Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

4 tane "boy abdesti" etiketli yazı bulundu "boy abdesti" tagli diger ogeler resimler , videolar

Adetli kadına yasaklanan şeyler

 

İSLÂM'IN CİNSEL HAYATI KORUMAK İÇİN ALDIĞI ÖNLEMLER

b) Adetli kadına yasaklanan şeyler:

1) Namaz kılmak:

Adetli kadının namaz kılması caiz değildir. Hz. Peygamber Fatıma binti Hubeyş (r. anha)'ye şöyle buyurmuştur: "Adetin devam ettiği sürece namazı bırak, sonra boy abdesti al ve namaz kıl." (Buharî, Hayz, 19, 24, Vudu, 63; Müslim, Hayz, 62; Ebu Davud, Tahare, 109; A. b. Hanbel, VI, 42, 141, 187, 194, 204, 222; Darimî, Vudu, 76.)

"Adetli kadın kılamadığı namazı kaza etmez, tutamadığı farz oruçları ise kaza etmesi gerekir. Hz. Aişe şöyle demiştir: "Biz Rasülullah (s.a.s) devrinde adet görüyorduk. Namazı kaza etmekle emrolunmadığımız halde, tutamadığımız orucu kaza etmekle emrolunuyorduk." (Buharî, Hayz, 20; Ebu Davud, Tahare, 104; Tirmizi, Savm, 67; Nesaî, Hayz, 17, Sıyam, 64.)

2) Oruç tutmak: Adet gören kadın oruç tutmaz. Delil yukarıdaki Hz. Aişe hadisidir. Ancak farz oruç borcu onların üzerinden düşmez ve kaza etmeleri gerekir.

  

3) Tavaf: Hz. Peygamber hac sırasında adet gören Hz. Aişe'ye şöyle buyurmuştur: "Hayız gördüğün zaman, temizleninceye kadar Beytullah'ı tavaf dışında kalan, diğer hac ibadetlerini yap." (Buharî, Hayz, 1, 7, Hacc, 81, Edahî, 3,10; Müslim, Hacc, 119,120; Ebu Davud, Menasik, 23.)

4) Kur'an-ı Kerîm okumak: Adetli olan kadın veya cünüp olan kimse Kur'an okuyamaz, mushafa el süremez ve onu kılıf, çanta gibi bir muhafazanın içinde olmadıkça eline alıp taşıyamaz. Allah Teala şöyle buyurur: "Ona (Kur'an'a) tam olarak temizlenmiş olanlardan başkası el süremez." (el-Vakıa, 56/79.) Hz. Peygamber de bu konuda şöyle buyurmuştur: "Adetli kadın ve cünüp kimse Kur'an'dan bir şey okuyamaz." (Tirmizî, Tahare, 98; ibn Mace, Tahare, 105.)

Bu duruma göre bir kılıf veya çanta içindeki mushafa el sürmek veya onu taşımak hayızlı ve cünüp kimse için caizdir. Yine ilimle uğraşan kimse tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarını zaruret yüzünden giysisinin yeni ile veya eliyle tutabilir. Kur'an yapraklarını abdestli olarak çevirmek müstehaptır. Yine bu yaprakları okumak için kalemle çevirmek de caizdir. Diğer yandan adetli veya cünüp kimse; tesbih, tekbir, zikir, salat okuyabileceği gibi dua ayetlerini de dua niyetiyle okuyabilir. (ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslamî ve Edilletuh, l, 471; bk. Darimî, Vudü, 103.)

5) Mescide girmek: Adetli kadının veya cünübün mescide girmesi, orada eğleşmesi veya itikafa çekilmesi caiz değildir. Hadiste şöyle buyurulur: "Hiç bir hayızlı veya cünüp için mescide girmek helal olmaz." (İbn'Mace, Tahare, 92,126; Ebu Davud, Tahare, 92; Darimî, Vüdu, 116.) Şafii ve Hanbelîlere göre; adetli kadının veya cünübün kirletmemek şartıyla mescitten karşıdan karşıya geçmesi caizdir. Çünkü Hz. Peygamberin, Hz. Aişe'ye böyle bir izin verdiği nakledilmektedir. (bk. Müslim, Hayz, 11-13; Nesaî, Tahare, 172, Hayz, 18; İbn Mace, Tahare, 120.)

6) Cinsel ilişkide bulunmak: Ayette şöyle buyurulur: "Hayız halinde iken kadınlardan uzaklaşın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın." (el-Bakara, 2/222.) Burada, uzaklaşmaktan gaye, cinsel ilişkinin bırakılmasıdır. Yine adetli eşi ile cinsel yönden ne kadar ilgilenebileceğini soran bir sahabiye Allah'ın Rasulü şu cevabı vermiştir: "Senin için göbekten üst yanı serbesttir." (Darimî, Vudü, 107; eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, l, 277.)

Hanbelîlere göre, bir koca için adetli karısının diz kapak-göbek arası cinsel temasın dışında serbesttir. Delil şu hadistir. "Adetli kadına cinsel temasın dışındaki her şeyi yapabilirsin." (Müslim, Hayz, 16; Nesaî, Tahare, 16.) Hanefî, Şafiî ve Malikîlere göre, adetli veya lohusa olan eşiyle cinsel ilişkide bulunan erkeğe keffaret cezası gerekmez. Ancak tevbe ve istiğfar etmesi gereklidir.

Diğer yandan bir hadiste; "Kim adetli bir kadınla cinsel temasta bulunursa, yarım dinar (yaklaşık iki gram altın para) tasadduk etsin." buyurulmuştur. (Tirmizî, Tahare, 102; Ebu Davud, Nikah 46, 47; Tıbb, 50; İbn Mace, Tahare, 123.)

Adet döngüsü ve seks

7) Boşama: Adetli kadını boşamak caiz değildir. Ancak bununla birlikte çoğunluğa göre boşama tasarrufu geçerli olup, "bıd'î boşama" adını alır. Ayette; "Eşlerinizi boşayacağınız zaman, iddetlerine doğru boşayın" buyurulur. (et-Talak, 65/1) Yani içinde iddet meşru olan bir sürede boşayın, demektir. Çünkü ay halinin geride kalan kısmı iddetten sayılmaz. Hz. Peygamber, Abdullah b. Ömer'e, eşini temizlik günlerinde veya gebe iken boşayabileceğini bildirmiştir. (eş-Şevkarî,a.g.e, VI,221.)

Kadınların Aybaşı Hali

İSLÂM'IN CİNSEL HAYATI KORUMAK İÇİN ALDIĞI ÖNLEMLER

EŞLER İÇİN CİNSEL BİRLEŞME YASAĞI OLAN ZAMANLAR

Yüce Allah evli eşlerin karı-koca hayatını meşru kılmıştır. İslamî edep sınırları içinde kalan eşlerin, kendi arasındaki cinsel hayatının ayıplanma ve kınanma yönünün bulunmadığı da belirtilmiştir. (bk. el-Mü'minûn, 23/6.)  Ancak özellikle kadını fizik ve ruh sağlığı bakımından korumak gayesiyle, evli eşlerin cinsel hayatına da bazı sınırlamalar getirilmiştir. Kadının aybaşı ve lohusalık günlerinde, hac'da ihramlı olduğu sürece, dolaylı boşama yöntemleri olan zıhar veya îla, durumunda bunlara ait keffaret cezası yerine getirilinceye kadar kocası ile cinsel ilişkide bulunması caiz değildir. Aşağıda bu yasakları kısaca açıklayacağız.

1) Aybaşı hali:

a) Hayız terimi ve kapsamı:

Hayız nedir?

Hayz arapça mastar bir sözcük olup; kadının aybaşı olması ve aybaşı kanının akması demektir. Bir fıkıh terimi olarak; belli yaşlardaki kadının cinsel organından belli günlerde gelen kanı ifade eder. Türkçede "hayız" yerine; aybaşı, adet, kirlilik, ayhali ve namazsızlık gibi sözcükler de kullanılır.

Bir kadının cinsel organından üç türlü kan gelebilir,

a) Hayız kanı. Sağlıklı kadından belli yaşlar arasında gelir,

b) Lohusalık (nifas) kanı. Doğumdan sonra belli bir süre gelen kandır,

c) Özür (istihaza) kanı. Kadın hastalığı olanlarda görülür. Biz, eşler arasında cinsel birleşmeye engel olan, ilk ikisi üzerinde duracağız. Çünkü, özür kanı cinsel birleşme engeli değildir.

Adet görme anormal ve çirkin bir olay değil, normal ve kadının yaratılışının gereği olan tabiî bir olaydır. İslam'ın çıkışı sırasında cahiliyye devri arapları adetli kadına arkadan, Hıristiyanlar ise önden ilişkide bulunurlardı. Yahudiler ve Mecusîler ise, böyle bir kadından uzak dururlar, hatta temizlendikten sonra da bir hafta süreyle onlarla bir arada kalmazlar, birlikte yiyip içmezlerdi. (bk. Müslim, Hayz, 6; Ebu Davud, Tahare, 102, Nikah, 46; Döndüren, Delilleriyle, İslam ilmihali,s: 178 vd. Faruk Beşer, Hanımlara özel ilmihal, İstanbul 1989, S: 154vd.)

İslam, kadına ruhî ve fizyolojik sıkıntı veren ve onu küçük düşüren bu alışkanlıkları yasaklayarak koruyucu bazı hükümler getirdi. Aybaşı ve lohusalık süresince kadını cinsel yönden koruma altına aldı.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, eziyet veren bir haldir. Bu nedenle ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın." (el-Bakara, 2/222.)

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bu hayız, Allah'ın Adem (a.s)'in kızlarına yazdığı bir şeydir." (Buharî, Hayz, 1,7, Edahî, 3,10; Müslim, Hacc, 119,120; Ebu Davüd, Menasik, 23.) Adet gören kadınlardan tam olarak uzak mı, kalınacağını soranlara Allah'ın Rasulü şöyle cevap vermiştir: "Cinsel birleşme dışındaki şeyler, normal zamanlardaki gibi yapılabilir" (Müslim, Hayz, 16; Nesaî, Tahare, 18; İbn Mace, Tahare, 12.)

Adetli olan kadının temiz olmayan yönü sadece adet kanıdır. Onun tükrüğü ve teri pis değildir. Pişirdiği yenir ve yemek artığı temizdir. Hz. Aişe'den (ö. 57/676) şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasülullah (s.a.s)'ın isteği üzerine ben adetli iken kucağıma yaslanır, Kur'an okurdu." (Buharî, Hayz, 2, 3; Müslim, Hayz, 15; Nesaî, Tahare, 173,174.) "Adetli iken, kemikli eti ısırır, sonra O'na verirdim. Alır ve benim ısırdığım yerden ısırırdı. Yine adetli iken su içtiğim kabı O'na verirdim, alır ve ağzını benim ağzımı koyduğum yere koyar ve içerdi." (Müslim, Hayz, 14)

Kadın adet görmeye yaklaşık dokuz yaşlarında, erkek çocuğu ise ihtilam olmaya on iki yaşlarında başlar. Bu durum her iki cinste de erginliğin başlangıcı sayılır. Ancak ay hali veya ihtilam olmada gecikme halinde, çoğunluk müctehitlere göre on beş yaş her iki cinsin erginlik başlangıcıdır. Artık adet gören kadın veya ihtilam olan erkek namaz, oruç, hac, zekat gibi İslam'ın tüm emirlerinin ve yasaklarının muhatabı olur.

Adetli kadın, adet kanı kesilince boy abdesti alır ve bundan sonra eşi ile cinsel temasta bulunabilir.

İslam da Kadınlara İbadetlerde Getirilen Kolaylıklar-2

3) Hac:

Hac, şartlarını taşıyan erkek ve kadın mü'minlere farzdır. Beden sağlığı, maddi güç ve yol güvenliği yanında, kadınlar için ayrıca yol arkadaşının bulunması, boşanma veya ölüm iddetlisi olmaması da gereklidir. Bu son şartları taşımayan kadına hac farz olmaz. Hadislerde şöyle buyurulmuştur:

"Kadın, yanında mahremi bulunmadıkça üç günden fazla yolculuk yapamaz." (Müslim, Hacc, 413-424; Buharî, Taksîr, 4, Mescidu Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebu Davud, Menasik, 2; Tirmizî, Rada, 15; Darimî, İsti'zan, 46; ibn Mace, menasik, 7; Malik, Muvatta, İsti'zan, 37.)

"Bir kadın yanında kocası bulunmadıkça hac yapmasın." (Buharî, Mescidu Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebu Davud Menasîk, 2; Tirmizî, Rada, 15; A. b. Hanbel, III, 34; eş-Şevkanî, neylü'l-Evtar, IV, 491.)

Bu duruma göre, zengin olmak ve diğer şartları bulunmakla birlikte, yanında koca, oğul, torun, kardeş, baba, dede, süt oğul, süt kardeş ve kayın peder gibi sürekli evlenme yasağı olan mahrem bir hısımı bulunmayan kadına hac, bu şartın gerçekleşeceği yıla kadar farz olmaz. İleriki yıllarda bu belirtilen hısımlardan birisi hacca gider ve onu da birlikte götürmeyi üstlenirlerse kadına o yıl hac farz olur. Aksi halde şartlar gerçekleşmeden ömrü geçerse hac farizası üstünden düşer. Ancak böyle bir kadın artık hacca gitmekten ümit kesince, kendi yerine hac vekili gönderirse haccın sevabına kavuşacağı umulur.

Şafiî ve Malikilere göre ise kadın, güvenilir kadın arkadaşları ile birlikte hac farizasını ifa edebilir. Hatta Malikîler buna yalnız güvenilir erkek veya erkek-kadın karışık toplulukları da eklerler. Kadın bunlarla birlikte de hacca gidebilir. Bu müctehitler; "Oraya gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kabe'yi ziyaret edip hac etmek farzdır" (Al-i imran, 3/97.) ayetinin genel anlamına dayanırlar.

Ancak, Allah elçisi, kadınların yanlarında mahremi olmaksızın yolculuğa çıkmamasını bildirmesi üzerine, bir adam ayağa kalkarak; "Ey Allah'ın elçisi, karım hac yolculuğuna çıktı. Ben ise falanca gazveye yazıldım. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Git ve karınla birlikte haccet." (Buharî, Nikah, 111,,Cihad, 140,181; Müslim, Hacc 424.)

Diğer yandan hac yapacak kadının boşanma veya kocasının ölümünden dolayı iddetli olmaması gerekir. İslam yaşlı olan veya kocasından yeni boşanmış bulunan bir kadını o yıl hac ibadeti ile yükümlü tutmamıştır. Çünkü iddetin yerini değiştirmek mümkün olmamakla birlikte haccın daha sonraki bir yılda ifası mümkündür. (bk. et-Talak, 65/1; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletuh, Dimaşk 1405/1985, III, 36,37.)

Çoğunluk müctehitlere göre koca, karısının farz haccına engel olamaz, çünkü hac, ilk yükümlülük yılında (fevrî) farz olmuştur. Şafiîlere göre ise koca, karısını farz veya sünnet hac'dan alıkoyabilir. Çünkü kocanın hakkı öncelikli olup, hac ömür boyu ifa edilebilir.

Hac veya umre için mikatta ihrama giren kadınlar, giysilerini çıkarmazlar, erkeklerde olduğu gibi baş ve ayaklarını açık bulundurmazlar. Yalnız yüzleri açık bulunur, telbiye (lebbeyk duası) yaparken seslerini yükseltmezler.

Hayızlı veya nifaslı kadınların da ihrama girerken temizlenmek gayesiyle boy abdesti alması sünnettir. Hadiste şöyle buyurulur: "Hayızlı veya nifaslı kadınlar boy abdesti alır, ihrama girer ve Beytullah'ı tavaf dışında haccın bütün menasikini ifa ederler. (Tirmizî, Hac, 98; Ebu Davud, Menasik, 9; A. b. Hanbel, l, 364.)

Haccın sonunda Mina'da şeytan taşladıkdan sonra erkekler Mekke'nin hareminde bayramın ilk üç gününden birinde saçlarını keserek veya uçlarından kısaltarak (bk. el-Hac, 22/29; el-Feth, 48/27.) ihramdan çıkarken, kadınlar saçlarının uçundan biraz keserek ihramdan çıkmış olurlar.

Kadınların, sa'y'dan (Safa ile Merve arasında yapılan gidiş-geliş) önce yapılan tavafın ilk üç turunda (şavt) remel (omuzları silkerek çalımlı yürüme) yapması ve sa'y sırasında iki yeşil direk arasında koşarak yürümesi gerekmez.

Kadın ihramda üç konuda erkekten ayrılır. Dikişli elbise giymek, mest giymek ve başını örtmek.

4) Zekat:

Zekat, erkekler gibi zengin olan kadınlara da farzdır. Kur'an-ı Kerîmin 28 ayetinde

"Namaz kılınız ve zekat veriniz" emri kadınları da kapsar. Diğer yandan

"Mü'minlerin mallarından zekatı al ki onları temizleyip, mallarını çoğaltsın" (el-Bakara, 2/10.)

"Hasat günü ürünün hakkını ödeyin" (et-Tevbe,9/103.)

ayetlerinde de erkekle kadın arasında bir ayırım yapılmamıştır. Genel olarak Hz. Peygamberin hadislerinde de durum böyledir. Kadınların zekat yükümlüsü olduklarını gösteren özel deliller de vardır.

Amr b. Şuayb babası yolu ile dedesinden şu hadisi nakletmiştir: "Yemenli bir kadın kızı ile birlikte Hz. Peygamber'in yanına gelmişti. Kızının kolunda iki tane altın bilezik vardı. Allah'ın Rasulü kadına; "Bunların zekatını veriyor musun?" diye sorunca, kadın "hayır" dedi. Hz. Peygamber; "Kıyamet gününde Yüce Allah'ın bu iki bileziği senin koluna ateşten bilezik olarak takmasını ister misin?" buyurdu. Bunun üzerine kadın, bilezikleri kızının kolundan çıkarıp Allah elçisinin önüne bıraktı ve şöyle dedi: "Bilezikler Allah ve Rasulüne aittir." (Nesaî, Zekat, 69; Ebu Davud, Sünen, l, 358. Bu hadis zayıftır.)

Zekat yükümlülüğü için temel ihtiyaçlardan ve borçtan başka nisap miktarı mala sahip olmak gerekir. Temel ihtiyaç (havaic-i asliyye) kapsamına ise; oturulan ev, mutat ev eşyası, nakil aracı, özel kütüphane île kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin bir aylık -sağlam görülen başka bir görüşe göre bir yıllık - mutat masrafları girer. Bu belirtilenler zekat dışıdır. Ancak, kadının geçim harcamaları kocasının üzerine vacip olduğu için, evli kadın için borçlarına karşılık tutma dışında temel ihtiyaç olarak yedek ayırmak gerekmez. Evli kadına ait altın, gümüş, nakit para veya ticaret malı, nisap (96 gram altın veya bunun karşılığı kadar, nakit para veya ticaret malı miktarına ulaşırsa ve üzerinden de bir yıl geçmiş olursa kadın zekat yükümlüsü olur.

Bekar veya dul bayanlar ise erkekler gibi temel ihtiyaçları için yukarıda belirttiğimiz yedek akçe ayırma hakkına sahiptir. Hesap üzerinde zekat dışı bırakılan miktar ayrıldıktan sonra geride nisap miktarına ulaşan altın, gümüş, nakit para vb. olur ve üzerinden de bir yıl geçmiş bulunursa kadın zekat yükümlüsü olur.

Malikilere göre kadının kullanmakta olduğu altın veya gümüş zinet takımlarına zekat gerekmez. Çünkü Abdullah b. Ömer'in (ö. 73/692) kızlarına ve cariyelerine taktığı zinet eşyasından zekat vermediği nakledilmiştir. (Malik, el-Müdevvene, l, 8, II, 22, 53.) Şafiîlere göre ise, kadının normalin üstünde zinet eşyası île, erkeğe ait zinet eşyasına zekat gerekir. Kadının normal zinetleri ise zekata tabi olmaz. (eş-Şirazî, el-Mühezzeb, Mısır, t.y., l, 158 vd.; eş-Şirbinî, muğnî'l-Muhtaç, Mısır, t.y., 390 vd.) Hanbelîlere göre de kullanılan altın ve gümüş zinet eşyasına zekat gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 9-17)

Sonuç olarak, İslam'da kadın kendi malı üzerinde dilediği tasarrufu yapma hakkına sahiptir. Evlilikte de eşler arasında "mal ayrılığı rejimi" geçerlidir. Bu yüzden kadın, kocasının serveti dikkate alınmaksızın, bağımsız olarak zekat, öşür, fitre, keffaret, diyet vb. malî sorumlulukları bizzat üstlenmiş olur.

5) Cihad:

Cihad sözlükte; çalışmak, emek harcamak demektir. Bir terim olarak ise; düşmanla yapılan kutsal savaşı; hak dine çağırıp, kabul etmeyenlere karşı mal ve canla savaşmayı ifade eder.

Düşmanla savaş çok sert bir mücadeleyi kapsadığı; ölüm, yaralanma, esirlik savaşların olağan sonucu bulunduğu için tarih boyunca genel olarak erkekler, savaşta önde olmuş ve kadınlarının ırz ve şereflerini koruma gayesi de savaşlarda etken olmuştur.

İslam'da cihada katılanlara sağ olarak dönerse "gazî", ölürse "şehid" unvanının verilmesi ve mücahidlere ahirette büyük ecirlerin verileceğinin bildirilmesi (bk. et-Tevbe, 9/111, es-Saf, 61/10-12) bu amelle kadınların da ilgilenmesine neden olmuştur. Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah ve Rasulü nezdinde, en faziletli amel cihaddır." (Buharî, Edeb, 1; A. b. Hanbel, II, 32.) Abdullah b. Mes'ud (r. anhuma)nın en faziletli amelin ne olduğunu sorması üzerine Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir: "Vaktinde kılınan namaz, sonra ana-babaya iyilik, sonra Allah yolunda cihaddır." (Buharî, İman, 18, Mevakît, 5, Tevhîd, 47,48, 56; Müslim, İman, 135,137-139; Tirmizî, Birr, 2, Salat, 13)

Cihadın güçlüklerine rağmen çeşitli gazvelerde kimi kadın sahabelerin cihadlara katılarak geri hizmetlerde bulunduklarını yukarıda açıklamıştık. Cihadın çok büyük ecir kazandırdığını Allah Rasülünden öğrenen kadınlar, erkekler gibi cihada katılamayışlarına üzülmüşler ve kendileri için cihadın yerini tutabilecek bir amelin olup olmadığını sormuşlardır. Hz. Peygamber bunun üzerine onlara; kadınların cihadının hac ve umre olduğunu" bildirmiştir. (bk. Buharî, Cihad, 62, Sayd, 26; İbn Mace, menasik, 8; A. b. Hanbel, VI, 67,68,71,75, 79,120.) Yani hac veya umre ziyareti yapan hanımların düşmanla cihada katılmış gibi ecir kazanacaklarını haber vermiştir. Başka hadislerde; "Hac ne güzel cihaddır" (Buharî, Cihad, 62) "Hac cihaddır, umre ise tetavvu'dur" (İbn Mace, Menasik, 44.) buyrulmuştur.

 

İslam da Kadınlara İbadetlerde Getirilen Kolaylıklar-1

İslam da Kadınlara İbadetlerde Getirilen Kolaylıklar-1

İSLÂM'IN KADINLAR İÇİN GETİRDİĞİ BAZI KOLAYLIKLAR 

Kadınlara İbadetlerde Getirilen Kolaylıklar

İslamî emir ve yasakları üstlenmede erkekle kadın arasında önemli bir ayrılık yoktur. Ancak kimi ibadetlerde ya da ibadetin yapılış şeklinde kadın lehine bazı kolaylıkların getirildiği görülür. Bunları namaz, oruç, hac, zekat ve cihad gibi ibadetler üzerinde belirlemeye çalışacağız.

1) Namaz:

Kadınlar beş vakit namazla yükümlü olmakla birlikte cuma, bayram ve cenaze namazlarından muaf tutulmuşlardır. Beş vakit namazı cemaatle kılmak yerine, evde kılmalarının üstün tutulması başka bir kolaylıktır. Namazlarda, kadınların erkeklerden farklı olarak yaptıkları fiil ve davranışları şu şekilde özetleyebiliriz.

Abdest veya boy abdesti almada iki cins arasında önemli bir ayrılık yoktur. Ancak saçları uzun kadınların boy abdesti alırken, meliklerini söküp sarkan saçlarını yıkamaları gerekmez. Suyun saç diplerine, yani başın deri kısmına ulaşması yeterlidir. (bk. Müslim, Hayz, 58; Ebu Davud, Tahare, 120; Döndüren, Delilleriyle islam ilmihali, İstanbul 1991, s: 168.)

Kadınların namaz için ezan ve kamet okuma zorunluluğu yoktur. Namazda, erkeklerin yalnız göbek ile diz kapak arasını örtmeleri farz iken, kadınların el, yüz ve topuktan aşağı ayakları dışında tüm bedenlerini bolca bir giysi ile örtmeleri gerekir.

Kadınlar, başlangıç tekbirini alırken ellerini, parmak uçları omuz hizasına gelecek kadar kaldırır ve ellerini göğüsleri üstüne bağlarlar. Bu durum, onların daha iyi örtünmelerine yardımcı olur.

Ruküda, kadınlar ellerini dizleri üzerine koymakla yetinirler. Yine rukuda erkekler bacaklarını dik tutarken, kadınların dizleri biraz bükük bulunur ve buna bağlı olarak, onların arkaları da biraz yukarıya meyilli bulunmuş olur. Secde aralarında veya birinci ya da son oturuşlarda, kadınlar sol ayaklarını sağ yanlarına yatık tutarak yere otururlar. Bu durum, onların daha iyi örtünmesine yardımcı olur.

Hz. Peygamber döneminde erkekler gibi kadınlar da beş vakit namazı cemaatle kılmak üzere mescide gidiyordu. Allah'ın Rasülü ashabına namaza çıkmak isteyen kadınlara engel olunmamasını bildirmiştir. (bk. Müslim, Salal, 135, 138, 140; Ebü Davud, Salat, 52; ibn Mace, Mukaddime, 2; A.b. Hanbel, l, 40, II, 43, 90, 140.) Ancak bununla birlikte; "kadınların en hayırlısı, mescidi, evlerinin içi olandır." (A.b. Hanbel, VI, 297, 301.) buyurarak, kadınların ibadetlerini evlerinde yapmalarının daha faziletli olduğuna işaret etmiştir.

Bu duruma göre, kadınlar namaz için mescide gitmekle, evde kılmak arasında serbest bırakılmış, ancak namaz için cemaate katılmak isteyen kadınlara da engel olunmaması istenmiştir.

Bu yüzden mezhep müctehitleri kadınların cemaate çıkmalarını "fitne korkusu" ile birlikte değerlendirerek, kimileri kadını tam olarak evdeki ibadete yöneltmiş, kimisi ise cemaate şartlı çıkışı caiz görmüştür. Mesela; Ebû Hanife'ye göre yaşlı kadınlar sabah, akşam ve yatsı namazlarına devam edebilir. Öğle ve ikindi namazları ise bazı fasıkların da katılımı ile kadınlar için fitneye yol açabilir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ise yaşlı kadınların bütün vakit namazlarına katılmasını caiz görmüştür.

Sonraki hanefî fakihleri zamanın bozulması nedeniyle kadınların cuma ve bayram namazlarına katılmalarını mekruh saymışlardır. (bk. İbnü'l-Humam.'a.g.e., I, 529; el-Meydani, el-Lübab, l, 83; İbn Abidîn, a.g.e., l, 529; Döndüren, a.g.e., s: 293; 294.) Bununla birlikte bu namazlara katılırlarsa namazları geçerli olur ve ayrıca öğle namazı gerekmez.

Erkekler bulunmaksızın kadınların yalnız başına cemaat oluşturup namaz kılmaları mekruhtur. Bununla birlikte cemaat yapmak isterlerse imam olacak kadın, aralarında durur, ileri geçmez, ancak bu mekruhtur. Kadınların kendi aralarında cemaat oluşturmak yerine evlerinde tek başına kılmaları daha faziletlidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kadının namazını evinde kılması dışarıda kılmasından daha faziletlidir. İç odasında kılması da evin diğer kısımlarında kılmasından daha faziletlidir." (Ebü Davud, Salat, 53,199.) Diğer yandan cenaze namazı tekrarlanmayan bir namaz olduğu için kadınlar cemaatı tarafından da kılınabilir.

Kadın ay halinde veya lohusalık günlerinde namaz kılmaz. Bu günlere rastlayan namazlar düşmüş olur. Allah elçisi, Fatıma binti Ebî Hubeyş'e şöyle, buyurmuştur: "Hayız gördüğün zaman namazı bırak." (Buharî, Hayz, 19, 24, Vudü, 63; Müslim, Hayz, 62.) Yine aybaşı veya lohusa olan kadın ramazan orucunu tutmaz ve daha sonra kaza eder. Hz. Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Rasulullah devrinde adet görüyorduk. Namazı kaza etmekle emrolunmadığımız halde tutamadığımız orucu kaza etmekle emrolunuyorduk." (Buharî, Hayz, 20; Ebu Davud, Tahare, 104.)

Yine hayızlı kadın hacc'da tavaf yapamaz. ( Buharî, Hayz, 1,7, Hacc, 71, Edahî, 3, 10; Müslim, Hacc, 119,120.) Kur'an-ı Kerîm okuyamaz (el-Vakıa, 56/79; Tirmizî, Tahare, 98; İbn Mace, Tahare, 105.) mescide giremez (İbn Mace, Tahare, 92; Darimî, Vudu, 116.) eşi ile cinsel ilişkide bulunamaz (el-Bakara, 2/222.) ve eşi onu boşayamaz. (bk. et-Talak, 65/1; el-Kasanî, Bedayiu's- Sanayi', l, 44; İbnü'l-Hümam, a.g.e., l, 54,57, 61; İbn Abidîn, a.g.e., l, 158 vd.) Bununla birlikte çoğunluğa göre boşama tasarrufu geçerli olur.

2) Oruç:

Farz, vacip, sünnet veya nafile oruç tutma bakımından erkekle kadın arasında bir ayrılık yoktur. Kadın da erginlik çağından itibaren oruç ibadetiyle yükümlü olur. Ancak hayız ve nifas halinde bulunan bir kadının tutacağı oruç geçerli değildir. Böyle bir kadın ramazanda tutamadığı oruçları daha sonra kaza eder. Diğer yandan adet halinde iken geceleyin oruca niyet eden kadın, ikinci fecirden önce temizlenmiş otursa, orucu sahih olur. Böyle bir kadın, mesela sular kesildiği veya başka bir nedenle boy abdesti almaya fırsat bulamayıp, ikinci fecirden sonra yıkansa da orucuna zarar gelmez. Nitekim Ümmü Seleme (r. anha)'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasulullah (s.a.s) ihtilamdan dolayı değil, cinsel tekarrüb nedeniyle cünüp olarak sabahlar, sonra orucunu bozmaz, kazasını yapmazdı." (Müslim, Sıyam, 77; bk. A.b. Hanbel, VI, 34, 36, 38, 67; krş. el-Bakara, 2/187; Buharî, Savm, 22, 35; Müslim, Sıyam, 75-78; İbn Mace, Sıyam 27; Malik, Muvatta', Sıyam, 11.) Bununla birlikte sabah vakti girmezden önce cünüplük, hayız ve nifastan temizlenmek müstehap sayılmıştır. Çünkü Hz. Peygamber'in, ümmetine kolaylık için guslü sabah vaktine kadar geciktirmiş olabileceğini unutmamak gerekir.

Ramazanda gebe veya emzikli olan kadınların kendilerine veya çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmamaları mubahtır. Daha sonra bunları kaza ederler. Delil; hasta ve yolcuya oruç tutmama ruhsatı veren ayetle (el-Bakara, 2/184.) şu hadistir: "Allahü Teala yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır; gebe veya emzikli kadınlardan da orucu kaldırmıştır." (Nesaî, Sıyam, 50, 51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3, 50; Tirmizî, Edahî, 10; A. b. Hanbel, II, 183.)

Bir kadın altmış gün keffaret orucunu tutarken aybaşı veya lohusalık durumu olsa, orucu keser ve temizlendiği günden itibaren, kalan günleri tamamlar. (bk. Döndüren, a.g.e., s: 459, 462, 463.)

Hanefîler dışındaki çoğunluk müctehitlere göre, kazaya bırakılan oruçlar, bir yıl içinde kaza edilmezse, bundan sonra kazaya ek olarak hergün için bir fidye de vermek gerekir. İşte kazaya orucu kalan kadın olur ve aybaşı veya lohusalık gibi bir özür nedeniyle kaza bir yıl sonraya kalmış bulunursa fidye gerekmez.

Kadınların itikafı kendi evlerinde mescid edinecekleri bir odada olur. Burası onlar için bir mescid sayılır. Kadının dışarıdaki bir mescidde itikafı caiz ise de kerahetten hali değildir. Onların evlerindeki ibadeti daha faziletli olduğu gibi, evde itikatları da daha faziletlidir. (bk. Döndüren, a.g.e., s: 475 vd.)

İslam da Kadınlara İbadetlerde Getirilen Kolaylıklar-2

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist