Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

2 tane "cinsel yönden yararlanma" etiketli yazı bulundu "cinsel yönden yararlanma" tagli diger ogeler resimler , videolar

Çeyiz Terimi ve Kapsamı

Çeyiz Terimi ve Kapsamı

Çeyiz sözcüğü arapça "cihaz'"dan gelmiştir. Cehiz yerine çeyiz şeklinde kullanımı yaygındır. Arapça "tef'îl" vezninde "techîz"; hazırlamak, donatmak, geline çeyiz hazırlamak demektir. Kur'an-ı Kerîm'de kullanımı şöyledir: "Yusuf kardeşlerinin zahire yüklerini hazırlayınca, su tasını öz kardeşinin yükünün içine koydu." (Yusuf, 12/70)

Bir fıkıh terimi olarak çeyiz; evlenecek kız çocukları için hazırlanan her türlü şahsî eşya veya ev eşyasını ifade eder. Günümüzde özellikle kadının evlenirken koca evine götürdüğü eşyaya bu ad verilmektedir.

Çeyiz eski çağ toplumlarında, Yunanlılarda ve doğu ülkelerinde kocanın, evleneceği genç kızın babasına ödediği bir bedeli ifade etmek üzere kullanılmıştır. Ancak zamanla toplum örflerinde değişiklikler olmuş, kimi toplumlarda bu bedeli erkek değil de kadın, daha doğrusu evlenecek kadının babası ödemeye başlamıştır. Bu uygulama ile günümüz hristiyan ve yahudi toplumlarında görülen "drahoma" arasında benzerlik vardır.

Eski Türklerde çeyize "kalım" adı verilirdi. Kalım, kız ailesine verilen ve miktarı ailelerin malî durumuna göre değişen belirli miktar eşya veya hayvandan ibarettir. Bu, zengin ailelerde yüz at veya iki yüz koyuna kadar çıkar. En azı için bir sınır yoktur.

İslam'da evlenecek kıza ana-baba veya koca tarafından çeyiz hazırlanması, aile yuvasının kurulmasında önemli mali haklar arasındadır. Ancak çeyizi kim hazırlayacaktır? Kızın ana-babası mı, koca mı? Kocanın hazırlayacağı çeyiz mehir niteliğinde midir? Kadın alacağı mehirle çeyiz hazırlamak zorunda mıdır? Bütün bu sorular ve evlilik sona erdikten sonra ev eşyasının ayrılması konusundaki anlaşmazlıklar çeyiz eşyasının kime ait olduğunun bilinmesini gerektirmektedir. Aşağıda bu soruları cevaplamaya çalışacağız.

Hanefilere göre kadın kendisine verilen mehirle veya şahsına ait malla çeyiz yapmaya zorlanamaz. Kadının babası da kendi malından çeyiz yapmak zorunda değildir. Kadının koca evine hiç çeyizsiz veya kocanın verdiği mehre uygun olmayan bir çeyizle gönderilmesi mümkün ve caizdir. Çünkü bir kadın evlendikten sonra onun geçimini sağlamak kocasının üzerine vaciptir. Ev temin etmek ve bu eve gerekli olan eşyayı almak da bu görev kapsamına girer. Ancak koca çeyiz için başlık vb. adla para vermişse kız tarafının buna uygun çeyiz hazırlaması gerekir. Diğer yandan mehir, hazırlanacak çeyizin karşılığı değildir. O, kocanın eşine bir armağanı (atıyye) veya kadının cinsel yönlerinden yararlanmasının helal olmasının karşılığıdır.

Bununla birlikte kızın ana-babası örfen böyle bir çeyiz hazırlamışlarsa, bunlar kızlarına ait şahsi mülk sayılır. (bk. en-Nisa, 4/4; İbn Abidin, a.g.e., II, 505 vd, 898. ez-Zühayli, a.g.e., VII, 312; Bilmen, a.g.e., II, 148; Döndüren, a.g.e., S: 330, 331)

Malikilere göre kadının, teslim aldığı mehir karşılığı kadar çeyiz hazırlaması gerekir. Evlilikten önce mehri teslim almamış olursa, o ancak iki durumda çeyiz hazırlamakla yükümlü tutulabilir. Kocanın nikah sırasında şart koşması veya bu konuda örf bulunması. Dayandıkları delil örftür. Çünkü toplum örfünde çeyizi hazırlamak kadın tarafına gerektiği gibi, erkek de mehri bu gayeyle vermektedir.

Çeyiz eşyası ister kızın ana-babası tarafından isterse mehir karşılığı olarak koca tarafından yapılmış olsun, bu eşya kadının hakkı ve malı sayılır. Bu yüzden kocanın kadına ait çeyiz eşyasından yararlanması hanımının iznine bağlıdır. Babanın erginlik çağına gelmemiş kızı için hazırladığı çeyiz eşyası, teslim edilmemiş olsa bile bu, kızın malı sayılır. Erginlik çağına girdikten sonra hazırlananlar ise kıza teslim edilmedikçe onun mülkiyetine geçmiş olmaz.

Çeyiz eşyasının hazırlanmasında gerçek ihtiyaçlar dikkate alınmalı bu konuda israf ve savurganlıktan sakınılmalıdır. Günümüzde pek çok müslüman aile, daha küçük yaştaki çocuklarına büyük masraflarla çeyiz hazırlamakta, bu konuda israf ve ifrata düşmektedir. Çocuğun en büyük çeyiz ve süsünün ona öğretilen ilim, edep, ahlak ve fazilet olduğu unutulmamalıdır. Genç bir kızın evleneceği erkeğin evine götüreceği en değerli şey iffeti, edebi ve salih amelleridir. Ev eşyasında olan eksikliklerin giderilmesi mümkün ve kolaydır. Fakat ahlak ve mürüvvet eksikliğini gidermek, haya perdesi yırtılan kişiyi yeniden hayalı ve edepli hale getirmek güçtür.

Çoğu zaman yapılan çeyiz eşyasını kullanmak için bir ömür yetmemektedir. Bunların çoğu sandıklarda yarım yüzyılın üzerinde kalışı yüzünden modası geçmekte, demode olmakta, rutubetten ya da haşeratın etkisinden dolayı telef olup gitmektedir. Bu kadar el emeği ve göz nuru dökülen eşyada israfın manevî bir hesabı olmalıdır.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Malını israf ile saçıp savurma. Çünkü malını saçıp savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuştur. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür." (el-isra.17/26-27.)

"Yiyin için, israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (el-A'raf, 7/31)

Burada Hz. Peygamber'in, kızı Hz. Fatıma (ö. 11/632) için hazırlanan çeyizi örnek olarak vereceğiz. Zamanın değişmesiyle örfe dayalı hükümlerin değişmesi İslam'ın benimsediği bir ilke olmakla birlikte bu çeyiz eşyası bize onların nelere önem verdiğini göstermektedir.

Hz. Peygamber, kızı Fatıma'nın düğününde, Hz. Ebü Bekr'i (ö. 13/634) çağırarak şöyle demiştir: "Ey Ebu Bekir! Şu parayı al, çarşıya giderek Fatıma'ya gerekli olan çeyiz eşyasını satın al. Sana yardımcı olması için Selman el-Farisî (ö. 36/656) ile Bilal el-Habeşî'yi (ö. 20/641) de birlikte götür". Hz. Peygamber ona, Hz. Ali'nin (ö. 40/660) mehir olarak verdiği paradan 63 dirhemini (o devirde beş dirhem yaklaşık bir koyun bedelidir) vermişti. Çarşıdan alınan çeyiz eşyası şunlardan ibaretti: 3 adet minder, 1 adet seccade, 1 adet içi hurma lifiyle dolu yüz yastığı, 2 adet el değirmeni, 1 adet su tulumu, 1 adet su teslisi, 1 adet meşin su bardağı, 1 adet elek, 1 adet havlu, 1 adet koç postu, 1 adet alaca kilim, 1 adet divan, 2 adet yemen işi alaca elbise, 1 adet kadife yorgan. (Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslamiyet, Medine Devri, II, 216)

İslam'da evli eşler arasında mal ayrılığı esası benimsenmiştir. Kadın, evlilik süresince veya boşama ya da ölüm gibi bir nedenle evliliğin sona ermesi durumunda kendisine ait malların maliki olur ve bunları alma hakkına sahip bulunur. Bu yüzden çeyiz eşyasının veya düğün hediyelerinin eşlerden hangisine ait olduğunu ayrılık ve ölüm durumunda belirlemek önemli bir problem olarak ortaya çıkar.

