Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

2 tane "akit" etiketli yazı bulundu "akit" tagli diger ogeler resimler , videolar

Evliliğin Bağlayıcılık (Lüzüm) Şartları

EVLİLİĞİN BAĞLAYICILIK (LÜZÛM) ŞARTLARI  

Bir evlilik akdinin bağlayıcı olması, artık akdi yapanların veya veli ya da vekil gibi temsilcilerin bu akdi bozma yetkisine sahip olmaması demektir. Akdin bağlayıcı olması için dört şart koşulur:

A) Ehliyetsiz (akıl hastası veya bunak gibi) veya eksik ehliyetli (küçük çocuk ve kız gibi) kimseyi baba veya dedenin evlendirmesi durumunda nikah bağlayıcı olur. Eğer bunları evlendiren veli amca veya erkek kardeş gibi baba ve dede dışındaki veli grubundan olursa, bunların akdedeceği nikaha küçük çocuk ergin olunca, akıl hastası da şifa bulunca itiraz etme hakkına sahiptir. Bu haklardan birincisine "buluğ muhayyerliği", ikincisine ise "hıyaru'l-ifâka (şifa bulma muhayyerliği)" denir. Burada evliliğin denk birisi ile ve emsal mehirle yapılmış olması da evlendirilenden bu hakkı düşürmez. (el-Kasani, a.g.e., II, 315, 322; eş-Şirazî, a.g.e., II, 39.)

Yukarıdaki görüş Ebû Hanife ve İmam Muhammed'e ait olup, dayandıkları delil şudur: Ashab-ı Kiram'dan Kudame bin Maz'un (ö. 36/656), kardeşi Osman b. Maz'unun kızını Abdullah bin Ömer (ö. 73/692) ile evlendirmişti. Rasülullah (s.a.s) erginlik çağına girdikten sonra kızı tercihte serbest bıraktı. O da ayrılmayı seçti. Hatta, İbn Ömer(r.a.)'in; "Ona sahip olduktan sonra, benden çekip alındı" dediği nakledilmiştir. (A. b. Hanbel, II, 130; ez-Zühayli, a.g.e., VII, 87)

Ebu Yusuf'a göre ise baba ve dede dışındaki velilerin akdedeceği nikah da küçük ve akıl hastası hakkında bağlayıcı olur ve bunların ileride seçme serbestliği bulunmaz. Çünkü veli gerekli araştırmayı yapar ve maslahata en uygun olanı seçer.

1917 tarihli H.A.K. ise 9 yaşından küçük kız çocukları ile 12 yaşından küçük erkek çocuklarının hiçbir kimse tarafından evlendirilemeyeceği, erginlik çağından itibaren kızda 17 ve erkekte 18 yaşa kadar ise hakimin velilerin iznini alarak evlendirebileceği esasını getirmiştir. (bk. H.A.K. mad. 7, 10.)

B) Akıllı ve ergin kadın emsal mehirle fakat dengi (küfüv) olmayan bir erkekle velisinin iznini almadan evlenmiş olursa, asabeden olan yakın velisi hakime baş vurarak evliliğin feshini isteyebilir.

Çoğunluk müctehitlere göre, kocanın denk olmaması durumunda kadının, yakın ve uzak velilerden herbirinin bu evliliği feshettirme hakkı bulunur. Bu, satım akdinin malın ayıbından dolayı feshedilmesine benzer.

Denkliğin bir sıhhat şartı değil, bağlayıcılık şartı olduğunu gösteren uygulamalar vardır. Bir hadiste şöyle buyurulur: "Hz. Peygamber, Fatıma binti Kays'a, azatlı kölesi Zeyd'in oğlu Üsame ile evlenmesini emretti. Üsame de Rasülullah'ın emri ile onu nikahladı." (Tirmizî, Nikah, 38.) Diğer yandan yine azatlı bir köle olan Bilal el-Habeşî (r.a.)'ın Abdurrahman b. Avf (r.a.)'ın kız kardeşi ile evlendiği nakledilmiştir. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 888) Buradan eşler arasındaki denkliğin evliliğin sıhhat şartı olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü o günkü hicaz toplumunda azatlı köle ile hür bir kadın denk sayılmıyordu. Ancak buna rağmen evlenmişlerdi.

C) Velisinin izni olmaksızın evlenen akıllı ve ergin kadının dengi olan erkekle ve emsal mehirle evlenmiş olması da gerekir. Aksi durumda velilerin nikahı feshettirme hakkı doğar. Ancak koca, mehirden eksik olan bölümü tamamlamayı kabul ederse evlilik kesinleşir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise mehrin azlığı evliliği etkilemez.

D) Kadının razı olmaması durumunda, kocanın iktidarsızlık vb. ayıplarının olması da bir fesih nedenidir.

Nişanın Bozulması ve Sonuçları

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

NİŞANIN BOZULMASI ve SONUÇLARI

1) Nişanın bozulması:

Nişan bir akit olmayıp, yalnız bir evlilik va'dinden ibaret olduğu için, çoğunluk müctehitlere göre nişanlı erkek veya kızın nişandan vazgeçmesi caizdir. Bunun için karşılıklı rıza da gerekmez. Tek yanlı irade beyanı ile nişan sona ermiş olur.

Ancak mü'min, önemli bir neden olmaksızın verdiği sözden dönmemelidir. Bu İslam ahlakının gereğidir. Çünkü özellikle bir kızın onuru ve ailesinin mahremliği ile oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bu yüzden nişandan önce evlenecek erkek, kadın ve aileleri iyi düşünerek, danışarak ve gerekli araştırma ve soruşturmaları yaparak, böyle bir evliliğin yürüyeceğine kanaat getirirlerse söz ve nişan işine yönelmelidir. Bir defa söz verince de çok önemli bir neden olmadıkça verilen sözden caymamalıdır.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Ahdi yerine getirin, çünkü (insana) ahd (in) den de sorulacaktır." (el-İsra, 17/34) Hadiste şöyle buyurulur: "Bana kendinizle ilgili altı şey konusunda güvence verin, ben de size cennet için güvence vereyim. Konuştuğunuz zaman doğruyu söyleyin, söz verdiğiniz zaman yerine getirin, emanete hıyanet etmeyin, cinsel organlarınızı (haramdan) koruyun, gözlerinizi (haramdan) koruyun ve ellerinize sahip olun." (Ahmed b. Hanbel, V, 323)

2) Nişanın bozulmasının sonuçları:

Nişanlılar birbirini evlenmeye zorlayamaz ve nişanın bozulmasından ötürü evliliğe ait bir sonuç da meydana gelmez. Ancak, peşin verilmiş olan mehrin veya tarafların birbirine verdiği hediyelerin durumu bir problem olarak ortaya çıkar.

a) Mehrin durumu: Erkek kıza mehir olarak bir şey vermişse, nişan bozulunca bunu geri alabilir. Verilen mehrin durması veya tüketilmiş olması da sonucu etkilemez. Mehir mevcutsa aynen, tüketilmişse bedel olarak geri verilmesi gerekir. Nişanı şu veya bu tarafın bozması yahut nişanı bozmanın şu veya bu nedene dayanması mehrin durumunu etkilemez. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 25,26; Ömer Nasuhî Bilmen, İstilahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul, 1967, II, 12 vd.)

1917 Tarihli Hukuki Aile Kararnamesi 8. madde şöyledir:

"Nişanlılardan birisi vazgeçer veya evlenme isteğine olumlu cevap verdikten sonra ölürse, erkeğin vermiş olduğu mehrin durması halinde, ailesi onu geri alma hakkına sahiptir. Eğer mehir telef olmuşsa, kız tarafı bedelini aynen tazmin eder".

b) Hediyelerin durumu: Hanefilere göre, nişanlıların ve ailelerinin birbirine verdiği hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden bağışlanan şeyin telef olması veya tüketilmesi ya da başkasına temlik edilmesi gibi bağıştan geri dönmeyi engelleyen bir durum söz konusu olmadıkça, bağıştan dönmek caizdir. Bu yüzden erkek verdiği hediyelerin durması halinde onları geri alabilir. Fakat nişan yüzüğünün kaybolması, kurbanda götürülen koçun kesilerek tüketilmesi, nişan giysilerinin giyilip eskitilmesi gibi durumlarda hibe edilen şey elde bulunmadığı için, bedel olarak tazmin edilmeleri gerekmez.

Malikilere göre, hediyelerin durumu, nişanı bozanın erkek veya kız oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz. Hatta hediyenin mevcut oluşu veya tüketilmiş bulunması da sonucu etkilemez. Eğer vazgeçen kızsa, erkeğin hediyeleri geri alması caizdir. Hediyeler tüketilmişse kadın bunların bedelini tazmin eder.

Şafiî ve Hanbelîlere göre ise, nişanın bozulması durumunda artık hediyeler geri alınamaz. Çünkü hediye hibe hükmünde olup, hibeden dönme teslimden sonra artık caiz değildir. Babanın oğluna yaptığı hibe bunun dışındadır.

Hadiste şöyle buyurulur: "Bir kadın nikah akdinin sorumluluğunu üstlenmezden önce, kendisine verilen mehir, hediye veya verilmesi va'dedilen şeylerin tümü bu kadına aittir. Nikah akdi sorumluluğunu üstlendikten sonra verilenler ise, kime verilmişse ona ait olur." (eş-Şevkani, Neylû'l-Evtar, VI, 174; Nesai, Nikah, 67.)

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist