Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

2 tane "cinsel faydalanma" etiketli yazı bulundu "cinsel faydalanma" tagli diger ogeler resimler , videolar

Sahih Evlilik Nedir Nasıl Yapılır

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Evlenme akdi rükün ve şartlarının bulunup bulunmamasına göre sahih, fasit, batıl, mevkuf ve gayri lazım çeşitlerine ayrılır.

Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre fasit ve batıl evlilik arasında bir fark yoktur.

Aşağıda bu evlilik çeşitlerini ve sonuçlarım açıklayacağız.

Sahih Evlilik

A) Sahih Evliliğin Tanımı:

Rükün ve şartları tam olarak bulunan evlilik akdi, taraflar için bağlayıcı olur. Akıllı ve ergin Müslüman bir erkekle, yine akıllı ve ergin Müslüman bir kadının, aralarında bir evlenme engeli bulunmaksızın iki şahit huzurunda yaptıkları evlenme akdi geçerli olur ve sonuçlarını meydana getirir. (el-Kasani, Bedayiu's-Sanayi, Beyrut, 1328/1910, II, 331-334) Başkasının icazetine bağlı olan mevkuf evlenme, bu icazet verilince ve bir tarafın fesih hakkının bulunması yüzünden bağlayıcı olmayan (gayri lazım olan) evlilik ise bu fesih hakkının kullanılmaması durumunda sahih hale gelir. Böyle bir evlenme akdi karı-koca ilişkisi, mehir, nafaka, sıhrî hısımlık, nesep ve karşılıklı mirasçılık gibi evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Bunları aşağıda açıklayacağız.

B) Sahih Evliliğin Sonuçları:

1) Eşlerin İslami ölçüler içinde birbirinin cinsel yönlerinden faydalanması caiz olur.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz biçimde varın." (el-Bakara, 2/223.) "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz." (el-Bakara, 2/187.) "(Savaş esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler dışında, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin." (en-Nisa', 4/24.) "(Kurtuluşa eren mü'minler) iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu cariyeleri bunun dışındadır. (Bunlarla cinsel ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir." (el-Mü'minun, 23/5, 6.)

Hz. Peygamber (s.a.s) de bir hadiste şöyle buyurmuştur: "Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Şüphesiz onlar sizin yanınızda yardımcılarınızdır. Onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve cinsiyet uzuvlarını Allah'ın kelimesi île helal edindiniz." (Ebu Davud, Menasik, 56; İbn Mace, Menasik, 84; Darimî, Menasik, 34.)

Nikah, eşe ancak önden yaklaşmayı helal kılar. Eşine arkadan yaklaşmak, aybaşı, lohusalık veya hacda ihramlı hallerinde onunla cinsel temasta bulunmak caiz değildir.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Onlar cinsel uzuvlarını eşleri veya sağ ellerinin malik olduğu cariyeleri dışında korurlar." (el-Mü'minun.)

"Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O bir ezadır. Onun için aybaşı halindeki kadınlarınızla cinsel temastan uzak durun. Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlenince Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin." (el-Bakara, 2/222.) Lohusalık da aybaşı halinin benzeridir. (Aybaşı ve lohusalık için bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, İstanbul, 1991, s:178vd.)

Nebi (s.a.s) eşine arkadan yaklaşan kimse için şöyle buyurmuştur; "Eşine arkadan yaklaşan lanetlenmiştir." (Ebu Davud, Nikah, 45) Başka bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Aybaşı halindeki bir kadına yaklaşan veya bir kadına arkadan yaklaşan yahut gelecekten haber veren kimseye (kahin) gidip onu doğrulayan kimse Muhammed'e indirileni yalanlamış olur." (Tirmizi, Tahare, 102; İbn Mace, Tahare, 122)

Aybaşı veya lohusa olan kadına eşinin cinsel temasta bulunması halinde ona eziyet ve sıkıntı vermiş, ayrıca sağlığını da tehlikeye sokmuş olur. Eğer bunun haramlığını bilerek yapmışsa, bir veya yarım dinar (1 dinar, yaklaşık 4 gr. 22 ayar altın paradır.) altın parayı bir fakire tasadduk etmesi gerekir. Bir hadiste şöyle buyurulur: "Bir erkek eşine aybaşı halinde yaklaştığında, eğer aybaşı kanı kırmızı ise bir dinar, sarı ise yarım dinar altın parayı sadaka olarak versin." (Tirmizî, Tahare, 102, Ebu Davud, Nikah, 47; Nesaî, Tahare, 181, Hayz, 9.)

Kocanın, eşinin bütün vücuduna çıplak olarak bakması ve dokunması caizdir. Çünkü cinsel ilişki bile helal olunca, bunun altında kalan bakma ve dokunma öncelikle helal olur. Ancak edep bakımından eşlerin birbirinin cinsel uzuvlarına bakmaması tavsiye edilmiştir. Nitekim Hz. Aişe (r. anha)'nın "Ben Rasülullah (s.a.s)'in cinsel uzvundan bir şey görmedim, O da benden bir şey görmedi" (bk. ibn Hanbel, Müsned, VI, 63, 90; el-Kurtubî, el-Cami', XII, 154.) dediği nakledilmiştir.

Hanefîlere göre kocanın ölümden sonra eşinin bedenine bakması ve dokunması helal olmaz. Şafiîler aksi görüştedir.

2) Evlilikle, kadın belirlenen mehre hak kazanır. Evlilik akdi sırasında mehirden hiç söz edilmemişse kadın emsalleri kadar bir mehir alma hakkına sahip olur. Aşağıda mehir konusunu ayrıca inceleyeceğiz.

3) Kadının koca evinde kalması gerekir. Peşin konuşulan mehrini alan kadının, kocasının belirlediği, İslam'ın öngördüğü özelliklere sahip olan meskende oturması asıldır. Bu kalış, boşandıktan sonra da iddet süresince devam edebilir.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Evlerinizde oturun, eski cahiliyye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın." (el-Ahzab, 33/33) "(Boşanan) o kadınları, gücünüzün yettiği kadar oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun." (et-Talak, 65/6) "Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Meğer ki, açıkça bir kötülük yapmış olsunlar" (et-Talak, 65/1)

Diğer yandan kadın, peşin konuşulan mehri almadıkça ortak ikametgaha gitmeye zorlanamaz. Koca, önceden eşinin sürekli olarak kendi babasının evinde oturacağını kabul etse, bu şart yok sayılır. Bu duruma göre, toplumda iç güveyi denilen ve erkeğin, kadının ailesi ile birlikte oturma esasına dayanan anlaşmanın kocayı bağlamadığında açıklık vardır. Erkek eşiyle birlikte istediği zaman kendisine ait başka bir eve geçme hakkına sahiptir.

Kocanın belirleyeceği mesken sağlığa elverişli olmalı, meskun alanda bulunmalı, gerekli eşyaya sahip olmalı, kötü komşulu olmamalı ve kocanın hısımları aynı meskende oturmamalıdır. Ancak kadın, kocasının hısımları ile birlikte oturmayı kabul eder ve hizmetlerini de görürse, bu onun ahlakinin güzelliğindendir.

4) Kadın nafaka hakkına sahip olur. Bu da yeme, içme, giyim ve mesken ihtiyacını kapsar. Kadın haksız yere kocasının itaatından dışarı çıkarsa nafaka hakkı düşer. Kocanın nafaka yükümlülüğü şu delillere dayanır: Allahü Teala şöyle buyurur: "...Onların (annelerin) toplumda iyi bilinen örfe göre (ma'ruf) yiyeceği ve giyeceği çocuk kendinin olan babaya aittir." (el-Bakara, 2/233.) "Malî imkanları geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin, rızkı kendisine daraltılmış bulunan da nafakayı, Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah hiç bir kimseye ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah güçlüğün arkasından kolaylık ihsan eder." (et-Talak, 65/7.) Şu ayette de mesken ihtiyacından söz edilir: "Boşanan kadınları gücünüzün yettiği kadar, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun." (et-Talak, 65/6.)

5) Eşlerden her birinin, diğerinin usul ve furûu ile kendi arasında "sıhrî hısımlık" meydana gelir. Buna göre, bir kadınla evlenen erkek, artık bu kadının annesi veya nineleri ile yahut kızı ya da torunları ile evlenemez. Kadın da kocasının babası, dedeleri yahut oğul ya da torunları ile evlenemez. Bu yasak evlilik; boşanma veya ölümle sona erse bile devam eder (bk. "Evlenme engelleri" konusu).

6) Çocukların baba bakımından nesebi sabit olur. Bir çocuğun ana tarafından nesebinde şüphe bulunmaz. Çünkü onun nesebi doğuran kadına bağlanır. Erkeğe bağlanması ise nikah bağını gerektirir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Doğan çocuk yatağın sahibi olan erkeğe aittir. Zina edene ise taşlama vardır." (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, VI, 276.)

7) Eşlerin arasında miras cereyan eder. Eşlerden birisi evlilik devam ederken veya rıc'i (cayılabilen) boşamada iddet beklerken veya ölüm hastası olan kocanın bain (kesin) talakla boşadığı eşi iddet beklerken ölürse Şafiîler dışındaki çoğunluğa göre diğer eş mirasçı olur.

Allah Teala şöyle buyurur: "Eşlerinizin çocuğu yoksa, mirasının yarısı sizindir. Eğer onların çocuğu varsa, size mirasından düşecek pay dörtte birdir. Eğer çocuğunuz yoksa, bıraktığınızdan dörtte biri onların (karılarınızın) dır; eğer çocuğunuz varsa, mirasınızdan sekizde biri yine onlarındır." (en-Nisa, 4/12)

8) Birden çok eş varsa, aralarında adaletin gözetilmesi gerekir. Bu adalet geceleme, nafaka, giyecek ve mesken bakımından eşitliği gerektirir. (ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, Dimaşk, 1405/1985, VII, 100 vd.)

9) Peşin mehrini alan kadının, kocasının meşru emirlerine itaat etmesi gerekir. Kocası eşine ahlak ve edebe aykırı veya İslam'ın kendisine tanıdığı hakları ihlal edici emirler verirse, kadının bunlara uyması gerekmez. Aybaşı veya lohusalık günlerinde cinsel ilişki isteği, tesettürü veya namaz, oruç, zekat gibi farzları terketmesini istemesi durumlarında kadın kocasına itaat etmez ve farzları yerine getirir.

Ancak kadının aybaşı veya lohusalık günleri dışında kocasının cinsel isteklerine cevap vermesi de bu itaat kapsamına girer.

10) Koca, karısının şahsı üzerinde geniş yetkilere sahip olmakla birlikte, ona iyi davranmak ve insanca muamele yapmak zorundadır. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur: "Onlarla iyi geçinin, Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa; olabilir ki, bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda bir çok hayır takdir eder." (en-Nisa, 4/19)

Ancak kocasının iyi muamelesine rağmen kadın söz dinlemez ve hayasızca davranışlarını ve serkeşliklerini sürdürürse, kocanın onu te'dip hakkı doğar. Yüce Allah bu hakkın kullanılma şekil ve şartlarını şöyle belirlemiştir: "Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince, onlara önce öğüt verin, vazgeçmezlerse yataklarında yalnız bırakın, bu da yarar sağlamazsa (hafifçe) dövün." (en-Nisa',4/34.)

Şunu belirtelim ki, kocanın eşi üzerindeki te'dip hakkı İslam'a özgü bir özellik değildir. Klasik kilise görüşü de, haklı bir neden varsa kocanın hafifçe eşini dövebileceğini kabul etmiştir. XII ve XIII. yüzyıllarda Fransa'da koca, karısını yaralamamak şartıyla dövebilirdi. 18 Ağustos 1982 tarihli kanundan önce İngiltere'de de kocanın karısını te'dip hakkı vardır. (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, s:321, 322.)

Evliliğin Meydana Gelme (İnikada) Şartları

EVLİLİĞİN MEYDANA GELME (İN'İKAD) ŞARTLARI

İslam'a uygun bir evlenme akdinin oluşması için, tarafların evlenme ehliyetine sahip olması, icap ve kabul iradelerinin usülüne uygun olarak açıklanmış bulunması gereklidir.

A) Tarafların Evlenme Ehliyeti:

Evlenecek erkekle kadının tasarruf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Bu da yedi yaşına ulaşıp iyi ile kötüyü ayırt etme (temyiz) gücünü elde etmekle gerçekleşir. Bu yüzden temyiz gücüne sahip olmayan küçüklerle akıl hastalarının iradesinden söz edilemez. Bunların bizzat akdedeceği nikahın batıl olduğunda şüphe yoktur.

Hanefîlere göre erginlik çağına ulaşma nikahın meydana gelme veya sıhhat şartlarından olmayıp, yürürlük (nefaz) şartlarındandır. Ancak evlenme ehliyeti başkasının izin ve icazetine ihtiyaç olmaksızın evlenebilme ehliyetini ifade ettiği için, bu tam ehliyetli olmayı, yani akıllı, ergin ve hür olmayı gerektirir. Bu şartlara sahip olmayan mümeyyiz küçük ve bunak (ma'tuh) gibi eksik ehliyetliler ileride açıklayacağımız gibi ancak velilerinin izin veya sonradan verecekleri icazetleriyle evlenebilirler,

Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre kadın tam ehliyetli de olsa ancak velisi aracılığı ile evlenebilir.

Ergin sayılmada alt yaş sınırı kızlarda 9, erkeklerde 12; üst sınırı ise Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre her iki cins için 15, Ebu Hanîfe'ye göre ise kızlarda 17, erkeklerde ise 18 yaşdır.

1917 tarihli Osmanlı H.A. Kararnamesi ise evlenme ehliyeti için erkeklerin 18, kızların 17 yaşını bitirme şartını getirmiştir. Kararname bu yaşa ulaşan erkeğin dilediği gibi evlenebileceğini hükme bağlarken, kızlar için hakimin durumu velisine bildirip bir itirazı olup olmadığını sorma şartını getirmiştir. Velilin itirazı sadece denklik (kefâet) konusunda olabilir. Diğer yandan 18 yaşına girmemiş olan erkekler ve 17 yaşına ulaşmamış kızlar hâkimin izin (kazai rüşd kararı) ile evlenebilecektir. Ancak kızlar için yine veli izni öngörülmüştür. (bk. H.A.K. Mad. 4-8)

Diğer yandan adı geçen kararnâmede evlenmeye ait alt sınır 12 ve 9 yaşları ile sınırlandırılmış ve bu yaşlardan küçüklerin velileri tarafından da evlendirilemeyeceklerini hükme bağlamıştır. (H.A.K. mad. 7)

B) Kadında Aranan Şartlar:

Evlilikten söz edebilmek için evlenen taraflardan birisinin dişiliği tam olan bir kadın olması gerekir. Bu yüzden erkeğin erkekle veya erkeğin, cinsiyeti belirsiz olan kişi (hunsa-i müşkil) ile evlenmesi caiz değildir. Böyle bir evlilik batıldır.

Kadınla, erkek arasında sürekli veya geçici bir evlenme engelinin bulunmaması da gerekir. Bu yüzden bir kimse kız, kız kardeş, hala ve teyze gibi evlenilmesi haram olan ve başka bir erkekle evli bulunan iddet bekleyen kadınla evlenemez. Ayrıca müslüman kadın, gayri müslim erkekle de evlenemez. Başka başlık altında evlenme engellerini geniş olarak inceleyeceğimiz için kısa geçiyoruz.

C) Nikahın Rükünleri:

Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ve onun yapısından bir parça teşkil eden ana unsura "rükün" denir. Evlilik akdi için "icap ve kabul" bir rükündür. Çünkü evlenme akdinin varlığı tarafların bu evliliği karşılıklı olarak kabul etmesine bağlıdır. Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olmakla birlikte, onun yapısından bir parça teşkil etmeyen unsura ise "şart" denir. Mesela; namaz için abdest bir şarttır. Abdestsiz namazın varlığından söz edilemez, fakat bununla birlikte abdest, namazın niteliğinden bir parça değildir. Evlilik akdinde şahitlerin bulunması, akdin şartıdır.

Hanefîlere göre, evlilik akdinin rükünleri icap ve kabulden ibarettir. Çoğunluk mezhep imamlarına göre ise evliliğin rükünleri dört tane olup; siyga (icap ve kabul), kadın, koca ve evlenecek kadının velisidir.

Evlilik akdinin konusu, yani eşlerin bu evlilikten gayeleri, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmadır. Bu yüzden yalnız ev hizmetlerini görmek üzere yapılacak bir akit bir "iş sözleşmesi" olabilir. Nikah akdinde karı koca hayatının yaşanması asıldır. Mehir, evliliğin kendisine bağlı olduğu bir rükün değil; nafaka gibi evliliğin hükümlerindendir.

İcap, evlenme akdi taraflarından birisinin ilk olarak yaptığı tekliftir. "Benimle evlenmeyi kabul et" teklifine, karşı tarafın "kabul ettim" şeklindeki cevabı "kabul" niteliğindedir. Burada ilk teklifin karı veya koca tarafından yapılması sonucu etkilemez. İlk teklif icap, ikincisi kabul niteliğindedir.

Çoğunluk İslam fakihlerine göre icap, kadının velisi veya vekili tarafından erkeğe yapılan evlendirme teklifidir. Kabul ise, kocanın bu teklife verdiği olumlu cevaptan ibarettir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 229 vd. V, 133; Döndüren, a.g.e., s 187,188.)

D) Nikahta İcap ve Kabulde Bulunurken Uyulacak Şartlar:

1) Taraflar evlenme iradelerini nikah meclisinde açıklamalı ve icapla kabul hemen birbirini izlemelidir. Taraflardan birisi normal konuşma işitilemeyecek şekilde diğerinden uzaklaşmışsa, nikah meclisi terkedilmiş sayılır, Ebu Yusuf'a göre bir taraf nikah meclisinde hazır değilken, diğer taraf şahitlerin önünde icapta bulunsa, akit, bulunmayan tarafın icazetine bağlı olarak meydana gelir. Karşı taraf bunu öğrenince olumlu cevap verirse akit kesinleşir; aksi halde ortadan kalkar. (el-Kasanî, a.g.e., II, 232, 233, el-Cezîrî, el-Fıkıh ale'l-Mezahib'l-Erbaa, Mısır 1969, IV, 14 vd.)

2) İcap ve kabul her bakımdan birbirine uygun bulunmalıdır. İcap ve kabul arasında yanılma, hile yüzünden bir ayrılık varsa evlenme meydana gelmez.

3) İcap ve kabul taraflarca işitilmeli ve anlaşılmalıdır. Ancak sağır ve dilsizler özel işaretleriyle irade beyanında bulunabilecekleri gibi, İslam hukukunda mektupla evlilik akdi yapma kolaylığı da getirilmiştir. Mektup diğer taraf ve şahitler huzurunda okunur, bu tarafın da kabulü ile nikah akdi tamamlanır. Burada nikah meclisi hükmen bir sayılır. (el-Kasani, a.g.e., II, 231; el-Ceziri, a.g.e., IV, 16)