B) Boşanma Durumunda Ev Eşyasının Ayrılması:

Ebu Hanîfe, Muhammed eş-Şeybanî ve Malikîlere göre evlilik süresince veya boşanma durumda ev eşyasını ayırırken şu esaslara uyulur. Önce eşlerin bir delille isbat ettikleri eşya kendilerine ait olur. Mesela; buzdolabı veya çamaşır makinesini kadının satın aldığı; fatura, garanti belgesi, şahit vb. yollarla sabit olursa bu kadına ait olur. Zinetler ve öbür ev eşyası için de önce delille isbat yolu uygulanır.

Eğer eşyanın kime ait olduğu delille isbat edilemezse, eşyanın çeşit ve niteliğine bakılır. Erkek giysisi, kitap, silah, otomobil gibi erkeğe ait sayılan eşya konusunda yemin verilerek erkeğin sözü geçerli olur. Kadın eşyası sayılan giysiler, örtüler, örgü ve süs eşyaları konusunda ise yeminiyle birlikte kadının sözü geçerlidir. Çünkü örf ve dış görünüş bu konuda onu doğrular niteliktedir. Altın, gümüş, Türk parası, döviz, mal, halı, mobilya, tarım ürünü gibi iki eşe de ait olabilen şeyler konusunda yemini ile, birlikte erkeğin sözü üstün tutulur. Çünkü evde bulunan eşyada aksi sabit olmadıkça erkeğin eli, kadının elinden daha üstündür. Bu eşyada erkeğin eli tasarruf eli kadının eli, ise koruma elidir. Bu yüzden tasarruf yetkisine sahip olan el, yalnız koruma yetkisine sahip olan elden daha üstün sayılmıştır.

Ebû Yusuf'a göre ise, beldenin örfü dikkate alınarak kadına ait çeyiz sayılabilen miktarda yemini ile birlikte kadının sözü, geri kalan bölümde ise yeminiyle birlikte erkeğin sözü geçerlidir. Çünkü yaygın örfe göre kadın kendi emsali kızlar kadar çeyiz yapmadan evlenmez. Böylece dış görünüş, emsali kadar çeyiz eşyasının ona ait olmasını gerektirir.

el-Kasanî (ö. 587/1191); Şafiî ve Malik'den; ayrılma veya ölüm durumunda bütün eşyanın eşler arasında ikiye bölüneceği görüşünü nakletmiştir.

Her iki eşin ölümü durumunda, onların yerine mirasçıları geçer ve eşlerin sahip olduğu isbat yollarına onlar da sahip olurlar. Yani Ebü Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre delille isbat edilemeyen ev eşyası konusunda bu durumda kocanın mirasçılarının sözü; Ebü Yusuf'a göre ise benzerinin çeyizinin kadarı olanda kadının mirasçılarının sözü, geri kalanda ise erkeğin mirasçılarının sözü geçerlidir. Çünkü mirasçı, miras bırakanın yerine geçer.

Eşlerden birisi ölür hayatta kalan eşle, diğerinin mirasçıları ev eşyasının bölüşülmesi konusunda anlaşamazlarsa, Ebü Hanife'ye göre yemini ile birlikte sağ kalan eşin sözü geçerlidir. Eşyanın ölen eşe ait olduğunu iddia eden mirasçıların bunu isbat etmesi gerekir. Sağ kalan eşin, erkek veya kadın olması sonucu değiştirmez. İmam Muhammed ve Malik'e göre hayatta kalan koca ise söz yeminiyle birlikte onun, koca ölmüşse yeminiyle birlikte mirasçılarınındır. Ebû Yusuf'a göre hayatta kalan kadınsa, emsalinin çeyiz miktarı kadarında söz onun, ölen kadınsa söz mirasçılarınındır. (bk. el-Kasani, a.g.e., II, 208 vd.; İbn Abidin, a.g.e, II, 504; ez-Zühayli, a.g.e., VII, 313, 314; Döndüren, a.g.e., s: 333, 334)

Sonuç olarak aile yuvası ilk olarak kurulurken ihtiyaç olan ev eşyasını günümüzde kız ve erkek tarafı birlikte hazırlamaktadır. Bu konuda kız tarafı bir katkıda bulunmazsa evin ma'ruf olan eşyasını sağlamak kocanın görevidir. Bu takdirde çeyiz ve ev eşyası nafaka kapsamına girer. Aşağıda gerek eşler arasında ve gerekse çocuklarla ana-babaları veya başka hısımlar arasındaki nafaka esaslarını belirlemeye çalışacağız.

Nikah ne demektir İslam'da yeri nedir

nikah  

NİKAH TERİMİ ve KAPSAMI

Nikah sözcüğü arapça "nekeha" fiilinden bir mastar olup, erkeğin kadınla evlenmesi ve onunla cinsel temasta bulunması anlamına gelir. Bu sözcüğün "evlilik akdi" anlamı mecaz, "cinsel temas" anlamı ise gerçek anlamdır.

Bir fıkıh terimi olarak nikah; şer'an evlenme engeli bulunmayan bir kadının, cinsel yönlerinden yararlanmayı erkeğe mubah kılan rizaî bir akittir. Müteahhirün (12. M. yüzyıldan sonraki) fakihlerinin tarifi ise şöyledir; nikah kasten mülk-i mut'ayı ifade eden bir akittir. Yani erkeğe kadının cinsel yönlerinden yararlanma mülkiyeti hakkı veren bir sözleşmedir. Evlilik, nitelikleri dikkate alınarak aşağıdaki şekilde tarif edilebilir: Evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmayı meşru kılan, ortak hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akittir. (bk. İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr, II, 339, vd.; el-Meydani, el-lübab, III, 3; İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtar II, 335-357; eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtac, III, 123.)

İslam'da nikah akdi hem medenî bir muamele ve hem de bir ibadettir. Çünkü nikahın rükün ve şartlarını İslam belirler ve eşlerin evlilik nedeniyle pek büyük ecirlere ulaşacağını haber verir. Evliliğin niteliğini İbnü'l-Hümam (ö. 861/1457) şöyle belirtir: "Nikah ibadetlere daha yakındır. Hatta evlenmek, sırf ibadet niyetiyle bekar kalmaktan daha üstündür." (İbnû'l Hümam, a.g.e., II, 340) Son devir fakihlerinden İbn Abidîn (ö. 1252/1836) ünlü Reddü'l-Muhtar adlı eserinde nikah konusuna şu cümlelerle başlar: "Bizim için Hz. Adem devrinden günümüze kadar meşru olmuş, sonra cennette de devam edecek, nikah ile imandan başka ibadet yoktur." (İbn Abidin, a.g.e., II, 258)

Nikahın mescid içinde aktedilmesi ve uygun olursa cuma gününe rastlatılması müstehaptır. Bu durum da onun ibadet yönünü güçlendirir. (el-Askalanî, Bulugu'l-Meram, terc. Davudoğlu, İstanbul, 1967, II, 228 vd.)

Şafiîlere göre evlilik, alış-veriş gibi dünyaya ait alelade işlerden olup, ibadet niteliğinde değildir. Dayandıkları delil, gayri müslimlerin nikahının da İslam nazarında geçerli sayılmasıdır. Eğer ibadet olsaydı, onların nikahlarının geçersiz olması gerekirdi. Evlilikten gaye, kişinin cinsel isteklerini teskinden ibarettir. İbadet ise yüce Allah için bir iş ve bir amel yapmaktır. Bu yüzden Allah için iş yapmak kendi nefsi için iş yapmaktan daha faziletlidir. Şafiîlerin bu görüşüne çoğunluk mezhep müctehitleri karşı çıkmıştır. Şöyleki:

Çoğunluk müctehitlere göre evlilik akdinin müslim veya gayri müslim için geçerli olması dünyada toplum düzeni ile ilgilidir. Nitekim mescit, yol yapımı ve benzeri hayır işleri müslüman için bir ibadet olduğu halde, gayri müslim için bir ibadet sayılmaz. Genel anlamda Allahü Teala'nın hoşnut ve razı olduğu her iş ve davranış mü'min için bir ibadettir. Bu yüzden İslam'ın belirlediği esaslara göre kurulan ve buna göre yürütülen evlilik de ibadet niteliğindedir. Çünkü evlenmekle, nefsi haramlardan korumak ve nesli sürdürmek gibi bir çok toplum maslahatları gerçekleşir. Nitekim

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Sizden birinizin evliliğinde sadaka sevabı vardır." (Müslim, Zekat, 53; Ebu Davud, Tatavvu', 12, Edeb, 160; A. b. Hanbel, V, 167, 168.)

"Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli para (dinar), kendi aile fertlerine harcayacağı para ile, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcayacağı paradır." (Müslim, Zekat, 38; Tirmizî, Birr, 42; ibn Mace, 4; A. b. Hanbel, V, 279, 284.)

"Çocuklarına, eşine ve hizmetçine yedirdiğin senin için bir sadakadır." (A.b. Hanbel, IV, 121,122.)

Diğer yandan kocaları yoksul olan iki varlıklı kadın, Allah'ın elçisine gelerek, kocalarına sadaka verip veremeyeceklerini sormuşlardı. Hz. Peygamber onlara şu cevabı verdi: "Kocalarınıza yardım ederseniz size iki ecir vardır. Hısımlık ecri ve sadaka ecri." (Müslim, Zekat, 45)

İslam'da nikah akdi sırasında bir din adamının veya resmi bir devlet memurunun hazır bulunması zorunlu değildir. Evlenecek erkekle kadının veya bunların veli ve vekil gibi temsilcilerinin ve şahitlerin hazır bulunması yeterlidir. İslamî hükümleri bilen bir din adamının nikah akdini yönetmesi, evliliğin İslam'a uygun olarak yapılmasına yardımcı olmaktan ibarettir. Çünkü bir İslam bilgininin nikah akdini yönetmesi, gerekli soruları sorup, cevap alması nikahın rükün ve şartlarından değildir. Bu durum onun dinî niteliği ve ibadet yönü için bir engel teşkil etmez.

Batı ülkeleri hıristiyan toplumlarında nikahın dinî veya medeni niteliği uzun süre tartışılmış, kimi ülkelerde nikah yalnız kiliselerde akdedilirken, kimi ülkelerde de medeni nikah esası benimsenmiştir. Resmi devlet memuru önünde akdedilen nikaha "medenî nikah" denir.

Fransa'da 1787 M. yılında çıkarılmış olan bir kral buyruğu ile katolik olmayanların dilerlerse ikametgâhlarının bulunduğu yer kilisesinde, isterlerse aynı yerin hâkimi önünde evlenebilecekleri kabul edilmiştir. Birincisi dinî, ikincisi ise medenî nikâh niteliğindedir.

Bazı hıristiyan ülkeler sonradan medenî evlenmeyi kabul etmekle birlikte, önce dinî nikâhın akdedilmesini de şart koşmuşlardır. Meselâ; Yunanistan ve Romanya medenî nikâhtan önce, dinî nikâhın yapılmış olmasını ön şart olarak benimsemişlerdir. (Halil Cin, İslâm ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara 1974, s: 133.)

Osmanlı Devleti uygulamasında 1917 tarihli "Hukuk-ı Aile Kararnamesi" hıristiyan veya Musevîler için kısmen dinî ve kısmen de medenî evlenme usulü getirmiştir. Buna göre gayri müslimlerin nikâhı, dinî âyinler çerçevesinde ruhanî memurlarınca yani papaz veya rahiplerce akdedilir. Ancak ruhanî memur, en az yirmi dört saat önce mahallî mahkemeye haber verir. Hakim; belirtilen saatte nikâh meclisine özel bir memur gönderip kıyılan nikâhı deftere kayıt ve tescil ettirir. (H.A.K. mad. 40-44.) Adı geçen kararnameye göre, müslümanların evliliği de, aynı şekilde evde, bir salon veya mescidde, hakim naibinin hazır bulunduğu bir mecliste akdedileceği esası getirilmiştir. Böylece, ayrı dinlere mensup topluluklara, kendi inançlarına uygun bir şekilde evlenme, boşanma, nafaka, miras ve ticaret yapma serbestliği tanınmıştır.

Osmanlı Devleti yalnız toplum düzeni, hakların korunması ve kurallara uymayanlara gerekli yaptırım gücünün kullanılması için merkezi gücü elinde toplamış, çeşitli ırk, din ve mezhep sahiplerinin uzun yüzyıllar bir arada ve birlikte yaşamasını sağlamıştır.

İngiltere'de ve İskandinav ülkelerinde ise toplum dinî veya medenî nikâhtan dilediğini seçme hakkına sahiptir. Eşlerin tercihine göre kilisede veya resmî nikâh memuru önünde akdedilen nikâhla ilgili belgeler nüfus kütüklerinde birleşmiş olur.

Bazı ülkelerde medenî evlenme şekli zorunlu hale getirilmiştir. Hollanda, İsviçre ve Türkiye gibi ülkeler bunlar arasındadır. Bu gibi ülkelerde resmî memur önünde kıyılmayan nikâh yok hükmünde sayılmaktadır. (bk. Cin, a.g.e. s: 134; Döndüren, a.g.e., s: 244, 245; Türk Medini Kanunu mad. 108) Ancak resmî nikâhtan sonra dini nikâh ya da dinî merasim serbest bırakılmıştır.

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist