Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

4 tane "bakara" etiketli yazı bulundu "bakara" tagli diger ogeler resimler , videolar

Evliliğin Meşru Olduğunu Gösteren Deliller

EVLİLİĞİN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER 

Evliliğin meşru oluşu Kitap, Sünnet ve İcma delillerine dayanır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Sizden bekarları ve kölelerinizle cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlu kereminden zenginletir. Allah her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir." (en-Nur, 24/32.)

"Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane nikahlayın. Bu kadınlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin veya ellerinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Bu, haksızlığa yol açmamanız için daha uygundur." (en-Nisa, 4/3; Nikahla ilgili diğer ayetler için bk. el-Bakara, 2/102, 221, 228, 230, 232, 235; en-Nisa, 4/4, 5, 19, 22-26; el-A'raf, 7/189, 190; en-Nur, 24/3, 32, 33; er-Rûm, 30/21; el-Ahzab, 33/37; el-Mümtehine, 60/10-12.)

Evlilik konusunda pek çok hadis nakledilmiştir. Allah elçisi, gençlere hitap ederek şöyle buyurmuştur:

"Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlilik yükümlülüklerine gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı harama karşı daha fazla koruyucudur: Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için bir kalkandır." (Buharî, Savm, 10, Nikah, 2,3; Müslim, Nikah, 1, 3; Ebu Davud, Nikah, 1; Tirmizî, Nikah, 1; Nesaî, Sıyam, 43; Nikah, 3; ibn Mace, Nikah, 1; Darimî, Nikah, 2; A.b. Hanbel, l, 378, 424,425.)

Ashab-ı kiramdan üç kişi Hz. Peygamber (s.a.s)'in eşlerine onun gece ibadetini sormuşlar, belki azımsayarak birincisi "sürekli olarak gece namazı kılmaya", ikincisi "sürekli oruç tutmaya", üçüncüsü ise "kadınlardan sürekli ayrı kalmaya ve hiç evlenmemeye" karar verir. Onların bu konuşmalarını haber alan Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Fakat ben hem namaz kılıyorum, hem uyuyorum; oruç tutuyorum, tutmadığım da oluyor; kadınlarla da evleniyorum. Kim benim sünnetimi terkederse benden değildir." (Müslim, Nikah, 5; Nesaî, Nikah, 4; Darimî, Nikah, 3; A. b. Hanbel, II, 158, III, 341,359, V, 409.)

Hz. Aişe'nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse, benden değildir. Evleniniz, çünkü ben (kıyamet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Evlenme gücü bulamayan da oruca devam etsin. Çünkü oruç, onun için (harama karşı) bir kalkandır." (İbn Mace, Nikah, 1. Bu hadisin senedi, rivayet zincirinde bulunan İsa b. Meymun el-Medini yüzünden zayıf sayılmışsa da, hadisi destekleyen başka rivayetler de vardır.)

Ebu Umame (r.a.)'ın naklettiği başka bir hadiste ise şöyle buyurular: "Mü'min, Allah korkusundan ve O'na itaattan sonra, iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü eşine emretse sözünü dinler, yüzüne baksa sevinç duyar, üzerine yemin etse, yeminini doğru çıkarır, dışa gitse, kendisinin bulunmadığı sırada iffetini ve kocasının malını korur." (İbn Mace,Nikah,5.)

Diğer yandan evlenmenin meşruluğu üzerinde, bütün ümmet görüş birliği içindedir. Ancak evlenmenin hükmü evlenecek kişinin özel durumu dikkate alınarak değerlendirilir. Diğer başlıklarda çeşitli durumlara göre konuyu açıklayacağız.

İslamda Kadınlara Getirilen Mali Kolaylıklar

İSLÂM'IN KADINLAR İÇİN GETİRDİĞİ BAZI KOLAYLIKLAR 

KADINLARA GETİRİLEN MALÎ KOLAYLIKLAR

İslam, aile fertleri arasında kendine has ekonomik, malî ve sosyal bir denge kurmuştur. Kadının kocası ve çocukların da babası olan erkek ailenin tüm harcamalarına tek başına üstlenmiştir. Bu yüzden de kendisine çocukların eğitimi ve ailede disiplin konularında bazı velayet üstünlükleri verilirken, kız kardeşlerine göre mirastan alacağı pay arttırılmış, böylece kendisine ekonomik güç kazandırılmıştır. Çünkü eşinin, çocuklarının ve ailede yoksul düşen bazı yakın hısımların bakımını üstlenen kimsenin böyle bir desteğe ihtiyacı olduğunda açıklık vardır.

Evli olan kadın geçim harcamalarını kendi malı olsa bile ondan karşılamak zorunda değildir. Ona kocası bakmak zorundadır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Onların (annelerin) örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi babaya aittir." (el-Bakara, 2/233) "İmkanı geniş olan nafakayı imkanına göre versin; rızkı daralmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin." (et-Talak, 65/7.) "Onları (boşadığınız kadınları) gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun" (et-Talak, 65/6.)

Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Eşlerinizin sizin üzerinizde durumlarına uygun olarak yiyecek ve giyecek hakları vardır." (bk. Ebu Davud, Menasik, 56; İbn Mace, Menasik, 84; Darimî, Menasik, 34; A.b. Hanbel, V, 72.)

Bu duruma göre kadın evlenip kocasının evine yerleştikten sonra bütün yiyecek, giyecek ve mesken masrafları kocaya aittir. Bunlar israfa kaçmadan ve cimrilik de etmeden eşlerin sosyal seviyeleri dikkate alınarak karşılanır. Giyim için, ailenin durumuna göre ve İslam'a uygun olan örf ve adetler ölçü alınır. Kadının biri yazlık, diğeri kışlık olmak üzere yılda en az iki kat giysiye hakkı vardır. Giyim kapsamına normal ev eşyası da girer.

Koca, hanımına, içinde oturulmaya yeterli eşyası bulunan, kötü komşulu olmayan bir mesken sağlamak zorundadır.

Kadın bakıma muhtaç olduğu veya emsali kadınların hizmetçisi bulunduğu takdirde, hizmetçi tutulması da nafaka kapsamına girer. (bk. el-Kusanî, a.g.e., IV 14,15; İbnü'l-Humam, a.g.e., III, 321-339; el-fetava'l-Hindiyye, l, 544, vd.; Ö.N. Bilmen, Hukuki İslamiye ve İstilahatı Fıkhiyye Kamusu, II, 450; Döndüren, Delilleriyle, İslam Hukuku, İstanbul 1983, s: 294 vd.)

Çocukların geçim masraflarını da babalarının karşılaması gerekir. İslam bu konuda anneye bir külfet yüklememiştir. Ayette şöyle buyurulur; "Eğer (çocuklarınızı) sizin için onlar (anneleri) emzirirlerse, onlara emzirme ücretlerini tam olarak ödeyin." (et-Talak, 65/6.) Burada, boşanmış bir kadının iddet bittikten sonra kendi çocuğunu emzirmesi durumunda ücrete hak kazanacağından söz edilmektedir. Bu durum, çocuğun geçim masraflarının babaya ait olduğunu gösterir.

Hz. Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: Ebü Süfyan'ın karısı Hind binti Utbe, Rasülullah (s.a.s)'ın huzuruna girdi ve: "Ey Allah'ın elçisi! Ebu Süfyan çok cimri bir adamdır. Benim kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Onun malından haberi olmaksızın bize yetecek kadar bir şey alırsam, bana günah var mıdır?" dedi. Hz. Peygamber: "Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadarını ma'ruf şekilde alabilirsin" buyurdu. (Buharî, Buyû; 95; Nesaî, Kudat, 31; İbn Mace, Ticarat, 65.)

Bu duruma göre, bir baba erkek çocuğuna erginlik çağına ulaşıncaya veya iş ve meslek sahibi oluncaya kadar, kız çocuğuna ise yaşı ne olursa olsun evleninceye kadar bakmak zorundadır. Kız çocuğu çalışmaya zorlanamaz, fakat İslam'a uygun şartlar taşıyan bir işte çalışırsa, masrafları kendi gelirinden karşılanır. (bk. Döndüren, a.g.e., s: 307 vd. "Nafaka" mad. Şamil İslam Ansik. V. 4 vd.) Kocası ölen veya boşanan kadın yeniden babasının evine döner, babası ölmüşse sıradaki nesep hısmının bakımı altına girer.

Erkeğe yukarıda belirttiğimiz malî yükümlülüklere karşılık kadından daha fazla miras verilmiştir. Ayette şöyle buyurulur: "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki katı miras vermenizi emreder." (en-Nisa, 4/11)

Böylece bir erkek çocuğun kendi kız kardeşleri ile birlikte mirasçı olması durumunda kız kardeşinin iki katı kadar pay alması erkeğe aile içinde ekonomik güç kazandırır. Bu durum onun üstlendiği malî yükümlülüklerle dengelidir. Diğer yandan yine anne-baba, kız kardeş gibi nesep hısımlarından yoksul düşenlere nafaka verme zorunluluğunun olması, erkeğin kadına göre daha çok mala ihtiyacının olduğunu gösterir.

Haram gıdaların yenmemesi hakkında ayet ve hadisler

ALLAH, size ancak leş, kan, domuz eti ve ALLAH tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, ALLAH çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Bakara Suresi, 173. Ayet)

İmami Şarani (r.a) diyor ki.

Haramla gıdalanan bir kimseden ancak haram işler sadır olur. Şüpheli şeylerle gıdalanan kimseden de şüpheli işler zuhur eder. Hatta haramdan gıdalanmış bir kimse, Allah’a ibadeti taatte bulunmak istese, buna gücü yetmez.

Peygamber (s.a.v):

“Yiyecek ve içeceğin nereden geldiğine aldırış etmeyen kimseyi Cenab-ı Allah cehennemin hangi kapısından içeri sokacağına pek bakmaz.”

“Âdemoğlu karnından daha fena bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak birkaç lokma nesine yetmez. Behemhal fazla yemek mecburiyetinde ise karnının üçte birini yemeğe ve üçte birini içeceği suya ve üçte birini de nefesine ayırmalıdır” buyurmuştur.

Sehl (k.s) der ki:

Haram lokma yiyenin azaları (bilsin, bilmesin. İstesin, istemesin) isyan eder. Yediği helâl olan kimsenin ise azaları kendisine itaat eder ve hayırlı işler yapmağa muvaffak olur.

Lokman oğluna hitaben:

“Yavrum mide dolarsa fikir uyur. Hikmet sağır olur, bütün aza ibadetten geri kalır” buyurmuştur.

Duanın Aile Fertleri Üzerindeki Etkisi

Dua, mü'minin Rabbi ile iletişim kurma halidir. Kul ister, Rabbi uygun bulursa o anda veya sonraki bir tarihte cevap verir, kimi zaman da cevap ahirete kalır. Doğrudan ahirete yönelik olan duaların sonucu da ahirette görülür.

Kur'an-ı Kerim'de aile fertlerinin birbirine yaptıkları dualara ait çeşitli örnekler bulunur. Burada bir kaç tanesini vereceğiz. Geçmiş günahlarına tevbe ederek, yeni bir iman ve azimle Allah yoluna yönelenlerin şu şekilde dua edebilecekleri belirtilir: "Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl, derler. " (el-Furkân, 25/74.)

İbrahim (a.s), Hz. Hacer'i ve İsmail'i, o devirde kimsenin yaşamadığı ıssız bir yer olan hicaz'da bırakırken şu duayı yapmıştı: "Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir bölümünü senin Beyt-i Haram'ının yanında, tarım yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. İnsanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve meyvelerden bunlara rızık ver, umulur ki nimetlere şükrederler." (İbrahim, 14/37.) "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı sürekli kılanlardan eyle, ey Rabbimiz! Duamı kabul et. Ey Rabbimiz! hesap olunacağı gün beni, ana - babamı ve mü'minleri bağışla." (İbrahim, 14/40,41.) İbrahim'in (a.s) başka bir duası da şöyledir: "Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar." (el-Bakara, 2/128.)

Lokman (a.s)'ın oğluna yaptığı öğütler de mürşid ve eğitimciler için her devirde önemini koruyan, altın değerinde öğütlerdir. Kendi adını taşıyan sûrede açıklanan bu öğütlerden bazıları şunlardır: "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk büyük bir zulümdür. " (Lokman, 31/13.)

"Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa yine de Allah onu (senin karşına) çıkarır. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve herşeyden haberdardır. Yavrucuğum! Namaz kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeğe çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt. Unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir." (Lokman, 31/16-19.)

Ancak hak dinden yüz çeviren ya da ilâhî mesaja kalbi kapalı bulunan kişi için yapılacak duanın da bir yararı olmayabilir. Nitekim bir takım peygamberlerin en yakınları için bazı duaların geri çevrildiği Kur'an'da bildirilmektedir. Nuh (a.s)'ın oğlu ve Lût (a.s)'ın eşi için yaptıkları dualar buna örnek verilebilir. Hz. Nuh'un oğlu için; "Ey Nuh! O, senin ailenden değildir, çünkü kötü bir iş işlemiştir. Öyleyse hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme" (Hûd, 11/46, bk. 42, 43 ve 45. âyetler.) buyurulmuş ve oğlu yükselen sularda boğulmuştur. Hz. Lût'un eşi de, eşcinsellerle mücadelesinde kocasına yardımcı olmamış ve Lût (a.s) iman edenlerle birlikte kasabayı terk ederken o geride kalmış ve Sedom halkı ile birlikte helak olmuştur.(bk. eş-Şuarâ, 25/169; el-Hıcr, 15/58-60; Hûd, 11/81; en-Neml, 27/57-59; Ahmet Özgen, «Lût» mad. Ş.İ.A. İst. 1991, IV, 31.)

Hz. Peygamber (s.a.s) çok sevdiği ve iyiliklerini gördüğü Amcası Ebû Talîb'in İslâm'a girmesini arzu etmiş ve onun ölümüne yaklaştığı bir sırada "şehadet kelimesini" söylemesini, böylece kıyamet günü yardım etmesinin mümkün olabileceğini bildirmişse de, Ebû Talîb; "Kureyş kadınları; ölümden korktu da Ebû Talîb iman etti" diye, alay ederler korkusu ile bu teklifi de reddetmişti. Bunun üzerine şu âyet inmiştir: "Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Bunun aksine, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi o bilir." (el-Kasas, 28/56.)

Sonuç olarak mü'min, aile fertlerinin iffet, salâh ve fazilet sahibi olmaları için gerekli eğitim, terbiye ve irşad yollarına başvurma yanında, sonucu Yüce Allah'tan istemelidir. Çünkü kişi önce kendisini, sonra aile fertlerini cehennem ateşinden korumakla yükümlüdür. (bk. et-Tahrîm, 66/6.) Nitekim Enes b. Mâlik'i (Ö. 91/717) annesi Hz. Peygamber'in hizmetine verirken, dua etmesini istemiş ve Allah elçisi şöyle dua etmiştir: "Allahım! Enes'in malını çoğalt, ona çok çocuk ihsan et ve vereceğin şeyleri ona mübarek kıl." (el-Kurtubî, a.g.e. IV 47)

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist