Kendi blogunu oluÅŸtur ;)

İslam İlmihali

12 tane "aile" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"aile" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

İki durumda kadına mehir vermek gerekmez.

1) Evlenme akdi fasit olur ve koca karısını cinsel temastan önce boşarsa, erkeğin mehir veya mut'a vermesi gerekmez. Burada evliliğin karşılıklı rıza ile veya hakimin hükmü ile sona ermesi sonucu değiştirmez.

2) Evlilik akdi sahih olur, fakat cinsel temas veya sahih halvetten önce kadının fiili ile sona ermiş bulunursa kadın yine bir şey alamaz. Kadının küçük yaşta nikah akdinin velisi tarafından yapılması, dinden çıkması veya kocası İslam'a giren ve ehli kitaptan olmayan kadının, müslüman olmaktan kaçınması durumlarında evlilik akdi kadın tarafından veya kadın sebebiyle sona ermiş sayılır. Kadının kocasının usul veya fürûundan birisiyle hurmet-i musahareyi gerektiren bir fiil işlemesi mesela; zina etmesi veya bunlardan birisiyle yasak aşk yapması durumlarında da evlilik kadın tarafından sona erdirilmiş sayılır. (el-Kasani, a.g.e., II, 336, 337)

Sonuç olarak mehir evlilik süresinde kadın için bir yedek akçe niteliğindedir. Çünkü onun beklenmedik bir zamanda kocasını kaybetmesi veya boşanmaları durumunda kendisine yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar mehir ona destek sağlar. En az mehir miktarının iki kurbanlık koyun parası kadar olduğu, üst sınırının ise yaklaşık 80 koyun (400 dirhem gümüş) alacak kadar bulunduğu dikkate alınırsa, mehrin gerçekte kadın için önemli bir yedek akçe niteliğinde olduğu söylenebilir.

Mehir Nedir Mehir Terimi ve Kapsamı

Mehir Nedir Mehir Terimi ve Kapsamı

Mehir; evlenme sırasında kadına bu adla verilen veya daha sonra verilmesi kararlaştırılan mal veya paradır. Bir fıkıh terimi olarak mehir yerine eş anlamlısı olan; "ecr", "ukr", "nıhle", "saduka", "farîza", "hibe", "tavl" veya "nikâh" sözcükleri de kullanılır.

Eski çağlardan beri aile yuvası içinde erkekle kadın arasında kendiliğinden bir görev bölümü anlayışı görülmüştür. Buna göre, erkek dışarıda geçim için kazanç sağlamaya çalışırken, kadın da daha çok evin iç yönetimi, yemeğin hazırlanması ve çocuğun eğitim ve bakımı gibi ev içi hizmetlere yönelmiştir. Bu fıtrî yöneliş sonunda ailenin malî yükümlülüklerini daha çok evin erkeği üstlenmiştir. Mehir, nafaka, evin gerekli eşyasını temin etmek bunlar arasındadır.

Aile yuvası içinde erkeğe malî sorumluluk verilmesinin nedeni Kur'an-ı Kerîm'de şöyle açıklanmıştır: "Erkekler kadınlardan daha güçlü kuvvetlidirler. Bunun nedeni şudur: Allah onlardan kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkek, mallarından evin geçimini sağlamaktadır." (en-Nisa, 4/34)

Evlilikte doğan ilk haklardan olan mehir kitap ve sünnet delillerine dayanır.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah'ın bir atıyyesi olarak verin. Eğer onlar size gönül rızasıyla bir şey bağışlarsa onu afiyetle yeyin." (en-Nisa, 4/4) Çoğunluk fakihlere göre burada hitap kocalaradır. Kimi bilginler ise hitabın velilere olduğunu söylemişlerdir. Çünkü cahiliyye devrinde mehri kızın velisi alır ve adına da "nihle" denilirdi. Yukarıdaki ayetin, mehrin kadına ait bir hak olduğunu belirlemek için indiği nakledilmiştir. (İbn Kesîr, Muhtasar Tefsir, Beyrut 1402/1981, l, 357; Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, y.ve t.y., II, 512, 513.) Başka bir ayette ise mehirden şöyle söz edilir: "Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız bile ondan hiç birşey geri almayın." (en-Nisa', 4/20)

Mehrin evlilikte gerekli bir hak olduğu şöyle belirlenir: "Haram olanlar dışındaki kadınlarla evlenmeniz, iffetli olarak ve zina etmeksizin yaşamak ve mallarınızdan onlara mehir vermek şartıyla size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir miktarını belirledikten sonra karşılıklı rıza ile indirim yapmanızda bir sakınca yoktur." (en-Nisa', 4/24.)

Abdullah b. Abbas (r. anhüma)'dan nakledildiğine göre Hz. Ali, Allah elçisinin kızı Hz. Fatıma ile evlenirken "hutamî zırhı" denilen değerli bir zırhını mehir olarak vermiştir. (Nesaî, Nikah, 76; Ebü Davud, Nikah, 24, 25.)

Diğer yandan bir kadınla evlenmek isteyen bir sahabiye Allah'ın Rasulü mehir olarak bir şeyler vermesini bildirmiş, ancak erkeğin fakir olduğunu görünce, "demirden bir yüzük bile olsa evde araştır ve getir" buyurmuş, erkek bunu da temin edemeyince, onu bildiği Kur'an karşılığında bu kadınla evlendirmiştir. (Nesaî, Nikah, 62; eş Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 170)

Mehirle ilgili ayet ve hadislerin topluca incelenmesinden şu sonuca ulaşılmıştır. Hz. Peygamber herhangi bir evliliğin mehirsiz olarak akdeditmesine ruhsat vermemiştir. Eğer mehir vacip olmasaydı, bunu göstermek için arada bir onu terkederdi.

Öbür yandan mehrin kadına ait bir hak olduğu konusunda görüş birliği vardır. Ancak mehrin hükmü, miktarı ve niteliği üzerinde bazı görüş ayrılıkları bulunmaktadır. (bk. es-Sarihsi, el-Mebsut, V, 62; el-Kasani, el-Bedayi,II, 274 vd.; İbnü'l Humam, Fethu'l-Kadir, II, 434 vd.; el-Cassas, Ahkamü'l-Kur'an, III, 86)

Kimi gayri müslim topluluklarda, özellikle Musevîlerde drahoma denilen mehir benzeri bir meblağ evlenen eşler arasında cereyan etmektedir. Ancak drahoma evlenen kadının kocasına verdiği veya vermeyi üstlendiği bir meblağ veya maldır. Mehir ise bunun aksine erkeğin kadına önem ve değer verdiğinin bir sembolü olmak üzere verilir. Bir İslam toplumunda mü'min bir kadınla cinsel temas ya nikahsızlık nedeniyle had cezasını gerektirir, ya da evliler arasında olmuşsa mehri gerekli kılar. Bu, kadına duyulan saygının bir sonucudur.

Mehir, nikah akdinin rükün veya şartlarından olmayıp, evlilik sonunda ya önceden belirlenmekle ya da hiç konuşulmaması durumunda kendiliğinden meydana gelen haklardandır. Bu, yüzden mehirsiz akdedilecek nikah geçerli olur ve kadın emsal mehre hak kazanır. Allahü Teala şöyle buyurur: "Kendileriyle cinsel temasta bulunmadığınız veya kendilerine mehir tayin etmediğiniz eşlerinizi boşamışsanız, bunda size bir sakınca yoktur." (el-Bakara, 2/236.) Bu ayette cinsel birleşmeden veya mehir tesbitinden önce kadını boşamanın geçerli olduğu belirlenmektedir. Boşama ancak sahih evlilikte söz konusu olduğuna göre, ayet nikah sırasında mehrin konuşulmasının bir rükün veya bir şart olmadığını gösterir.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in bir mehir belirlenmeden evlendirdiği sahabiler de olmuştur. Nitekim Ukbe b. Amir (r.a.)'ten nakledildiğine göre Allah'ın elçisi bir sahabiye "Seni filanca kadınla evlendireyim mi?" diye sormuş, erkeğin "evet" demesi üzerine aynı soruyu kadına da sormuş, kadının da kabul etmesi üzerine onları evlendirmiştir. Burada evlilik akdi yapılırken mehirden hiç söz edilmediği görülür. Ancak bu sahabinin, sonradan vefatından önce eşine, Hayber gazvesinden kendisine ganimet olarak isabet eden payını mehir olmak üzere verdiği nakledilmiştir. (Ebu Davud, Nikah, 30, 31)

Malikî mezhebine göre ise mehir nikahın bir rüknü olup, onsuz nikah akdi geçersiz olur. Bu duruma göre, Malikiler dışında çoğunluk fakihlere göre mehir konuşulmaksızın yapılacak evlilik akdi geçerli olur ve kadın zifaftan sonra emsal mehre hak kazanır.

Bâtıl Evlilik Nedir

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Bâtıl Evlilik Nedir

A) Bâtıl Evliliğin Tanımı Ve Kapsamı:

Rükünlerinde veya meydana gelme şartlarında bir eksiklik bulunan evliliğe "bâtıl evlilik" denir. Temyiz gücüne sahip olmayan çocuğun veya akıl hastası bulunan kimsenin bizzat evlenmesi, gelecek zaman siygası ile evlilik akdi yapmak, tercih edilen görüşe göre kız kardeş, hala, veya teyze gibi mahrem hısımlarla evlenmek, başkası ile evli olan bir kadınla bu evliliği bilerek evlenmek, müslüman bir kadının gayri müslim bir erkekle evlenmesi, müslüman erkeğin Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenmesi ve mut'a nikahı ile evlilik bâtıl nikah niteliğindedir.

B) Bâtıl Evliliğin Sonuçları:

Bâtıl sayılan evlilik birleşme olsun veya olmasın evliliğe ait bir sonuç doğurmaz, burada cinsel birleşme helal olmaz; kadına mehir, nafaka gerekmez, eşler arasında miras cereyan etmez, sıhrî hısımlık doğmaz, tarafların cinsel birleşmeden kaçınmaları gerekir; eşler kendiliğinden ayrılmazlarsa, hakim zorla ayırır. Kadına iddet gerekmez. Ancak kadının bir hayız süresince beklemesi uygun olur. Buna "istibrâ" denir.

Ebu Hanîfe doğacak çocuğun babasız kalmaması için evlenme yasağı bulunan bir kadınla evlenmeyi, cinsel birleşme olmuşsa, bâtıl değil, fasit olarak nitelendirmektedir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ise evlenme yasağı bulunan kadınlarla evlenmeyi de bâtıl saymıştır.

Osmanlı Devleti uygulamasında bu görüş tercih edilmekle birlikte 1917 tarihli HAK Ebu Hanîfe'nin görüşünü esas alarak bu çeşit evlilikleri fasit saymıştır.

H.A. Kararnamesi fasit-bâtıl nikah ayırımı konusunda Ebü Hanife'nin görüşünü tercih etmişse de, bu ayırımı yaparken Hanefi mezhebinin kriterlerine uymamıştır. Nitekim müslüman bir kadının gayri müslim erkekle olan evliliği dışındaki, meydana gelme veya sıhhat şartlarında eksiklik bulunan bütün nikahları fasit olarak niteleyen kararname, fasit ile bâtıl terimlerini birbirine karıştırmıştır. (bk. H.A.K. mad, 52-58; Akgündüz, Osmanlı Hukuk Külliyatı, D.Ü.H.F. Yayını Diyarbakır, 1986, s: 324, 325; Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Konya, 1988, s.303, 304; Cin - Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, Konya, 1989, s: 80-81.)

Biz bâtıl nikah çeşitleri arasında yer alan ve günümüz Ca'ferî mezhebi mensupları arasında meşru sayılan "mut'a nikahı" üzerinde duracağız. Mut'a nikahı nedir? Şartları nelerdir? Dayandığı deliller nelerdir? Neshedilmiş midir? Aşağıda bu soruların cevabını bulmaya çalışacağız.

C) Mut'a Nikahı:

1) Mut'a evliliği ve geçici (muvakkat) evlilik:

Bir kimse, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadına; "Şu kadar para karşılığında şu kadar süre senin cinsel yönlerinden yararlanayım" veya "şu kadar para karşılığında beni cinsel yönlerinden yararlandır" diyerek teklifte bulunsa, kadın da kabul etse "mut'a nikahı" söz konusu olur.

Bazı fıkıh kaynaklarında süresi belirlenen "muvakkat nikah" mut'a nikahlının bir çeşidi olarak nitelendirilmiş ise de bu iki çeşit nikah arasında bazı ayrılıklar vardır. Ezcümle; geçici nikah şahitlerin önünde, belli bir süre zikredilerek evlilik ifade eden sözcükler kullanılmak suretiyle yapılır. Mut'a nikahı ise mut'a sözcüğü veya bu anlamda "kadının cinsel yönlerinden yararlanma" gibi ifadeler kullanılarak akdedilir. Bunda sürenin zikredilmesi gerekmediği gibi, şahit bulunması da şart değildir.

Dört mezhep imamına ve sahabe çoğunluğuna göre mut'a nikahı ve bunun benzerleri haramdır ve bâtıldır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi yalnız İmam Züfer (ö. 158/775) geçici evlilikte süre şartını geçersiz sayar ve böyle bir nikah akdini süresiz olarak meydana gelmiş kabul eder. Çünkü nikah fasit olan şartlarla bâtıl olmaz. Çoğunluk müctehitler ise geçici evliliği de mut'a evliliğine kıyas ederek bu konuda "akitlerde itibar lafza değil manayadır" prensibini esas almışlardır. (bk. el-Kasani, a.g.e., II, 272, 273; el-Meydani, el-Lübab, İstanbul, t.y., tıpkı basım, neşr. Dersaadet, III, 20, 21; Bilmen, a.g.e., II, 25)

İmamiyye Şiası ise müslüman veya ehl-i kitap kadınla yapılacak mut'a veya geçici evliliği caiz görmüştür. Ancak bu evlilik zina eden kadınla yapılırsa mekruh olur.

2) İmamiyye ekolüne göre mut'a evliliğinin esasları:

a) Süre ile birlikte mehrin zikredilmesi gerekir. Aksi durumda akit bâtıl olur. Süre zikredilmeyip, mehir miktarı belirtilse sürekli nikah akdi meydana gelir.

b) Akitten önce konuşulacak şartlar geçersizdir. Akit sırasında belirlenen ve nasslarla çelişmeyen şartlar bağlayıcı olur.

c) Gece veya gündüz cinsel birleşmeyi yahut kadından izinsiz doğum kontrolünü şart koşmak; erkek korunsa da doğacak çocuğun nesebini bu erkeğe bağlamak; bununla birlikte erkek, çocuğun nesebini reddederse mulâane yoluna gidilmeyeceğini şart koşmak mümkün ve caizdir.

d) Mut'a da talak (boşama) söz konusu olmaz. Konuşulan süre sona erince nikah kendiliğinden ortadan kalkar. Bu konuda Şia'nın görüş birliği vardır. Açık görüşe göre mut'a da mulaane yoluna da gidilemez (bk. "Mulâane (lian)" konusu).

e) Mut'a evliliği yapanlar arasında miras cereyan etmez. Ancak doğacak çocuk her ikisine mirasçı olur ve her ikisi de çocuğa mirasçı olur.

f) Mut'a nikahının süresi sona erince, meşhur görüşe göre kadın iki hayız süresince iddet bekler. Aybaşı hali olmayan kadın için bu süre 45 gündür.

g) Sürenin bitiminden önce akdi yenilemek geçerli olmaz. Eğer erkek süreyi uzatmak isterse, önce süreden geri kalan bölümü bağışlar ve yeni baştan akit yaparlar. (el-Muhtasar'un-Nafi' fî Fıkhi'l-İmamiyye, Nşr. Daru'l-Kitabi'l-Arabî, Mısır, t.y., S: 205-207; er-Ravdatü'1-Behiyye Şerhu'l-lem'ati'd-Dimaşkıyye, Daru'l-Kitabi'l-Arabî, Mısır, t.y.. s:2. 103 vd.: ez-Zühaylî. a.g.e.. VII. 64. 65.)

İmamiyye ekolü mut'a evliliğinin meşru olduğunu öne sürerken bazı ayet, hadis ve sahabe uygulamalarına dayanmışlardır. Biz aşağıda önce mut'a ile ilgili delilleri vereceğiz ve daha sonra bunların eleştirisini yapacağız. Böylece mut'anın lehinde ve aleyhinde olan delilleri bir arada değerlendirmek mümkün olacaktır.

3) İmamiyye'nin mut'a konusunda dayandığı deliller:

a) Kur'an'da şöyle buyurulur: "(Kadınlardan) hangisinden yararlandı iseniz, kararlaştırılmış olan ücretlerini verin." (en-Nisa, 4/24) Bu ayette kadınla evlenmek "zivac" değil, onun cinsel yönlerinden yararlanmak anlamına gelen "istimta" sözcüğü ile ifade edilmiştir. "Ücret'de mehir anlamında değildir. İstimtâ ve temettü' aynı anlamdadır. Yararlanma karşılığında bedel ödemek kira akdinde söz konusu olur. Bu yüzden mut'a da kadının cinsel yönlerinden yararlanma üzerine yapılmış bir çeşit "kira sözleşmesi" dir. 

b) Bazı gazvelerde mut'a uygulamasına Allah'ın Rasülü tarafından ruhsat verilmiştir. Evtas, Umretü'l-Kaza, Hayber, Mekke Fethi ve Tebük bunlar arasındadır. (bk. eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 136,137.)

Abdullah İbn Mes'ud (ö. 32/653) r.a. şöyle demiştir: "Biz Rasulullah (s.a.s) île birlikte gazalara katılıyorduk. Yanımızda kadınlarımız yoktu. Dedik ki: "Kendimizi iğdiş (cinsel gücü giderme) yapabilir miyiz?" Allah elçisi bizi bundan nehyetti. Sonra bize bir elbise vb. karşılığında belli bir süre için kadınlarla nikahlanmamıza ruhsat verdi. Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) sonra şu ayeti okudu: "Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz ve güzel şeyleri kendinize haram kılmayın." (el-Maide, 5/87; hadis için bk. Tefsîru Sure, 5/6, Nikah, 8; Tirmizî, Nikah, 2; Nesaî, Nikah, 4; İbn Mace, Nikah, 2; Darimî, Nikah, 1,3; Ahrned b. Hanbel, l, 175,176,183, II, 173.)

c) Cabir (r.a.)'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Rasulullah ve Ebü Bekir devrinde bir miktar hurma veya un karşılığında mut'a nikahı yapıyorduk. Ömer (r.a.) bunu Amr b. Hureys olayında yasaklayıncaya kadar devam etti." (Müslim, Nikah, 16; Ebü Davud, Nikah, 29; Zeylaî, Nusbu'r-Raye, III, 181.)

d) İbn Abbas ve seleften bir topluluk mut'a'nın caiz olduğunu söylüyordu. Ashab-ı Kiramdan Esma binti Ebî Bekr, Cabir, İbn Mes'ud, Muaviye, Amr b. Hureys, Ebü Said (r. anhüm) de bu görüşte idiler. Tabiîlerden Tavus, Ata, Said b. Cübeyr ve İbn Cüreyc gibi diğer Mekke fakihleri de mut'a'yı caiz görenlerdendir.

e) İmam el-Mehdîde mut'a'yı caiz görmüş ve bunu Muhammed el-Bakır, Cafer es-Sadık ve İmamiyye'den nakletmiştir. (eş-Şevkani, a.g.e., VI, 135 vd.)

f) Zeydîler, çoğunluğun görüşüne uyarak mut'a nikahını meşru görmemişlerdir. Onlar ehl-i sünnet gibi İbn Abbas'ın önceki görüşünden döndüğünü söylemiştir. (İbnü'l-Murteza, el-Bahru'z-Zıhar, 1. baskı, III, 22)

4) Dört mezhebin mut'a aleyhinde dayandığı deliller:

a) "... Onların hangisinden yararlandıysanız" (en-Nisa, 4/24) ayetindeki "istimtâ"dan maksat "nikah akdi"dir. Ayetin baş tarafı ile önceki ve sonraki ayetler bir bütün olarak değerlendirilince bu anlam çıkar. "Ücret" ifadesine gelince, nikah konusunda mehir "ecr ve ücret" olarak ifade edilir. Şu ayetlerde bunu görmek mümkündür:"... Onları sahiplerinin izniyle kendinize nikahlayın. Ücretlerini de güzellikle onlara verin" (en-Nisa, 4/25). "Ey Peygamber! Biz, ücretlerini verdiğin kadınları sana helal kıldık" (el-Ahzab, 33/50). Bu ayetlerde "ücretten "mehir" anlamı kastedildiği açıktır.

İstimtâ ayetinde ücretin yararlanmadan sonra, peşin mehrin ise yararlanmadan önce verilmesi sözcükteki bir takdim ve te'hîr üslubundan ibarettir. "Kadınları boşadığınız zaman, onları... boşayın" (et-Talak, 65/1). "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi... yıkayın" (el-Maide, 5/6), ayetlerinde bu üslubu görmek mümkündür.

b) Bazı gazvelerde Allah Rasülünün mut'a nikahına izin vermesi zaruret nedeniyle olmuştur. Sonra Rasulullah (s.a.s) bunu kıyamete kadar ebedî olarak yasaklamıştır. Bu yasağı bildiren çeşitli hadisler nakledilmiştir. Bazıları şunlardır:

"Ey insanlar! Ben size kadınlarla mut'a nikahı yapmanız konusunda izin vermiştim. Şüphesiz Allah bunu kıyamete kadar haram kılmıştır. Kimin yanında mut'a nikahlı kadın varsa, onu serbest bıraksın. Onlara verdiğiniz hiç bir şeyi almayın." (Müslim, Nikah, 22; İbn Mace, Nikah. 44; Darimî, Nikah, 16; İbn Hanbel, III, 406.)

Seleme b. el-Ekva' (r.a.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah (s.a.s) bize Evtas yılında üç gün süreyle mut'a nikahına ruhsat verdi, sonra bunu yasakladı." (Müslim, Nikah, 18; A.b. Hanbel, l, 142, IV 55.)

Sebre b. Ma'bed (r.a.)'den nakledilmiştir: "Allah Rasulü, Veda Haccı'nda mut'a nikahını yasaklamıştır." (Buhari, Megazî, 38; A.b. Hanbel, l, 79, III, 404, 405)

İmam Malik Zuhrî'den, onun da senediyle Hz. Ali'den naklettiğine göre şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.s) Hayber gazvesinde, mut'a nikahını ve evcil eşek etini yasaklamıştır." (Müslim, Nikah, 25-30, 32, Sayd, 23; eş-Şevkanî, a.g.e., VI, 20; Zeylaî, a.g.e., III, 177)

Diğer yandan Abdullah b. Abbas'ın yalnız zaruret halinde mut'ayı caiz gördüğü rivayet edilir. Ancak onun daha sonra bu görüşünden döndüğü de nakledilir. Saîd b. Cübeyr, İbn Abbas'tan şunu nakleder: "Sübhanallah! Ben neye fetva vermişim. Mut'a nikahı, murdar ölmüş hayvan eti gibi yalnız darda kalan için helal olur. Şiîlere gelince, onlar bunu genişlettiler, hükmü zaruret olana olmayana, mukîm veya yolcu herkese teşmil ettiler." (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 67, 68)

Tirmizî, İbn Abbas (r.a.)'ın görüşünden rücuunu şöyle nakleder: İbn Abbas şöyle demiştir: "Mut'a ancak İslam'ın ilk dönemlerinde vardı. Bir erkek bilmediği bir beldeye gider, orada bir kadınla ikamet edeceği süreye göre evlenir, kadın onun eşyasını korur, onun durumuyla ilgilenirdi. Sonra şu ayet indi: "O mü'minler ırzlarını koruyanlardır. Ancak karıları ve sağ ellerinin sahip olduğu cariyeleri bundan müstesnadır" (el- Müminun, 23/5, 6). İbn Abbas şöyle demiştir: "Bu ikisi dışında kalan her cinsel temas haramdır." (Tirmizi, Nikah, 28; eş-Şevkani, a.g.e., VI, 135)

Ümmet, ihtiyaç duyulmasına rağmen mut'a'yı menetmiştir. el-Hattabî'ye göre Şiîler bu konuda Hz. Ali'ye de muhalefet etmişlerdir. Çünkü Hz. Ali mut'a ruhsatının neshedildiğini söylemiştir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 273; es-Sabünî, Tefsîru Ayati'l-Ahkam, 2. baskı. Dımaşk 1977, l, 457; ez-Zuhayli, a.g.e., VII, 68)

Şafiî, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre geçici nikah ile mut'a nikahı aynı nitelikte olup her ikisi de bâtıldır. Ancak kimi kaynaklarda bâtıl yerine fasit terimi kullanılarak nikah şüphesi yüzünden tarafların doğrudan zina töhmetine karşı korundukları görülür.

Nitekim Malikî fakihlerinden İbn Rüşd (ö. 520/1126)'e göre mut'a nikahı şahitlerin önünde, mehir belirlenerek ve veli aracılığı ile, belli bir süre için yapılır. Akit süreli olduğu için fasit olur. Bu yüzden boşama gerekmeksizin feshedilir. Böyle bir evliliğe cür'et eden erkek ve kadına ise ta'zîr cezası (İslam devleti'nin belirleyeceği bir ceza türü) uygulanır. Bununla, doğacak çocuğun nesebi sabit olur ve kadına iddet gerekir. Ancak mut'a evliliği cinsel temastan önce feshedilmiş olursa mehir vermek gerekmez. Cinsel temastan sonra feshedilirse, tercih edilen görüşe göre, miktarı belirlenmiş olsun veya olmasın mehir gerekli olur.

İbn Rüşd daha sonra mut'a nikahının Hz. Peygamber tarafından haram kılınmış olduğunu bildiren haberlerin tevatür derecesine ulaştığını, ashab-ı kiramın çoğunluğunun ve ensar fakihlerinin tamamının da bu haramlığı benimsediğini belirtir. Son yasaklamanın ne zaman yapıldığı konusundaki görüş ayrılığını şöyle açıklar: Yasaklamanın Hayber gününde, Mekke Fethi veya Tebük Gazvesi yahut Veda Haccı veyahut Kaza Umresi yahut da Evtas vak'ası sırasında yapıldığına dair rivayetler vardır. (İbn Rüşd, Bidayetü'l-Müctehid, Mısır, t.y., II, 49-50; Bilmen, a.g.e., II, 26)

Diğer yandan Hz. Ömer (ö. 23/643)'in Devlet başkanlığı sırasında minbere çıkarak mut'a'nın haram olduğunu ilan etmek ihtiyacını duyduğu dikkate alınırsa, ashab-ı kiramın bu konuda o güne kadar görüş birliği içinde olmadığı anlışılır. (es-Sabuni, a.g.e., I, 273)

Sonuç olarak mü'min, kitap ve sünnette esasları belirlenen meşru evlilik yolunu tercih etmelidir. Mut'a'ya Allah'ın Rasülü bazı zaruret durumlarında ruhsat vermişse de, daha sonra bunun yasaklandığı anlaşılmaktadır. Ancak bu bir nesih midir? Yoksa şarap ve domuz eti gibi bir yasaklama mıdır? şarap ve domuz etine kıyas edilirse zinaya düşme tehlikesi karşısında bu yola başvurulabileceği anlamına gelir. Ancak Hz. Peygamberin evlenemeyen gençlerden, zinaya karşı nafile oruç tutarak korunmalarını istediği dikkate alınırsa, İslam'ın ömür boyu süren sıcak aile yuvası müessesesini korumayı hedeflediği sonucuna varılır.

Evliliğin Sıhhat Şartları

 

EVLİLİĞİN SIHHAT ŞARTLARI

Rükünlerine uyularak akdedilen bir nikahın, sonuçlarını meydana getirebilmesi için "sahih" olması gerekir. Bu da, İslam'ın belirlediği sıhhat şartlarının bulunması ile gerçekleşir. Aksi halde, eksikliğin durumuna göre nikah "batıl" veya "fasid" olur.

Evliliğin geçerli olması için bulunması gereken sıhhat şartları şunlardır:

A) Evlenecek Eşler Arasında Sürekli veya Geçici Bir Evlenme Engelinin Bulunmaması:

Eşlerin, nikah akdi sırasında evliliğe mahal olması gerekir. Bu yüzden kadının nesep, süt veya sıhrî hısımlık gibi bir nedenle erkeğe haram olması durumunda, nikah batıl olur. Bir mümin erkeğin kız, kız kardeş, anne, kardeşin kızı, hala, teyze gibi nesep hısımları veya süt anne, süt kardeş gibi süt hısımları yahut esinin annesi veya kızı gibi sıhrî hısımları ile evlenmesi ebedî olarak caiz değildir.

Diğer yandan kadının başka birisi ile evli olması veya iddetli bulunması gibi durumlarda evlenme engeli geçici olur. Kadın boşanıp iddetini bitirince onunla evlenmek mümkün ve caiz olur. Evlilik bir dış etkenden dolayı sahih olmazsa "fasit" adını alır. Cinsel birleşme olursa bazı sonuçlar meydana gelir. Fasit ve batıl evlilikler üzerinde ayrıca duracağımız için kısa geçiyoruz.

 B) İcap ve Kabulün Süreklilik Bildiren Bir Üslupla İfade Edilmesi:

Evlilik sırasında icap ve kabul geçici değil, süreklilik bildiren bir üslupla ifade edilmelidir. Evlilik "bir ay" veya "bir yıl" gibi belirli bir süre ile yapılmışsa nikah akdi batıl olur. Erkeğin kadına, "Bir ay süre ile senin cinsel yönlerinden yararlanayım" veya "Seni bir ay veya bir yıl süreyle yahut bu beldede oturduğum sürece kendime nikahladım" dese, kadın bu teklifi kabul edince, birincisine "mut'a nikahı", ikincisine ise "geçici (muvakkat) nikah" denir. Aşağıda bu çeşit nikâhları ve sonuçlarını açıklayacağız.

C) Evlilik Akdi Sırasında İki Şahidin Bulunması:

Evlilik geleceğe ait hak ve sorumluluklar doğuran bir müessese olduğu ve haramı helalden ayırdığı için, bunun topluma açıklanması, gizli kalmaması ve belirli şahitlerle belgelenmesi gerekli görülmüştür. Bu yüzden veli dışında iki şahit bulunmadıkça nikah akdi sahih olmaz. Delil ayet ve hadislerdir.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek olmazsa, o durumda razı olacağınız şahitlerden bir erkekle iki kadın yeter." (el-Bakara, 2/282) Ayet, ticaretle ilgili olmakla birlikte evlilik akdini de kapsamına alır. Akitlerde şahit, genellikle anlaşmazlık durumunda tarafların haklarını korumada ispat kolaylığı sağlar. Evlenme akdi de eşlerin lehine ve aleyhine hukukî sonuçlar meydana getiren bir akittir. Mehir, nafaka yükümlülüğü, nesebin sabit olması, sıhrî hısımlığın doğması bunlar arasındadır. Diğer yandan evlilik akdinin topluma ilan edilerek yapılması ve şahitlerin bulunması evlileri zina töhmetinden korur.

 

1) Evlenme ÅŸahidinde aranan nitelikler:

2) Gizli nikahın hükmü:

 

D) Evlilikte Rıza ve İhtiyarın Bulunması:

Evlilik bir erkekle kadının ömür boyu birlikte yaşama ve hayatın iyi ve kötü yanlarını birlikte omuzlama ilkesine dayandığı için, başlangıçta karşılıklı rızanın bulunması asıldır. Evlenecek olanların rızasının bulunmadığı bir nikah geçerli olmaz. Bu yüzden eşlerden birisi ölüm, şiddetli dayak veya uzun süreli hapis korkusu altında evliliğe zorlansa böyle bir nikah fasit olur.

Nitekim hadiste şöyle buyurulmuştur: "Allahu Teala, ümmetimden yanılma, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmünü kaldırmıştır." (İbn Mace, Talak, 16.)

Hz. Aişe, zorla evlendirilen bir kızla ilgili olarak Allah'ın Rasülünün uygulamasını şöyle anlatır:

"Ensar'dan Hıdam'ın kızı el-Hansa (r. anha) Hz. Aişe'ye gelip; "Babam aile şerefini artırmak için, beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise bu evliliği istemiyorum" dedi. Aişe de ona; "Rasulullah (s.a.s) gelinceye kadar bekle" dedi. Hz. Peygamber gelince Aişe ona durumu anlattı. O da kızın babasını çağırdı ve kadına seçme hakkı verdi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: Ey Allah elçisi! Babamın aktettiği nikahı kabul ettim. Fakat bu davranışımla kadınlara, babalarının evlilikte böyle bir yetkisi bulunmadığını bildirmek istemiştim." (Ahmed b. Hanbel, VI, 368; es-San'anî, Sübülü's-Selam, 2. baskı, III, 122 vd.; Ayrıntı için bk. Buharî, Nikah, 42; Tirmizî, Nikah, 14.)

Hanefîlere göre zorlanan kimsenin nikahı ve boşaması geçerli sayılmıştır. Çünkü zorlananın her ne kadar rızası yoksa da kasıt ve tercihi vardır. Bu da, şaka ile bir muamele yapana benzer.

Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir. Nikah, talak ve cayılabilir boşamada eşine dönme." (Ebu Davud, Talak, 9; Tirmizi, Talak, 9; İbn Mace, Talak, 13)

1917 tarihli Osmanlı Hukuki Aile Kararnamesi, Şafiî mezhebinin görüşünü esas alarak, zorlanan kişinin nikahını fasit saymıştır. (H.A.K., mad. 57; Cin, a.g.e., 167 vd.)

Evlenilecek Kadının Nitelikleri-Eş Seçiminde Müstehap Olan Nitelikler

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

EŞ SEÇİMİNDE MÜSTEHAP OLAN NİTELİKLER

İslam evliliğin uzun ömürlü olması için eş seçiminde gerekli titizliğin gösterilmesini ister. Bu konuda da özellikle "dindar" ve "ahlaklı oluş"a dikkat çeker. Bunun yanında "zenginlik, güzellik ve soy-sop" gibi insanların çoğunun peşinde koştukları değerlere ikinci sırada yer verilir. Hatta bunların yol açabileceği sıkıntılara işaret eder.

Evlenilecek kadında aşağıdaki niteliklerin bulunması müstehap sayılmıştır:

1) Dindar olması. Hadiste şöyle buyurulur: "Kadın dört şeyi için nikah edilir; malı, soyu, güzelliği ve dini. Sen dindar olanını seç ki elin bereket bulsun." (Buharî, Nikah, 15; Ebu Davud, Nikah, 2; Nesaî, Nikah, 13; ibn Mace, Nikah, 6; Darimi, Nikah, 4; Malik, Nikah, 21; A.b. Hanbel, III, 428.)

Başka bir rivayette "soy" dışındaki diğer üç nitelik belirtilmiştir. (Ahmed. b. Hanbel, III, 80; Müslim, Rada, 53; Tirmizî, Nikah, 4.) Genellikle bir kıza talip olan erkek bu özellikleri göz önünde bulundurur fakat bu arada dindarlık arka planda kalabilir. İşte Allah'ın Rasulü dindar olanını bulunca, onun kaçırılmaması gerektiğini belirtmiştir.

Kadınla, yalnız güzelliği veya zenginliği için evlenilmesinin yol açabileceği sakıncaları Allah elçisi şöyle belirtmiştir: "Kadınlarla yalnız güzellikleri için evlenmeyiniz, olur ki, güzellikleri ahlakça düşmelerine neden olur. Onlarla yanlız malları için de evlenmeyin, çünkü malları azgınlıklarına yol açabilir. Onları dindarlıklarından ötürü nikahlayın. Şüphesiz dindar olan, eski giysili bir cariye (dindar olmayan ötekilerinden) daha üstündür." (İbn Mace, Nikah, 6. Bu hadisin senedinde bulunan Abdullah bin Ziyad bin En'am zayıf bir ravidir. Hadisi İbn Hıbban, Sahîhinde başka bir senetle nakletmiştir. bk. İbn Mace, Sünen, l, 597.)

2) Kadının doğurgan olması. Hadiste şöyle buyurulur: "Kocasını sevebilen doğurgan kadınla evlenin. Çünkü ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim." (Ebu Davud, Nikah, 3; İbn Mace, Nikah, 1. Bu hadis, senedinde bulunan İsa bin Meymun el-Medînî nedeniyle zayıf sayılmıştır. Ancak aynı anlamı destekleyen başka rivayet vardır. bk. İn Mace, Sünen, l, 592.) İlk olarak evlenecek olan kadının doğurgan olup olmayacağı, ailesindeki kadınların çoğunluğunun doğurgan olup olmamasına göre değerlendirilir.

3) Evlilikte bakireyi tercih etmek. Hadiste şöyle buyurulur: "Evlenmek için bakire kızları tercih ediniz. Çünkü onlar daha tatlı dilli, kocayı daha fazla tatmin edici ve daha aza kanaat edicidir." (İbn Mace, Nikah, 7. Hadis, senedindeki iki ravi nedeniyle tenkide uğramıştır, bk. ibn Mace, Sünen, l, 597.) Hz. Peygamber, Cabir bin Abdillah (r.a.)'ın dul bir kadınla evlendiğini öğrenince; "Keşke bakire ile evlenseydin. Sen onunla, o da seninle oynaşırdınız" (Buharî, Büyû', 34, Vekale, 8, Cihad, 113, Megazî, 18, Nikah, 10,121,122, Nafakat, 12, Deavat, 53; Müslim, Rada, 54-56, 58; Ebü Davud, Nikah, 3; Nesaî, Nikah, 10; ibn Mace, Nikah, 7.) buyurmuştur.

Bu deliller İslam'ın bakireliğe verdiği önemi gösterir. Diğer yandan İslam ergin kızların haya perdesi zorlanmasın diye onların örtünmesini istemekte, ırza saldırı durumunda erkeğe zina cezası yanında, diyetin üçte biri kadar tazminat cezası öngörmektedir. (bk. Ömer Nasuhî Bilmen, İstilahat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, III. 221, 222.)

Buna karşılık günümüzde çeşitli batı ülkelerinin bakireliğe önem vermediği, hatta belli yaştan sonra bakire kalan genç kızların alay konusu yapıldığı bilinmektedir. İslam'ın bu konuda aldığı önlemlerin daha sağlıklı ve aile yuvasını daha fazla koruyucu nitelikte olduğunda şüphe yoktur.

İslam'ın bakire üzerinde bu derece durması, dul kadınla evlenmek caiz değildir, anlamına gelmez. Çünkü Hz. Peygamber. Hz. Aişe dışındaki bütün eşlerini dul olarak nikahlamıştır. Nitekim Abdullah İbn Abbas ( r.a.)'ın, Hz. Aişe'ye; "Nebî (s.a.s) senden başka bakire bir kadınla evlenmedi" dediği nakledilmiştir. (Buharî, Nikah, 9, Tefsîru Sure 24/8)

4) Dindarlığı ve kanaatkarlığı ile tanınan bir ailede yetişmiş olması. Bu durum, çocuğun da bu değerlere sahip olduğunun belirtisi sayılır.

5) Soylu bir aileye dayanması. Doğacak çocukların asaletli olması için bu noktaya da dikkat edilmelidir. Çünkü çocuk ana tarafından birisine çekebilir. Hz. Peygamberin "soyu için" buyurması bunu gösterir. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi dindarlık ve ahlak bütün bu özelliklerden önceliklidir. Bu yüzden babası bilinmeyen ya da zinadan doğmuş veya kötü yola düşmüş kadınlarla evlenmek mekruhtur. Çünkü ayette şöyle buyurulur: "Zina eden erkek ancak zina eden veya Allah'a ortak koşan kadınla evlenir, zina eden kadın da ancak zina eden veya Allah'a ortak koşan bir erkekle evlenir." (en-Nur, 24/3.)

Ashab-ı Kiramdan Mersed b. Ebî Mersed el-Ganevî Mekke'ye esir naklediyordu. Orada fahişe bir kadınla arkadaş olmuştu. Allah'ın Rasülüne gelerek onunla evlenmek istediğini söyledi. Hz. Peygamber sustu. Bunun üzerine yukarıdaki ayet indi. Allah'ın elçisi, Mersed'i çağırdı, ayeti okudu ve "o kadınla evlenme" buyurdu. (Ebü Davud, Nikah, 4) Başka bir hadiste; "Zina cezası (celde) uygulanan erkek, ancak kendi benzeri olan kadınla evlenebilir." (Ebü Davud, Nikah, 4; A. b. Hanbel, II, 324.) buyurulmuştur.

Ancak burada sözü edilen evlilikler daha çok kadının zinadan elde edeceği kazançtan yararlanmak gayesi ile evlenmeyi kapsamaktadır. Böyle bir durum söz konusu olmaksızın, çeşitli hile ve tuzaklarla kötü yola düşürülmüş ne mazlum kadınlar vardır ki, kurtuluş için çırpınmakta, fakat sesini topluma duyuramamaktadır. İşte böyle bir kadını bataklıktan kurtararak, ona aile yuvası sıcaklığını yaşatmak yukarıdaki ayetin kapsamı dışında kalsa gerektir. Çünkü ameller niyetlere göre değer kazanır.

6) Kadının güzel olması. Evlenilecek kadının dindarlığı yanında güzel oluşu da tercih nedeni olmalıdır. Çünkü güzel kadın kocasının gönlünü daha fazla hoş eder ve gözünü haramdan korur. Bu yüzden evlenmeden önce kadına bakmak caiz görülmüştür. Hadiste şöyle buyurulur: "Hz. Peygamber'e;" Hangi kadın daha hayırlıdır" diye sordular. Şöyle buyurdu: "Kocası kendisine bakınca, ona neşe ve sevinç verir, emrederse itaat eder. Kendi malı ve özel yaşantısı konusunda, kocasının sevmediği şeyleri yapmaz." (Ahmed b. Hanbel II, 251, 432, 438; bk. Ebü Davud, Zekat, 38; İbn Mace, Nikah, 5.)

Ancak Şafiîler çok güzel kadınla evlenmeyi mekruh saymışlardır.

Diğer yandan Allah'ın Rasülünün, kötü çevrede yetişen güzel kadından (hadrau'd-dimen) sakındırdığı nakledilir. (ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslamî ve Edilletuh, 2. baskı, Dımaşk 1405/1985, VII, 13. Darekutnî ve Deylemî'den naklen.)

7) Kadının yakın hısımlardan değil, yabancılardan tercih edilmesi. Bu yolla çocukların daha sağlıklı olması umulur. Diğer yandan amca, dayı, hala veya teyze kızı ile evlenmek caiz ise de, geçimsizlik ve boşanma durumu bu hısımların arasında sıla-ı rahmin kesilmesine yol açabilir. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 14)

8) Erkeğin iffetini koruyabildiği sürece tek evliliği tercih etmesi. Çok evlilikte, eşler arasında adalet ve eşitliğin sağlanması çok güç olduğu için aile içi problemlerin ortaya çıkması kolaylaşır. Nitekim Kur'an'da bu noktaya şöyle dikkat çekilmiştir: "Ne kadar gayret gösterseniz de, eşleriniz arasında adalet ve eşit sağlamaya güç yetiremezsiniz. Bu yüzden hiç değilse birine tamamen meylidip, diğerini askıda bırakmayın." (en-Nisa, 4/129) Nitekim dört kadınla evlenmeye cevaz veren ayette, eşler arasında adaleti sağlayamama korkusu olan için, tek kadın ya da sahip olduğu cariye ile yetinmesi bildirilmiştir. (bk. en-Nisa, 4/3)

Diğer yandan Allah'ın Rasulü; "İki eşi olup da, bunlardan birisine meyleden kimse, kıyamet gününde bedeninin yarısı eğik olarak gelir." (Ebu Davud, Nikah, 38; Tirmizî, Nikah, 42; Darimî, Nikah, 24; bk. Nesaî, İşretu'n-Nisa', 2 İbn Mace, Nikah, 47; İbn Hanbel, II, 295, 347.) buyurmuştur.

Müslüman bir ailenin nitelikleri-2