza, el-Bahru'z-Zıhar, 1. baskı, III, 22)

4) Dört mezhebin mut'a aleyhinde dayandığı deliller:

a) "... Onların hangisinden yararlandıysanız" (en-Nisa, 4/24) ayetindeki "istimtâ"dan maksat "nikah akdi"dir. Ayetin baş tarafı ile önceki ve sonraki ayetler bir bütün olarak değerlendirilince bu anlam çıkar. "Ücret" ifadesine gelince, nikah konusunda mehir "ecr ve ücret" olarak ifade edilir. Şu ayetlerde bunu görmek mümkündür:"... Onları sahiplerinin izniyle kendinize nikahlayın. Ücretlerini de güzellikle onlara verin" (en-Nisa, 4/25). "Ey Peygamber! Biz, ücretlerini verdiğin kadınları sana helal kıldık" (el-Ahzab, 33/50). Bu ayetlerde "ücretten "mehir" anlamı kastedildiği açıktır.

İstimtâ ayetinde ücretin yararlanmadan sonra, peşin mehrin ise yararlanmadan önce verilmesi sözcükteki bir takdim ve te'hîr üslubundan ibarettir. "Kadınları boşadığınız zaman, onları... boşayın" (et-Talak, 65/1). "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi... yıkayın" (el-Maide, 5/6), ayetlerinde bu üslubu görmek mümkündür.

b) Bazı gazvelerde Allah Rasülünün mut'a nikahına izin vermesi zaruret nedeniyle olmuştur. Sonra Rasulullah (s.a.s) bunu kıyamete kadar ebedî olarak yasaklamıştır. Bu yasağı bildiren çeşitli hadisler nakledilmiştir. Bazıları şunlardır:

"Ey insanlar! Ben size kadınlarla mut'a nikahı yapmanız konusunda izin vermiştim. Şüphesiz Allah bunu kıyamete kadar haram kılmıştır. Kimin yanında mut'a nikahlı kadın varsa, onu serbest bıraksın. Onlara verdiğiniz hiç bir şeyi almayın." (Müslim, Nikah, 22; İbn Mace, Nikah. 44; Darimî, Nikah, 16; İbn Hanbel, III, 406.)

Seleme b. el-Ekva' (r.a.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah (s.a.s) bize Evtas yılında üç gün süreyle mut'a nikahına ruhsat verdi, sonra bunu yasakladı." (Müslim, Nikah, 18; A.b. Hanbel, l, 142, IV 55.)

Sebre b. Ma'bed (r.a.)'den nakledilmiştir: "Allah Rasulü, Veda Haccı'nda mut'a nikahını yasaklamıştır." (Buhari, Megazî, 38; A.b. Hanbel, l, 79, III, 404, 405)

İmam Malik Zuhrî'den, onun da senediyle Hz. Ali'den naklettiğine göre şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.s) Hayber gazvesinde, mut'a nikahını ve evcil eşek etini yasaklamıştır." (Müslim, Nikah, 25-30, 32, Sayd, 23; eş-Şevkanî, a.g.e., VI, 20; Zeylaî, a.g.e., III, 177)

Diğer yandan Abdullah b. Abbas'ın yalnız zaruret halinde mut'ayı caiz gördüğü rivayet edilir. Ancak onun daha sonra bu görüşünden döndüğü de nakledilir. Saîd b. Cübeyr, İbn Abbas'tan şunu nakleder: "Sübhanallah! Ben neye fetva vermişim. Mut'a nikahı, murdar ölmüş hayvan eti gibi yalnız darda kalan için helal olur. Şiîlere gelince, onlar bunu genişlettiler, hükmü zaruret olana olmayana, mukîm veya yolcu herkese teşmil ettiler." (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 67, 68)

Tirmizî, İbn Abbas (r.a.)'ın görüşünden rücuunu şöyle nakleder: İbn Abbas şöyle demiştir: "Mut'a ancak İslam'ın ilk dönemlerinde vardı. Bir erkek bilmediği bir beldeye gider, orada bir kadınla ikamet edeceği süreye göre evlenir, kadın onun eşyasını korur, onun durumuyla ilgilenirdi. Sonra şu ayet indi: "O mü'minler ırzlarını koruyanlardır. Ancak karıları ve sağ ellerinin sahip olduğu cariyeleri bundan müstesnadır" (el- Müminun, 23/5, 6). İbn Abbas şöyle demiştir: "Bu ikisi dışında kalan her cinsel temas haramdır." (Tirmizi, Nikah, 28; eş-Şevkani, a.g.e., VI, 135)

Ümmet, ihtiyaç duyulmasına rağmen mut'a'yı menetmiştir. el-Hattabî'ye göre Şiîler bu konuda Hz. Ali'ye de muhalefet etmişlerdir. Çünkü Hz. Ali mut'a ruhsatının neshedildiğini söylemiştir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 273; es-Sabünî, Tefsîru Ayati'l-Ahkam, 2. baskı. Dımaşk 1977, l, 457; ez-Zuhayli, a.g.e., VII, 68)

Şafiî, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre geçici nikah ile mut'a nikahı aynı nitelikte olup her ikisi de bâtıldır. Ancak kimi kaynaklarda bâtıl yerine fasit terimi kullanılarak nikah şüphesi yüzünden tarafların doğrudan zina töhmetine karşı korundukları görülür.

Nitekim Malikî fakihlerinden İbn Rüşd (ö. 520/1126)'e göre mut'a nikahı şahitlerin önünde, mehir belirlenerek ve veli aracılığı ile, belli bir süre için yapılır. Akit süreli olduğu için fasit olur. Bu yüzden boşama gerekmeksizin feshedilir. Böyle bir evliliğe cür'et eden erkek ve kadına ise ta'zîr cezası (İslam devleti'nin belirleyeceği bir ceza türü) uygulanır. Bununla, doğacak çocuğun nesebi sabit olur ve kadına iddet gerekir. Ancak mut'a evliliği cinsel temastan önce feshedilmiş olursa mehir vermek gerekmez. Cinsel temastan sonra feshedilirse, tercih edilen görüşe göre, miktarı belirlenmiş olsun veya olmasın mehir gerekli olur.

İbn Rüşd daha sonra mut'a nikahının Hz. Peygamber tarafından haram kılınmış olduğunu bildiren haberlerin tevatür derecesine ulaştığını, ashab-ı kiramın çoğunluğunun ve ensar fakihlerinin tamamının da bu haramlığı benimsediğini belirtir. Son yasaklamanın ne zaman yapıldığı konusundaki görüş ayrılığını şöyle açıklar: Yasaklamanın Hayber gününde, Mekke Fethi veya Tebük Gazvesi yahut Veda Haccı veyahut Kaza Umresi yahut da Evtas vak'ası sırasında yapıldığına dair rivayetler vardır. (İbn Rüşd, Bidayetü'l-Müctehid, Mısır, t.y., II, 49-50; Bilmen, a.g.e., II, 26)

Diğer yandan Hz. Ömer (ö. 23/643)'in Devlet başkanlığı sırasında minbere çıkarak mut'a'nın haram olduğunu ilan etmek ihtiyacını duyduğu dikkate alınırsa, ashab-ı kiramın bu konuda o güne kadar görüş birliği içinde olmadığı anlışılır. (es-Sabuni, a.g.e., I, 273)

Sonuç olarak mü'min, kitap ve sünnette esasları belirlenen meşru evlilik yolunu tercih etmelidir. Mut'a'ya Allah'ın Rasülü bazı zaruret durumlarında ruhsat vermişse de, daha sonra bunun yasaklandığı anlaşılmaktadır. Ancak bu bir nesih midir? Yoksa şarap ve domuz eti gibi bir yasaklama mıdır? şarap ve domuz etine kıyas edilirse zinaya düşme tehlikesi karşısında bu yola başvurulabileceği anlamına gelir. Ancak Hz. Peygamberin evlenemeyen gençlerden, zinaya karşı nafile oruç tutarak korunmalarını istediği dikkate alınırsa, İslam'ın ömür boyu süren sıcak aile yuvası müessesesini korumayı hedeflediği sonucuna varılır.

Fasit Evlilik Nedir

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Fasit Evlilik

A) Fâsit Evliliğin Tanımı:

Meydana gelme (in'ikad) şartları tam olmakla birlikte sıhhat şartlarında eksiklik bulunan evliliğe "fasit evlilik" denir. Evlenme ehliyeti, icap ve kabul gibi ana unsurlardan birisi olmaksızın yapılan evlilik ise "batıl evlilik" adını alır.

İbadetler konusunda fasit ve batıl terimleri eş anlamda kullanılır. Namazın fasit veya batıl olması aynı anlamı ifade eder. Burada ibadetin, ibadet olmaktan çıkması ve bozulması kasdedilir. Bu konuda mezhepler arasında bir görüş ayrılığı yoktur. Evliliğin ise özel bir durumu vardır. Çünkü nikah akdi bir yönüyle ibadetlere benzer. Yukarıda da belirttiğimiz gibi nikah nafile ibadetlerden daha faziletli olup, insan türünün sürekliliğine, nesep temizliğine ve ahlakın güzelliğine hizmet eder. Bu yüzden de nikah ibadetlerden sayılır. Evlilik başka bir yönüyle de muamelelere benzer. Çünkü, başka bir takım sözleşmelerde olduğu gibi nikah da icap ve kabul île yapılır, şahit bulundurmak gerekir ve kadın mehir adı verilen bir bedel alır. Bu nitelikler ibadetlerde bulunmadığı için, nikah muamelattan sayılır. (İbadet ve muamelelerde fesat ve butlan için bk. es-Serahsî, el-Mebsut, XIII, 23 vd.; el-Kasanî, a.g.e., V, 304; ibnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadir, V, 227 vd.; İbn Abidin, reddü'l-Muhtar, IV, 136; Ömer Nasuhi Bilmen, İstilahat-ı Fıkhıyye Kamusu, II, 22 vd.; Döndüren, a.g.e., s. 57, 58, Delil, Ticaret ve ikt. İlmihali, s. 124 vd.)

Hanefiler diğer ticarî ve medeni muamelelerde olduğu gibi nikah akdinde de fasit ve batıl ayırımı ilkesini benimsemişlerdir. Fasit nikah, özellikle kadın ve doğacak çocuklar lehine bir takım kolaylık ve haklar getirdiği için müctehitler arasında durumu ihtilaflı olan birtakım evlilikler fasit çeşidine sokulmuştur. Bununla birlikte nikah çeşitlerinin hangisinin fasit, hangisinin de batıl kapsamına girdiği kesin çizgilerle ayrılmış değildir. Bu konuda Hanefi müctehitleri arasında da görüş ayrılıkları vardır. Biz aşağıda başlıca fasit nikah kapsamına giren evlilikleri maddeler halinde vereceğiz ve bu arada görüş ayrılıklarına da işaret edeceğiz.

B) Fâsit Sayılan Evlilikler:

1) Şahitsiz olarak akdedilen evlenme fasittir.

2) Karısının kız kardeşini, hala veya teyzesini bir nikah altında toplamak, sıla-i rahmin kesilmesine yol açabileceğinden nass'la yasaklanmıştır. (bk. en-Nisa, 4/23; Buhari, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 33, 34, 36, 40.) İşte bir kimse iki kız kardeşi veya eşi ile birlikte bu eşinin hala veya teyzesini bir nikah altında toplarsa, sonraki tarihli evlilik fasit olur.

3) Evli bir kadınla, evli olduğunu bilmeksizin yapılacak evlenme fasittir. Çünkü evli bir kadının boşanıp veya kocası vefat edip de iddetini tamamlamadıkça evlenmesi caiz değildir. (bk. en-Nisa, 4/24; el-Kasani, a.g.e., II, 268, 269) Mesela; kocası uzun süredir kayıp olan bir kadın onun vefat ettiğini veya kendisini boşadığını haber alıp da, başka bir erkekle evlense, ancak daha sonra eski kocasının sağ olduğu ve kendisini boşamadığı sabit olsa, ikinci erkek bu durumu bilmeden evlenmişse ikinci evlilik fasit olur.

4) Bir kimsenin üç talakla boşadığı karısı ile hulle'den önce yeniden evlenmesi fasittir (bk. "Hülle" konusu). Ebaû Hanîfe'ye göre burada tarafların evlenme yasağını bilip bilmemeleri sonucu değiştirmez. Ebü Yusuf ve İmam Muhammed'e göre, evlenme yasağını bildikleri takdirde nikah batıl olur.

5) Evlenmeleri ebedi olarak yasak bulunan kan, sıhrî veya süt hısımlarından birisi ile bilerek veya bilmeyerek akdedilecek nikah, Ebü Hanife'ye göre fasit; Ebü Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise batıldır. Ancak böyle bir evlilik yanlışlıkla yapılmışsa taraflara şüpheden dolayı had cezası uygulanmaz. Küçük yaşta ayrılıp birbirinden habersiz yaşayan iki öz veya süt kardeşin bir gün karşılaşıp, akraba olduklarını bilmeksizin evlenmesi gibi. Böyle bir durumda hısımlık ortaya çıkınca derhal ayrılmaları gerekir.

6) Süresi sınırlı (muvakkat) nikah fasittir. Ebû Hanife, Ebü Yusuf ve İmam Muhammed'e göre süresi belirlenen nikah akdi fasit olur. Bu üç müctehid geçici nikahı, mut'a nikahına kıyas etmiştir. Bir erkeğin evlenme engeli bulunmayan bir kadına şahitlerin huzurunda; "Seni şu kadar mehir karşılığında bir ay süreyle veya hac yolculuğu sonuna kadar kendime eş olarak aldım" dese, kadın da kabul etse, geçici (muvakkat) nikah söz konusu olur. Diğer yandan sürenin sözle ifade edilmesi gerekir. Kocanın süreyi niyetinden geçirmesi nikahı etkilemez. Diğer yandan bir kimse yalnız gündüzleri birlikte olmak üzere bir kadınla evlense nikahları caiz olur. Böyle bir evlilik muvakkat nikah kapsamına girmez. Böyle bir kadına "gündüzcü (nehâriye)" denir.

Ebu Hanife'nin müctehit öğrencilerinden Züfer İbn el-Huzeyl (ö. 158/775)'e göre geçici (muvakkat) nikah geçerli olup, süre şartı geçersizdir. Çünkü bu fasit bir şart olup, böyle bir şarttan dolayı nikah akdi iptal edilemez ve sürekli olarak meydana gelmiş olur. (bk. el-Kasanî, a.g.e., II, 256 vd.; İbn Abidin, a.g.e., II, 481, 484, 825; el-Mevsılî, el-ihtiyar, III, 86, 87.)

Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre de geçici nikahlar geçerli değildir. Ancak böyle bir nikahın caiz oluşu Abdullah İbn Abbas (r. anhüma)'dan nakledilmiş ve Ata ile Tavus'un da aynı görüşte oldukları belirtilmiştir. Bununla birlikte İbn Abbas'ın bu görüşten döndüğü de nakledilmiştir. (bk. el-Cezîrî, el-Fıkh ale'l-Mezahibi'l-Erbaa, IV, 116, 117; Bilmen, a.g.e., II, 25.)

C) Fâsit Evliliğin Sonuçları:

1) Fasit evlilikte, eşlerin evliliği sürdürmeleri caiz değildir. Derhal ayrılmaları gerekir. Aksi halde hakim tarafından zorla ayrılırlar. Hakim ayırdıktan sonra cinsel birleşme olursa zina cezası uygulanır.

Diğer yandan kimi fasit evlilik çeşitlerinde yeniden geçerli nikah akdetmek suretiyle eksikliği gidermek mümkündür. Mesela; şahitsiz nikah akdinde, yeniden şahitlerin önünde nikah akdedilebilir. Yine geçici nikah, yeniden süresiz olarak kıyılabilir. Ancak kan, sıhrî veya süt hısımlığı gibi mutlak evlenme engeli olan durumlarda eksikliği tamamlama imkanı bulunmaz. (el-Kasanî, a.g.e., II, 335; el-Fetava'ı-Hindiyye, I, 330, 331; Döndüren, «Nikah» mad. Şamil İslam Ansik., V, 101, 102.)

2) Fasit evlilik, cinsel birleşmeden önce hiçbir sonuç doğurmaz. Burada gerçek bir evlilik söz konusu olmadığı için "halvet-i sahîha" cinsel birleşme hükmünde değildir. Eşlerin kimsenin göremeyeceği ve ansızın gelemeyeceği bir yerde başbaşa kalmalarına "halvet-i sahîha" denir. Eşi muhsan kılma (zina durumunda recm cezasına ehil hale gelme) veya üçlü boşamada anlaşmalı evlilik (hülle) gibi istisnalar dışında sahih evlilikte fiilî birleşme ile sahih halvet aynı sonuçları doğurur.

3) Cinsel birleşme olmuşsa şu sonuçlar doğar: Kadın emsal mehirle, miktarı belirlenmiş olan mehirden az olanına hak kazanır. Mehir miktarı önceden belirlenmemişse emsal mehir alır. (el-Kasani, a.g.e., II, 335; el-Feteva'ı-Hindiyye, I, 330)

Doğacak çocuğun, baba bakımından nesebi sabit olur. Ancak bunun için çocuk, evlilikten en az altı ay sonra ve en geç bir yılın içinde doğmuş bulunmalıdır.

Sıhrî hısımlık doğar, iddet ve iddet süresince nafaka gerekir, iddet dışında nafaka ile miras sahih nikaha ait olup, fasit nikah bunlara hak kazandırmaz. (Bilmen, a.g.e., II, 22 vd.)

Bu ayrılık boşama sayılmaz ve bu nedenle boşama sayısında bir eksilme olmaz.

Malikilere göre evlenme engeli bulunan yakın hısımı ile bilmeyerek evlenme durumunda, şüphe yüzünden had cezası düşer, nesep sabit olur, doğacak çocuğun malı yoksa bakımını baba üstlenir ve aralarında babalık - çocukluk yönüyle miras da cereyan eder. (Bilmen, a.g.e., II, 24)

Sahih Evlilik Nedir Nasıl Yapılır

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Evlenme akdi rükün ve şartlarının bulunup bulunmamasına göre sahih, fasit, batıl, mevkuf ve gayri lazım çeşitlerine ayrılır.

Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre fasit ve batıl evlilik arasında bir fark yoktur.

Aşağıda bu evlilik çeşitlerini ve sonuçlarım açıklayacağız.

Sahih Evlilik

A) Sahih Evliliğin Tanımı:

Rükün ve şartları tam olarak bulunan evlilik akdi, taraflar için bağlayıcı olur. Akıllı ve ergin Müslüman bir erkekle, yine akıllı ve ergin Müslüman bir kadının, aralarında bir evlenme engeli bulunmaksızın iki şahit huzurunda yaptıkları evlenme akdi geçerli olur ve sonuçlarını meydana getirir. (el-Kasani, Bedayiu's-Sanayi, Beyrut, 1328/1910, II, 331-334) Başkasının icazetine bağlı olan mevkuf evlenme, bu icazet verilince ve bir tarafın fesih hakkının bulunması yüzünden bağlayıcı olmayan (gayri lazım olan) evlilik ise bu fesih hakkının kullanılmaması durumunda sahih hale gelir. Böyle bir evlenme akdi karı-koca ilişkisi, mehir, nafaka, sıhrî hısımlık, nesep ve karşılıklı mirasçılık gibi evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Bunları aşağıda açıklayacağız.

B) Sahih Evliliğin Sonuçları:

1) Eşlerin İslami ölçüler içinde birbirinin cinsel yönlerinden faydalanması caiz olur.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz biçimde varın." (el-Bakara, 2/223.) "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz." (el-Bakara, 2/187.) "(Savaş esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler dışında, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin." (en-Nisa', 4/24.) "(Kurtuluşa eren mü'minler) iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu cariyeleri bunun dışındadır. (Bunlarla cinsel ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir." (el-Mü'minun, 23/5, 6.)

Hz. Peygamber (s.a.s) de bir hadiste şöyle buyurmuştur: "Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Şüphesiz onlar sizin yanınızda yardımcılarınızdır. Onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve cinsiyet uzuvlarını Allah'ın kelimesi île helal edindiniz." (Ebu Davud, Menasik, 56; İbn Mace, Menasik, 84; Darimî, Menasik, 34.)

Nikah, eşe ancak önden yaklaşmayı helal kılar. Eşine arkadan yaklaşmak, aybaşı, lohusalık veya hacda ihramlı hallerinde onunla cinsel temasta bulunmak caiz değildir.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Onlar cinsel uzuvlarını eşleri veya sağ ellerinin malik olduğu cariyeleri dışında korurlar." (el-Mü'minun.)

"Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Onun için aybaşı halindeki kadınlarınızla cinsel temastan uzak durun. Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlenince Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin." (el-Bakara, 2/222.) Lohusalık da aybaşı halinin benzeridir. (Aybaşı ve lohusalık için bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, İstanbul, 1991, s:178vd.)

Nebi (s.a.s) eşine arkadan yaklaşan kimse için şöyle buyurmuştur; "Eşine arkadan yaklaşan lanetlenmiştir." (Ebu Davud, Nikah, 45) Başka bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Aybaşı halindeki bir kadına yaklaşan veya bir kadına arkadan yaklaşan yahut gelecekten haber veren kimseye (kahin) gidip onu doğrulayan kimse Muhammed'e indirileni yalanlamış olur." (Tirmizi, Tahare, 102; İbn Mace, Tahare, 122)

Aybaşı veya lohusa olan kadına eşinin cinsel temasta bulunması halinde ona eziyet ve sıkıntı vermiş, ayrıca sağlığını da tehlikeye sokmuş olur. Eğer bunun haramlığını bilerek yapmışsa, bir veya yarım dinar (1 dinar, yaklaşık 4 gr. 22 ayar altın paradır.) altın parayı bir fakire tasadduk etmesi gerekir. Bir hadiste şöyle buyurulur: "Bir erkek eşine aybaşı halinde yaklaştığında, eğer aybaşı kanı kırmızı ise bir dinar, sarı ise yarım dinar altın parayı sadaka olarak versin." (Tirmizî, Tahare, 102, Ebu Davud, Nikah, 47; Nesaî, Tahare, 181, Hayz, 9.)

Kocanın, eşinin bütün vücuduna çıplak olarak bakması ve dokunması caizdir. Çünkü cinsel ilişki bile helal olunca, bunun altında kalan bakma ve dokunma öncelikle helal olur. Ancak edep bakımından eşlerin birbirinin cinsel uzuvlarına bakmaması tavsiye edilmiştir. Nitekim Hz. Aişe (r. anha)'nın "Ben Rasülullah (s.a.s)'in cinsel uzvundan bir şey görmedim, O da benden bir şey görmedi" (bk. ibn Hanbel, Müsned, VI, 63, 90; el-Kurtubî, el-Cami', XII, 154.) dediği nakledilmiştir.

Hanefîlere göre kocanın ölümden sonra eşinin bedenine bakması ve dokunması helal olmaz. Şafiîler aksi görüştedir.

2) Evlilikle, kadın belirlenen mehre hak kazanır. Evlilik akdi sırasında mehirden hiç söz edilmemişse kadın emsalleri kadar bir mehir alma hakkına sahip olur. Aşağıda mehir konusunu ayrıca inceleyeceğiz.

3) Kadının koca evinde kalması gerekir. Peşin konuşulan mehrini alan kadının, kocasının belirlediği, İslam'ın öngördüğü özelliklere sahip olan meskende oturması asıldır. Bu kalış, boşandıktan sonra da iddet süresince devam edebilir.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Evlerinizde oturun, eski cahiliyye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın." (el-Ahzab, 33/33) "(Boşanan) o kadınları, gücünüzün yettiği kadar oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun." (et-Talak, 65/6) "Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Meğer ki, açıkça bir kötülük yapmış olsunlar" (et-Talak, 65/1)

Diğer yandan kadın, peşin konuşulan mehri almadıkça ortak ikametgaha gitmeye zorlanamaz. Koca, önceden eşinin sürekli olarak kendi babasının evinde oturacağını kabul etse, bu şart yok sayılır. Bu duruma göre, toplumda iç güveyi denilen ve erkeğin, kadının ailesi ile birlikte oturma esasına dayanan anlaşmanın kocayı bağlamadığında açıklık vardır. Erkek eşiyle birlikte istediği zaman kendisine ait başka bir eve geçme hakkına sahiptir.

Kocanın belirleyeceği mesken sağlığa elverişli olmalı, meskun alanda bulunmalı, gerekli eşyaya sahip olmalı, kötü komşulu olmamalı ve kocanın hısımları aynı meskende oturmamalıdır. Ancak kadın, kocasının hısımları ile birlikte oturmayı kabul eder ve hizmetlerini de görürse, bu onun ahlakinin güzelliğindendir.

4) Kadın nafaka hakkına sahip olur. Bu da yeme, içme, giyim ve mesken ihtiyacını kapsar. Kadın haksız yere kocasının itaatından dışarı çıkarsa nafaka hakkı düşer. Kocanın nafaka yükümlülüğü şu delillere dayanır: Allahü Teala şöyle buyurur: "...Onların (annelerin) toplumda iyi bilinen örfe göre (ma'ruf) yiyeceği ve giyeceği çocuk kendinin olan babaya aittir." (el-Bakara, 2/233.) "Malî imkanları geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin, rızkı kendisine daraltılmış bulunan da nafakayı, Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah hiç bir kimseye ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah güçlüğün arkasından kolaylık ihsan eder." (et-Talak, 65/7.) Şu ayette de mesken ihtiyacından söz edilir: "Boşanan kadınları gücünüzün yettiği kadar, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun." (et-Talak, 65/6.)

5) Eşlerden her birinin, diğerinin usul ve furûu ile kendi arasında "sıhrî hısımlık" meydana gelir. Buna göre, bir kadınla evlenen erkek, artık bu kadının annesi veya nineleri ile yahut kızı ya da torunları ile evlenemez. Kadın da kocasının babası, dedeleri yahut oğul ya da torunları ile evlenemez. Bu yasak evlilik; boşanma veya ölümle sona erse bile devam eder (bk. "Evlenme engelleri" konusu).

6) Çocukların baba bakımından nesebi sabit olur. Bir çocuğun ana tarafından nesebinde şüphe bulunmaz. Çünkü onun nesebi doğuran kadına bağlanır. Erkeğe bağlanması ise nikah bağını gerektirir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Doğan çocuk yatağın sahibi olan erkeğe aittir. Zina edene ise taşlama vardır." (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, VI, 276.)

7) Eşlerin arasında miras cereyan eder. Eşlerden birisi evlilik devam ederken veya rıc'i (cayılabilen) boşamada iddet beklerken veya ölüm hastası olan kocanın bain (kesin) talakla boşadığı eşi iddet beklerken ölürse Şafiîler dışındaki çoğunluğa göre diğer eş mirasçı olur.

Allah Teala şöyle buyurur: "Eşlerinizin çocuğu yoksa, mirasının yarısı sizindir. Eğer onların çocuğu varsa, size mirasından düşecek pay dörtte birdir. Eğer çocuğunuz yoksa, bıraktığınızdan dörtte biri onların (karılarınızın) dır; eğer çocuğunuz varsa, mirasınızdan sekizde biri yine onlarındır." (en-Nisa, 4/12)

8) Birden çok eş varsa, aralarında adaletin gözetilmesi gerekir. Bu adalet geceleme, nafaka, giyecek ve mesken bakımından eşitliği gerektirir. (ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, Dimaşk, 1405/1985, VII, 100 vd.)

9) Peşin mehrini alan kadının, kocasının meşru emirlerine itaat etmesi gerekir. Kocası eşine ahlak ve edebe aykırı veya İslam'ın kendisine tanıdığı hakları ihlal edici emirler verirse, kadının bunlara uyması gerekmez. Aybaşı veya lohusalık günlerinde cinsel ilişki isteği, tesettürü veya namaz, oruç, zekat gibi farzları terketmesini istemesi durumlarında kadın kocasına itaat etmez ve farzları yerine getirir.

Ancak kadının aybaşı veya lohusalık günleri dışında kocasının cinsel isteklerine cevap vermesi de bu itaat kapsamına girer.

10) Koca, karısının şahsı üzerinde geniş yetkilere sahip olmakla birlikte, ona iyi davranmak ve insanca muamele yapmak zorundadır. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur: "Onlarla iyi geçinin, Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa; olabilir ki, bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda bir çok hayır takdir eder." (en-Nisa, 4/19)

Ancak kocasının iyi muamelesine rağmen kadın söz dinlemez ve hayasızca davranışlarını ve serkeşliklerini sürdürürse, kocanın onu te'dip hakkı doğar. Yüce Allah bu hakkın kullanılma şekil ve şartlarını şöyle belirlemiştir: "Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince, onlara önce öğüt verin, vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın, bu da yarar sağlamazsa (hafifçe) dövün." (en-Nisa',4/34.)

Şunu belirtelim ki, kocanın eşi üzerindeki te'dip hakkı İslam'a özgü bir özellik değildir. Klasik kilise görüşü de, haklı bir neden varsa kocanın hafifçe eşini dövebileceğini kabul etmiştir. XII ve XIII. yüzyıllarda Fransa'da koca, karısını yaralamamak şartıyla dövebilirdi. 18 Ağustos 1982 tarihli kanundan önce İngiltere'de de kocanın karısını te'dip hakkı vardır. (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, s:321, 322.)

Takva Ehli Olabilmek

Şüphesiz ALLAH, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar ALLAH yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. ALLAH, bunu Tevrat"ta, İncil"de ve Kur"an da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir sözünü ALLAH"tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.

“Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (Müslim, Zikir 72)

Bu hadisi şerifte Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed (sav) bizlere hem dua etmeyi hem öncelikleri sıralamayı işaret etmiştir.

Dualarında; Öncelikle Allah’ın  razı olduğu yol olan, Müslüman olmayı istemek manasına gelen, “hidayeti”,

Sonra Allahtan korkarak, haramlardan (yasaklardan, günahlardan) sakınmak ve mükemmel olarak hayatına yansıtmak olan “takvayı”.

Hanım takva ehli olunca 

Büyük velîlerden Şâh Şücâ Kirmânî hazretleri’nin bir kızı vardı. Kirman vâlileri ona tâlibdi. Şâh onlardan üç gün mühlet istedi. Bu üç gün içinde mescidleri dolaştı. Güzel namaz kılan bir genç gördü. Namazı bitirinceye kadar onu seyretti. Sonra yanına gidip: “Ey genç, evli misin?” diye sordu. Genç; “Hayır. deyince, ona; Kur’ân-ı kerîm okuyan, takvâ sâhibi ve güzel bir kızla evlenmek ister misin? dedi. Genç; “Bana kim kız verir ki, dünyâda üç dirhemden başka hiç bir şeyim yok.” dedi. “Ben veririm, bu üç gümüşün biri ile ekmek, biri ile katık, biri ile güzel koku satın al.” dedi.

Şâh Şücâ kızını o genç ile evlendirdi. Kızı, o fakir gencin evine girdiğinde, bir kuru ekmek parçası gördü. Bu nedir? diye sorunca, genç; Senin nasibindir. Yarın sabah yemek için ayırmıştım. dedi.

Şâh’ın kızı babasının evine doğru gitmeye başlayınca, genç; Ah! Ben Şâh’ın kızının, benim yanımda durmayacağını bilmiştim. dedi. Kız bunu işitince; Ben senin fakirliğin sebebiyle gitmiyorum, îmânının zayıflığı için gidiyorum. Sen akşamdan, sabahın ekmeğini hazırlıyorsun. Ben ise babama şaşıyorum, bunca senedir yanındayım, bana seni haramlardan kaçan, dünyâyı hiç düşünmeyen birine vereceğim derdi. Bugün öyle birine verdi ki, Rabbine îtimâd etmiyor, rahat içinde bulunmuyor. Bu evde ya ben kalırım, ya bu ekmek. Sen karar ver. dedi. Genç ekmeği bir fakire verdi. Şâh’ın kızı geri döndü ve onunla mesûd olarak yaşadı.

Haram İşlendiği Düğüne Katılmak

HARAMIN İŞLENDİĞİ DÜĞÜN CEMİYETİNE KATILMAK

Düğünlerdeki ikram ve eğlencelerin İslam'a uygun olarak yapılması asıldır. Haramların işlendiği düğün merasimine gelince, eğer davetlinin bulunduğu bölümde münkerat yoksa oturabilir. Ancak mü'min davetlinin sofrasında ya da bulunduğu bölümde münkerat varsa, buna engel olması gerekir, eğer gücü yetmiyorsa orayı terketmesi gerekir. Çünkü her mü'minin genel anlamda iyiliği emir ve kötülükten nehiy görevi vardır. Allah'ın elçisi şöyle buyurmuştur: «Sizden kim münkeri (haram veya mekruhun işlendiğini) görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Fakat bu sonuncusu imanın en zayıf durumunu ifade eder.» (Müslim, İmân, 78; Tirmizî, Fiten, 11; Nesâî, İmân, 17 bk. Ebû Dâvud, Salât, 242, Melâhım, 17; İbn Mâce, ikâme, 155, Fiten, 20.)

Allah'ın Rasülü mü'minin içki içilen sofrada oturmaması gerektiğini açıkça ifade buyurmuştur. «Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, içki içilen sofraya oturmasın.» (eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, II, 203.)

Davete katılan kişi, düğünde münker fiillerin işleneceğini önceden bilmeden girmişse ve münkeri engelleme gücü de yoksa sabredip oturabilir. Ancak bu kimse müfti, vaiz, imam, ilahiyatçı, ilim adamı gibi toplumda örnek alınan kişilerden ise, bu haram veya mekruhları engelleme gücü yoksa, oturmadan çıkması gerekir. Çünkü onun oturması dinin küçük düşürülmesine yol açabilir.

Düğün cemiyetinde İslam'ın yasakladığı birtakım fiillerin işleneceğini önceden bilen davetli ise ister halktan birisi, isterse önder sayılan kişilerden olsun, bu davete katılamaz. (İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar, Terc. A. Davudoğlu, İst. 1987, II, 336; el-Merginanî, el-Hidaye, IV, 80.)

Birkaç yere davetli olan kimse yakın hısımını veya yakın komşusunu tercih etmelidir. Davetlerden birisi daha önce yapılmışsa, onun tercihte de öncelik hakkı vardır.

Oruçlu kimse bir yemeğe çağrıldığı zaman, oruçlu olduğunu söylemelidir. (bk. Ebu Davud, Savm, 76.) Ancak oruçlu olmasına rağmen davete katılabileceği ve oradaki davranışı hadiste şöyle belirlenir: «Sizden biriniz düğün yemeğine çağrılınca, katılsın. Eğer oruçsuz ise yemek yesin, oruçlu ise dua etsin.» (Ebu Davud, Savm, 75.)

Sonuç olarak İslam bir fıtrat dini olduğu için insanın bütün ihtiyaç ve meyillerini dikkate almış, belki müzik ve eğlenceyi mutlak olarak yasaklamamış, fakat bunların meşruluk sınırlarını belirlemiştir. Bu da terennüm edilen sözcüklerin fuhşa özendirici veya insan vakar ve haysiyetini kırıcı yahut İslam'ı ve mü'minleri küçük düşürücü ifadeleri kapsamamasıdır. Bu arada eğlence her iki cinsin kendi arasında olmalıdır. Ancak bununla birlikte mü'minler haramı beraberinde getiren çalgı aletlerinden ve bu gibi eğlence yerlerinden uzak kalmayı tercih etmelidir. Çünkü insanın kalbini huzur ve rahata kavuşturan en etkili araç, yüce Allah ile manevî iletişim kurmak ve O'nun yüce ismini zikretmektir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur: "Onlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (er-Ra'd, 13/28) Başka bir ayette namaz, insanları kötülüklerden koruyan en büyük zikir olarak belirlenmiştir. "O kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı da kıl. Çünkü namaz, kötü ve çirkin olan şeylerden meneder. Şüphesiz Allah'ı anmak en büyük (ibadet) tir. Allah ne yaptığınızı bilir." (Ankebut, 29/45)

İslam'da Düğün Yemeği Nasıl Olmalıdır