4) İcap ve kabul için kullanılan sözler açık veya kinayeli olur. Yalnız evlilik akdi meydana getirmede kullanılan "nikah" ve "tezvîc" sözcükleri ile bunların başka dildeki karşılıkları açık sözlerdir. "Tezevvüc ettim, nikahladım, nikah ettim, nikahla aldım, nikahla verdim, tezvic ettim, evlendim, evlendirdim" sözcükleri gibi (en-Nisa, 4/22; el-Ahzab, 33/37). Buna karşılık mülkiyetin nakli sonucunu doğuran satış, hibe, sadaka ve temlîk gibi sözler de, nikah konusunda mecaz olarak icap ve kabul için kullanılabilir. "Kendimi sana şu kadar mehir karşılığında hibe ettim" diye icapta bulunmak gibi. Burada mehrin zikredilmesi, şahitlerin hazır bulunması, meclisin bir nikah meclisi olması tarafların gayelerinin evlenmek olduğunu açıkça gösterir. Buna karşılık kira, rehin, ibra, vedîa gibi deyimler evlenmede icap ve kabul için kullanılmaya elverişli değildir. Çünkü bunlar mülkiyetin nakli sonucunu doğurmayan terimlerdir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 39; ibn Abidîn, a.g.e., II, 364, 365, 369 vd)

Şafiî ve Hanbelîlere göre ise evlilik akdi yalnız nikah ve tezvic sözcükleri ile meydana gelir. Delil, Kur'an-ı Kerîm'de bu akit için yalnız belirtilen sözcüklerin kullanılmasıdır. (bk. en-Nisa, 4/22; el-Ahzab, 33/37; İbn Rüşd, a.g.e., II, IV, 5)

5) İcap ve kabulün şarta bağlanması ve kullanılan siyganın da "gelecek zaman" olmaması gerekir.

Evlilik akdinin geçmiş zaman siygasiyle oluşması konusunda görüş birliği vardır. Kadının "şu kadar mehirle kendimi sana nikahladım" icabına, kocanın; "Kabul ettim" diye cevap vermesi gibi. Çünkü bu siyganın anlamı, akdi o anda meydana getirmektir Bununla akit bir niyet ve karîneye ihtiyaç olmaksızın o anda meydana gelir.

Şimdiki zaman siygası ise Hanefî ve Malikîlere göre akdi o anda meydana getirmeye delalet eden bir karinenin bulunması halinde evlilik akdi meydana getirmeye elverişli sayılır. Erkek kadına, "Şu kadar mehirle seni kendime nikahlıyorum" dese, kadın da, "Kabul ediyorum" veya "Razı oluyorum" diye cevap verse, bu geleceğe ait bir va'd olmaması ve bir nikah meclisi bulunması şartıyla akit meydana gelir. Ancak nikah meclisi olmaz ve akdin o anda yapıldığını gösteren bir karîne de bulunmazsa bu bir nikah değil, geleceğe ait bir "söz verme" niteliğindedir.

Evlilik akdinde emir siygası da kullanılabilir. Erkek kadına "Beni kendine nikahla" dese ve bununla o anda evlilik akdi yapmayı kasdetse; kadın "Sana kendimi nikahladım" diye cevap verince akit tamam olur. Hanefîlere göre buradaki emir siygası ile erkek kadına evlenme için vekalet vermiş olur. Böylece kadın kendisinden asîl, erkekten vekil sıfatıyla icap ve kabulde bulunmuş olur. Malikîlere göre ise burada emir siygası icap niteliğindedir.

Soru siygası icap sayılmaz, belki icaba çağrı niteliğindedir. (el-Kasani, a.g.e., II, 231; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 344, 345.)

E) Nikah Akdinde Öne Sürülüp Sürülemeyen Özel Şartlar:

Nikah akdi sırasında eşlerden birisi, diğerini maddî veya manevî bir yük altına sokacak bir şart öne sürse böyle bir şart bağlayıcı olur mu? Bunu, öne sürülebilecek şartları dikkate alarak çözümlemek gerekir.

İslam'da, bir sözleşme yapılırken öne sürülebilen şartlar genel olarak "sahih", "fâsit" "boş veya batıl olan şartlar" olmak üzere üçe ayrılır. Ayet ve hadislerle çelişmeyen ve akdin taraflarından birisine tek yanlı yarar sağlamaya yönelik bulunmayan, anlamlı olan ve sıkıcı da bulunmayan şartlar "sahih şart" niteliğindedir. Akdin niteliği ile bağdaşmayan veya şer'î hükümlerle çelişen şartlara ise "fasit şart" denir. Bir tarata yararı bulunmayan veya anlamsız ya da sıkıcı bulunan şartlar da "boş ve batıl şart" kapsamına girer. (bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Ticaret ve iktisat ilmihali. İstanbul 1993, S: 189-196)

Hz. Peygamber (s.a.s)'in şu hadisi, akitlerde öne sürülebilen şartlarla ilgili ölçüyü belirler.

"Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak helali haram veya haramı helal kılan şart müstesnadır." (Buhari, İcare, 14; Tirmizi, Ahkam, 17.)

Evlilikte öne sürülebilen şartları yukarıdaki ölçülere göre şu şekilde değerlendirebiliriz:

1) Şart sahih olur, yani nikah akdinin niteliği ile bağdaşır ve şer'î hükümlerle de çelişmezse karşı tarafı bağlar. Mesela, bir kadın, ailedeki kızların mehri yüz gram altın iken, kendisi elli gram altın mehre razı olsa fakat buna karşılık, kocasının ikinci bir eş almamasını veya kendisini başka beldeye götürmemesini şart koşsa, bu şartlar kocayı bağlar. Ancak kocası bu şartlara uymazsa kadın yüz gram altın mehri almaya hak kazanır. Diğer yandan kadın, kocasının hısımları veya ikinci eşi ile birlikte oturmamayı şart koşsa, bu şart da geçerli olur. Çünkü evlilik akdi bu gibi şartlarla bağdaşır niteliktedir.

Kadına boşama yetkisi veren şartlar da geçerlidir. İlerde "tefvîz-i talak' konuşu içinde bunu açıklayacağız.

2) Akdin niteliği ile bağdaşmayan veya ayet ya da hadislerle çelişen şartlar fasit şart olup, nikah akdinde bu gibi şartlar geçersizdir. Evlilik akdi ise geçerliliğini sürdürür. Eşlerden birisi veya her ikisi için belli bir süre içinde, nikahı feshetme hakkını öne sürmek gibi.

Kimi zaman öne sürülen şart şer'î delillerle çeliştiği için geçersiz olur. Mesela; evli olan bir erkekle, ilk eşini boşamak şartıyla evlenme durumunda bu şart geçersizdir. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kadın için kumasının boşanmasını istemesi helal değildir." (Ebu Davud, Talak, 2.) Böyle bir şarta uymak mekruh olur.

Evliliğin gereklerinden olan; eşlerin birbirinin cinsel yönlerinden yararlanması veya kadının nafaka yahut eşler arasında eşit muamele isteme gibi vazgeçilmez özlük haklarına aykırı olan şartlar da geçersizdir. Mesela; kadının yalnız evde hizmetçilik yapması veya kadının geçimini kendisi sağlaması şartı ile evlenmek gibi şartlar bu niteliktedir.

Kadının hısımları ile ömür boyu ilişkiyi kesmek şartında da "sıla-ı rahmin" kesilmesi söz konusu olacağı için nass'larla çelişki meydana gelir ve kadının evlilikten sonra bu şarta uyması gerekmez. (bk. İbnü'l-Hümam, a.g.e., III, 107 vd.; ez-Zeylaî, Tebyînü'l-Hakaik, II, 148; İbn Abidin, a.g.e, II, 405; Mezhep görüşlerini karşılaştırmak için bk. ez-Zühayli, a.g.e., VII, 54 vd.; İbn Rüşd, Bidayetü'l-Müctehid, II, 57 vd.)

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist