Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

4 tane "örtünme" etiketli yazı bulundu "örtünme" tagli diger ogeler resimler , videolar

Evlenmek Niyetiyle Kadına Bakmak

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

EVLENMEK NİYETİYLE KADINA BAKMAK

1) Nişandan önce:

a) Genel olarak kadına bakmak:

Ergin bir erkeğin, mahremi olmayan yabancı kadının şer'an örtülmesi farz olan avret yerlerine bakması caiz değildir. Bu bakışın şehvetli veya şehvetsiz olması yahut fitneye neden olacak nitelikte bulunup bulunmaması sonucu değiştirmez. Kadının avret yeri el ve yüz dışındaki bütün bedenidir. Ebu Hanîfe buna topuktan aşağı ayakları da ekler.

Bunun delili; erkeklere ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarını bildiren ayetlerle (en-Nur, 24/30, 31) kadınların örtünme esaslarını belirleyen ayetler (en-Nur, 24/31, 60; el-Ahzab, 33/33,53,59.) ve Hz. Peygamber'in sünnetidir. Yukarıda erkekle kadının birbirine bakması ile ilgili geniş bilgi vermiştik. Oraya bakılabilir. Burada bir iki hadise yer vereceğiz.

Allah'ın elçisi, Hz. Ali (r.a)'ye şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! bakış bakışı izlemesin. İlk bakış sana ait (mubah), sonraki ise sana ait değildir." (Ebu Davud, Nikah, 43; Tirmizî, Edeb, 28; Darimî, Rikak, 3; A. b. Hanbel, V, 351, 353, 357) Başka bir hadiste şöyle buyurulur:

"Bir müslüman erkeğin gözü (mahremi veya nikahlısı olmayan) bir kadının güzelliklerine takılır da, sonra (Allah'tan korkarak) gözünü ondan sakınırsa, Allahü Teala ona ibadet ecri verir. Ve o kimse kalbinde ibadetin tadını bulur." (Ahmed b. Hanbel, V, 24.)

Diğer yandan İslam yabancı kadına bakmayı yasakladığı gibi, onunla yalnız başbaşa kalmayı da yasaklamıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sizden kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Çünkü bunu yaparsa üçüncüleri şeytan olur." (Buharî, Nikah, 111, 112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada; 16, Fiten, 7; A. b. Hanbel, l, 222, III, 339, 446.) "Sakın yabancı kadınların yanına girmeyin. Ensar'dan bir adam; "Ey Allah'ın Rasülü! Yanına girecek kimse kocasının (kardeşi veya amcaoğlu gibi) yakınları olursa ne buyurursunuz?" diye sorunca; Hz. Peygamber "Kocanın yakınları ölümdür (felakettir)" (Buhari, Müslim, Tirmizi, Darimi, A.b.Hanbel) buyurdular.

b) Evlenme düşüncesiyle kadına bakmak:

İslam'da, erkeğin yabancı kadına bakma yasağının bir takım istisnaları vardır. İhtiyaç ve zaruret durumları bulununca veya evlenme düşüncesi olunca bakma yasağı kalkar. İhtiyaç ve zaruret konusunda "zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar" prensibi uygulanır. Diğer yandan zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur.

İhtiyacın meşru kıldığı bakmaya şunları örnek verebiliriz: Evlenme niyetiyle bakma; alış-veriş, kira, borç alıp-verme, şahitlik, eğitim ve öğretim. Zaruret nedeniyle meşru sayılan bakmaya ise hastalık, boğulma veya yangın gibi felaketlerle karşılaşan erkek veya kadının durumunu örnek verebiliriz. Böyle bir durumda hasta kadın, uzman kadın doktor bulunmayınca erkek doktora muayene ve tedavi olabilir.

Diğer yandan hangi sebeple olursa olsun yabancı bir erkeğin büro, muayenehane, ev vb. yerlerde yanında bulunmak durumunda olan kadın, yanında imkan varsa bir mahremini veya üçüncü bir kişiyi bulundurmalıdır. Çünkü yalnız başbaşa kalmalarda, fitneden güvende olunmaz.

Evlenecek eşlerin birbirini görmesi: Bu görme iki türlü olabilir.

aa) Erkek adına, bir yakınının kızı görmesi. Burada, aracı kadın, dönüşte dünür gönderilmesi düşünülen kızın niteliklerini damat adayına anlatır. Bu caizdir. Delil, Enes b. Malik (ö. 91/717)'in naklettiği şu hadistir: "Hz. Peygamber Ümmü Süleym (r. anha)'yı, bir kadına görücü olarak göndermiş ve onun bacaklarına bakmasını ayrıca ağız kokusunun olup olmadığını anlamaya çalışmasını bildirmiştir." (Ahmed b. Hanbel, III, 231; eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 110. Bu hadis için bazı eleştiriler yapılmıştır. İbn Hanbel hadise «münker» derken, yaygın olan «mürsel» oluşudur.)

Kadın da, kendisine talip olacak erkeğe bakması için birisini gönderebileceği gibi, bizzat erkeği kendisinin görme hakkı da vardır.

bb) Erkeğin bir aracı koymaksızın, evlenmek istediği kızı bizzat görmesi. Onun, yüz ve beden güzelliğini anlaması için yüz, eller ve boya bakması yeterlidir. Yüz güzelliğe, eller de bedenin zarafetine delalet eder.

Cabir b. Abdillah (r.a)'ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurular: "Sizden biriniz bir kadınla evlenmek istediği zaman, onun evlenmesini teşvik edecek niteliklerine bakabilirse baksın." Cabir şöyle diyor: "Bir cariye ile evlenmek istiyordum. Gizlice onu gözetledim ve evlenmemi teşvik eden bazı özelliklerini gördüm. Sonra da onunla evlendim." (Ebu Davud, Nikah, 18; Tirmizî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, III, 334, 360, II 286, 299, V, 324. Hadisin ravileri sika (güvenilir) olup, Hakim, hadisin sahih olduğunu ortaya koymuştur.)

Mugîre b. Şu'be (r.a) bir kadınla evlenmek istiyordu. Hz. Peygamber ona; "Git ve onu gör. Çünkü görmek, birbirine ısınmanız için daha iyidir" (Müslim, Nikah, 74,75; Tirmizî, Nikah, 5; İbn Mace, Nikah, 9; Darimî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, IV,245,246.) buyurdu.

Ebu Humeyd (r.a.)'in naklettiği bir hadiste, evlenme niyetiyle kadına bakılabileceği ve kadının durumu bilmemesinin de sonucu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. (bk. Ebu Davud, Nikah, 18; eş-Şevkanî, a.g.e., VI, 110.)

Diğer yandan Hz. Ömer, devlet başkanlığı sırasında Hz. Ali'den kızı Ümmü Gülsüm'ü istemişti. Hz. Ali kızının küçük olduğunu hatırlatarak; "Onu sana göndereyim, eğer razı olursan eşin olsun" dedi. Hz. Ali kızını Ömer (r.a)'e gönderdi. Hz. Ömer kızı (Ümmü Gülsüm'ü) gördü ve onunla konuştu. (bk. Ebu Davud, Nikah, 18; eş-Şevkani, a.g.e., VI, 110) Bu durum ashab-ı kiram'ın evlilik konusunda birbirine ne kadar samimi davrandıklarını göstermektedir. Diğer yandan Ümmü Gülsüm'ün, babası Hz. Ali'nin sözüyle Hz. Ömer'in nikahlısı sayıldığı, bu yüzden de Hz. Ömer'in ona bu şekilde bakmasının caiz olduğu söylenmiştir.

c) Bakmanın ölçüsü ve sınırı:

Çoğunluk müctehitlere göre, erkek evlenmek istediği kadının yalnız yüz ve ellerine bakabilir. Çünkü yüz ve ellerin görülmesi kadının güzelliğini ve bedeninin arzu edilene uygun olup olmadığını anlamak için yeterlidir. Ebü Hanîfe ayakları da görülebilecek yerler kapsamında saymıştır.

Hanbelîlere göre, evlenilmek istenen kadının günlük işleri yaparken açık kalabilen yerlerine bakmak caizdir. Bunlar altı tane uzuv olup şunlardır: Yüz, boyun, baş, el, ayak ve bacaktan (topuk diz kapağı arası) ibarettir. Çünkü bir kadının fizik yönünün bilinmesi için belirtilen bu yerlerin görülmesine ihtiyaç vardır. Delil; yukarıda zikrettiğimiz Cabir ve Mugîre'nin naklettiği hadislerdeki "ona bak veya ona baksın" ifadelerinin genel anlamı ile Hz. Ömer'in ve Cabir'in bu konudaki uygulamalarıdır.

Evlendikten sonra ise eşler birbirinin vücudunun tamamına bakabilir. Bununla birlikte karı-kocanın birbirinin cinsel organına bakması mekruh sayılmıştır.

Şafiîlere göre, bakmanın, kızın ve ailesinin haberi olmaksızın yapılması gerekir. Aksi durumda, kız tercih edilmezse ailesi incinmiş olur. Delil; kızın izni olsun veya olmasın, bakmanın caiz olduğunu bildiren hadislerin açık anlamıdır.

Malikîlere göre ise, erkeğin bakışından kızın ve ailesinin haberli olması gerekir. Çünkü kızın, kendisine bakıldığından haberli olmaması mekruhtur. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 24)

Sonuç olarak, bir erkek evlenmek istediği kıza, istemeden önce İslami ölçüler içinde bakabilir. Aynı şekilde kız da erkeğe bakabilir. Yanlarında üçüncü bir kişi bulunmak veya herkese açık bir yerde olmak şartıyla evlilik tasarlayan müstakbel eşlerin karşılıklı konuşmaları da mümkün ve caizdir. Ancak kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa kalmayı haya ve iffet bakımından riskli gören İslam bu konuda bazı önlemler almıştır. Bunları aşağıda açıklayacağız.

2) Nişanlılık süresinde:

Yukarıda da belirttiğimiz gibi nişan bir akit değil, bir evlilik sözü vermekten (va'd) ibarettir. Bu yüzden evlilikle ilgili yükümlülük ve sorumluluklar nişanla ortaya çıkmaz. Nişanlı erkekle kadın birbirine yabancı sayılır ve yanlarında mahrem birisi bulunmadıkça nişanlı kızla kimsenin olmadığı bir yerde başbaşa kalmak caiz olmaz.

Delil hadistir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kimse kendisine helal olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Aksi durumda üçüncüleri şeytan olur. Ancak yanlarında bir mahremlerinin bulunması durumu müstesnadır." (Buhari, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tırmizî, Rada; 16, Fiten, 7;A. b. Hanbel, l, 222.)

Evlilikten önce birlikte gezip dolaşmak ve yanında anne, baba, kardeş, amca veya hala gibi bir mahrem olmaksızın erkekle başbaşa kalmak caiz değildir. Diğer yandan bu gibi birlikteliklerden bir yarar da sağlanmaz. Çünkü nişanlılar bu dönemde gerçek yüzlerini ortaya koymazlar. Kendilerini olduklarından başka türlü göstermeye çalışabilirler. Erkek duygularına yenilerek aceleci olabilir ve bundan da en büyük zararı kadın görür. Nişanın bozulması ya da bir gebelik durumunun ortaya çıkması özellikle kadını sarsan bir sonuç olur. Bu durumda kadının şerefi ve saygınlığı lekelenmiş bulunur.

İslam'da Erkek-Kadın Karışık Yaşantının Yeri

İSLÂM'IN FERT VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN ALDIĞI SOSYAL ÖNLEMLER

ERKEK-KADIN İHTİLÂTI (Karışık Yaşantı)

1) İhtilât terimi ve kapsamı:

Erkekle kadının aynı yer ve zamanda birlikte ve karışık olarak bulunmasına "ihtilat" denir. Bu terim daha çok yabancı erkekle kadınların erkekli-kadınlı karışık eğitim görmesi; iş yerinde birlikte çalışması; nişan, düğün ve benzeri kutlamalarda karışık oturması ve ev ziyaretlerinde birlikte oturmayı kapsamına alır.

İslam'da ihtilat için düzenleme yapılırken "fitne korkusu" önemli bir etken olmuştur. Bu yüzden fitne korkusu bulunmayan kadın-erkek ihtilatının izlerine önceki şeriatlarda rastlandığı gibi İslam'da da çeşitli örnek ve uygulamalara rastlanır.

İslam'da erkek ve kadın, toplumun ayrılmaz parçalarıdır. Kadın eve hapsedilmemiş, fakat ev dışındaki davranışlarında da tamamen serbest bırakılmamıştır. İslam, erkeklerin kendi aralarında, kadınların da kendi aralarında olmak üzere eğitim, ibadet, kutlama, eğlence vb. gayeler için toplanmaları esasını getirmiştir. Fakat bu ayrı cins topluluklar genel topluluk içinde karşı cinslerle birlikte bulunurlar.

2) Hz. Peygamber döneminde ayrı gruplar halinde ihtilât:

Bu dönemde, kendi cinsleriyle gruplar oluşturan erkek ve kadınların, daha büyük bir toplulukta yanyana geldikleri görülür. Namaz cemaatı, ilim meclisleri ve gazvelere katılma buna örnek verilebilir.

a) Kadınların cemaate devam etmesi:

Hz. Peygamber döneminde kadınlar da beş vakit namaza, cum'a ve bayram namazlarına cemaat olarak katılıyorlardı. Ancak erkekler ön, kadınlar ise arka saflarda yerlerini alıyordu. Mescid içinde gerçekte iki topluluk vardı. Fakat bunlar ihtilal (erkek-kadın karışık) olmaksızın ayrı yerlerde bulunuyor ve mescid cemaatının bir bölümünü oluşturuyorlardı.

Kadınlar önceleri istedikleri kapıdan girebilirken, giriş ve çıkışlarda görülen izdiham yüzünden Hz. Peygamber, kapılardan birisinin kadınlara ayrılmasını emir buyurmuştur. Bu kapı günümüzde de "kadınlar kapısı (babu'n-nisa)" adını almaktadır.

Sahabe hanımları cuma namazlarına da giderlerdi. Nitekim bir kadın "kaf" suresini cuma namazlarında uzun süre bizzat Nebî (s.a.s)'den dinleyerek ezberlemiş ve Hz. Ömer'in mehrin azaltılmasını istediği cuma hutbesine, arkadan bir kadın cemaat, mehre sınır getirmeyen en-Nisa Suresi 20. ayeti okuyarak itiraz etmiştir.

b) Kadınlara ait ilim meclisi oluşturulması:

Kadınlar erkek topluluklarında, istedikleri gibi soru sorup İslam'ı öğrenemediklerini anlayınca, Hz. Peygamber'den kendileri için özel bir gün belirlemesini istediler. Nebî (s.a.s) onlara haftada birgün belirledi ve o günde yalnız hanımların irşadı ile meşgul oldu. (bk. Buharî, İlim, 36, A. b. Hanbel, III, 34; Nevzat Aşık, Sahabe ve Hadis rivayeti, İzmir, 1981, S: 78 vd.)

c) Kadınların çeşitli gazvelere katılması:

Bazı sahabe hanımlarının gazvelere katılarak mücahidlere moral verdikleri, yemek hazırladıkları, hastabakıcılık ve yaraları sarma gibi geri hizmetlerde bulundukları bilinmektedir.

Nitekim Ümmü Atıyye (r. anha) Hz. Peygamberle birlikte yedi gazveye katılmış, (Müslim, Cihad, 141; İbn Mace, Cihad, 37; Darimî. Cihad, 29; A. b. Hanbel, V, 84.) Hz. Aişe ve Ümmü Süleym Uhud gazvesinde geri hizmetlerde bulunmuş, (bk. Buharî, Cihad, 65, 66, Menakıbu'l-Ensar, 18, Megazî 18; Müslim, Cihad, 136.) başka yedi kadın sahabe de Hayber'i kuşatan orduya katılarak önemli geri hizmetleri başarı ile yürütmüşlerdir. (A.b. Hanbel, V, 271; Ebu Davud, Cihad, 141.)

Huneyn gününde bir hançer edinen Ümmü Seleme, bunu ne yapacağını soran Rasülullah (s.a.s)'a; "Eğer müşriklerden birisi bana yaklaşırsa, bununla onun karnını yaracağım" diye cevap vermiştir. (Müslim, Cihad, 134.)

Sahabe hanımlarının erkeklerin yanında savaşa katılma istek ve arzuları sonraki yıllarda da sürdü. Nitekim, ileride İslam ordusunun deniz seferine çıkacağını Allah'ın Rasulünden öğrenen Ümmü Haram (r. anha); Hz. Peygamber'den, kendisinin de bu ordunun içinde bulunması için Allah'a dua etmesini istemiş ve Hz. Peygamber dua etmiştir. (Buharî, Cihad, 3,4, Ta'bir, 12; Müslim, imare, 160, 182; Nisaî, Cihad, 40; İbn Mace, Cihad, 10) Nitekim Ümmü Haram, Hz. Osman (ö. 35/655) devrinde, kocası Ubade b. es-Samit (ö. 34/654) ile birlikte Kıbrıs'ın fethi için deniz yolculuğuna çıkmış ve Kıbrıs'ta bindiği hayvanından düşerek vefat etmiştir. Kabri Kıbrısta'dır.

İslam'ın ilk dönemlerindeki kadınların bu faaliyetleri erkeklerin yanında ve çoğu kere onların toplulukları içinde yapılmıştır. Ancak bütün bunlar İslami ölçü, edep ve haya sınırları içinde olmuş, ihtilata, yalnızlığa ve tenha yerlerde başbaşa kalmağa fırsat verilmemiştir.

3) Geçmiş şeriatlarda kadın-erkek ilişkisi:

Kur'an-ı Kerim'de geçmiş peygamberlere verilen örneklerdeki erkek-kadın ilişkilerinde de aynı edep ve inceliğin korunduğu görülür. Mesela;

a) Mısır'ı bırakıp Medyen diyarına giden Musa (a.s) şehir kenarında koyunlarını sulamak için sıra bekleyen iki genç kıza yardım teklif eder, koyunlar sulandıktan sonra eve giden kızlardan birisi geri gelerek utana utana Musa'nın yanına gelir ve babasının, su çekme ücretini vermek üzere kendisini eve çağırdığını bildirir. Kızların babası ise Şuayb Peygamberdir. Yine iki kızdan birisinin isteği üzerine Musa (a.s), Şuayb (a.s)'ın koyunlarına çoban olur ve onun kızı ile evlenir. Kur'an-ı Kerîm'de uzun olarak anlatılan bu kıssadan günümüz aile yapısı için alınacak ibretler olduğunda şüphe yoktur. (bk. el-Kasas, 28/23-26.)

b) Hz. Meryem de kızlık çağında Mescid-i Aksa çıkışında kendisine ayrılan odada yaşarken teyzesinin kocası olan Hz. Zekeriyya O'nun yanına girer ve maişeti ile ilgilenirdi. Ancak bu arada meleklerin Hz. Meryem'e yemek ikram ettikleri görülür. Allahü Teala olayı şöyle bildirir: Zekeriyya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve; "Ey Meryem! bu sana nereden geliyor?" der, o da: "Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir" derdi. (Al-i İmran, 3/37)

c) Sebe' Melikesi Belkıs'ın Süleyman (a.s)'ın hak dine çağıran mektubunu alınca, kavmi ile yaptığı istişare toplantısı Kur'an'da şöyle haber verilir: "Sonra Melike dedi ki: Beyler! Bu işimde bana bir fikir verin. Bilirsiniz ki, siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam. Onlar şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli insanlarız. Zorlu savaşçılarız. Emir senindir, artık ne buyuracağını sen düşün. Melike: Hükümdarlar bir ülkeye girince, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır, dedi." (en-Neml, 27/32-34.)

Daha sonra Yemen yöresinden Kudüs'e gelen Belkıs, Süleyman (a.s)'ın kurduğu medeniyet ve saraylar karşısında hayran kalır ve şu sözleriyle hak dine girer: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (en-Neml, 27/44)

Bu ayetlerde bir kadının, devletin en üst düzey bir görevinde, ciddiyet ve ağırbaşlılıkla ülkesinin problemini görüşmek üzere toplantı yaptığı ve efkar-ı umumiyeden destek alarak hareket etmeyi tercih ettiği görülmektedir. Diğer yandan heyetleriyle Hz. Süleyman'ın beldesine ve sarayına kadar gelen Belkıs özel olarak yaptırılan billur köşklerde ağırlanmış olup, bu güzel muamelenin onun hak dine girmesinde etkili olduğunda şüphe yoktur.

Yukarıda belirtilen geçmiş şeriatlar ayet veya sahih hadisle neshedildiği bildirilmediği sürece bizim için de şerîattır. Nitekim, Allahü Teala, şöyle buyurmuştur: "İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy." (el-En'am, 6/90.)

Sonuç olarak yukarıda arzettiğimiz ayet, hadis ve sahabe uygulamalarından da anlaşılacağı gibi İslam, erkek ve kadının bir arada bulunmasını prensip olarak yasaklamış değildir. Bu, temelde caiz olup maslahata yönelik bulununca istenen bir şeydir. Ancak bu görüşmenin İslamî edep ve ölçü sınırları içinde olması gerekir.

4) Bir kadının yabancı erkekle görüşmede dikkat etmesi gereken durumlar:

Mü'min bir kadının okul, hastane, fabrika, alış-veriş vb. yerlerde eğitim, iş veya meslek gereği yabancı erkeklerle karşılaşma ve görüşmesi durumunda aşağıdaki esaslara dikkat etmesi beklenir.

a) Bakışların kontrol altında tutulması:

Erkek ve kadının konuşma ve birbirine muhatap olma durumunda bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Bir mü'min, karşı cinsin bakılması yasaklanan yerlerine bakamaz ve bakışını ihtiyaç dışında uzatamaz. Ayetlerde şöyle buyurulur: "Mü'min erkeklere, gözlerini haramdan sakınmalarını söyle." (en-Nur, 24/30.) Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar..." (en-Nur, 24/31.)

b) Altını göstermeyen bolca giysi ile örtünme:

Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, altını göstermeyen ve vücut hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. (Ayrıntı için bk. "Örtünme" konusu). Örtülü hanımlar İslam toplumunda saygı görür. Çünkü örtü, kötü niyetli erkeklerin bakışlarına ve sarkıntılık etmelerine karşı onları korur.

c) Ölçülü konuşma ve ölçülü yürüme:

Mü'min bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Ayette şöyle buyurulur: "Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin." (el-Ahzab, 33/32.) Yürüyüşün de ölçülü olması gerekir. Salınarak, kırıtarak yürüme mü'minin vekarı ile bağdaşmaz. Ayette şöyle Duyurulur: "Kadınlar gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayakları yere vurarak yürümesinler." (en-Nur, 24/31.) Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Musa (a.s)'ı çağırmaya gelen, Şuayb (a.s)'ın kızı, onun yanına utana utana yaklaşmıştır. (el-Kasas, 28/25.) Bu olayın Kur'an-ı Kerim'de haber verilişinde, günümüz hanımlarına da bir mesaj vardır. Yabancı bir erkekle muhatap olma durumunda kalan bir kadın edep, ciddilik, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak görüşmeli ya da konuşmalıdır.

d) Süslü ve çekici giysi ile örtünmeme:

Süslü ve çekici giysiler evde giyilmeli, yabancı erkeklerin yanında ve evin dışında bunlar baş örtüşü ve dış giysi ile örtülmelidir. Diğer yandan dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için parfüm sürülmesi de, mü'min kadının ağır başlı ve ciddi tavırları ile bağdaşan bir durum değildir.

e) Yabancı erkekle tenhada başbaşa kalmaktan kaçınmak:

Yabancı bir erkekle, kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa bulunmamak gerekir. Bu durum hadisle yasaklanmış ve böyle bir yerde üçüncü kişinin şeytan olduğuna dikkat çekilmiştir. (bk. Buharî, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada, 16; Fiten, 7; A. b. Hanbel, l, 222, III, 339, 446.)

Özellikle, kocanın hısımlarından birisi ile, kimsenin olmadığı yerde başbaşa kalmanın daha tehlikeli olduğu Allah elçisi tarafından şöyle belirtilmiştir: "Kadınların yanına girmekten sakınınız! Dediler: Ey Allah'ın elçisi! Kayın birader hakkında ne buyurursunuz?. Şöyle buyurdular. Kayın birader ölümdür. Yani bu bir helak nedenidir. (bk. Buharî, Nikah, III; Müslim, Selam, 20; Tirmizî, Rada' 16; Darimî, İsti'zan, 14; A. b. Hanbel, IV, 149,153.)

f) Zorunlu ihtilafın zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulması:

Yabancı erkeklerle bir arada bulunma zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulmalıdır. Çünkü gereksiz, ihtiyaç dışı ve uzun görüşmeler fitneye yol açabilir. Ayrıca kadını kutsal görevlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip, çocuklarını eğitmekten alıkoyar.

Sonuç olarak mü'min kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi hem cinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı şiar edinmelidir. Kadın evinin dışındaki eğitim, iş, meslek, ibadet vb. faaliyetlerde ya bir mahremi ile birlikte bulunur ya da güvenilir kadın toplulukları içinde yerini alır.

İslam'da Örtünmenin (Tesettür ) Yeri ve Önemi - 2

3) Örtüde Bulunması Gereken Nitelikler:

a) Örtünün el ve yüz dışında bütün bedeni örtmesi:

Kadınların el, yüz ve ayakları dışında, sarkan saçları dahil bütün bedenleri namazda veya yabancı erkeklerin yanında örtülmesi gerekli olan yerlerdir. El ve yüzün ise bir fitne korkusu bulunmadıkça namazda da namaz dışında da örtülmesi gerekmez. Sağlam görüşe göre ayakların da örtülmesi gerekmez. Çünkü ayaklarla yolda yürünür ve yoksullar için bunları örtme zorluğu vardır. Nitekim "Kadınlar süslerini (yabancı erkeklere) açmasınlar" (en-Nûr, 24/31) ayetinde "kendiliğinden görünen yerler müstesnadır" ilave istisnası ile, bedenden bazı yerlerin açık kalabileceğine işaret edilmiştir. Yukarıda Allah elçisinin Hz. Ebü Bekr'in kızı Esma'ya el ve yüzün açık kalabileceğini bildirdiğini belirtmiştik. (bk. Ebu Davud, Libas, 31) Başka bir hadiste Allah elçisi; "Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker." (Tirmizi, Rada, 18; Ebu İsa, bu hadise 'hasen-garip' demiştir.) buyurmuştur.

Sonuç olarak en-Nur Sure'si 31. ayetteki baş örtüşü (hımar-humur) ve el-Ahzab Suresi 59. ayetteki dış giysi (cilbab-celabîb) terimleri birlikte değerlendirilince, kadın için iki parçalı bir giysi şekli ortaya çıkar. Birincisi; saç, boyun ve göğüsleri örten ve omuzlara doğru yakaların üstüne serbest bırakılan "baş örtüşü"; ikincisi ise "dış giysi" olup, bunun şekli iki türlü tarif edilmiştir. Baş örtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten büyük parça giysi veya baş örtüsünün altında boyundan aşağı topuklara kadar örten dış giysi cilbabın tarifleri arasındadır. Hatta cilbaba, baş örtüşü veya peçe anlamı verenler olduğu gibi Abdullah b. Mes'ud ile Abdullah b. Abbas (r. anhüma)'nın "rida" yani bedenin üst bölümünü örten dış giysi ya da örtü anlamını verdiklerini yukarıda belirtmiştik. (bk. el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 156; Elmalılı, a.g.e., VI, 337. Not: Hac'da ihrama giren erkeklerin üst kısma örttükleri peştemala "rida", alt peştemala ise "izar" denir.)

Örtünmenin gayesi zinadan ve yabancı erkeklerin sarkıntılık yapmasından sakındırmak olduğuna göre, giysinin parça sayısına bakmaksızın aşağıda açıklayacağımız nitelikleri taşıması gerekir. Altını göstermemesi, bol olması, karşı cinsin giysisine benzememesi bu nitelikler arasında sayılabilir. Bunları kısaca açıklayacağız.

) Örtüde Bulunması Gereken Nitelikler:

b) Örtünün altını göstermemesi ve beden hatlarını belli etmemesi:

Örtünün sık dokunmuş ve altını göstermeyen kalınlıkta olması gerekir. Cildin rengini gösterecek derecede ince olan giysi ile kadın örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin beyazlığı veya kırmızılığı belli olan elbise ile namaz geçerli olmaz ve bununla örtünme gerçekleşmez. Eğer giysi kalın olmakla birlikte uzvu belli ederse ve hacmi ortaya koyarsa, bu çirkin görülmekle birlikte namaz geçerli olur. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük vardır.

Şafiilere göre, vücut hatlarını belli eden böyle dar bir giysi ile namaz kılmak kadınlar için mekruhtur, erkeklerin de dar giysiyi terketmesi daha uygundur. (bk. Şafii, el-Ümm, I, 78; Nasıruddin el-Elbani, hicab, terc, Akif Nuri, İst. 1976, s: 58, 59, Döndüren, a.g.e., s. 228)

Giysinin geniş ve altını göstermeyen nitelikte olması gerektiğini bildiren çeşitli hadisler vardır. Hz. Ebû Bekr'in kızı Esma (r. anha)'nın ince giysilerle Nebî (s.a.s)'ın huzuruna çıkınca; Allah elçisinin ondan yüz çevirdiğini ve erginlik çağına giren bir kadının elleri ve yüzü dışında bir yerinin yabancı erkekler tarafından görülmesinin uygun olmadığını ona bildirdiğini yukarıda belirtmiştik. (Ebu Davud, Libas, 31; el-Heysemi, a.g.e., V, 137)

Hz. Peygamber, Dihye el-Kelbî (r.a)'e Mısır'da dokunmuş keten bir kumaş vermiş, yarısından kendisine gömlek diktirmesini, diğer yarısından ise eşinin giysi yapmasını bildirmiştir. Ancak daha sonra şöyle buyurdu: "Eşine git, söyle altına bir gömlek giysin. Çünkü vücut şeklinin ortaya çıkmasından korkarım." (el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 156) Allah'ın elçisi benzer uyarıyı Üsame b. Zeyd (r.a)'in eşi için de yapmıştır. eş-Şevkanî (ö. 1250/1834) bu hadisin açıklamasında şöyle demiştir: "Bu hadise göre, kadınların bedenlerini vücut hatları belli olmayacak şekilde bir giysi ile örtmeleri gerekir. Setri avret için bu şarttır. Usame'nin eşine "kubtıyye" denilen giysinin altına bir gömlek giymesini emretmesi, bu çeşit giysinin şeffaf olması ve vücut hatlarını göstermesi yüzündendir." (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, II, 97)

Şu hadis-i şerif de giyimli, fakat çıplak kadınların dünya ve ahiretteki, sıkıcı hallerini belirtir. "Ümmetimin son dönemlerinde giyimli fakat çıplak bir takım kadınlar olacak, bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Bunları lanetleyin, çünkü onlar lanetlenmişlerdir" Başka bir rivayette; "onlar cennete giremez ve cennetin kokusunu bile bulamazlar" ilavesi vardır. (Müslim, Libas, 125, Cennet, 52; Ahmed b. Hanbel, II, 223, 356, 440)

Temîm oğulları kabilesinden bir takım kadınlar Hz. Aişe'yi (ö. 57/676) ziyarete gelmişti. Üstlerinde ince giysiler vardı. Hz. Aişe kendilerine şöyle dedi: "Eğer siz mü'minler iseniz, bunlar inanmış hanımların giysileri değildir. Eğer mü'min değilseniz, o zaman durum değişir."

Yine Hz. Aişe'nin huzuruna, ince baş örtülü bir gelin getirilmişti. O, şöyle dedi: "Nur suresine inanan bir kadın bunu örtünmez." (el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 157) Hz. Ömer'in, evden dışarı çıkacak olan kadının örtünmesi ile ilgili olarak şöyle dediği nakledilmiştir: "Müslüman kadın, bir ihtiyacı olduğu zaman, vücudunu gizleyen normal bir giysi içinde evden dışarı çıkmaktan menedilemez. Ancak bu öyle bir örtü olmalıdır ki, eve dönünceye kadar onu (bu giysi içinde) kimse tanımaz." (el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 157) Diğer yandan Hz. Ömer'in devlet başkanlığı sırasında, hür kadınlara benzemek için başını örten bir cariyeye örtüsünü çıkarttığı nakledilmiştir. Ancak örtünmenin gayesi ve örtünme ayetlerindeki genel anlam dikkate alındığında hür veya köle ayırımı yapılmaksızın, bütün mü'min kadınların örtünme hükmü kapsamına girdiği de söylenmiştir. Nitekim Hz. Peygamber; "Allah'ın kullarının mescidlere gitmelerine engel olmayınız" (bk. Müslim, Salat, 135, 138, 140; Ebu Davud, Salat, 52, İbn Mace, Mukaddime, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 43, 90, 140) buyurduğu halde, onun vefatından sonra ashab-ı kiram, kadınları beş vakit namaz için mescide çıkmaktan menetmişlerdir. Hatta Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.s) günümüze kadar yaşasaydı, İsrailoğulları kadınlarının menedildiği gibi, bugünkü kadınları mescidlere çıkmaktan menederdi." (Buhari, Ezan, 163,; Müslim, Salat, 144; Ebu Davud, Salat, 53; Tirmizi, Cum'a, 36; Malik, Muvatta, Kıble, 15, İbn Hanbel, VI, 91, 193)

Sonuç olarak hanımların ve yetişkin kız çocuklarının namazda baş örtüleri ve altını göstermeyen bolca olan elbiserle örtünmeleri gerekir. Eğer giysi ince olur veya dar olup vücut hatlarını belli ederse, üstüne bolca bir dış giysi veya sabahlık gibi bir örtü giymeleri tesettürü tamamlar. Evden dışarı çıkarken veya evde yabancı erkeklerin yanında baş örtüşü ve cilbab denilen dış giysilerini örtünmeleri İslam'ın öngördüğü örtü şeklidir. Bu da el, yüz ve topuklardan alt kısım ayaklar dışında tüm bedenin altını göstermeyen ve bolca giysilerle örtülmesinden ibarettir. Bunların dikişli, modelli, renkli olup olmaması veya kumaşının kalitesi örfe ve beldelere göre değişiklik gösterebilir. Nitekim günümüzde Türkiye'nin çeşitli yörelerinde farklı örtünme şekilleri olduğu gibi, Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Malezya veya Endenozya gibi ülkelerde yaşayan hanımların farklı stil ve modellerde kapanma türleri vardır. Bazı yöreler "süs yeri" kapsamına yüzü de ekleyerek, "peçe" denilen örtü ile veya cilbab'ın bir bölümü ile yüzlerini de örtme yoluna gitmişlerdir. Ancak fitne korkusu bulunmadıkça çoğunluk bilginler yüzü örtü kapsamı dışında bırakmışlardır.

c) Kadının evden dışarı çıkarken koku sürünmemesi:

Hz. Peygamber güzel kokuyu sever ve ashabına da kokulanmalarını tavsiye ederdi. Hadislerde şöyle buyurulmuştur: "Bana dünyadan kadın, güzel koku ve gözümün aydınlığı namaz sevdirildi." (Nesai, İşretü'n-Nisa, 1; İbn Hanbel, III, 128, 199, 245, 255, 285, 296) "Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir. Utanma, kokulanma, diş temizliği ve evlenme."  (Tirmizi, Nikah, 1; A.B.Hanbel, V, 421)

Kadınlar aile içinde veya kendi cinslerinin topluluklarında koku sürünebilirler. Ancak evden dışarı çıkarken, mescidde ya da yabancı erkeklerin bulunduğu yerlerde kokulanmaları bu erkeklerin dikkatlerinin kadınların üstüne çekilmesine yol açar. Erkeğin kalbi onunla meşgul olmaya başlar. Bu durumun mescidde meydana gelmesi namazdaki huşuya da engel olabilir. Saflar dolusu kadınların çeşitli parfümler sürünerek mescide geldiği düşünülürse, mescidin havasını bu kokuların sarması İslam'ın hoş karşılamadığı bir durumdur.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse zinaya bir adım atmış olur." (Tirmizi, Edeb, 35; Nesai, Zine, 35) "Bir kadın koku (buhur) sürünürse, yatsı namazında bizimle birlikte bulunmasın." (Müslim, Salat, 143; Ebu Davud, Tereccül, 7; Nesai, Zine, 37, 38, 74; İbn Hanbel, II, 304) Burada yatsı namazının örnek verilmesi, kadınların geceleyin korunmaya daha fazla ihtiyaçları olduğuna dikkat çekmek içindir. Ancak burada koku ile temizlik arasında bir ilgi kurulmamalıdır. İslam temizlik dinidir. Erkek ve kadını dış ve iç kirlerden temizlemek İslam'ın gayesidir. Bu yüzden mü'min kadınlar belki dışarıda parfüm sürünmezler fakat giysilerinin ve bedenlerinin temizliğine son derece dikkat ederler. Bu arada ter kokusunu giderecek önlemleri almak da mü'min hanımların şiarı olmalıdır. Nitekim Medine-i Münevvere'ye uzaklardan cuma namazı için gelenlerin terli olarak mescide girmelerine engel olmak üzere, Allah'ın elçisi, cuma günü boy abdesti alınmasını tavsiye etmişlerdir.

Bazı bilginler kadının dış giysisinin süs ve şatafatı, zinetlerinin dışarıdan görülmesi ve erkek topluluğunda karışık oturmaları ile "parfümlü olarak dışarı veya mescide çıkma yasağı"nı aynı nitelikte görmüşlerdir. (bk. İbn Hacer el-Askalani, Fethul-Bari fi Şerhi Sahihi'l Buhari, II, 279; el-Elbani, a.g.e., s. 62, 63)

d) Erkeklerin giysisine benzememesi:

Yüce Allah erkek ve kadını ayrı ruh ve beden özellikleri ile yaratmıştır. İslam giyimde ve insanlararası ilişkilerde bu yaratılışa uygun esaslar getirmiştir. Kadın daha hassas, ince ruhlu ve narin yapılıdır. Süslenme, süslü giyinme ve zinetlere bezenme onun ruhunda vardır. Bu yüzden her iki cinsin örtmesi gereken yerler ayrı olduğu gibi, giysi şekil ve stillerini de semavî dinlerin, ve çevre şartlarının belirlemesi sonucunda farklılık doğar. O topluma dışarıdan bakan kimse; erkek veya kadını bu farklı yapı ve giyimleri ile ayırır. Aksi halde erkek gibi giyinen kadın veya kadın gibi giyinen erkek tipleri ortaya çıkar ki, bu durum kişinin ruhsal yapısında bozulmalara yol açar.

Kur'an-ı Kerîm'de cinsler arasındaki farklılığa çeşitli ayetlerde işaret edilir: "Allah'ın bazısını bazısına üstün kılmasından ve erkeklerin mallarından harcamalarından ötürü, erkekler kadınlar üzerine hakimdirler." (en-Nisa, 4/34) "Örfe göre, kadınların görevleri kadar hakları da vardır. Erkekler kadınlardan bir derece daha üstündür." (el-Bakara, 2/228) "Erkeklere de hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da hak ettiklerinden bir pay vardır." (en-Nisa, 4/32)

Allah'ın Rasülü; giyim, beden veya davranışları ile erkeğe benzemeye çalışan kadına ve kadına benzemeye çalışan erkeğe lanet etmiştir. Hadislerde şöyle buyurulur: "Kadınlardan erkeklere benzeyenlerle erkeklerden de kadınlara benzeyenler bizden değildir." (Buhari, Libas, 61; Ebu Davud, Libas, 27; Tirmizi, Edeb, 34; İbn Mace, Nikah, 22) Abdullah b. Abbas (r. anhüma)'dan nakledilmiştir; "Nebî (s.a.s) erkekleşen kadınlarla, kadınlaşan erkekleri lanetledi ve "onları evlerinden çıkarınız" buyurdu. (Buhari, Libas, 62, Hudud, 33; Ebu Davud, Edeb, 53; A. b. Hanbel, I, 225) Abdullah b. Ömer Allah elçisinin şöyle dediğini nakletmiştir: "Üç kimse vardır ki, cennete giremez ve kıyamet günü Allah onlara rahmet bakışı ile bakmaz. Ana-babasını dinlemeyen kimse, erkeklere benzemeye çalışan kadın ve eşini kıskanmayan koca." (Ahmed b. Hanbel, II, 134)

Sonuç olarak örfen, iklim ve çevre şartları bakımından erkeğe ait olan giysilere ve erkeğin niteliği ile bağdaşan davranışlara mü'min hanım ve kızlar rağbet etmemelidir. Mü'min erkekler de kadınlara ait giysi ve davranışlara yönelmemelidir. Her cins kendi özellikleri içinde bir değer ifade eder. Ağır başlı, ciddi bir kadın yarı kadınlaşan bir erkekten hoşlanmayacağı gibi, erkekleşmiş bulunan bir kadın da erkeğin ilgi alanı dışına çıkar. Bu arada zinet takma ve ipekli giyme" gibi yalnız kadınlara ait oluşu nass'larla belirlenmiş bulunan değerleri örf ve çevre şartları da değiştiremez. Bu yüzden erkek, ipekli kumaştan giysi giyemeyeceği gibi onun altın, bilezik, küpe, altın zincir ve gerdanlık gibi süsleri takması da caiz olmaz. Diğer yandan bütünü etkilemeyecek nitelikteki çizme, spor ayakkabısı, çorap ya da dış giysinin altında kalan geniş pantalon gibi iki cins tarafından giyilebilen şeylerde bir sakınca olmasa gerektir. Çünkü bunların örtünmeye ve iffeti korumaya yardımcı olduğu açıktır.

Evli kadınların örtünmesinden kocaları sorumlu olduğu gibi, kız çocuklarının evleninceye kadar örtünme ile ilgili problemlerinden birinci derecede babası sorumludur. Çocukla uzun süre birlikte olan, onun eğitim ve terbiyesi ile yakından ilgisi bulunan anne de ikinci derecede sorumlu olur. Ayette şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun" (et-Tahrim, 66/6) Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Sizin hepiniz birer çobansınız ve hepiniz yönettiğiniz kişilerden sorumlusunuz. Erkek ailesinin çobanıdır ve kıyamet gününde onlardan sorumlu olacaktır." (Buhari, Cum'a, 11, İstikrâz, 20, Vesâyâ, 9, Hk. 17, 19, Ahkâm, I; Müslim, İmâre, 20; Ebu Davud, İmâre, 1, 13; Tirmizi, Cihâd, 27; İbn Hanbel, II, 5, 54, 55, 108, 111, 121) "Çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır." (Müslim, Sıyam, 182)

İmam Şafiî (ö. 204/819) ana-babanın bu konudaki sorumluluğunu şöyle belirtir: Babaların ve anaların çocuklarını terbiye etmeleri, onlara temizliği ve namazı öğretmeleri, eğer bu konuda ihmal gösterirlerse onları hatifçe dövmeleri gerekir. Bunun yanında çocuklara diğer dinî görevleri, zina, eşcinsellik, içki, yalancılık ve gıybet gibi fillerin haramlığını da öğretirler. (Ebu Davud, el-Kütübü's-Sitte ve Şerhleri, Neşr. Çağrı Yayınları, İst. 1992, I, 334 edt. not)

e) Örtünün bedeni yanlardan örtecek nitelikte olması:

Hanefîlerde sağlam görüşe ve diğer fakîhlere göre örtünmenin yanlardan olması yeterlidir. Alttan veya gömleğin üst kısmından örtünme şart değildir. Çünkü bunda güçlük vardır. Bu yüzden giyilen bir elbisenin veya bir kadının giydiği uzun eteğin aşağıdan açık bulunması tesettüre engel teşkil etmez. Ancak bu durumda kadın oturuşuna ve kalkışına dikkat ederek mahrem yerlerinin yabancı erkeklerce görülmesine engel olmalıdır.

4) Erkeğin Örtünmesi:

Erkeklerin kendi eşleri dışındaki kimselerin yanında ya da namazda, göbekle diz kapağı arasını örtmeleri farzdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da avret yeri kapsamına girer. Allahü Teala, "Irzlarını da korusunlar." (en-Nur, 24/30) buyurur. Burada "ferc, çoğulu furûc" sözcüğü kadının cinsel organı anlamına geldiği gibi, her iki cins için "apışarası" anlamını da kapsar. İffet yerini en iyi koruma, örtme ile mümkün olacağı için "avret yerini örtme" de bu kapsama girer.

Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1358/1939) erkeğin avret mahalli ile ilgili olarak şöyle der: "İnsanın avret mahalli, bilinen cinsel organdan ibaret değil, apışarası denilen açıklık boyunca uzar ki, bunun azamisi topuklara kadar varırsa da en yakın bilinen azı, diz üstü oturulduğunda belirleneceği üzere göbek altından dizlere kadardır. Bunun için erkeklerde korunması ve örtülmesi farz olan bir avret mahalli bu bilinen en az miktarıdır. Fazlasını örtmek ise müstehaptır." (Elmalılı, a.g.e., VI, 12, 13)

Erkeğin avret yerinin sınırları hadisle belirlenmiştir: "Sizden biriniz kölesini veya işçisini evlendirince artık onun göbekle dizleri arasına bakmasın." (Ebu Davud, Salat, 26, Libas, 34) Başka bir rivayette; "Göbekle iki diz arası avret yeridir" ilavesi vardır. (Ahmed b. Hanbel, II, 187) Darekutnî'nin naklettiği şu hadisle diz kapakları da kapsama girer: "Diz kapakları avret yerlerindendir." (ez-Zeylai, Nasbu'r-Raye, 2. baskı, Kahire 1357/1938, I, 297)

Malikîlere göre, erkekler için avret yeri yalnız ön ve arka, yani "galiz avret" sayılan yerlerdir. Onlara göre uyluk kısmı avret sayılmaz. Delil Enes b. Malikten (ö. 91/709) nakledilen şu hadistir: "Hz. Peygamber Hayber günü izarını (alt peştemal) uyluğunun üzerinden kaldırdı, öyle ki ben onun uyluğunun beyazlığını görür gibiyim." (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar,II, 64) Şu hadis de aynı anlamı desteklemektedir: "Rasülullah (s.a.s) uyluğunu açmış olarak oturuyordu. Ebu Bekir, yanına girmek için izin istedi, ona bu durumda iken izin verdi. Ömer izin istedi, ona da izin verdi. Sonra Hz. Osman izin isteyince, uylukları üstüne elbisesini örttü." (eş-Şevkani, a.g.e., II, 63)

Ancak Hanefilerin de içinde bulunduğu çoğunluk fakihlere göre ön ve arka ile diz kapakları arasında kalan uyluklar da avret yeri kapsamına girer. Çünkü uyluğun avret yeri olduğunu bildiren başka hadisler de vardır. (bk. Buhari, Salat, 12; Ebu Davud, Hammam, 1; Tirmizi, Edeb, 40; İbn. Hanbel, III, 478, 479, V, 290.)

5) Küçük Çocukların Avret Yeri:

Çok küçük çocukların avret yeri yoktur. Bunun sınırı dört yaşa kadardır. Bu yaştan küçük olan erkek veya kız çocuklarının bedenine bakmak veya dokunmak mubahtır. Sonra kendilerine cinsel istek duyulabilecek çağa kadar, yalnız haya yerleri avret yeri sayılır ve örtülmesi gerekir. Daha sonra ergin olmadıkça, on yaşına kadar sadece ön ve arka uzuvları ve bunların çevresi ile uyluklar avret yeri kabul edilir. Çocukların on yaşından sonra erkek olsun kız olsun, avret yerleri, namazda ve namaz dışında, erginlik çağına ulaşmış kimselerin avret yeri gibi sayılır. (İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar, Mısır (t.y), I, 378)

Şafiilere göre küçük kız çocuğunun avret yerleri namazda ve namaz dışında büyük kadınlar gibidir.

Malikîlere göre, yedi yaşındaki erkek çocuğun namazda avret yeri ön ve arka uzuvları ile uyluk, kasık ve kaba etleridir. Böyle bir çocuğun bu yerlerini ergin erkekte olduğu gibi örtmesi menduptur. Namazla emrolunan küçük kız çocuğunun avret yerleri ise göbek ile diz kapağı arasıdır. Ancak bu kız çocuğunun ergin kadın gibi örtünmesi menduptur. Namaz dışında ise sekiz yaştan küçük olan çocuklarda avret yeri yoktur. (ez-Zuhayli el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletuh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, I, 596)

6) Hür ve Müslüman Kadın Kimlerin Yanında ve Nasıl Örtünür?

a) Kocasının yanında:

Karı-koca birbirinin bedenlerinin her yanına bakabilirler. Eşler arasında örtünme zorunluluğu söz konusu olmaz. Çünkü İslamî nikahla cinsel ilişki bile meşru olunca, bundan daha hafif olan bakma ve dokunmanın meşru oluşunda şüphe yoktur. Bununla birlikte "galiz avret" sayılan haya yerlerine bakılmaması edebe daha uygundur. Nitekim Hz. Aişe'den; "Ben Nebî (s.a.s)'in cinsel uzvuna (ferc) hiç bakmadım", başka bir rivayette "Onun fercini hiç görmedim, o da benden bir şey görmedi" dediği nakledilmiştir. (bk. Ahmed b. Hanbel, VI, 63, 190; el-Kurtubî, a.g.e., XII, 154.)

b) Mahrem hısımlarının yanında:

Kadın; baba, oğul, erkek kardeş ve üvey oğul gibi, aralarında ebedî olarak evlenme engeli bulunan hısımlarının yanında el, ayak, kol, saç, kulak, boyun ve dizden aşağı inciklerini açabilir. Onların da bunlara bakmaları helaldir. Çünkü yakınlıkları yüzünden bir takım iş ve hizmetlerin görülmesi, bu nedenle de bir arada bulunmaları gerekir ve bir fitne düşünülemez. Ancak karın ve sırt kısmını açamaz, bu arsızlık olur. Nitekim zıhar yolu ile boşamada koca, karısına "Sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek boşama prosedürünü başlatır. Zıharı ve pişmanlık durumunda dönüş yöntemini belirleyen ayette (el-Mücadele, 58/1; bk. Elmalılı, a.g.e., VII, 450 vd.) annenin sırtına dikkat çekilmiştir. Bu yüzden annenin sırt ve bunun benzeri olan karın kısmının da yakın hısımlara karşı avret sayılması gerekir. Aşağıda, kadının yanlarına örtüsüz çıkabileceği hısımları ayrıca inceleyeceğimiz için kısa geçiyoruz.

c) Başka kadınların yanında:

Kadınların kadınlara karşı avret yeri, göbekle diz kapakları arasında kalan kısımdır. Bunun dışındaki yerleri kadınların yanında açabilirler. (el-Mevsılî, el-ihtiyar, l, 45.) Ancak müşrik kadınlar kapsam dışında tutulmuştur. Bu yüzden müslüman bir kadının müşrik ya da inkarcı kadınların yanında mahrem bir yerini açması caiz değildir. Hatta İbn Cüreyc, Ubade b. Nüsey ve Hışam el-Kari' gibi bilginler hıristiyan bir kadının müslüman bir kadını öpmesini veya onun avret yerlerine bakmasını mekruh saymışlardır. Ubade b. Nüsey, Hz. Ömer'in, komutan Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'a (ö. 18/639) yazdığı şu mektubu zikreder: "Zimmet ehli (hıristiyan veya Yahudi kadın tabea)nin müslüman kadınlarla birlikte hamamlara girdikleri haberi bana ulaştı. Onları bundan menet. Çünkü zimmiye bir kadının müslüman kadını çıplak olarak görmesi caiz değildir". Ebu Ubeyde mektubu alınca şöyle ilan etmiştir: Herhangi bir kadın özürsüz olarak hamama giderse, bununla yüzünü beyazlaştırmayı kastetmiş olur. Allah kıyamet gününde yüzlerin beyazlaştığı (bk.Al-i İmran, 3/106,107.) günde onun yüzünü karartsın" (el-Kurtubî, a.g.e., XII, 155.) Abdullah b. Abbas (ö. 68/687) bu konuda gayri müslim kadınların istisna edilmesinin nedenini şöyle açıklar: "Müslüman kadını tesettürsüz olarak hıristiyan veya yahudi bir kadının görmesi helal olmaz. Çünkü bunlar müslüman kadının örtüsüz halini kocalarına anlatabilirler" (el-Kurtubî, a.g.e., XII, 155.) Yine de konu İslam fakihleri arasında görüş ayrılığına neden olmuştur. Nitekim müslüman bir hanımın, gayri müslim cariyesinin yanında örtünmesine gerek olmadığına fetva verilmiştir.

d) Yabancı erkeklerin yanında:

Müslüman bir kadının yabancı erkeklere karşı yüzü, bileklere kadar elleri ve ayakları dışında bedeninin tamamı avrettir. Ayaklarda görüş ayrılığı olmakla birlikte sağlam görüşe göre ayaklar açık kalabilir. Bu yerlerin gerek namaz içinde ve gerekse namaz dışında örtülmesi farzdır. Yukarıda başın ve bedenin örtünme şeklini ve örtüde aranan nitelikleri açıklamıştık. Bu yüzden kısa geçiyoruz.

e) Zaruret veya tedavi halinde örtünme:

Tedavi gibi bir zaruret halinde erkek veya kadının bedenine doktor, ebe, iğneci ve pansumancı gibi kimselerin bakması ve dokunması caizdir. Ancak kadınların sağlık problemlerinde kendi cinslerinden olan doktor, ebe ve sağlık personelini tercih etmeleri gerekir. Bunlar bulunmayınca veya bulunup da uzmanlık ve beceride geri olması durumunda "Zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar" kuralı işletilir. Ancak zaruretler de miktarlarınca takdir olunur. (Mecelle, mad. 21, 22)

7) Kadının Örtüsüz Olarak Yanlarına Çıkabileceği Kimseler:

Müslüman bir kadın ya evlidir ya da bekar. İki durumda da bir aile içinde bulunur. Kendisinin veya kocasının bir takım hısımlarıyla ya da hizmetçi, aşçı, bahçıvan gibi aileye dışarıdan giren kimselerle birlikte yaşar. Sürekli görüşme, karşılaşma, iş ve hizmet gereği bu birlikte yaşadığı kimselerin yanında örtünmede bir takım kolaylıklar getirilmiştir.

Nur Suresi'nin 31. ayetinde sayılan bu yakın hısım ve birlikte yaşanan kimselerin yanına kadın, son sınır olarak diz kapağı ile göbeği arasını, sırt ve karın kısmını örtmek şartıyla çıkabilir. Ancak bu bir fetva sınırı olup, kadının bunların yanında da edeb ve takva gereği daha fazlasını örtmeyi gaye edinmesi gerekir. Evde çamaşır veya bulaşık yıkayan yahut hamur karan ya da bahçe sulayan bir kadının hizmet gereği kimi yerleri açılabilir. Yine çocuğunu emziren kadının evin içinde kendisini sürekli olarak sakınması güçlük doğurur. Ancak şunu hemen belirtelim ki fitne korkusu olur veya

aile içinde zayıf ahlaklı kişiler bulunursa, kadın örtünmesini arttırarak korunmaya çalışmalıdır.

Bir müslüman kadına mahrem sayılan kimseler şunlardır:

a) Kocası: Kadın, kocasının yanında dilediği gibi giyinebilir. Eşler arasında örtünme bakımından bir sınır söz konusu değildir. Kadının kocasına güzel görünmek için süslenmesi ve açılması mubahtır. Ancak yabancı erkeklere güzel görünmek ve onların ilgisini çekmek için süslenmek caiz olmaz.

b) Babası (el-Ahzab, 32/55)

c) Kocanın babası (kayın peder). Buna büyük babalar da girer.

d) Kendi oğulları. Erkek torunlar da bu kapsama girer.

e) Kocasının oğulları. Erkek torunlar da bu kapsamdadır.

f) Erkek kardeşi.

g) Erkek kardeşin oğulları. Erkek kardeşin torunları da bu kapsama girer.

h) Kız kardeşin oğulları. Bunların torunları da mahrem sayılır.

i) Müslüman kadın. Mü'min bir kadının diğer mü'min hanımların yanında diz kapağı ile göbeği arası kapalı olarak bulunabileceğini yukarıda belirtmiştik. Ancak müslüman bir kadın gayri müslim kadınların yanında tesettürsüz bulunamaz. Bununla gayri müslim kadının, kendi erkekleri yanında mü'min hanımın örtüsüz halinden söz etmesi engellenmek istenmiştir. Hz. Ömer bu konuda Ebu Ubeyde'ye bir mektup yazarak müslüman ve gayri müslim tebeanın aynı hamama girmesine engel olmasını istemiştir. ( bk. el-Kurtubî, a.g.e., XII, 155; İbn Kesîr, Muhtasar, II, 600, 601.)

 j) Köle ve cariye: Bir kadın köle veya cariyesinin yanında örtüsüz kalabilir. Çünkü Allah elçisi, Hz. Fatıma'ya bir köle bağışlamıştı. Bu sırada Hz. Fatıma'nın üzerinde, başını örtse ayakları, ayaklarını örtse başını açık bırakan bir giysi vardı. Hz. Peygamber bu durumu görünce şöyle buyurdu: "Senin için bir sakınca yoktur. Çünkü bu köle senin baban veya oğlun yerindedir." (Ebu Davud, Libas, 32; el-Kurtubî, a.g.e., XII, 155.)

k) Erkekliği kalmamış hizmetçiler: Denk olmama, yaşlılık, veya hastalık gibi durumlar, yahut kadınlara karşı istek duymama veya iktidarsız olma gibi nedenlerle evin sahibi kadına cinsel bakımdan zararı dokunmayacak hizmetçiler, şoför, bahçıvan ve aşçı gibi kimseler kadın için diğer mahrem hısımlar gibidir.

l) Kadınların gizli yerlerine bakmaktan anlamayan küçük çocuklar: Kadınların yanında bulununca onların konuşma, yürüme ve giyimlerinden cinsel bakımdan etkilenmeyecek derecede küçük yaştaki çocukların yanında örtünme zorunluluğu bulunmaz. Ancak çocuk erginlik çağına yaklaşmış olursa, artık yabancı kadınların yanına girmemelidir.

Bunların dışında dede, amca, dayı, büyük amca, büyük dayı, süt kardeş, süt baba gibi kendileriyle sürekli olarak evlenme yasağı bulunan hısımların yanına da kadın süs yerleri açık olarak çıkabilir. Ancak bir fitne korkusu olunca kadının örtünmeyi tercih etmesi daha temiz ve daha uygundur. Nitekim ay halinden kesilmiş ve evlenme için ümidi kalmamış olan yaşlı kadınların evden dışarı çıkarken dış giysilerini bırakabileceklerine izin verilen ayetin sonunda; "Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır. " (en-Nur, 24/60; Evlenme yasağı bulunan diğer hısımlar için bk. en-Nisa, 4/28, 23; Hamdi Döndüren Delilleriyle İslam Hukuku, İstanbul, 1983, s:212-243) buyrulmuştur.--son--

İslam'da Örtünmenin (Tesettür ) Yeri ve Önemi - 1

İslam'da Örtünmenin (Tesettür ) Yeri ve Önemi - 1