Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

6 tane "cinsel temas" etiketli yazı bulundu "cinsel temas" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

İki durumda kadına mehir vermek gerekmez.

1) Evlenme akdi fasit olur ve koca karısını cinsel temastan önce boşarsa, erkeğin mehir veya mut'a vermesi gerekmez. Burada evliliğin karşılıklı rıza ile veya hakimin hükmü ile sona ermesi sonucu değiştirmez.

2) Evlilik akdi sahih olur, fakat cinsel temas veya sahih halvetten önce kadının fiili ile sona ermiş bulunursa kadın yine bir şey alamaz. Kadının küçük yaşta nikah akdinin velisi tarafından yapılması, dinden çıkması veya kocası İslam'a giren ve ehli kitaptan olmayan kadının, müslüman olmaktan kaçınması durumlarında evlilik akdi kadın tarafından veya kadın sebebiyle sona ermiş sayılır. Kadının kocasının usul veya fürûundan birisiyle hurmet-i musahareyi gerektiren bir fiil işlemesi mesela; zina etmesi veya bunlardan birisiyle yasak aşk yapması durumlarında da evlilik kadın tarafından sona erdirilmiş sayılır. (el-Kasani, a.g.e., II, 336, 337)

Sonuç olarak mehir evlilik süresinde kadın için bir yedek akçe niteliğindedir. Çünkü onun beklenmedik bir zamanda kocasını kaybetmesi veya boşanmaları durumunda kendisine yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar mehir ona destek sağlar. En az mehir miktarının iki kurbanlık koyun parası kadar olduğu, üst sınırının ise yaklaşık 80 koyun (400 dirhem gümüş) alacak kadar bulunduğu dikkate alınırsa, mehrin gerçekte kadın için önemli bir yedek akçe niteliğinde olduğu söylenebilir.

Kadının Mehrin Yarısına Hak Kazandığı Durumlar

Kadının Mehrin Yarısına Hak Kazandığı Durumlar

Sahih evlilik cinsel temas veya sahih halvetten önce kocanın fiili ile sona ermişse, kadın daha önceden miktarı belirlenmiş olan mehrin yarısını alabilir. Eğer mehrin tamamı daha önceden peşin olarak ödenmişse, kadın bunun yarısını kocasına geri vermek zorunda bulunur. Delil şu ayettir: "Eğer siz onları, kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce mehir tesbit etmiş olursanız, bu mehrin yarısı onlarındır." (el-Bakara, 2/237.)

Bu ayetin hükmüne göre, kadının yarı mehir almasının şartları üç maddede toplanabilir,

a) Mehir daha önceden tesbit edilmiş olacak,

b) Koca, karısını cinsel temastan önce boşamış bulunacak,

c) Kadın mehir hakkından vazgeçmemiş olacak.

Burada evlilik boşama ile sona erebileceği gibi fesih, ila, mulâane, kocanın iktidarsızlığı, İslam dinini terketmesi, karısı müslüman olduğu halde kendisinin İslam'a girmekten kaçınması, kadının usul ve füruuna hurmet-i müsahareyi (sıhrî hısımlık) gerektiren bir fiil işlemesiyle de sona erebilir. Bütün bu durumlarda evliliğin sona ermesi kocanın fiili ile olmuş bulunur ve kadın bu yüzden yarı mehre hak kazanır. Yeter ki bu ayrılık cinsel birleşmeden önce meydana gelsin. Bu çeşit ayrılıkta kadına iddet gerekmez. (el-Kasanî, a.g.e., II, 296 vd.; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadîr, II, 438-439)

Mehir miktarı nikah akdi sırasında belirlenmemiş olur veya eşler mehirsiz evlenme konusunda anlaşmış bulunur yahut belirleme geçerli sayılmaz veyahut  ayrılık eşlerin rızası veya hakimin kararıyla gerçekleşmişse ve bu ayrılma cinsel temastan yahut sahih halvetten önce olmuşsa Hanefi ve Hanbelilere göre kadına mehir gerekmez. Ancak böyle bir kadın mut'a denilen bir mala hak kazanır. Delil şu ayettir: "Kendileriyle temas etmediğiniz veya kendilerine bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşamışsanız, bunda size bir günah yoktur. Ancak onları ma'ruf bir yararlandırma (mut'a) ile yararlandırın." (el-Bakara, 2/236)

Mut'a; kocanın; mal, giysi veya yiyecek olarak boşanmış eşine verdiği şeyler demektir. Ayette mut'a'nın miktarı belirlenmemiş ve bu husus içtihada bırakılmıştır. Ebu Hanife'ye göre, mut'a'nın en azı bir giysi, baş örtüsü ve bir yorgan olup mehr-i mislin yarısından çok olamaz. (es-Serahsi, el-Mebsut, V, 82, 83; es-Sabuni, Tefsiru Ayati'l-Ahkam, I, 379-380)

Kadının Mehrin Tamamına Hak Kazandığı Durumlar

Kadının Mehrin Tamamına Hak Kazandığı Durumlar

Kadın mücerred evlilik akdi ile mehir üzerinde hak sahibi olamaz. Cinsel temas, sahih halvet veya eşlerden birisinin ölümü kadını, mehir üzerinde hak sahibi kılar. Aşağıda bunları kısaca açıklayacağız.

1) Cinsel temas (zifaf):

Evlilikte ilk cinsel birleşme ile kadın mehrin tamamı üzerinde hak sahibi olur. Mehir peşin konuşulmuşsa bunu teslim alma hakkı doğar. Hatta bu durumda kadın mehri teslim almadıkça cinsel temastan kaçınma hakkına sahiptir. Mehir sonraki bir vadeye bağlanmışsa, vadesi gelmedikçe istenemez. Evlilikte cinsel temas veya sahih halvet sonucunda kadının mehrin tamamına hak kazanması şu ayete dayanır: "Bir eş yerine başka bir eş alırsanız, onlardan birine yükler dolusu mal vermiş olsanız bile, ondan bir şey geri almayın." (en-Nisa', 4/20)

Burada evliliğin sahih veya fasit olması sonucu değiştirmez. Hatta kadınla cinsel temasın hayız, nifas, ihram, oruç veya itikat durumlarında olması da sonucu etkilemez. Çünkü koca cinsel temasla hakkını aldığı için, buna karşılık kadının da mehir üzerindeki hakkı kesinleşir. Mehir miktarı daha önce evlilik sırasında belirlenmemiş ise, ya sonradan karşılıklı rıza ile belirlenir ya da emsal mehir gerekir. Ayette şöyle buyurulur: "Birbirinize kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar sizden kuvvetli bir ahit almışken, verdiğinizi nasıl geri alabilirsiniz." (en-Nisa', 4/21.) Bu ayetteki, "kaynaşıp başbaşa kalmak" anlamına gelen "ifdâ" cinsel temas olarak tefsir edilmiştir. İşte cinsel temasla bir hak halini alan mehir, artık ödenmedikçe veya hak sahibi olan kadın tarafından borçlu koca bu konuda ibra edilmedikçe düşmez. (bk. el-Kasanî, a.g.e., II, 291 vd.; eş-Şirazî, el-Mühezzeb, II, 57 vd.; İbn Kudame, el-Muğni, VI, 716; ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, VII, 289)

2) Sahih halvet (eşlerin başbaşa kalması):

Sahih bir nikahla evli bulunan eşlerin, kimsenin görmediği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği kapalı veya kapalı sayılan bir yerde yalnız olarak kalmalarına "sahih halvet" denir. Başbaşa kalmaya engel sayılan durumların da bulunmaması gerekir. Eşlerin yanında üçüncü bir kişinin bulunması, karı-kocada cinsel birleşmeye engel bir durumun olması, hastalık, küçüklük, ay hali, farz oruçlu olmak, farz veya nafile hac için ihramda bulunmak başba'şa kalsa bile eşler için cinsel temas engeli sayılan haller arasındadır. (İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar, II, 465) Eşlerin bu engellerle birlikte başbaşa kalmasına ise "fasit halvet" denir. Mesela; düğünden önce trafik kazası geçiren nikahlısının başında hizmet için hastanede kalan kadının bu başbaşa kalışı fasit halvet niteliğinde olup mehre hak kazandırmaz.

Sahih halvetin sonuçları şunlardır:

a) Bu halvetten sonra eşler boşanırsa kadın mehrin tamamına hak kazanır. Eğer mehrin miktarı konuşulmamışsa emsal mehir gerekir. Burada kadın evlenmeyi istediği bir erkekle, cinsel temas engeli olmayan bir ortamda başbaşa kaldığı için, daha sonra boşanma olunca kadının yeniden evlenmede, önceki şartlarla eş bulması güç olabilecektir. İşte bu eksikliğin mehirle giderilmesi hedeflemiş olmalıdır (bk. en-Nisa, 4/21).

b) Yine bu şekilde boşanan kadın iddet bekler. İddet süresince nafaka ve halvetten en az altı ay sonra doğacak çocuğun nesebinin babaya bağlanması gibi haklardan yararlanır. (ez-Zühayihi, a.g.e., VII, 292; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, s: 287. Ş.İ.A. "Mehir" mad., IV, 110)

3) Eşlerden birisinin ölümü:

Sahih evlilikte, cinsel temastan önce eşlerden birisinin ölümü durumunda, kadının önceden miktarı belirlenen mehrin tamamına hak kazandığı konusunda görüş birliği vardır. Çünkü ölümle nikah akdi feshedilmiş olmaz, belki mali sonuçlarını doğrurarak sona erer. Mehir de bunlar arasındadır. Ancak vefat eden kadın olursa, mehri mirasçıları isteyebileceği için bunlar arasında kocası da vardır. Bu yüzden koca mehirden kendi miras payı olan dörtte bir veya ikide bir miktarı düşebilir.

Çoğunluk müctehitlere göre cinsel temastan önce eşlerden birisi ölür ve daha önce mehir miktarı belirlenmiş olmazsa kadın mehr-i misle hak kazanır. Delil Abdullah b. Mes'ud (ö. 32/652)'un naklettiği şu hadistir. "Cinsel temastan önce kendisi veya kocası vefat eden kadın için daha önceden bir mehir konuşulmamışsa emsal mehir gerekir. Bunda ne aldatma ve ne de hile olmaz. Kadın iddet bekler, miras hakkına sahip olur". Ashab-ı kiramdan Ma'kıl İbn Sinan, ibn Mes'ud'a şöyle dedi: Hz. Peygamber Vaşık kızı Berva' hakkında senin naklettiğin gibi hüküm vermişti." (Ebu Davud, Nikah, 31; Nesai, Talak, 57; İbn Mace, Nikah, 18; Darimi, Nikah, 47)

4) Kadının kocasının evinde bir yıldan çok kalması:

Malikîlere göre, kocasının evinde cinsel temas olmaksızın en az bir yıl kalan kadın mehrin tamamına hak kazanır. Hanefi ve Hanbelilere göre ise bu süre içinde eşler herhangi bir tarihte yalnız başbaşa kalmışlarsa (sahih halvet) kadın mehre hak kazanır. Aksi durumda mehir gerekmez. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 292, bk. İbn Rüşd, a.g.e., II, 20)

Mehrin Çeşitleri

Mehrin Çeşitleri

Mehir genel olarak miktarı taraflarca belirlenen (mehr-i müsemmâ) veya miktarı örfe bırakılan mehir olmak üzere ikiye ayrılır. Miktarı taraflarca belirlenen mehir ise peşin (muaccel) ve ödemesi geri bırakılan (müeccel) mehir diye ikiye ayrılır. Aşağıda bu çeşitleri açıklayacağız.

1) Miktarı taraflarca belirlenen (müsemmâ) mehir:

Bu, nikah akdi sırasında veya daha sonra eşlerin karşılıklı rıza ile belirledikleri mehirdir. Ayette bu çeşit mehirden şöyle söz edilir: "Eğer siz, onları kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, bu tayin ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır." (el-Bakara. 2/237.)

Miktarı belirlenmiş olan mehir de peşin verilip verilmemesi durumuna göre ikiye ayrılır. Peşin veya vadeli mehir.

a) Peşin (muaccel) mehir:

Eşlerin daha önce miktarını belirledikleri mehir, nikah akdi sırasında verilebileceği gibi, sonraki bir tarihte de ödenebilir. İşte akit sırasında peşin olarak verilen mehre "peşin mehir" denir. Eşler mehrin miktarını belirlemekle birlikte, ödeme, şeklini tesbit etmemiş olurlarsa, peşin ödenecek miktar örfe göre belirlenir. Örf, tamamının veya bir bölümünün peşin, geri kalanın ileri bir tarihte verilmesi şeklinde meydana gelmişse, buna göre amel edilir. Çünkü mehrin ödeme şekli üzerindeki örf, aksi kararlaştırılmadıkça eşler arasında şart koşulmuş gibidir. Hadiste şöyle buyurulur: "Müslümanların güzel gördüğü şeyler Allah nezdinde de güzeldir." (Ahmed b. Hanbel, l, 379.)

Diğer yandan kimi fakihler, kadına zifaftan önce mehrin bir bölümünü vermeyi müstehap sayarlar. Delil; Hz. Ali'nin evlilik sırasında Hz. Fatıma'ya zırhını mehir olarak vermesidir. Bu evlilik Medîne'de, Hicretin ikinci yılında vuku bulmuş ve mehrin ödenmesi konusunda Medîne örfüne uyulmuştur. (M. Muhyiddîn Abdülhamîd, el-Ahvalü'ş-Şahsiyye, s: 140, 141.)

Günümüzde Mısır'da geçerli olan örfe göre, genel olarak mehrin üçte ikisi, Fas Devleti'nde ise yarısı peşin olarak alınır. (Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara, 1974, s: 128)

b) Ödemesi sonraya bırakılan (müeccel) mehir:

Mehrin tamamını peşin olarak değil de, evlenmenin sona ermesi beş veya on yıl sonunda yahut kocanın ölümü halinde ödenmesi kararlaştırılabilir. İşte bu şekilde, ödenmesi belirli vadeye bağlanmış olan mehir "vadeli (müeccel) mehir" adını alır. Bu durumda kadın, belirlenen va'de gelmeden önce mehri isteyemez. Miktarı belirlendiği halde, ödeme durumundan söz edilmeyen ve bu konuda örf de bulunmayan mehir; boşanma veya eşlerden birisinin ölümü halinde peşine dönüşür. Boşamanın kesin (bain) veya cayılabilir (ric'î) nitelikte olması, sonucu değiştirmez. Ancak ric'î boşama durumunda mehir, iddetin sonunda peşine dönüşür. (Mehmed Zihni, Ni'met-i İslam, istanbul, s: 641 vd.)

2) Miktarı örfe bırakılan mehir (mehr-i misil-emsal mehir):

Kadının emsali dikkate alınarak belirlenen mehir. Kadın şu durumlarda emsal mehre hak kazanır:

a) Nikah akdi sırasında mehrin konuşulmaması durumunda kadın daha sonra emsal mehre hak kazanır. Evlilik sırasında mehrin bilerek veya bilmeyerek konuşulmaması nikah akdine zarar vermez. Çünkü nikah akdi evlenecek eşlerin icap ve kabulü ve gerekiyorsa velilerin icazeti ile tamam olur. Mehir ise nikahın rüknü olmayıp, mali sonuçlarındandır. Bu yüzden nafaka hakkı gibi kendiliğinden meydana gelir. Mehir konuşulmadığı halde koca vefat ederse, karışı emsal mehrini miras malından alır. Kadın vefat ettiği takdirde ise onun mirasçıları emsal mehri kocadan alırlar.

b) Mehir belirlenmiş olmakla birlikte, mehir hakkında aşırı bilinmezliğin bulunması veya mütekavvim olmayan (alım-satımı caiz olmayan) bir malın mehir olarak belirlenmesi durumlarında kadına emsal mehir gerekir. Mesela; mehrin ev, otomobil, hayvan gibi mutlak şekilde belirlenmesi durumunda, bunların nitelikleri belirsiz olduğu için "aşırı bilinmezlik"ten söz edilir ve bu durumda emsal mehir gerekir. Yine Şarap, domuz eti gibi İslam'ın yasakladığı mütekavvim olmayan şeylerin mehir olarak tesbit edilmesi de geçersiz olup, kadın emsal mehre hak kazanır.

c) Tarafların mehirsiz evlenmeyi kararlaştırması durumunda böyle bir şart geçersiz olup kadın emsal mehire hak kazanır. Şıgar adı verilen trampa evliliğinde iki aile karşılıklı olarak kızlarını mehirsiz evlendirmeyi kararlaştırırlar. Böyle bir anlaşma hadisle yasaklanmıştır. Allah'ın elçisi "İslam'da şigar evliliği yoktur." (Nesaî, Nikah, 60, Hıyel, 15, 16; Müslim, Nikah, 60; ibn Mace, Nikah, 16; bk. Buharî, Nikah, 28; Müslim, Nikah, 57, 59, 61.) buyurmuştur. Hanefîlere göre evlilikte şigar anlaşması geçersiz olup, nikah sahih olarak meydana gelir ve kadın emsal mehre hak kazanır. Şigar evliliği İmam Şafiî, Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre fasittir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 282, 283; el-Fetava'l-Hindiyye, l, 309-311; Bilmen, a.g.e., II, 6, 119-120, 140, 142)

d) Mehrin konuşulup konuşulmadığı veya miktarı konusunda eşler arasında anlaşmazlık çıkarsa kadın emsal mehir alır. Ancak bu konuda hangisi delil getirirse kabul olunur. Delil getiremezlerse "mehir konuşulmadı" diyenden (inkar eden) yemin istenir. O, yeminden kaçınırsa, diğer eşin iddiası sabit olur. Yemin ederse, kadın emsal mehir alır. (Molla Hüsrev, Duraru'l-Hukkam, I, 342)

Emsal mehrin belirlenmesinde şu kriterler dikkate alınır. Bunun için evlenecek olan kadının babası tarafından en yakın hısımı olan kız kardeş, yeğen veya hala gibi kadınlardan; yaş, güzellik, servet, takva, akıl, dine bağlılık, bekarlık, iffet, ilim, edep, güzel ahlak gibi niteliklerde benzeri olan kadınların daha önce evlenirken aldıkları mehir miktarı ölçü alınarak "emsal mehir" belirlenir. Kadının bu niteliklerde dengi olan bir hısımı bulunmazsa iki tane adaletli erkek veya bir erkek iki kadının şahitliği ile emsal mehir belirlenir. Bu da mümkün olmazsa mehr-i misli belirlemesi için hakime başvurulur. (el-Kasani, a.g.e., II, 287; Bilmen, a.g.e., II, 119)

Mehir Nedir Mehir Terimi ve Kapsamı

Mehir Nedir Mehir Terimi ve Kapsamı

Mehir; evlenme sırasında kadına bu adla verilen veya daha sonra verilmesi kararlaştırılan mal veya paradır. Bir fıkıh terimi olarak mehir yerine eş anlamlısı olan; "ecr", "ukr", "nıhle", "saduka", "farîza", "hibe", "tavl" veya "nikâh" sözcükleri de kullanılır.

Eski çağlardan beri aile yuvası içinde erkekle kadın arasında kendiliğinden bir görev bölümü anlayışı görülmüştür. Buna göre, erkek dışarıda geçim için kazanç sağlamaya çalışırken, kadın da daha çok evin iç yönetimi, yemeğin hazırlanması ve çocuğun eğitim ve bakımı gibi ev içi hizmetlere yönelmiştir. Bu fıtrî yöneliş sonunda ailenin malî yükümlülüklerini daha çok evin erkeği üstlenmiştir. Mehir, nafaka, evin gerekli eşyasını temin etmek bunlar arasındadır.

Aile yuvası içinde erkeğe malî sorumluluk verilmesinin nedeni Kur'an-ı Kerîm'de şöyle açıklanmıştır: "Erkekler kadınlardan daha güçlü kuvvetlidirler. Bunun nedeni şudur: Allah onlardan kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkek, mallarından evin geçimini sağlamaktadır." (en-Nisa, 4/34)

Evlilikte doğan ilk haklardan olan mehir kitap ve sünnet delillerine dayanır.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah'ın bir atıyyesi olarak verin. Eğer onlar size gönül rızasıyla bir şey bağışlarsa onu afiyetle yeyin." (en-Nisa, 4/4) Çoğunluk fakihlere göre burada hitap kocalaradır. Kimi bilginler ise hitabın velilere olduğunu söylemişlerdir. Çünkü cahiliyye devrinde mehri kızın velisi alır ve adına da "nihle" denilirdi. Yukarıdaki ayetin, mehrin kadına ait bir hak olduğunu belirlemek için indiği nakledilmiştir. (İbn Kesîr, Muhtasar Tefsir, Beyrut 1402/1981, l, 357; Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, y.ve t.y., II, 512, 513.) Başka bir ayette ise mehirden şöyle söz edilir: "Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız bile ondan hiç birşey geri almayın." (en-Nisa', 4/20)

Mehrin evlilikte gerekli bir hak olduğu şöyle belirlenir: "Haram olanlar dışındaki kadınlarla evlenmeniz, iffetli olarak ve zina etmeksizin yaşamak ve mallarınızdan onlara mehir vermek şartıyla size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir miktarını belirledikten sonra karşılıklı rıza ile indirim yapmanızda bir sakınca yoktur." (en-Nisa', 4/24.)

Abdullah b. Abbas (r. anhüma)'dan nakledildiğine göre Hz. Ali, Allah elçisinin kızı Hz. Fatıma ile evlenirken "hutamî zırhı" denilen değerli bir zırhını mehir olarak vermiştir. (Nesaî, Nikah, 76; Ebü Davud, Nikah, 24, 25.)

Diğer yandan bir kadınla evlenmek isteyen bir sahabiye Allah'ın Rasulü mehir olarak bir şeyler vermesini bildirmiş, ancak erkeğin fakir olduğunu görünce, "demirden bir yüzük bile olsa evde araştır ve getir" buyurmuş, erkek bunu da temin edemeyince, onu bildiği Kur'an karşılığında bu kadınla evlendirmiştir. (Nesaî, Nikah, 62; eş Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 170)

Mehirle ilgili ayet ve hadislerin topluca incelenmesinden şu sonuca ulaşılmıştır. Hz. Peygamber herhangi bir evliliğin mehirsiz olarak akdeditmesine ruhsat vermemiştir. Eğer mehir vacip olmasaydı, bunu göstermek için arada bir onu terkederdi.

Öbür yandan mehrin kadına ait bir hak olduğu konusunda görüş birliği vardır. Ancak mehrin hükmü, miktarı ve niteliği üzerinde bazı görüş ayrılıkları bulunmaktadır. (bk. es-Sarihsi, el-Mebsut, V, 62; el-Kasani, el-Bedayi,II, 274 vd.; İbnü'l Humam, Fethu'l-Kadir, II, 434 vd.; el-Cassas, Ahkamü'l-Kur'an, III, 86)

Kimi gayri müslim topluluklarda, özellikle Musevîlerde drahoma denilen mehir benzeri bir meblağ evlenen eşler arasında cereyan etmektedir. Ancak drahoma evlenen kadının kocasına verdiği veya vermeyi üstlendiği bir meblağ veya maldır. Mehir ise bunun aksine erkeğin kadına önem ve değer verdiğinin bir sembolü olmak üzere verilir. Bir İslam toplumunda mü'min bir kadınla cinsel temas ya nikahsızlık nedeniyle had cezasını gerektirir, ya da evliler arasında olmuşsa mehri gerekli kılar. Bu, kadına duyulan saygının bir sonucudur.

Mehir, nikah akdinin rükün veya şartlarından olmayıp, evlilik sonunda ya önceden belirlenmekle ya da hiç konuşulmaması durumunda kendiliğinden meydana gelen haklardandır. Bu, yüzden mehirsiz akdedilecek nikah geçerli olur ve kadın emsal mehre hak kazanır. Allahü Teala şöyle buyurur: "Kendileriyle cinsel temasta bulunmadığınız veya kendilerine mehir tayin etmediğiniz eşlerinizi boşamışsanız, bunda size bir sakınca yoktur." (el-Bakara, 2/236.) Bu ayette cinsel birleşmeden veya mehir tesbitinden önce kadını boşamanın geçerli olduğu belirlenmektedir. Boşama ancak sahih evlilikte söz konusu olduğuna göre, ayet nikah sırasında mehrin konuşulmasının bir rükün veya bir şart olmadığını gösterir.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in bir mehir belirlenmeden evlendirdiği sahabiler de olmuştur. Nitekim Ukbe b. Amir (r.a.)'ten nakledildiğine göre Allah'ın elçisi bir sahabiye "Seni filanca kadınla evlendireyim mi?" diye sormuş, erkeğin "evet" demesi üzerine aynı soruyu kadına da sormuş, kadının da kabul etmesi üzerine onları evlendirmiştir. Burada evlilik akdi yapılırken mehirden hiç söz edilmediği görülür. Ancak bu sahabinin, sonradan vefatından önce eşine, Hayber gazvesinden kendisine ganimet olarak isabet eden payını mehir olmak üzere verdiği nakledilmiştir. (Ebu Davud, Nikah, 30, 31)

Malikî mezhebine göre ise mehir nikahın bir rüknü olup, onsuz nikah akdi geçersiz olur. Bu duruma göre, Malikiler dışında çoğunluk fakihlere göre mehir konuşulmaksızın yapılacak evlilik akdi geçerli olur ve kadın zifaftan sonra emsal mehre hak kazanır.

Nikah ne demektir İslam'da yeri nedir

nikah  

NİKAH TERİMİ ve KAPSAMI

Nikah sözcüğü arapça "nekeha" fiilinden bir mastar olup, erkeğin kadınla evlenmesi ve onunla cinsel temasta bulunması anlamına gelir. Bu sözcüğün "evlilik akdi" anlamı mecaz, "cinsel temas" anlamı ise gerçek anlamdır.

Bir fıkıh terimi olarak nikah; şer'an evlenme engeli bulunmayan bir kadının, cinsel yönlerinden yararlanmayı erkeğe mubah kılan rizaî bir akittir. Müteahhirün (12. M. yüzyıldan sonraki) fakihlerinin tarifi ise şöyledir; nikah kasten mülk-i mut'ayı ifade eden bir akittir. Yani erkeğe kadının cinsel yönlerinden yararlanma mülkiyeti hakkı veren bir sözleşmedir. Evlilik, nitelikleri dikkate alınarak aşağıdaki şekilde tarif edilebilir: Evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmayı meşru kılan, ortak hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akittir. (bk. İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr, II, 339, vd.; el-Meydani, el-lübab, III, 3; İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtar II, 335-357; eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtac, III, 123.)

İslam'da nikah akdi hem medenî bir muamele ve hem de bir ibadettir. Çünkü nikahın rükün ve şartlarını İslam belirler ve eşlerin evlilik nedeniyle pek büyük ecirlere ulaşacağını haber verir. Evliliğin niteliğini İbnü'l-Hümam (ö. 861/1457) şöyle belirtir: "Nikah ibadetlere daha yakındır. Hatta evlenmek, sırf ibadet niyetiyle bekar kalmaktan daha üstündür." (İbnû'l Hümam, a.g.e., II, 340) Son devir fakihlerinden İbn Abidîn (ö. 1252/1836) ünlü Reddü'l-Muhtar adlı eserinde nikah konusuna şu cümlelerle başlar: "Bizim için Hz. Adem devrinden günümüze kadar meşru olmuş, sonra cennette de devam edecek, nikah ile imandan başka ibadet yoktur." (İbn Abidin, a.g.e., II, 258)

Nikahın mescid içinde aktedilmesi ve uygun olursa cuma gününe rastlatılması müstehaptır. Bu durum da onun ibadet yönünü güçlendirir. (el-Askalanî, Bulugu'l-Meram, terc. Davudoğlu, İstanbul, 1967, II, 228 vd.)

Şafiîlere göre evlilik, alış-veriş gibi dünyaya ait alelade işlerden olup, ibadet niteliğinde değildir. Dayandıkları delil, gayri müslimlerin nikahının da İslam nazarında geçerli sayılmasıdır. Eğer ibadet olsaydı, onların nikahlarının geçersiz olması gerekirdi. Evlilikten gaye, kişinin cinsel isteklerini teskinden ibarettir. İbadet ise yüce Allah için bir iş ve bir amel yapmaktır. Bu yüzden Allah için iş yapmak kendi nefsi için iş yapmaktan daha faziletlidir. Şafiîlerin bu görüşüne çoğunluk mezhep müctehitleri karşı çıkmıştır. Şöyleki:

Çoğunluk müctehitlere göre evlilik akdinin müslim veya gayri müslim için geçerli olması dünyada toplum düzeni ile ilgilidir. Nitekim mescit, yol yapımı ve benzeri hayır işleri müslüman için bir ibadet olduğu halde, gayri müslim için bir ibadet sayılmaz. Genel anlamda Allahü Teala'nın hoşnut ve razı olduğu her iş ve davranış mü'min için bir ibadettir. Bu yüzden İslam'ın belirlediği esaslara göre kurulan ve buna göre yürütülen evlilik de ibadet niteliğindedir. Çünkü evlenmekle, nefsi haramlardan korumak ve nesli sürdürmek gibi bir çok toplum maslahatları gerçekleşir. Nitekim

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Sizden birinizin evliliğinde sadaka sevabı vardır." (Müslim, Zekat, 53; Ebu Davud, Tatavvu', 12, Edeb, 160; A. b. Hanbel, V, 167, 168.)

"Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli para (dinar), kendi aile fertlerine harcayacağı para ile, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcayacağı paradır." (Müslim, Zekat, 38; Tirmizî, Birr, 42; ibn Mace, 4; A. b. Hanbel, V, 279, 284.)

"Çocuklarına, eşine ve hizmetçine yedirdiğin senin için bir sadakadır." (A.b. Hanbel, IV, 121,122.)

Diğer yandan kocaları yoksul olan iki varlıklı kadın, Allah'ın elçisine gelerek, kocalarına sadaka verip veremeyeceklerini sormuşlardı. Hz. Peygamber onlara şu cevabı verdi: "Kocalarınıza yardım ederseniz size iki ecir vardır. Hısımlık ecri ve sadaka ecri." (Müslim, Zekat, 45)

İslam'da nikah akdi sırasında bir din adamının veya resmi bir devlet memurunun hazır bulunması zorunlu değildir. Evlenecek erkekle kadının veya bunların veli ve vekil gibi temsilcilerinin ve şahitlerin hazır bulunması yeterlidir. İslamî hükümleri bilen bir din adamının nikah akdini yönetmesi, evliliğin İslam'a uygun olarak yapılmasına yardımcı olmaktan ibarettir. Çünkü bir İslam bilgininin nikah akdini yönetmesi, gerekli soruları sorup, cevap alması nikahın rükün ve şartlarından değildir. Bu durum onun dinî niteliği ve ibadet yönü için bir engel teşkil etmez.

Batı ülkeleri hıristiyan toplumlarında nikahın dinî veya medeni niteliği uzun süre tartışılmış, kimi ülkelerde nikah yalnız kiliselerde akdedilirken, kimi ülkelerde de medeni nikah esası benimsenmiştir. Resmi devlet memuru önünde akdedilen nikaha "medenî nikah" denir.

Fransa'da 1787 M. yılında çıkarılmış olan bir kral buyruğu ile katolik olmayanların dilerlerse ikametgâhlarının bulunduğu yer kilisesinde, isterlerse aynı yerin hâkimi önünde evlenebilecekleri kabul edilmiştir. Birincisi dinî, ikincisi ise medenî nikâh niteliğindedir.

Bazı hıristiyan ülkeler sonradan medenî evlenmeyi kabul etmekle birlikte, önce dinî nikâhın akdedilmesini de şart koşmuşlardır. Meselâ; Yunanistan ve Romanya medenî nikâhtan önce, dinî nikâhın yapılmış olmasını ön şart olarak benimsemişlerdir. (Halil Cin, İslâm ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara 1974, s: 133.)

Osmanlı Devleti uygulamasında 1917 tarihli "Hukuk-ı Aile Kararnamesi" hıristiyan veya Musevîler için kısmen dinî ve kısmen de medenî evlenme usulü getirmiştir. Buna göre gayri müslimlerin nikâhı, dinî âyinler çerçevesinde ruhanî memurlarınca yani papaz veya rahiplerce akdedilir. Ancak ruhanî memur, en az yirmi dört saat önce mahallî mahkemeye haber verir. Hakim; belirtilen saatte nikâh meclisine özel bir memur gönderip kıyılan nikâhı deftere kayıt ve tescil ettirir. (H.A.K. mad. 40-44.) Adı geçen kararnameye göre, müslümanların evliliği de, aynı şekilde evde, bir salon veya mescidde, hakim naibinin hazır bulunduğu bir mecliste akdedileceği esası getirilmiştir. Böylece, ayrı dinlere mensup topluluklara, kendi inançlarına uygun bir şekilde evlenme, boşanma, nafaka, miras ve ticaret yapma serbestliği tanınmıştır.

Osmanlı Devleti yalnız toplum düzeni, hakların korunması ve kurallara uymayanlara gerekli yaptırım gücünün kullanılması için merkezi gücü elinde toplamış, çeşitli ırk, din ve mezhep sahiplerinin uzun yüzyıllar bir arada ve birlikte yaşamasını sağlamıştır.

İngiltere'de ve İskandinav ülkelerinde ise toplum dinî veya medenî nikâhtan dilediğini seçme hakkına sahiptir. Eşlerin tercihine göre kilisede veya resmî nikâh memuru önünde akdedilen nikâhla ilgili belgeler nüfus kütüklerinde birleşmiş olur.

Bazı ülkelerde medenî evlenme şekli zorunlu hale getirilmiştir. Hollanda, İsviçre ve Türkiye gibi ülkeler bunlar arasındadır. Bu gibi ülkelerde resmî memur önünde kıyılmayan nikâh yok hükmünde sayılmaktadır. (bk. Cin, a.g.e. s: 134; Döndüren, a.g.e., s: 244, 245; Türk Medini Kanunu mad. 108) Ancak resmî nikâhtan sonra dini nikâh ya da dinî merasim serbest bırakılmıştır.

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist