Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

Yazılar

İslam'da Düğün Eğlencesi Nasıl Olmalıdır

DÜĞÜN EĞLENCESİ

İslam'ın evrensel mesajı, insan hayatının bütün devrelerini kapsar. Doğum öncesi, çocukluk, gençlik, evlenme, aile yuvası içinde sevinçli veya üzüntülü bütün yaşama devreleri için İslam'ın öğretimi ve getirdiği hayat tarzı vardır.

Üzüntülü ve sıkıntılı günlerinde kadere teslim olmakla teselli ve sükunet bulan mü'min, sevinç ve neş'e günlerinde de bunun dışa yansıması olan nezih eğlenceye meyillidir. İnsan hayatında sevincin sembolü olan iki vakit önemlidir. Evlenme merasimi ve bayramlar. Sahabe devrinde de bu iki sevinç zamanında sevinç belirtisi olarak genç kızların şarkı söylediği ve deflere vurulduğu görülür.

Hz. Peygamber ve ashab-ı kiramın bu düğün ve bayram eğlencesi île ilgili uygulama örnekleri vardır. Biz aşağıda bu örnekleri vererek İslam'ın eğlencede gösterdiği ölçü ve sınırı belirlemeye çalışacağız.

Allah'ın Rasulü şöyle buyurmuştur: "Nikahı ilan edin. Onu mescitlerde kıyın ve onun üzerine def çalınız." (Tirmizî, Nikah, 6.)

Hz. Aişe, Es'ad İbn Zürare'nin (ö. 1/622) yetim kalmış kızı Fariga (r. anha)'yı himayesine alıp büyütmüştü. Evlenme çağına gelince onu Ensar'dan Nebît İbn Cabir (r.a) ile evlendirdi. Gelini, koca evine götürenler arasında bulunan Hz. Aişe şöyle der: "Döndüğümüzde, Allah'ın Rasulü bize; erkek tarafının bizi nasıl karşıladığını ve neler konuşulduğunu sordu. Ben de "selam verdik, hayır ve bereket diledik" dedim. Allah elçisi; "Ey Aişe sizin eğlenceniz yok mu? Çünkü Ensar eğlenceden (oyundan) hoşlanır" buyurdu. Şurayk'ın rivayeti şöyedir: "Ey Aişe! Gelinle birlikte def çalıp şarkı söyleyecek bir cariye göndermediniz mi?" Ben, "Cariye ne diyecek" diye sorunca şöyle buyurdu:

Şöyle diyecek: Size geldik, size geldik. Allah bize de size de hayat versin. Kızıl altın olmasaydı, bâdiyenize konaklamazdı. Sarı buğday olmasaydı, bakireleriniz semirmezdi".

İbn Mace'deki rivayette, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Ensar, gönlü sevgi dolu olan bir kavimdir. Onlara; "Size geldik, size geldik, Allah bize de size de hayat versin" şarkısını söyleyecek birisini gönderseydiniz." (İbn, Mace, Nikah, 21; A. İbn Hanbel, IV, 78.)

Rubeyye binti Muavviz (r. anha)'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben evlendiğim zaman, Rasulullah (s.a.s) geldi ve yatağımın üzerine oturdu. Bu sırada cariyelerimiz def çalıp, Bedir günü şehit düşen atalarımız hakkında mersiyeler söylemeye başladılar. İçlerinden birisi; "Bizim aramızda yarın olacakları bilen Peygamber var" anlamında bir mısra okudu. Bunun üzerine Hz. Peygamber; "Bunu bırak (böyle söyleme), söylemekte olduğun diğer şeyleri söyle" buyurdu. (Tirmizî, Nikah, 6; İbn Mace, Nikah, 21; bk. İbn Hacer, Fethu'l-Barî, XI, 108; Tirmizi, Şerhu Tuhfeti'l-Ahvazi, Kahire, 1967, IV, 211, 212) İbn Mace'deki rivayet şöyledir: "Hayır, bunu söylemeyiniz. Çünkü yarın olacakları bilen Allah'tır." (İbn Mace, Nikah, 21; Buhari, Tefsiru Sure-i Ra'd, 1; İbn Hanbel, II, 52)

Yukarıdaki hadisler nikahın def ve ifadeleri meşru olan bazı şarkılarla ilanının mubah olduğunu gösterir.

Hz. Peygamber (s.a.s)'ın düğün cemiyetinde olduğu gibi, bayram günlerinde veya bazı sportif gösteriler sırasında da nezih eğlenceyi müsamaha ile karşıladıklarını görüyoruz. Aşağıdaki uygulamalar bunu gösterir.

Hz. Aişe (r. anha) anlatıyor: "Bir gün Allah'ın Rasülü benim yanıma girdi. Yanımda iki de cariye vardı. Buas günü sarkısını söylüyorlardı. Rasulullah (s.a.s) yatağa uzandı ve yüzünü öbür yana çevirdi. Bu arada babam Ebü Bekir de yanımıza girdi ve beni azarlayarak; "Rasulullah'ın yanında şeytan çalgısını mı çalıyorsunuz?" dedi. Rasulullah (s.a.s) ona dönerek; "onları bırak" buyurdu. Başka bir rivayette Hz. Peygamberin şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Ey Ebu Bekir, her toplumun bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır." (Buharî, ideyn, 3; ibn Mace, Nikah, 21; ibn Hanbel, VI, 187.)

Hz. Aişe'nin, Hz. Peygamber'le birlikte seyrettiği bir spor oyunu da şudur, Hz. Aişe şöyle anlatır: "Bir bayram günüydü. Sudanlılar Mescid-i Nebevî'de kılıç kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben istedim, ya da Rasulullah (s.a.s); "Bakmayı arzu ediyor musun?" buyurdu. Ben de, "Evet isterim" dedim.

Beni arkasında durdurdu, yanağım yanağı üzerinde idi. Oyuncuları; "Haydin Erfide oğulları, göreyim sizi" diyerek teşvik ediyordu. Ben usanıncaya kadar baktım. Bana "Yeter mi?" buyurdu. "Evet" dedim. "O halde içeriye git" buyurdu " (Buharî, îdeyn, 2. Cihad. 81: Müslim, îdeyn, 19.)

Yukarıdaki ilk hadise göre, şarkı söylemek caiz olmasaydı, Rasulullah'ın evinde söylenmez, ya da Allah'ın Rasulü'nün bunu açıkça menetmesi gerekirdi. Hz. Ebü Bekr'in karşı çıkması, Hz. Peygamber'in dinlenme saatinde rahatsız edilmesi ve bunu edebe aykırı görmesinden dolayı olmalıdır.

Ancak hadiste bayramdan söz edilmesi nezih şarkının yalnız sevinç günlerinde caiz olabileceğini gösterir. (İbnü'l-Arabi, Ahkamü'l-Kur'an, III, 9)

2008 yılı Hac Kuraları Çekildi

Diyanet İşleri Başkanlığının yapmış olduğu basın açıklamasında;

A- Hac Müracaatları ve Kur’a:

1. 2008 yılı hac müracaatları 12-27 Mart 2008 tarihleri arasında İl ve İlçe müftülüklerinde “Kayıt Yeniletme” ve “Ön kayıt Yaptırma” şeklinde gerçekleştirilmiş ve bu süre sonunda; 478.520’si kayıt yeniletme, 294.140’ı da ön kayıt yaptırma olmak suretiyle, toplam 772.660 vatandaşımız kayıt yaptırmıştır.

2. Kayıt yaptıran vatandaşlarımızın %53’ünü bayanlar, %47’sini erkekler teşkil etmektedir.

Hac Sonuçlarına Buradan Bakabilirsiniz

 

2008 Yılı Hac Önkayıt Sorgulama Ekranı

3. Müracaatlar hac kategorilerine göre alındığından, kur’a çekimi de; hacı adaylarının, tercih ettikleri kategoride her ilde ayrı ayrı sıraya konulmaları şeklinde gerçekleştirilecektir.

4. Kur’a sonuçları bugün saat:18.00’den itibaren internetten yayımlanacaktır. Vatandaşlarımız; http://hac.diyanet.gov.tr internet adresinden “kur’a sorgulama” bölümüne T.C. kimlik numaralarıyla girerek, hem kur’a sıralarını, hem de kontenjana göre iller düzeyinde kendilerine kesin kayıt sırası gelip gelmediğini takip edebileceklerdir.

5. 06 Mart 2008 Perşembe günü yapılan basın toplantısında da ifade edildiği gibi, hac müracaatları ve kur’a sonuçları sadece bu yıl için geçerli olacaktır.


B- Kontenjan ve Kesin Kayıtlar:

6. Hac kayıtları, öncelikle ilk 70.000 kişilik resmi kontenjana göre yapılacak ve ülkemiz kontenjanına göre iller bazında kesin kayıt hakkı kazanan vatandaşlarımız; 08 - 22 Nisan 2008 tarihleri arasında, müracaatta bulundukları illerde Diyanet veya tercih ettikleri acenta organizasyonlarından birisine kesin kayıtlarını yaptırabileceklerdir.

7. İllere verilen kontenjanların belirtilen tarihlerde dolmaması halinde, bunlar için de kura sırası gözetilerek, 28 Nisan - 02 Mayıs 2008 tarihleri arasında ek kayıtlar yapılacaktır.


8. Ülkemize verilebilecek ek kontenjan dikkate alınarak; 05-16 Mayıs 2008 tarihleri arasında 30.000 kişilik yedek hac kaydı alınacaktır. Ancak, ek kontenjan alımı kesinleşinceye kadar bunlardan hac ücreti alınmayacağı gibi, kontenjan alınamaması halinde de, bu kayıtlar nedeniyle kendilerine gelecek yıllarda ayrıca bir hak verilmeyecektir.


9. Kesin kayıtlar her ilde Diyanet %60, acentalar %40 oranı gözetilerek yapılacaktır.

C- Şehit ve Gazi Aileleri:

10. Şehitlerimizin, daha önce hacca gitmeyen ve müracaat süresi içerisinde kayıt yaptırmış olan anne, baba ve eşleri ile, kayıt yaptırmış olan gazilerimiz ve eşlerinden sırası gelmeyenlere 600 kişilik kontenjan ayrılmıştır.


Bunlara; şehit ailesi ve gazi olduklarını Genel Kurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Valiliklerden alacakları belge ile ibraz etmeleri şartıyla kayıt hakkı verilecektir.

Sayılarının ve tercih ettikleri hac kategorilerinin tespiti amacıyla bunlar, 05-09 Mayıs 2008 tarihleri arasında il müftülüklerine müracaatta bulunacak ve kesin kayıtları; kur’a sıralaması esas alınarak, kendileri için ayrılan kontenjan nispetinde 19-23 Mayıs 2008 tarihleri arasında, tercih ettikleri hac kategorisine ait ücreti yatırmaları kaydıyla il müftülüklerince yapılacaktır.

D- Refakat:


11. Ailelerin hacca birlikte gitmelerini teşvik, mükerrer hacca gitmeyi önleme ve hiç hacca gitmeyenlere daha fazla imkan sağlama bakımından refakatçi olarak hacca gitme taleplerine imkan verilmemiştir.


E- Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar:


12. Vatandaşlarımız; kesin kayıtlarını yaptırmadan önce, kayıt yaptıracağı acentanın yetkili acenta olup olmadığı, kayıt yaptıracağı hac kategorisi, ödeyeceği ücret ve karşılığında alacağı hizmet çeşidi ile kalacağı otel ve binaların özelliği, semtleri ve bunların Hareme olan mesafeleri hakkında gerekli ve detaylı bilgiyi alacak, acenta ile yapacağı sözleşmeyi bu açıdan da inceleyerek imzalayacaktır.


13. Kesin kayıtlar esnasında hacı adaylarının tercihlerini etkileyecek herhangi bir telkin, zorlama ve yönlendirme yapılmayacak, her bir kategori için öngörülen hizmetler dışında hacı adaylarını beklentiye sevk edecek tanıtımlarda ve yerine getirilmesi zor abartılı vaatlerde bulunulmayacaktır.

14. Vatandaşlarımız; kesin kayıtlarını, tercih ettikleri kategoriye göre yaptıracak, tercih edilen hac kategorisinin altında bir kategoriye geçişe izin verilmeyecek, üst kategorilere geçişlere ise imkanlar dahilinde müsaade edilecektir.


15. Müracaatlar 2008 yılı haccı için geçerli olduğundan, kesin kayıt hakkı elde edenlerden bu haklarını gelecek yıllara devretmek isteyenlere imkan verilmeyecektir.

16. Kayıtlarını belirlenen süreler içerisinde yaptırmayanların yerine sıradan kayıt yapılacak, süresi geçtikten sonra müracaat edenlere her hangi bir kayıt hakkı verilmeyecektir.

17. Daha önce hacca gittiği kur’a çekiminden sonra tespit edilenlerin kayıtları yapılmayacak, yapılmış ise silinecektir.


F- Bilgilendirme Seminerleri:

18. 2008 yılında Başkanlık ve acente organizasyonlarından birisine kesin kayıt yaptıran vatandaşlarımız için, il müftülüklerince belirlenecek mekânlarda 07-12 Haziran 2008 tarihleri arasında “Hac Bilgilendirme Seminerleri” düzenlenecek ve hacı adaylarına, seminerlere katılmanın zorunlu olduğu hususu il ve ilçe müftülükleri ile acentalarca kayıtlar esnasında duyurulacaktır.

konularına yer vermiştir.

Nikah Merasiminde Konuşma (Hutbe) ve Dua

Çoğunluk müctehitlere göre evlenecek erkeğin veya velisinin nikahtan önce bir konuşma yapması müstehaptır.

Bu konuşmanın Allah'a hamd ile başlaması, şehadet kelimelerini, Hz. Peygamber'e salat ve selamı, takva ile ilgili ve evliliğe ait bazı ayetleri kapsaması asıldır. Günümüzde böyle bir konuşmayı cemiyet sahibi adına dinî nikahta hazır bulunan din görevlisi yapabilir.

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın (ö. 32/652) Hz. Peygamber (s.a.s)'den naklettiği dua niteliğindeki hutbe metni şöyledir:

"Allahü Teala'ya hamdeder, O'ndan yardım dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kime hidayet verirse, onu saptıracak kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa da onu doğru yola iletecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim." (Ebu Davud, Nikah, 32; Nesaî, Cum'a, 24; İbn Mace, Nikah, 19; Darimi, Nikah, 20; A. b. Hanbel, l, 392, 393, 432. Tirmizî ile Hakim bu hadise «hasen» demişlerdir.)

Bundan sonra takva ile ilgili şu üç ayetin okunması tavsiye edilmiştir.

"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın türetip yeryüzüne yayan Rabbinizden korkun. Yine kendisinin adını öne sürerek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve hısımlarınızla akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinizde sürekli gözetleyicidir." (en-Nisa, 4/1.)

"Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün." (Al-i İmran, 3/102)

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, (Allah) işlerinizi düzeltip sizi başarıya ulaştırsın ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse, şüphesiz o, en büyük kurtuluşa ermiş olur." (el-Ahzab, 33/70,71.)

Bundan sonra yüce Allah'ın nikah emrettiğini ve zinayı yasakladığını hatırlatarak şu ayet okunur.

"İçinizden bekarları, köle ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah onları fazlu keremiyle zengin kılar. Allah geniş lütuf sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir." (en-Nur, 24/32)

Nikahtan önce yalnız Allah'a hamd ve Hz. Peygamber'e salatü selam getirmekle yetinmek de mümkündür. Nitekim Abdullah bin Ömer (ö. 73/692) bir nikah akdi yapmaya çağrıldığı zaman şöyle derdi: "Yüce Allah'a hamd ve efendimiz Muhammed'e salatü selam olsun. Filan sizden filanca kızı istiyor. Eğer onu nikahlarsanız, Allah'a hamd olsun, reddederseniz, Allah'ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim." (bk. ez-Zühayli, a.g.e., VII, 123)

Nikah sırasında bir konuşma yapılmaması ve doğrudan nikah akdine geçilmesi de yeterli olur. Çünkü konuşma vacip değil müstehaptır. Delil Sehi İbn Sa'd'ın (ö. 88-91/706-709) naklettiği şu hadistir: Hz. Peygamber kendisi île evlenmek isteyen bir kadını, onunla evlendirdiği zaman; "Seni onunla Kur'an'dan bildiğin sureler karşılığında nikahladım" demiş ve bir ön konuşma ya da dua yapmamıştır. (Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace, Darimi) Diğer yandan Nebî (s.a.s)'in,

Abdulmuttalib'in kızı Umame'yi yine hutbesiz evlendirdiği nakledilmiştir. (Ebu Davud, Nikah, 32) Evlilik alış-verişe kıyas edilerek, ön konuşma veya dua olmaksızın doğrudan yapılabileceği söylenmiştir.

Eşlerin nikahtan sonra tebrik edilmesi sünnettir. Ebü Hüreyre (r.a.), Nebî (s.a.s)'in evlenen birisini şu şekilde tebrik ettiğini nakletmiştir:

"Allah bu evliliği sana bereketli kılsın ve ikinizi de hayırda birleştirsin." (Ebu Davud, Nikah, 36; Tirmizi, Nikah, 7; İbn Mace, Ezan, 2; Nikah, 23.) Hayırlı ve mübarek olsun, bu gününüz İnşaallah mübarek bir gün olur, gibi ifadelerle de tebrik yapılabilir.

Diğer yandan nikahın cuma günü akşamı yapılması da Allah Rasülünün tavsiyeleri arasındadır. Çünkü cum'a günü mü'minler için şerefli bir gün olup, onda duaların geri çevrilmediği bir saatin bulunduğu da bildirilmiştir. Diğer yandan bu icabet saatının günün sonlarında olduğu umulur. Ayrıca nikahın mescidlerde yapılmasının tavsiye edilmesi de bu gayeye yöneliktir.

Nikahta Din Görevlisinin veya Resmi Bir Memurun Hazır Bulunması

Nikahın evlenecek eşler ve iki şahit arasında, ya da eşleri temsil edecek olan veli ya da vekillerin huzurunda yapılabileceğini bundan önceki yazıda belirtilmişti. Bu duruma göre, dışarıdan bir din görevlisinin veya bir nikah memurunun katılması nikahın sıhhat veya gereklilik ya da yürürlük (nefaz) şartlarından değildir.

Ancak evlilik işinin bir düzene sokulması, evlenecek olanların gerekli şartları taşıyıp taşımadığını denetleme bakımından Hz. Peygamber döneminden bu yana nikahlarda aile büyüklerinin hazır olması, bir hutbe irad edilmesi, dua yapılması ve bu arada bir düğün yemeği (velime) verilmesi evliliğin müstehapları olarak uygulanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu uygulamasında, nikâha resmi bir devlet memurunun katılması ve nikâhı tescil etmesi 1917 tarihli H.A.K. ile olmuştur. Hatta adı geçen kararnamenin 33. maddesinde ilk defa, tarafların evlenme isteğinin ilân edilmesi esası getirilmiştir. Madde şöyledir: "Nikâh akdinin icrasından önce, keyfiyet ilân olunur". 37 nci maddede ise; nikâh merasimi sırasında, taraflardan birinin ikametgâhı hâkiminin veya naibinin hazır bulunması zorunluluğu öngörülmüştür. Bu durum, Osmanlılarda 1917 tarihinden itibaren dinî-resmî nikâh uygulamasının başladığını gösterir.

Nitekim Osmanlı Ceza Kanunu 200 ncü maddesinin 19 Rabîu'l-evvel 1332 Hicrî tarihli değişik 2. zeylinde; bu resmî usûle uymadan evlenen koca ile mevcut ise iki taraf vekilleri için bir aydan altı aya kadar, nikâh şahitlerine ise bir haftadan bir aya kadar hapis cezası getirilmiştir.

Kanunî merasimi ifa etmeden akitnâme düzenleyen ve tescil eden hâkim veya naibi ile, bunlar bulunmaksızın, yetkisiz olarak nikâh kıyan imamlar için de bir aydan altı aya kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Gayri müslimlerin kilise veya havralarda akdedilecek nikâhları için de, kanunî usûllere uyulmadığı takdirde, hâkim, hakim naibi veya gayri müslimlerin ruhanî liderleri için de yine bir aydan altı aya kadar hapis cezası konulmuştur. (Döndüren, a.g.e., s: 247, 248; Osmanlı Ceza Kanunu Zeyli için bk. Ceride-i İlmiye, Sayı: 4, Yıl: 43, S: 1021.)

Ancak şunu hemen belirtelim ki bu cezaî müeyyidelere rağmen, bu şekil şartlarına uyulmadan fakat İslâm'ın belirlediği rükün ve şartlar gözetilerek akdedilen nikâh de geçerli sayılmıştır.

Osmanlıların getirdiği bu dinî-resmî nikâh usulü 1915'de Ürdün, 1953'te de Suriye Ahvâl-i Şahsiyye kanunlarına girmiştir. Günümüzde Mısır'da "me'zûn", Mekke'de "mümlik" denen kimseler; Fas, Tunus ve Cezayir gibi ülkelerde noterler evlenme işlerini kendilerine meslek edinmişlerdir. Bunlar tarafların irade beyanlarını ve hatta mehir veya evlenmede kabul edilmesi caiz olan bazı şartları tesbit eden bir senet (evlenme cüzdanı) düzenleyerek taraflara verirler.

Endonezya'da 1895 tarihli bir kararname ile evlenmeye İslâm'ın hükümlerini iyi bilen bir kişinin yardımcı olarak katılması kabul edilmiş ve sonradan bu kimse "nikâh memurluğu" işini üstlenmiştir. Bu memur çoğunlukla bir cami görevlisi ya da dinî bir memurdur. (bk. Halil Cin, a.g.e., S: 139 vd.; Döndüren, a.g.e., S: 248-249.)

Evlilik geleceğe ait mehir, nafaka, miras gibi birtakım hakları ve sorumlulukları taraflara yüklediği için bunların güvence altına alınması, diğer yandan kimin kiminle evli durumda bulunduğunun belgelenmesi bakımından son dönem İslâm ülkeleri nikâhın resmi kontrol altında yapılmasını ve nüfus kütüklerine tescil edilmesi esasını benimsemişlerdir. Bu gibi şekil şartları ile ilgili özel nass'lar yoksa da; va'deli borç ve hakların yazıyla tesbitini ve önemli sözleşmelerin yapılırken şahit bulundurulmasını bildiren âyetlerin (el-Bakara, 2/282.) delâleti nikâh akdinin de bir takım şekil şartlarına bağlanmasını gerekli kılar. Diğer yandan fıkıh usûlünün "istihsan", "istıslah" ve "maslahat" prensipleri İslâm devletinin nikâh, talâk, nafaka ve gayri menkul tapularının tescili ve nüfus kayıtları gibi konularda toplum yararına olan bir takım düzenlemeler yapılmasına elverişlidir.

Bir toplumda devletin öngördüğü resmî nikâhta İslâm'ın nikâh için öngördüğü rükün ve şartlar dikkate alınmıyorsa, ayrıca İslâmî hükümleri bilen bir din adamının katılması ile "dinî bir nikâh" akdinin yapılması, bu konuda karşılaşılabilecek yanlışlıkları önler.

Osmanlı Devleti 1917 tarihli Aile Kararnamesi ile müslüman, yahudi veya hıristiyanları kendi inandıkları gibi aile yuvası kurmada serbest bırakmıştı. Yahudi havrada, hıristiyan kilisede, müslüman da camide veya başka bir salonda nikâh merasimi düzenliyor ve daha önce haber verilen nikâh memuru (hakim naibi) da hazır bulunarak nikâhı tescil ediyordu. Boşanmalar da benzer tescile tabi tutulmuştu. Bu durum çok hukuklu bir sistemin devlet kontrolü altında uygulanmasından başka bir şey değildir.

Bunun benzeri uygulama yukarıda da belirttiğimiz gibi günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nde, İngiltere'de ve İskandinav ülkelerinde görülmektedir. Bu ülkelerde "ihtiyarî medeni evlenme usûlü" geçerli olup, isteyen dini, isteyen de medeni nikah merasimi çerçevesinde evlenebilmektedir. Aynı nikah memuru kilise veya havradaki nikahı tescil ettiği gibi dışarıda bir salonda dini niteliği olmayan bir merasimle evlenen kişilerin nikahını da tescil etmekte ve belgeler nüfus kütüklerinde birleşmektedir. Osmanlı Devletinin 1917'den itibaren başarı ile uyguladığı bu usûlü, günümüzün ileri toplumlarının ulaştığı bir yöntem olarak görmekteyiz.

Nikah Akdinin Yapılış Şekli

NİKÂH AKDİNİN YAPILIŞ ŞEKLİ  

Aralarında evlenme engeli bulunmayan akıllı ve ergin bir erkekle kadın, iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunduğu bir mecliste evlenme iradelerini açıklayarak bizzat evlenebilirler.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bunların velilerinden izin alarak veya velilerinin de katılmasıyla böyle bir evlilik akdini yapmaları Hanefî mezhebinde müstehap sayılmıştır. Evlilik gibi en önemli akitlerden olan bir muamelede velilerin haberli olması ve onların rızasının alınması İslamî edep, ahlak ve faziletin de gereğidir. Ancak veli izninin bulunmaması Ebu Hanîfe ve Ebü Yusuf'a göre nikahın sıhhat şartlarından olmayıp gereklilik (lüzum) şartlarındandır. Sadece kızın dengi olmayan bir erkekle veya emsal kızların mehrinden az bir mehirle evlenmesi durumunda, velinin bu evliliği feshettirme hakkı doğar. Eğer koca, denk durumda olur ve mehir emsal mehir miktarında bulunur veya koca eksik olan mehri tamamlamayı kabul etmiş olursa artık evlilik kesinleşir.

Diğer yandan evlenecek erkek veya kadını nikah sırasında bizzat velilerinin veya vekillerinin temsil etmesi de mümkün ve caizdir. Ancak bu durumda evlenecek olan eşler hazır bulunmazsa veli veya vekillerin onlardan izin ve yetki almış olması gerekir.

Hanefiler dışındaki üç mezhep imamına göre ise kadın akıllı ve ergin de olsa nikah akdinde bizzat irade beyanında bulunamaz. Onu nikahta velisi temsil eder. Aksi halde nikah geçerli olmaz. Bu konuda Hanefi mezhebinin kadına irade serbestliği tanıdığını görmekteyiz. Ancak veliye, gerekli durumlarda evliliği feshettirme yetkisi tanınarak kadının karşılaşabileceği bazı sıkıntılı durumlara karşı onu koruma esası getirilmiştir.

Evlenecek kadın bakire olunca, evlenme teklifine karşı susması, sessiz ağlaması veya alaysız gülmesi kabul sayılmıştır. Böylece kadının haya perdesi zorlanmak istenmemiştir.

Diğer yandan sağır-dilsizler, özel işaretlerle ve yazı biliyorlarsa bunu yazıları île ifade ederek evlenirler.

Evlenecek erkek veya kadından birisi uzakta bulunursa, evlenme teklifini mektupla yapabilir. Bu yazılı teklif, nikah meclisinde şahitlerin yanında okunur ve karşı taraf da kabul ettiğini açıklayınca nikah akdi meydana gelir. (el-Kasani, a.g.e., II, 241 vd; Döndüren Delilleriyle İslam Hukuku, s. 245, 246.)

Evlilikte Denklik Nedir ?

EVLİLİKTE DENKLİK (Kefâet)

Kefâet sözlükte; denk, eşit ve benzeri olma anlamlarına gelir. Bir fıkıh terimi olarak; evlenecek eşler arasında dinî, ekonomik ve sosyal bakımdan yakınlık ve denklik bulunmasını ifade eder.

Evlenmede denklik erkek tarafından aranır. Yani bir erkeğin evleneceği kadına müslümanlık, nesep, hür olma, meslek ve zenginlik gibi niteliklerde denk durumda bulunması, özellikle kadını korumak için öngörülmüştür. Kefâetin esaslarını Hanefi mezhebi belirlemiş, Şafiî ve Malikî mezhepleri hemen hemen onları izlemişlerdir. İmam Malik ise yalnız müslümanlık ve ayıplardan salim olmayı denklik için yeterli görmüştür.

İslam müctehitleri arasında kefâetin lehinde ve aleyhinde iki görüş meydana gelmiştir.

A) Kefâete Karşı Olan Görüş ve Delilleri:

Hasan el-Basrî (ö. 110/728), es-Sevrî (ö. 161/778) ve Ebu'l-Hasen el-Kerhî (ö. 340/952) gibi bazı fakihlere göre evlenecek eşlerin mü'min olması ve bir evlenme engelinin bulunmaması yeterlidir. Bunun dışında, bir denkliğin aranması gerekmez.

Dayandıkları deliller şunlardır. Allahü Teala şöyle buyurur: "Allah katında en şerefliniz takva bakımından en üstün olanınızdır." (el-Hucurat.49/13.) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "İnsanlar tarak dişleri gibi eşittir. Arabın yabancıya bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır."

(San'ani, Sübülü's-Selam, Beyrut, 1407/1987, III, 274) Yine Veda Haccı sırasında irad ettiği hutbede Allah'ın elçisi şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Dikkat ediniz. Şüphesiz sizin Rabbiniz bir, babanız birdir. Bir Arabın yabancı üzerinde, yabancının bir arap üzerinde, bir kırmızının siyah üzerinde, siyahın da kırmızı üzerinde takva dışında hiç bir üstünlüğü yoktur." (Ahmed, b. Hanbel, V, 411; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, Beyrut 1967, III, 266.)

Yukarıdaki ayet ve hadisler dünyada mü'minlerin mutlak eşit durumda olduklarını gösterir. Ayrılık ancak üstün ahlak ve fazilet sahibi olmada ortaya çıkar. (el-Kasanî, a.g.e., II, 317; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 417.)

Diğer yandan Hz. Peygamber döneminde, evliliklerde denkliğin gözetilmediğine dair çeşitli uygulamalar da bulunmaktadır. Nitekim Bilal el-Habeşî (r.a.) ensardan bir kız istemiş, denklik bulunmadığı için kız tarafı bu isteği geri çevirmişti. Durumu haber alan Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ey Bilal! Git, onlara; Allah'ın Rasülü size, beni evlendirmenizi emrediyor, de". Eğer denkliği gözetmek gerekseydi, Allah'ın elçisi böyle bir emir vermezdi. Yine Ebû Taybe, Beyade Oğullarından bir kız istemiş, ancak denklik bulunmadığı için kızı vermek istememişlerdi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Ebü Taybe'yi evlendirin. Eğer bunu yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat olur." (el-Kasanî,a.g.e., II, 317.)

Evlilikte denkliğe karşı olanlara göre, eğer böyle bir denklik şart olsaydı, bu kısasta da aranırdı. Halbuki kısasta denklik aranmaz.

B) Kefâeti Kabul Eden Görüş ve Delilleri:

Çoğunluk müctehitlere göre, evlilikte denklik bir sıhhat şartı değil, bağlayıcılık (lüzum) şartıdır. Delil şu hadislerdir. Allah'ın elçisi, Hz. Ali'ye şöyle buyurmuştur: "Üç şeyi geciktirme: Vakti geldiğinde namazı, hazır olduğunda cenazeyi, dengini bulunca kızı" (Tirmizî, Salat, 13; A. b. Hanbel, l, 105.) "Kadınları denkleriyle evlendirin, onları velileri evlendirsin. On dirhemden az mehir yoktur." (ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, Riyad 1393/1973, III, 196.)

İbnü'l-Hümam (ö. 861/1457), kefâetin lehinde olan hadislerin zayıf olduğunu, ancak bunların çeşitli yollarla desteklenerek "hasen hadis" derecesine yükseldiklerini belirtmiştir. (bk. İbnü'l-Hümam, a.g.e., II. 417)

Hanefîlere göre Kefâet altı yerde aranır. Bunlar dindarlık, İslam, hürriyet, nesep, mal ve meslektir. Şafiîler; din, hürriyet, nesep ve muhayyerliği gerektiren kusurlardan salim olma konularında denklik ararken, Hanbeliler din, hürriyet, nesep, mal ve meslek konusunda denkliği gerekli görürler. Malikîlere göre ise denklik yalnız din ve muhayyerliği gerektiren kusurlardan salim olma konusunda aranır. (bk. el-Kasani, a.g.e., II, 317 vd.; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 417 vd; eş-Şirbini, Muğnil-Muhtac, III, 164; İbn Kudame el-Muğni, VI, 480 vd.)

C) Denklik Söz Konusu Olan Altı Nitelik:

1) Dindarlık: Dini ilkelere bağlı olmayan ve ahlak bakımından düşkün olan fasık kişiler, iffetli ve faziletli bir kadına denk sayılmaz. Böyle bir kadın velisinden izinsiz, dindar olmayan fasık bir erkekle evlense, velisinin bu evliliği feshettirme hakkı bulunur. Çünkü kocanın fasık oluşu bir İslam toplumunda utanılacak şeydir. İmam Muhammed'e göre dindarlık ve takva sahibi olma ahiretle ilgili olup, denklikte dikkate alınmaz. Ebü Yusuf ise gizli işlenen günahın denkliği etkilemeyeceğini söylemiştir. (el-Kasanî,a.g.e., II, 320; İbnü'l-Hümam, a.g.e., ll,420 vd.)

2) İslâm: Burada denklikten maksat, kocanın müslüman olması değildir. Kadına göre kocanın müslüman oluşu evliliğin sıhhat şartıdır. Müslüman olmada denklik kocanın babası veya büyük babası bakımından aranır. Mesela; aile içinde baba ve dede tarafı gayri müslim veya ateist olan bir erkek, baba ve dedesi müslüman olan bir kıza denk sayılmaz. Bu yüzden izinsiz yapılan böyle bir evliliği velinin feshetme hakkı doğar. Nitekim, kendisine dilediği kızla evlendirme yetkisi verilen vekil, müvekkilini yahudi veya hıristiyan bir kızla evlendirse, denklik bulunmadığı için bu evliliği fesih hakkı doğar. Çünkü özel yetki verilmedikçe vekalet kefâetle sınırlıdır. (el-Fetava'l-Haniye maa'l-Fetava'l-Hindiyye, l, 349.)

3) Hürriyet: Çoğunluğa göre köle, hür olana denk değildir. (el-Kasani, a.g.e., II, 319)

4) Nesep: Bu konudaki denklik araplar arasında geçerli sayılmıştır. Arap olmayanların araplara denkliği yoktur. (el-Kasani, a.g.e., II, 318, 319)Ancak Hz. Peygamber ve sahabenin uygulamasında gerek arapların kendi arasında ve gerekse yabancılarla evlenmesinde serbest hareket ettikleri görülür. Kureyş'in kendi arasında, diğer arapların da kendi aralarında denk oldukları öne sürülmüşse de bunun aksini gösteren sahabe evlilikleri vardır. Nitekim Hz. Peygamber iki kızını Hz. Osman'la, Ebu'l-As bin Rabî'i ise Zeyneb'le evlendirmişti. Yine Hz. Ali, kızı Ümmü Gülsüm'ü Hz. Ömer'le; Hz. Peygamber, halasının kızı Zeyneb'i Zeyd b. Harise ile evlendirdi. Zeyd azatlı bir köle olup, Zeyneb'e denk olmadığı açıktı. (bk. ez-Zühayli, a.g.e., VII, 244 vd.)

5) Mal: Eşlerin mal ve servet sahibi olması da evlilikte önemli bir unsurdur. Ebü Hanife ve İmam Muhammed'e göre malda denklik servetin bütününü kapsar. Erkeğin mehir ve nafaka dışında, evleneceği kadının servetine denk bir mal varlığına sahip olması gerekir. Aksi halde veli, izinsiz akdedilen nikahı feshettirme hakkına sahip olur.

Ebu Yusuf'a göre, mehir ve nafakayı sağlayabilen bir erkek, daha fazla mala sahip olan zengin bir kadına denk sayılır. Fetva'ya esas olan bu görüştür. Diğer yandan yalnız nafakayı sağlayabilen, makam ve mevki sahibi kişilerin de mehir borcunu zenginlik zamanında ödemek üzere geri bırakarak, zengin bir kadınla evlenmelerinde de denkliğin varlığı kabul edilmiştir. (el-Kasanî,a.g.e., II,319-320; İbnü'l-Humam, a.g.e., II, 222 vd.)

6) Meslek: Evlenecek erkekle kadının velilerinin iş ve meslekleri arasında bir denkliğin bulunması gerekir. Mesleklerin toplum içindeki yer ve şerefi devirlere göre değişebildiği için hangi mesleğin hangisine denk sayıldığını belirlemek güçtür. Bu yüzden örf-adet ve toplumun değer yargıları dikkate alınarak, problem çözümlenir. Meslekte denklik Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'in görüşü olup, bu konuda Ebü Hanife'den iki görüş nakledilmiştir. Açık olan görüşüne göre meslekte denklik aranmamalıdır. (el-Kasanî,a.g.e., II, 320; Bilmen, a.g.e., II, 67)

Evlilikte denkliğin sınırlarının geniş tutulması, Hanefî mezhebinde akıllı ve ergin kadının velisinden izin almaksızın evlenme hürriyetinin bulunması ile yakından ilgilidir. Kadın veliden izin almaksızın evlenince, her ne kadar şahitlerin yanında irade beyanında bulunmuşsa da aldatılma ya da korku veya kaçırılma yoluyla böyle bir evliliğe rıza göstermiş olması muhtemeldir. İşte veliden habersiz akdedilen böyle bir nikahta, koca kadından, yukarıda belirttiğimiz denklik maddelerinde daha üstün durumda ise kadın dengi ile evlenmiş olduğu için nikah kesinleşir ve velisinin kızını geri alma hakkı bulunmaz. Ancak kocada altı denklik maddesinden herhangi birisi eksik bulunursa kızın velisi bu eksikliği öne sürerek nikahı feshettirebilir.

Bu duruma göre denklik, temelde kadını korumak için öngörülen bir denge yoludur.

Kadının hamileliği ortaya çıkmışsa artık veli fesih hakkını kullanamaz.

Diğer yandan kadın emsal mehirden az bir mehirle evlenmişse veli, bu nedenle de evliliği feshettirebilir. Ebu Hanîfe'ye göre mehir eksikse kocadan, önce bunu tamamlaması istenir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise eksik mehirden ötürü velinin evliliği feshettirme hakkı bulunmaz. Çünkü mehrin on dirhemden fazlası kadının hakkı olduğundan, bunun üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. (bk. eş-Serahsi, el-Mebsut, V, 22, 30; el-Kasani, a.g.e., II, 317, 321; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 417, 422; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, İstanbul, 1983, s: 259 vd.)

İslam'da Geçici Evlenme Engelleri-2

3) İddete bağlı evlenme engeli:

Evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi halinde kadının yeniden evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süreye "iddet" denir. Bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi İslam hukukunda da evliliğin sona ermesi halinde doğacak çocuğun nesebini belirleme ve kadına yeniden evlenebilmek için bir düşünme süresi sağlama gibi nedenlerle iddet şartı ve prensibi getirilmiştir.

İslam'da iddet, evliliğin sona erme nedenine göre değişik sürelere bağlanmıştır.

Evliliğin kocanın ölümü île sona ermesi halinde kadının bekleyeceği iddet süresi dört ay on gündür. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri kendi kendilerine dört ay on gün beklerler." (el-Bakara, 2/234)

Evlilik hangi nedenle sona ererse ersin, kadın gebe ise iddetin süresi doğuma kadardır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Gebe kadınların iddetlerinin sonu, çocuklarını doğurmalarıdır.'' (et-Talak, 65/4) Ashab-ı Kiram'dan Sübey'atü'1-Eslemi (r. anha) gebe iken doğum yaptı, ancak dört ay on gün geçmemişti. Durumu Rasülullah (s.a.s)'e sordu: Rasul-i Ekrem doğumla iddetinin bittiğini ve dilerse yeniden evlenebileceğini kendisine bildirdi. (el-Cassas, a.g.e., Berut, t.y.,I,3)

Hz. Ali ve İbn Abbas'a göre, kocası ölen hamile kadın iki iddetten uzun olanı uygular.

Kadın evlilik dışı cinsel birleşme sonucu hamile kalmışsa, eğer kadın suç ortağı olan erkekle evlenecekse iddete tabi olmayıp hemen evlenebilir. Altı ay geçtikten sonra çocuk dünyaya gelirse nesebi bu erkekten sabit olur. Altı aydan önce doğum olduğunda, koca zinadan söz etmeyerek çocuğun kendisinden olduğunu söylerse, yine neseb bu ikrar nedeniyle sabit olur. Burada daha önceki bir nikah akdinin varlığı veya şüpheye dayalı bir cinsel birleşmenin vuku bulduğu düşünülür. Çünkü müslümanın prensip olarak iyi olduğu kabul edilir ve kötü olabilecek hali örtülür.

Zina eden kadın zina etmeyen bir erkekle evlenirse, Hasan el-Basrî gibi bir grup bilgine göre, nikah akdi münfesih olur. Ancak çoğunluk müctehitlere göre böyle bir evlilik caizdir. Bu konuda delil şu ayettir: "Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. Zina eden kadını da zina eden veya müşrik olan bir erkekten başkası nikahlamaz. Bu mü'minler üzerine haram kılınmıştır." (en-Nûr, 23/3.) İlk grup bilginler ayetin açık anlamını esas alarak haramlık anlamı verdiler. Çoğunluk fakihler ise ayetin bu işin çirkinliğini anlattığını, dolayısıyle "zem" anlamı taşıdığını söylediler. Dayandıkları delil şu hadistir: "Hz. Peyga