Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

6 tane "adem" etiketli yazı bulundu "adem" tagli diger ogeler resimler , videolar

Hz. Meryem kimdir ?

İSLAMDAN ÖNCEKİ SEMAVİ DİNLERDE KADININ YERİ

Hz. MERYEM

Hz. Meryem'in Mescid-i Aksa hizmetçiliği:

Hz. İsa'nın annesi ve Dâvud (a.s)'ın soyundan bir bilgin olan İmran'ın kızıdır. Hz. Meryem Yüce Allah tarafından insanlara örnek gösterilmiş ve onun üstünlüğüne işaret edilmiştir.

"Allah iman edenlere iffetini koruyan, İmran'ın kızı Meryem'i de örnek gösterir." (et-Tahrîm, 66/12)

"Irzını iffetle korumuş olanı an. Biz ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu bütün âlem için bir ibret kıldık." (el-Enbiyâ, 21/91.)

"O, seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti." (Âl-i İmrân, 3/42.)

İmran'ın eşi Hanna, kısır bir kadın olup hiç çocuğu olmamıştı. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmağa çalışan bir kuş görmüş ve bu durum onda çocuk sahibi olma arzusunu alevlendirmişti. (İbnü'l-Esir, el-Kâmil, Beyrut 1979, I, 298.) Allahü Teâlâ'ya, çocuk ihsan etmesi için dua etti ve çocuğu olursa, bunu Beytü'l-Makdis'e (Mescid-i Aksa) hizmetçi olarak adadığını bildirdi. (Âl-i İmrân, 3/5.) Ancak o, bu adağı yaparken çocuğun erkek olarak doğacağını düşünmüştü. Meryem dünyaya gelince, kız çocuğunun mescid hizmetinde zorluklarla karşılaşabileceğini düşündü, bununla birlikte adağına uyarak küçük Meryem'i Beytü'l-Makdis'e götürerek görevlilere teslim etti. Çocuğun gözetilmesi görevini devrin peygamberi ve aynı zamanda Hz. Meryem'in teyzesinin kocası olan Zekeriyya (a.s) üstlendi. (bk. Âl-i İmrân, 3/36, 37; İbnü'l-Esîr, a.g.e., I, 299.)

Zekeriyya (a.s), Meryem için mescidde özel bir yer (mihrab) tahsis etmişti. O, burada sürekli olarak ibadet ve dua ile meşgul oluyordu. Zekeriyya bir ihtiyaç nedeniyle Meryem'in yanına her girişinde değişik yiyeceklerle karşılaşıyordu. Üstelik bunlar o mevsimin ve o beldenin yiyeceklerine benzemiyordu. Yüce Allah'ın ve meleklerin ikramına mazhar olan Meryem'in bu hali Kur'an-ı Kerîm'de şöyle bildirilir:

"Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya'yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem! bu sana nereden geliyor?" der, o da: "Rabbim tarafındandır. Allah dilediğine sayısız rızık verir" derdi. (Âl-i İmrân, 3/37.)

Hz. İsa'nın babasız olarak dünyaya gelişi:

Yüce Allah Meryem'in babasız olarak bir çocuk dünyaya getirmesini takdir etmişti. Bir gün melekler Allah'ın emri ile gelerek bir çocuk doğuracağını ve adının da Meryemoğlu İsa Mesih olacağını bildirdiler. Ayrıca bu çocuğun dünya ve âhirette şerefli ve Allah'ın rızasını kazanan bir kul olacağını, beşikte iken konuşacağını da haber verdiler. (Al-i İmrân, 3/45, 46)

Hz. Meryem bu durum karşısında, kendisinin hiçbir erkekle ilişkisi olmadığı halde, nasıl çocuk sahibi olacağını sormuş ve kendisine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasına hükmedince ona sadece "ol" der ve o da hemen oluverir." (Al-i İmrân, 3/47) Bir gün Cebrail (a.s) genç bir erkek suretinde gelmiş (bk. Meryem, 19/16.), korkuya kapılan Meryem; "Ben senden, Rahman olan Allah'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan bana dokunma, demişti. (Meryem, 19/18.) Cebrail (a.s); temiz ve yetenekli bir erkek çocuk bağışlamak için, Allah'ın emri ile geldiğini bildirince. (Meryem, 19/19.) Hz. Meryem yine; "Benim nasıl çocuğum olabilir. Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" (Meryem. 19/20.) diyerek Melekten açıklama istedi. Melek; Yüce Allah'ın emir ve takdirinin böyle olduğunu, Yüce Allah için bunun kolay bir hadise olduğunu bildirdi. (Meryem. 19/21)

Allahü Teâlâ Hz. Meryem'e ruhundan melek aracılığı ile üflemiş ve o gebe kalmıştı. Çoğunluk bilginlere göre, normal gebelik süresi geçince Hz. Meryem, İsa'yı (a.s) dünyaya getirmiştir. (İbn Kesir, Tefsîr, İst. 1985, V, 216.) Doğum sırasında ve sonrasında melek tarafından sükûnete kavuşturulan Meryem, çocuk kucağında toplumun içine dönünce sert eleştiri ve ithamlarla karşılaştı. Kendisine zina isnad edilmek isteniyordu. ( bk. Meryem, 19/24-28.) Böyle sıkıntılı ve kem gözlerin üzerine çevrildiği bir günde Hz. Meryem'den savunma yerine susması ve şöyle demesi bildirildi: "Ben susma orucu adadım, bu gün kimseyle konuşmayacağım." (Meryem, 19/26.) Ancak bir açıklama bekleyenlere kucağındaki çocuğu göstererek, onunla konuşmalarını işaret etmekle yetindi. Bir mucize olarak beşikteki İsa (a.s) şunları söylemişti: "Ben, şüphesiz Allah'ın kuluyum. O, bana kitap verecek ve beni peygamber yapacaktır. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece de namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Beni, anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden dirileceğim gün esenlik banadır." (Meryem, 19/30-33.)

Yüce Allah, Hz. İsa'nın durumunu, Âdem (a.s)'ın durumuna benzetmiştir: "Allah katında İsa'nın durumu da Âdem'in durumu gibidir. Allah Âdem'i topraktan yarattı, sonra ona "ol" dedi ve o oluverdi." (Âl-i imrân, 3/59.)

Hz. Meryem'in fazileti:

Allahü Teâlâ'mn üstün meziyetler verdiği ve meleklerine hizmet ettirdiği Hz. Meryem'in bir peygamber mi, yoksa Cenab-ı Hakkın veli bir kulu mu olduğu konusu bilginler arasında tartışılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Erkeklerden kemâle erenler çoktur. Kadınlardan ise Meryem binti İmran ile Firavun'un karısı Âsiye'den başka kemâle eren yoktur. Kadınlar üzerine Âişe'nin üstünlüğü, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir." (bk. Buhârî, Enbiyâ, 32, 46, Fazâilu Ashâbî'n-Nebî, 30. At'ime, 25; Müslim, Fazâilu's-Sahâbe, 70; Tirmizî, At'ime, 31; İbn Mâce, At'ime, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 394, 409.)

Bazı bilginler bu hadisi delil alarak Âsiye ile Meryem'in peygamber olduklarını söylemişlerdir. Çünkü insan nev'inin en kemâllileri önce peygamberler, sonra veliler, sıddîkler ve şehidlerdir. Ancak bu görüşe çoğunluk müctehitler karşı çıkmış, hadisteki "kemâl sahibi" ifadesinin; Âsiye ile Hz. Meryem'in kadınlar arasında bütün faziletlerin en üstün derecesine vardıkları anlamına geldiğini söylemişlerdir.

Kirmanî; "Kadınlardan peygamber gelmediği konusunda görüşbirliği (icma) naklolunmuştur" demiş, ancak İmam Eş'arî'nin (Ö. 260/873) kadınlardan altı peygamber geldiğini söylediği nakledilmiştir. Bunlar: Hz. Havva, Sâre, Hz. Musa'nın annesi, Asiye, Hacer ve Meryem'dir. (Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul 1979, X, 286.) el-Kurtubî (Ö. 671/1273) şöyle demiştir: "Sağlam görüşe göre Hz. Meryem peygamberdir. Çünkü Allahü Teâlâ ona melek aracılığı ile vahiy göndermiştir. Âsiye'ye gelince, onun peygamberliğine delâlet eden bir nakil yoktur." (el-Kurtubî, a.g.e. IV, 53, 54; Davudoğlu, a.g.e. X 286.)

Sonuç olarak kadınlardan peygamber gelip gelmediği konusunda görüş ayrılığı bulunmakla birlikte, çoğunluk bilginler gelmediği kanaatindedir. Bu duruma göre Hz. Meryem'in Yüce Allah'ın "veli" bir kulu olduğunda şüphe yoktur. Kur'an ve Sünnetin bu derece önem verdiği ve gerçek yönlerini ortaya koyduğu Hz. Meryem ve Hz. İsa'nın Hıristiyanlarca yanlış algılanması ve özellikle Hz. İsa'nın "Allah'ın oğlu" olarak nitelendirilmesi kiliselerin çözmesi gereken önemli bir problemdir. Nitekim Hıristiyanların önemli bir bölümü "tevhid" inancına ulaşmakla birlikte, diğer bölümü günümüzde de "teslis (üçleme)" inancını korumaktadır. Bu üç ilâh; baba (Allah), oğul (Hz. İsa) ve Rûhu'l-Kudüs'ten ibarettir. Hz. İsa'nın tebliğ ettiği din tevhide yani Allah'ın birliği esasına dayandığı halde, Hıristiyanların sonraki yorumları böyle bir kargaşaya yol açmıştır. Kur'an-ı Kerimde de belirtildiği gibi "Allah'ın kelimesi" ve "Allah'ın ruhu" ifadeleri onların yanılma noktasını teşkil etmiştir. Âyette şöyle buyurulur: "Ey ehli kitap! Dininiz hususunda aşırı gitmeyin. Allah'a karşı yalnız hakkı söyleyin. Meryemoğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın peygamberidir. Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "Allah üçtür" demeyin. Bundan vazgeçin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Allah ancak bir tek ilâhtır. O çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter." (bk. en-Nisâ, 4/171.)

Burada, bir kaç yıl önce yolumuz düşen Efes'te Meryem Ana'ya izafe edilen yeri ziyaretimizle ilgili bir hatıramızı nakletmek isteriz. Yüce Allah'ın bu derece faziletinden söz ettiği Hz. Meryem'in ve bir peygamber olan Hz. İsa'nın elbette İslâm ümmetinin gönlünde ve kalbinde önemli bir yeri vardır. Mü'min olmanın şartları arasında Hz. İsa'ya peygamber olarak inanmak da vardır. Ziyaret sırasında Hıristiyanlığı tanıtıcı bir broşür vermek için yanımıza gelen yaşlı ve tesettürlü bir rahibe hanıma Hz. Meryem ve Hz. İsa ile ilgili İslâm'ın getirdiği mesajı anlatmaya çalıştık. Bu arada Hz. Meryem'in bir peygamber olduğunu söyleyenler bile olmuş, ama en azından onun bir "evliya (azize)" olduğunda İslâm bilginleri arasında görüş birliği oluşmuştur" sözlerimiz üzerine gözyaşlarını tutamayan rahibe, bu konuda birkaç kelime daha duyabilmek için, aracımızın yanına kadar gelmiş ve bizi yolcu etmişti. Demek ki, Hıristiyanlık ve Yahudilik âleminde İslâmi tanıma noktasında önemli bir bilgilenme eksikliği vardır. Tarafsız bir yaklaşımla, İslâm'ı ve Kur'an'ı inceledikleri zaman tevhid inancına kavuşacaklarında şüphe yoktur.

Hz. İsa kendisinin bir peygamber olduğunu söylemiş ve insanları hak dine çağırmıştır. Kur'an'da onun insanlara şöyle seslendiği bildirilir: "Size bir delil getirdim, Allah'tan korkun bana itaat edin. Şüphe yok ki, Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin, bu doğru yoldur." (Âl-i İmrân, 3/50. Teslis inancını reddeden âyetler için bk. el-Mâide, 5/17, 72, 73.)

Darwinizm

YER YÜZÜNDE İLK İNSAN VE YARADILIŞI

DARWİNİZM

Carles Darwin (1809 -1882), Beagle gemisiyle dünya çevresinde yaptığı gezi sırasında rastladığı soyu tükenmiş dişsiz hayvan türlerini inceledikten sonra, türlerin sabitliği konusunda şüpheye düşmüş ve ünlü "evrim" teorisini öne sürmüştür. Buna göre, aynı kökten gelen türler çevre, beslenme vb. etkilerle değişim gösterir, böylece vücudu ve üreme hücreleri değişikliğe uğrar. Diğer yandan tüm canlılar yaşamak için mücadele ederler ve ortama en elverişli olanlar yaşar. Böylece doğal ayıklanma, yeni türlerin oluşmasını ve çevreye uyum yolu ile sürekli evrimi sağlamıştır.

Darwin'in iddiaları bir kesinlik taşımaz, bir teori ve nazariyeden ibarettir. Çok tartışılmış ve birçok iddiaları çürütülmüştür. Bu yüzden canlı türlerin, meselâ insanın maymundan uzun evrim sonucunda oluştuğu iddiası artık bilim çevrelerinde terkedilmiştir. Günümüzde biyoloji bilimi, türler arasında bir geçiş olamayacağını ortaya koymuştur. Yukarıda bunu açıklamıştık.

İslâm dini ve diğer semavî dinler ise insanın hayata insan olarak başladığını ve başka bir türden evrimin söz konusu olmadığını ortaya koymuşlardır. (bk. el-A'râf, 7/11; el-Bakara, 2/30 vd.; Sâd, 38/71 vd.; el-Hıcr, 15/28 vd.)

İnsanın menşeini bir hayvana bağlamak, onun duygularını ve yaratılış cevherini temel türden ayırmak demektir. Halbuki, insan yaratıkların en şereflisi olarak ve en üstün kıvamda yaratılmıştır. Âyette: "Biz insanı en güzel şekilde yarattık" (el-Tîn, 95/4.) buyurulur.

Bazı hayvan fosilleri üzerinde araştırma yapanlar, bunların insanın atası olabileceğini öne sürmüş. Bunları kısaca açıklayacağız.

İnsan ve kuyruksuz maymunun ortak atası:

Böyle ortak bir atayı gösteren ne bir hayvan yaşamış ve ne de bir fosil bulunmuştur. Halbuki evrimciler böyle bir ortak atanın 30-70 milyon yıl önce yaşadığını öne sürmüşlerdir. (Henry M. Morris, Terc. Heyet, Yaratılış Modeli, Neşr., M.E.G.S.B., Ankara 1985, s: 157.)

Kuyruksuz maymunlara (apes) ait çeşitli fosiller, insanın atasının bu hayvan olabileceği teorisini gündeme getirmiştir. 1932'de Hindistan'da bulunan fosil (ramapithecus) bunların en önemlisi olup; bir kaç diş ve çene parçalarından ibarettir. Bu grubun bütün fosillerini inceleyen Pensilvania Üniversitesi'nden Dr. Robert Eckhardt şöyle demiştir: "Bu fosiller sadece kendi türü olan kuyruksuz maymunların atası olabilir. Bunlar, morfolojik, ekolojik ve davranış yönleriyle de kuyruksuz maymunlara benzerlik gösterirler." (Morris, a.g.e. s: 158.)

Doğu Afrika'da Louis Leaky ve başkaları tarafından bulunan fosillere "güneyin maymunu" denilmiştir. Bunlar evrimcilere göre, 2-3 milyon yıl önce yaşamış, dik yürüyen ve bazı aletleri kullanan bir varlıktır. Beyin hacmi, bazı ileri yapılı maymunların ki kadar, yaklaşık 500 c.c.'dir. Dişleri de kuyruksuz maymuna benzer.

Ancak Louis Leaky'in oğlu Richard Leaky aynı türden bulduğu fosillerle bunların uzun kollu ve kısa bacaklı olduklarını ortaya koydu. Diğer yandan bir çok evrimcinin inandığı gibi, bu varlık dik değil eğik yürüyordu. Kısaca bu hayvan sadece beyin yönü ile kuyruksuz maymunlara benziyordu. Bu yüzden onun da, soyu tükenmiş bir maymun olduğunda şüphe yoktur.

Java Adamı, Pekin Adamı, Heidelberg Adamı adını alan bir takım fosillerin ise yaklaşık 500.000 yıl önce yaşadığı öne sürülmüştür. Bunların dik yürüdükleri, beyin hacimlerinin yaklaşık 1000 c.c. olduğu, basit alet ve silahları kullandıkları evrimcilerin benimsediği görüştür.

Ancak Java Adamı daha sonra bunu bulan tarafından reddedilmiştir. Pekin Adamı'na ait kemikler ise İkinci Dünya Savaşından beri kayıptır ve bu yüzden incelemeye tabi tutulmamaktadır. Heidelberg Adamı ise sadece büyük bir çene kemiğinden ibarettir. Bu fosillerin (Homo erectus) küçük bir beyine (900-1100 c.c.) sahip olması, onların insanın atası olarak kabul edilmesine imkân vermemektedir. (Morris, a.g.e., s: 159-161.)

Sonuç olarak insanoğlunun ilk ataları Hz. Âdem ve eşi Hz. Havva'dır. Bunun aksi olan bir görüş günümüze kadar isbat edilmiş değildir. İnsan tarih boyunca, kendi çevre şartları içinde gelişimini sürdürmüş, belki yeni yeni ilim ve kültür faaliyetleri, ona yeni bir ruh zenginliği ve beyin gücü kazandırmıştır. Ancak bu durum insanın yüzyıllar içinde iptidaî bir varlıktan evrime tabi tutulduğu anlamına gelmez.

Çoğun anne karnında oluşumu

YER YÜZÜNDE İLK İNSAN VE YARADILIŞI

ÇOCUĞUN ANNE KARNINDA OLUŞUMU

Önceki yazımızda Hz. Âdem'le Havva'nın yaratılışı ve yeryüzüne indikten sonra Hz. Havva'nın ilk hamileliğinden (el-A'râf, 7/189.) söz etmiştik. Kur'an-ı Kerîm'de insan neslinin, kendi türünü doğum yoluyla sürdürdüğünü bildiren pek çok âyet vardır. Bunlarda çocuğun ana karnındaki gelişimi tıp biliminin açıkladığı ile uyumlu bir biçimde belirtilmektedir. Bir kaç âyeti örnek olarak vereceğiz.

"Şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden (sperm), sonra alakadan (kadının aşılanmış yumurtası), sonra uzuvları (önce) belirsiz, sonra belirli canlı et parçasından yarattık ki size gücümüzü gösterelim. Dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz, sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız." (el-Hac, 21/5.)

"Şüphesiz biz insanı çamurdan bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta sperm haline getirdik. Sonra bu spermi, alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden alakayı bir parça et haline soktuk. Sonra bu bir parça ette kemikleri yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla insan haline getirdik." (el-Mü'minûn, 23/12-14; bk. el-Mü'min, 40/67.)

TÜP BEBEK UYGULAMASININ ORTAYA ÇIKARDIĞI GERÇEK

 Ana karnındaki bir bebeğin âyetlere göre gelişimini yukarıda belirtmeye çalıştık. Şimdi de günümüz biyoloji ve tıp bilimleri açısından insan varlığının oluşumu ne şekilde gerçekleşmektedir? Bunu açıklamaya çalışacağız.

Konuya, tıbbın dışarıdan yardımla oluşumuna katkıda bulunduğu bir bebekle girmek istiyoruz. İngiliz Gilbert John Brown ve Lesley Brown çifti her evli gibi çocuk sahibi olmak istiyorlardı. Ancak bayan Lesley Brown'un yumurta kanalları (fallop tüpleri) tıkalı olduğu için bunun gerçekleşemediğini tıp uzmanları tesbit etmişti. Bayan Brown'un yumurta kanalları ameliyatla temizlendikten sonra, yumurtalıklarından olgunlaşmış bir yumurta hücresi alınmış ve bu hücre baba John Brown'dan alınan sperm hücreleriyle tüp içinde bir araya getirilmişti. 2,5 -3 gün sonra yumurta hücresinin döllendiği ve bölünmeye başladığı tesbit edilir. İşte bu döllenmiş yumurta hücresi (alaka-zigot) yeniden anne rahmine bırakılır. Daha sonra rahime tutunan zigot, normal bir şekilde gelişmesini tamamlar ve 25 Temmuz 1978'de normal, sarışın bir bebek dünyaya gelir. Dünyada bu ilk "tüp bebek" ilgi ve heyecan uyandırır. (Bahri Dayıoğlu, Yaratılış Mucizesi, 2. baskı, İlim ve Teknik Serisi, Neşr. Yeni Asya Yayını, İstanbul 1986, s: 5-6.)

Yeryüzünde insanları çoğalması

 

YER YÜZÜNDE İLK İNSAN VE YARADILIŞI

YERYÜZÜNDE İNSANLARIN ÇOĞALMASI

 

İnsan türünün ilk ataları olan Hz. Âdem ve Havva'nın Cenâb-ı Hak tarafından yaratılması ve dünya hayatında ilk aile yuvasının kurulması ile yeni bir çoğalma yolu ortaya çıkmıştır. Bu da bölünme, üreme ve doğum yoludur. Bütün canlı varlıkları, cinleri ve bitkileri de kapsayan dişi ve erkek cinsler, türlerde sürekliliği sağlamıştır. Bu da tek hücreli canlılarda bölünme, bitkilerde tozlaşma, insan ve hayvanlarda ise doğum yolu ile ola gelmiştir.

Kur'an-ı Kerîm'de Hz. Âdem'den sonraki nesillerin devamı şöyle açıklanır:

"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah yanında en şerefliniz O'ndan en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olandır." (el-Hucurât, 49/13.)

"Şüphesiz rahime atıldığında sperm'den (nutfe), erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı." (en-Necm, 53/45-46.)

"O, rahime akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi?. Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta-zigot) olmuş, derken Allah onu yaratıp şekillendirmişti. Ondan da iki eşi yani erkek ve dişiyi var etmişti" (el-Kıyâme, 75/37-39.)

Diğer yandan yedi âyette insanlık alemine "Âdem oğulları" (bk. el-A'râf, 7/26, 27, 31, 35,172; el-İsrâ; 17/70; Yasin, 36/60.), bir yerde ise "Âdem'in zürriyeti" (bk. Meryem, 19/58.) diye hitap edilerek ilk menşe'e dikkat çekilmiştir.

Yüce Allah hayvanları, bitkileri, madenleri, nehir, göl ve denizleri insanların yararlanması için yaratmıştır. Kur'an-ı Kerîm'de helal kılınan dört çift hayvandan söz edilirken bunların erkeğine, dişisine ve doğacak yavrularına dikkat çekilmiştir. Bunlar koyun, keçi, deve ve sığırdır. Erkekli dişili düşünüldüğünde sayı sekiz olur. (el-En'âm, 6/143, 144.)

Allahü Teâlâ yeryüzünde herşeyi çift yaratmıştır:

"Düşünüp ibret alasınız diye, Biz herşeyi çift çift yarattık." (ez-Zâriyât, 51/49.)

"Sen yeryüzünü kupkuru görürsün, fakat biz oraya su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her çiftten güzel güzel bitkiler bitirir" (el-Enbiya, 21/15.)

"Yeryüzüne bir bakmazlar mı ? Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik." (eş-Şuarâ, 26/7.)

"Sonunda emrimiz gelip de sular tandırdan fışkırmaya başlayınca Nuh'a dedik ki: (canlı türlerinin) her birinden iki eş ile (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri gemiye yükle". Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti." (Hûd, 11/40.)

"Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden çifter çifter yaratan O'dur." (er-Ra'd, 13/3)

Bütün bu ve benzeri âyetlerdeki "zevç" terimi, sözlükte; karı, koca, eş, kadının erkeği, erkeğin kadını, sınıf gibi anlamlara gelir. Bir terim olarak ise zevç; cinsinden bir diğeri ile birlikte bulunan demek olup, bunlardan herbiri, diğerine göre zevç, yani "eş", kendi başına ise "fert" adını alır: Bu duruma göre zevç, tam anlamıyla, Türkçe'deki "çift" sözcüğünü değil, "eş" yani çiftin her bir tek'ini ifade etmektedir. (Elmalılı, a.g.e. III, 530; İbnü'l-Manzûr, Lisânü'l-Arab, «Zevç» mad.) Ancak bu eşlerden birisi erkek, diğeri dişi niteliğindedir.

Kur'an-ı Kerîm'de, erkek bitki tohumlarının, dişi bitkilere rüzgâr yoluyla aşılanması şöyle ifade buyurulur:

"Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık." (el-Hıcr, 15/22.)

Bütün öteki canlılar gibi bitkiler de, kendi türlerini devam ettirebilmek için ürerler. Bu üreme genel olarak eşeysiz ve eşeyli üreme olmak üzere ikiye ayrılır.

Eşeysiz üreme çok basit bir üreme şekli olup, bitki önce parçalara ayrılır, sonra her parça yeni bir bitki haline gelir. Bazı yosun türleri ile bakterilerin ikiye bölünerek çoğalması böyledir.

Eşeyli üreme, bitkiler dünyasının büyük bir bölümünü oluşturan çiçekli bitkilerde çiçekler aracılığı ile olur. Ergin hale gelen bir bitkinin tam olan çiçeğinde erkek ve dişi nitelikli çiçekler birlikte bulunur. Kimi bitkilerde yalnız erkek, kimisinde ise yalnız dişi çiçekler bulunur. Gül, badem, menekşe gibi bitkilerde erkek ve dişi organlar aynı çiçektedir. Fındıkta ise erkek ve dişi çiçekler aynı bitkinin üzerinde ise de, başka başka yerlerdedir. Söğütte ise erkek çiçekler bir ağaçta, dişi çiçekler başka bir ağaçta olur. İşte çiçekli bitkilerde üremenin olması için erkek ve dişi nitelikli çiçeklerin birleşmesi gerekir. Buna "tozlaşma" denir. Bunun için, olgun hale gelen erkek nitelikli çiçekler ya rüzgârla, ya da kuş, arı veya böceklerle bir bitkiden ötekine taşınır. Böyle bir aşılanma sonucunda tohum ve onun gelişmesi ile de meyve meydana gelir. Çiçeksiz bitkilerin çoğalması ise "spor" adı verilen üreme hücreleriyle olur. (Yeni Hayat Ansiklopedisi, Neşr. Dağan Kardeş, «Bitkiler» ve «Tozlaşma» mad.)

Adem İle Havva'nın Cennet Hayatı

YER YÜZÜNDE İLK İNSAN VE YARADILIŞI

Hz. ADEM İLE HAVVA'NIN CENNET HAYATI

İlk iki insanın yaratılışlarından sonra cennete girişleri Kur'an'da şöyle anlatılır: "Ve şöyle demiştik: Ey Âdem, sen ve eşin cennette kalın. Orada istediğiniz yerden bol bol yeyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de kendinize zulmedenlerden olursunuz." (el-Bakara, 2/35; el-A'raf, 7/19.)

Bu, yüce Allah'ın insan varlığı için koyduğu ilk yasaklama idi. Aynı zamanda serbest karar verebilme yeteneklerini hangi yönde kullanacakları konusunda bir deneme olacaktı. Şeytanın verebileceği vesvese ve aldatmanın Âdem ve Havva'nın yasağa uyup uymaması konusunda etkili olacağını bilen yüce Allah onları şöyle uyarmıştı: "Biz Âdem'e şöyle demiştik: "Ey Âdem!. Bu İblis, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra sıkıntıya düşersin. Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman ancak burada mümkündür ve sen burada susamazsın ve güneşin sıcağında yanmazsın" (Tâhâ, 20/117-119.)

Nitekim şeytan bir yolunu bularak Âdem'le Havva'ya vesvese vermiş ve onları ikna ederek yasağı çiğnetmiştir. Allahü Teâlâ şöyle buyurur: "Şeytan onlara, kendilerine görünmeyen avret yerlerini göstermek için vesvese verdi ve şöyle dedi: "Rabbiniz size bu ağacı iki melek olmamanız ve sürekli olarak cennette kalmamanız için yasakladı. Ayrıca onlara: "Ben sizin iyiliğinizi istiyorum" diye de yemin etti." (el-A'râf, 7/20-21) Böylece şeytan, eğer bu yasak ağacın meyvesinden yerlerse melek haline dönüşeceklerini ve sürekli olarak cennette kalmalarının ancak bu şekilde mümkün olabileceğini fısıldamış oluyordu. Nitekim şeytanın bu yanıltıcı sözleri Âdem'le Havva üzerinde etkisini gösterdi ve yasak meyveden yediler.

Bundan sonrası âyette şöyle açıklanır: "Böylece İblis onları aldatarak ağaçtan yemeğe sevketti. Ve ağacın meyvesinden tadınca, avret yerleri onlara göründü. Cennet yapraklarıyla ayıp yerlerini örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rableri onlara şöyle nida etti: "Ben size bu ağaçtan yemenizi yasak etmedim mi? Ve size şeytan sizin apaçık bir düşmanınızdır demedim mi." (el-A'râf, 7/22.)

Yasaklanan ağacın buğday, üzüm veya incir olduğu konusunda bazı rivayetler varsa da, âyet ve hadislerde açıkça türü belirtilmemiştir. Bunu bilmekte bir yarar da söz konusu değildir. (Elmalılı, a.g.e. l, 276.)

Hz. Havva'nın Yaratılışı

YER YÜZÜNDE İLK İNSAN VE YARADILIŞI

HZ. HAVVA'NIN YARATILIŞI

Yeryüzünde ilk kadın, Hz. Âdem'in eşi ve insanlık aleminin anası olan Hz. Havva'nın yaratılışı ile ilgili çeşitli rivayetler vardır. Kur'an-ı Kerîm'de, onun Hz. Adem'den veya Âdem aleyhisselâm ile aynı maddeden yaratıldığına şöyle işaret edilmiştir: "Sizi bir tek nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır."(el-A'râf, 7/189) "Ey İnsanlar! Sizi tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden pek çok erkek ve kadın türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının." (en-Nisâ, 4/1.)

Bu âyetlere göre Hz. Havva, Adem'den sonra ve onunla aynı maddeden yaratılmıştır. Bazı bilginler "... ve eşini de ondan var eden Allah'tır" âyetine dayanarak, Havva'nın Hz. Adem'den, Âdem'in vücudunun bir uzvundan yaratıldığını öne sürmüşlerdir. Nitekim bu anlamı destekleyen bazı hadisler de nakledilmiştir.

Ebû Hüreyre (r.a.), Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Kadınlara iyi davranın, çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri kısmı üst tarafıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kendi haline bırakırsan sürekli olarak eğri kalır. O halde kadınlara karşı iyi davranın." (Buhârî, Enbiyâ, 1, Nikâh, 80; Müslim, Radâ, 60; İbn Mâce, Tahâre, 77; Dârîmî, Nikâh, 35; Ahmed b. Hanbel. V, 8.)

İblis'in Allah'a isyan edip, cennetten çıkarılışından sonra, Âdem (a.s) cennete yerleştirilir. Kendisi ile teselli olacağı bir eşi olmaksızın yalnız başına bir süre dolaşır. Bir ara uykuya dalıp uyanınca baş ucunda, kendi türünden bir canlı görür. "Sen kimsin?" diye sorar ve "Bir kadın" cevabını alır. Daha sonra, kadına yaratılış nedenini sorar. Kadın; "Benimle teselli bulman için yaratıldım" der. Bu arada, yanlarına gelen melekler, kadının kim olduğunu sorarlar. Hz. Âdem, onun "Havva" olduğunu ve canlı bir şeyden yaratıldığı için, kadına bu adı verdiğini söyler. (İbn Kesir, Muhtasar Tefsîr, İhtisar ve Tahk. M. Alî es-Sâbûnî, 7. baskı, Beyrut 1402/1981, I, 112vd.)

Kur'an-ı Kerîm'de, Hz. Havva'nın yaratılma nedeni "Âdem'e hayat arkadaşı olması ve onunla huzur bulması" olarak belirtilir. (bk. el-A'râf, 7/189; Elmalılı, a.g.e. IV. 180-181.) Bu duruma göre, yine insan türünden, Âdem'in yadırgamayacağı, yakınlık ve ünsiyet duyacağı, birlikte yaşayıp, güçlükleri birlikte göğüsleyeceği ve belki en önemlisi de kıyamete kadar gelecek insan neslinin, ilk annesi olacak bir kadın yaratılmıştı.

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist