Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

6 tane "dua" etiketli yazı bulundu "dua" tagli diger ogeler resimler , videolar

Nikah Merasiminde Konuşma (Hutbe) ve Dua

Çoğunluk müctehitlere göre evlenecek erkeğin veya velisinin nikahtan önce bir konuşma yapması müstehaptır.

Bu konuşmanın Allah'a hamd ile başlaması, şehadet kelimelerini, Hz. Peygamber'e salat ve selamı, takva ile ilgili ve evliliğe ait bazı ayetleri kapsaması asıldır. Günümüzde böyle bir konuşmayı cemiyet sahibi adına dinî nikahta hazır bulunan din görevlisi yapabilir.

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın (ö. 32/652) Hz. Peygamber (s.a.s)'den naklettiği dua niteliğindeki hutbe metni şöyledir:

"Allahü Teala'ya hamdeder, O'ndan yardım dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kime hidayet verirse, onu saptıracak kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa da onu doğru yola iletecek yoktur. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim." (Ebu Davud, Nikah, 32; Nesaî, Cum'a, 24; İbn Mace, Nikah, 19; Darimi, Nikah, 20; A. b. Hanbel, l, 392, 393, 432. Tirmizî ile Hakim bu hadise «hasen» demişlerdir.)

Bundan sonra takva ile ilgili şu üç ayetin okunması tavsiye edilmiştir.

"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın türetip yeryüzüne yayan Rabbinizden korkun. Yine kendisinin adını öne sürerek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve hısımlarınızla akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinizde sürekli gözetleyicidir." (en-Nisa, 4/1.)

"Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün." (Al-i İmran, 3/102)

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, (Allah) işlerinizi düzeltip sizi başarıya ulaştırsın ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Rasulüne itaat ederse, şüphesiz o, en büyük kurtuluşa ermiş olur." (el-Ahzab, 33/70,71.)

Bundan sonra yüce Allah'ın nikah emrettiğini ve zinayı yasakladığını hatırlatarak şu ayet okunur.

"İçinizden bekarları, köle ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah onları fazlu keremiyle zengin kılar. Allah geniş lütuf sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir." (en-Nur, 24/32)

Nikahtan önce yalnız Allah'a hamd ve Hz. Peygamber'e salatü selam getirmekle yetinmek de mümkündür. Nitekim Abdullah bin Ömer (ö. 73/692) bir nikah akdi yapmaya çağrıldığı zaman şöyle derdi: "Yüce Allah'a hamd ve efendimiz Muhammed'e salatü selam olsun. Filan sizden filanca kızı istiyor. Eğer onu nikahlarsanız, Allah'a hamd olsun, reddederseniz, Allah'ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim." (bk. ez-Zühayli, a.g.e., VII, 123)

Nikah sırasında bir konuşma yapılmaması ve doğrudan nikah akdine geçilmesi de yeterli olur. Çünkü konuşma vacip değil müstehaptır. Delil Sehi İbn Sa'd'ın (ö. 88-91/706-709) naklettiği şu hadistir: Hz. Peygamber kendisi île evlenmek isteyen bir kadını, onunla evlendirdiği zaman; "Seni onunla Kur'an'dan bildiğin sureler karşılığında nikahladım" demiş ve bir ön konuşma ya da dua yapmamıştır. (Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace, Darimi) Diğer yandan Nebî (s.a.s)'in,

Abdulmuttalib'in kızı Umame'yi yine hutbesiz evlendirdiği nakledilmiştir. (Ebu Davud, Nikah, 32) Evlilik alış-verişe kıyas edilerek, ön konuşma veya dua olmaksızın doğrudan yapılabileceği söylenmiştir.

Eşlerin nikahtan sonra tebrik edilmesi sünnettir. Ebü Hüreyre (r.a.), Nebî (s.a.s)'in evlenen birisini şu şekilde tebrik ettiğini nakletmiştir:

"Allah bu evliliği sana bereketli kılsın ve ikinizi de hayırda birleştirsin." (Ebu Davud, Nikah, 36; Tirmizi, Nikah, 7; İbn Mace, Ezan, 2; Nikah, 23.) Hayırlı ve mübarek olsun, bu gününüz İnşaallah mübarek bir gün olur, gibi ifadelerle de tebrik yapılabilir.

Diğer yandan nikahın cuma günü akşamı yapılması da Allah Rasülünün tavsiyeleri arasındadır. Çünkü cum'a günü mü'minler için şerefli bir gün olup, onda duaların geri çevrilmediği bir saatin bulunduğu da bildirilmiştir. Diğer yandan bu icabet saatının günün sonlarında olduğu umulur. Ayrıca nikahın mescidlerde yapılmasının tavsiye edilmesi de bu gayeye yöneliktir.

Nefis Terbiyesi

İnsan bazen kızınca kötü sözler söyleme,bağırma ihtiyacı duyar.Eskiler buna güzel bir çözüm bulmuşlardır.Kızınca anlamı lanet olmayan,içeriği güzel olan sözlerle kendilerini teskin etmişler,karşıdakini yaralamamışlar,günaha da girmemişlerdir.Yaşlı dedelerimden duyduğum güzel örnekleri yazmadan geçemeyeceğim:

- Ömrü uzayasıca seni!

- Cennete git emi!

- Allah seni cennetine hapsetsin,beni de gardiyan etsin

 - Allah cezanı kaldırsın!

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Müminin dili kalbinin arkasındadır.Konuşmak isterse önce kalbi ile düşünür sonra dile döker..Münafığın dili kalbinin önündedir.Bir şeyi aklına geldiği gibi söyler kalbi ile düşünmez

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Kalp doğru olmadıkça iman doğru olmaz.Dil doğru olmadıkça kalp doğru olmaz.

Selamet bulmak,huzurlu olmak isteyen;Susmaya sarılsın.

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Ya hayır söyle ya da Sus!

Hz.Muhammed(s.av)

İnsanlar dilinin altında saklıdır. Konuşturun, seviyelerini anlarsınız.

Hz. Ali (k.v)

İbadet on kısımdır. Dokuzu Susmak, biri İnsanlardan Kaçmaktır.

Hz.İsa

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Bana benden olur her ne olursa/ Başım rahat olur dilim durursa

Sana her şeyi konuşturmak,laf almak isteyen cahil kimselere şöyle dersen rahat edersin:

Bilmiyorum-Görmedim-Duymadım

Hacı Bayram Veli(k.s)

Duanın Aile Fertleri Üzerindeki Etkisi

Dua, mü'minin Rabbi ile iletişim kurma halidir. Kul ister, Rabbi uygun bulursa o anda veya sonraki bir tarihte cevap verir, kimi zaman da cevap ahirete kalır. Doğrudan ahirete yönelik olan duaların sonucu da ahirette görülür.

Kur'an-ı Kerim'de aile fertlerinin birbirine yaptıkları dualara ait çeşitli örnekler bulunur. Burada bir kaç tanesini vereceğiz. Geçmiş günahlarına tevbe ederek, yeni bir iman ve azimle Allah yoluna yönelenlerin şu şekilde dua edebilecekleri belirtilir: "Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl, derler. " (el-Furkân, 25/74.)

İbrahim (a.s), Hz. Hacer'i ve İsmail'i, o devirde kimsenin yaşamadığı ıssız bir yer olan hicaz'da bırakırken şu duayı yapmıştı: "Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir bölümünü senin Beyt-i Haram'ının yanında, tarım yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. İnsanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve meyvelerden bunlara rızık ver, umulur ki nimetlere şükrederler." (İbrahim, 14/37.) "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı sürekli kılanlardan eyle, ey Rabbimiz! Duamı kabul et. Ey Rabbimiz! hesap olunacağı gün beni, ana - babamı ve mü'minleri bağışla." (İbrahim, 14/40,41.) İbrahim'in (a.s) başka bir duası da şöyledir: "Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar." (el-Bakara, 2/128.)

Lokman (a.s)'ın oğluna yaptığı öğütler de mürşid ve eğitimciler için her devirde önemini koruyan, altın değerinde öğütlerdir. Kendi adını taşıyan sûrede açıklanan bu öğütlerden bazıları şunlardır: "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk büyük bir zulümdür. " (Lokman, 31/13.)

"Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa yine de Allah onu (senin karşına) çıkarır. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve herşeyden haberdardır. Yavrucuğum! Namaz kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeğe çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt. Unutma ki seslerin en çirkini merkeplerin sesidir." (Lokman, 31/16-19.)

Ancak hak dinden yüz çeviren ya da ilâhî mesaja kalbi kapalı bulunan kişi için yapılacak duanın da bir yararı olmayabilir. Nitekim bir takım peygamberlerin en yakınları için bazı duaların geri çevrildiği Kur'an'da bildirilmektedir. Nuh (a.s)'ın oğlu ve Lût (a.s)'ın eşi için yaptıkları dualar buna örnek verilebilir. Hz. Nuh'un oğlu için; "Ey Nuh! O, senin ailenden değildir, çünkü kötü bir iş işlemiştir. Öyleyse hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme" (Hûd, 11/46, bk. 42, 43 ve 45. âyetler.) buyurulmuş ve oğlu yükselen sularda boğulmuştur. Hz. Lût'un eşi de, eşcinsellerle mücadelesinde kocasına yardımcı olmamış ve Lût (a.s) iman edenlerle birlikte kasabayı terk ederken o geride kalmış ve Sedom halkı ile birlikte helak olmuştur.(bk. eş-Şuarâ, 25/169; el-Hıcr, 15/58-60; Hûd, 11/81; en-Neml, 27/57-59; Ahmet Özgen, «Lût» mad. Ş.İ.A. İst. 1991, IV, 31.)

Hz. Peygamber (s.a.s) çok sevdiği ve iyiliklerini gördüğü Amcası Ebû Talîb'in İslâm'a girmesini arzu etmiş ve onun ölümüne yaklaştığı bir sırada "şehadet kelimesini" söylemesini, böylece kıyamet günü yardım etmesinin mümkün olabileceğini bildirmişse de, Ebû Talîb; "Kureyş kadınları; ölümden korktu da Ebû Talîb iman etti" diye, alay ederler korkusu ile bu teklifi de reddetmişti. Bunun üzerine şu âyet inmiştir: "Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Bunun aksine, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi o bilir." (el-Kasas, 28/56.)

Sonuç olarak mü'min, aile fertlerinin iffet, salâh ve fazilet sahibi olmaları için gerekli eğitim, terbiye ve irşad yollarına başvurma yanında, sonucu Yüce Allah'tan istemelidir. Çünkü kişi önce kendisini, sonra aile fertlerini cehennem ateşinden korumakla yükümlüdür. (bk. et-Tahrîm, 66/6.) Nitekim Enes b. Mâlik'i (Ö. 91/717) annesi Hz. Peygamber'in hizmetine verirken, dua etmesini istemiş ve Allah elçisi şöyle dua etmiştir: "Allahım! Enes'in malını çoğalt, ona çok çocuk ihsan et ve vereceğin şeyleri ona mübarek kıl." (el-Kurtubî, a.g.e. IV 47)

Hz. Zekeriyya ve Hayırlı Zürriyet İçin Duası

İSLAMDAN ÖNCEKİ SEMAVİ DİNLERDE KADININ YERİ

HZ. ZEKERİYYA VE HAYIRLI ZÜRRİYET İÇİN DUASI

Zekeriyya, İsa ve Yahya aynı dönemin peygamberleridir. Bunların soyları da Dâvud ve Yakub aleyhisselâm aracılığı ile Hz. İbrahim'e dayanır. Hz. İsa'ya İncil verildiği ve bağımsız bir din getirdiği için daha ünlü olmuştur.

Zekeriyya (a.s)'ın karısı Işa, Hz. Meryem'in teyzesi idi. Bu yüzden, Mescid-i Aksa hizmetine adanan Meryem'in maişeti ile ilgilenme işi devrin peygamberi Zekeriyya (a.s)'e verilmişti.

Zekeriyya (a.s) Hz. Meryem'e Cenab-ı Hakk'ın ve Meleklerin bazı ikramlarını görünce, herşeye gücü yeten yüce Allah'ın dilerse kısır ve yaşlı olan eşine bir çocuk verebileceğini düşündü. Yüce Rabbinden şöyle istekte bulundu: "Ey Rabbim! Kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Sana yaptığım dua sayesinde daha önce hiç bedbaht olmadım. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver. Ki, bana vâris olsun; Yakub hanedanına da varis olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl." (Meryem, 19/4, 5, 6; bk. Âl-i imrân, 3/38; el-Enbiyâ, 21/89.)

Zekeriyya (a.s)'ın duası kabul olundu ve melekler, mihrapta namaz kılmaya durduğu sırada Yahya adlı bir çocuğu müjdelediler. Üstelik bu çocuğun toplumun efendisi, nefsine hâkim ve salih bir peygamber olacağını da bildirdiler. (Âl-i İmrân, 3/39; bk. Meryem, 19/7.) Zekeriyya bu müjde karşısında şaşırdı ve şöyle dedi: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece yaşlı iken nasıl oğlum olabilir?" (Meryem, 19/8.)

Rivayete göre çocuk müjdelendiği tarihte Hz. Zekeriyya yüz yirmi, eşi ise doksan sekiz yaşlarında idi. Başka bir rivayette, dua ile çocuğun müjdelendiği tarih arasında kırk yıl geçtiği belirtilmiştir. (el-Kurtubî, a.g.e., IV, 51.)

Zekeriyya müjde üzerine (bk. Meryem, 19/9; el-Enbiyâ, 21/90) bunu pekiştirecek bir belirti verilmesini istedi. (Meryem, 19/10.) Allahu Teâlâ çocuğun doğacağının bir belirtisi olarak üç gün süreyle insanlarla işaretten başka bir şekilde konuşmamasını ve sabah-akşam Rabbini zikredip hamdetmesini bildirdi. (Âl-i imrân, 3/41.)

Bu bir çeşit susma orucu olup, bazı bilginler, bunun; üç gün oruca niyet edip, bu süre içinde Allah'ı zikir ve tesbih dışında bir söz söylememek ve zaruret halinde de, insanlarla işaret yoluyla anlaşmak şeklinde uygulanabileceğini söylemişlerdir.

Kimi bilginler, susma orucunun Hz. Peygamber'den nakledilen "Geceye kadar bir gün süreli susma yoktur" (el-Kurtubî, a.g.e. IV, 53.) hadisi ile neshedildiğini öne sürmüşse de, çoğunluk bunun neshedilmediği kanaatindedir. (el-Kurtubî, a.g.e., IV, 51.) Ancak "susma" kendi başına bir ibadet olmadığı için, bu konuda yapılacak bir adak da geçerli bulunmaz. Belki çok önemli bir sıkıntının aşılması için oruçla birlikte, sürekli olarak ibadet, taat, tesbih ve zikir halinde Yüce Allah'ın yardımı istenir. O, dilediği kimselere ve dilediği zaman yardım eder.

Dua-Ya Rabbi Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler

Ya Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler

Sen güzel isimlerini aşikar etmezsen ruhum karanlıkta kalır

Esmaül Hüsna'na şahit yaz beni

Ya Melik!

Kimsenin kimseye fayda vermediği gün hüküm senin

Gökler yarılırken sahibim sensin

Yıldızlar dağılırken sahibim sensin

Varlığım bana ait değil varım yoğum senin

Elimde olanlar benim değil sahiplendiklerim de senin

 Yokluğa düşürme beni an senin

Darlık verme kalbime mekan senin

 Amin...

Ya İlâhel Âlemîn, Ya Erhamerrâhimin, Ya Hayyü Kayyum, Ya Rahman, Yâ Hakîm, Yâ Kerîm!.. Bütün âlemlerin, bütün mükevvenâtın Rabb'isin.

Çiçeklerin, balıkların, dağların, denizlerin, kuşların, yıldızların, semâların Rabb'isin. Mazlumların, çaresizlerin, gariplerin, kimsesizlerin, mahzunların Rabb'isin. Azizül Hakîm'sin, Kaadir-i Mutlak'sın...

Bizi affeyle... Habibin hürmetine; O'nun ashabında, ashâbına tabi olanlarda, onlara da tabi olanlarda, âlim ve velî kullarında tecelli eden nurlu güzellikler hürmetine affeyle bizi. Nedâmetin şuûruna, duânın hakikatine erdir; affına lâyık kıl. Bizi kendi halimize bırakırsan, duâmıza bile tevbe, tevbemize bile nedâmet lâzım. Bize "istikamet üzre" bulunabilme dengesinin ve tâkâtinin nimetini ihsan eyle. Bizi (asliyetiyle) duâ etmemiz gibi dua ettir, (hakikatiyle) tevbe etmemiz gibi tevbe ettir.

Perişânız... Zilletler içindeyiz... Nefsimizi terbiye ediyoruz derken onu pekiştiriyoruz... Gaflete yenik düşüyoruz... Musibetleri de nimetleri de anlayamıyoruz... İmanımıza derinlik ve inkişaf ver ki yolumuz aydınlansın. Yolumuz aydınlansın ki; tefekkür mahrumiyetinin hayatımızı paramparça eden buhranlarından kurtulabilelim. Bu kudûret, bu inkıbaz, bu taşlaşma halini, izninle, lütfunla, yardımınla aşma nasibine erebilelim.

Şahdamarımızdan daha yakınsın. Her şeyi bilirsin, her şeyi görürsün, her şeye gücün yeter. İfade edemediğimiz, dile getiremediğimiz kalbî-ruhî özümüzün hasretlerini niyazımız kabul eyle Yâ Rabbi! Bildirdin ki ancak onlar yükselir senin katına. Şuûrumuzu idrakimizi iz'ânımızı ahlâkımızı da onların, o hasret yangınlarının feyzine kavuştur.

Her bayram o saadetin müjdecisi, düşündürücüsü. Oruçla nefsi terbiyeden sonra bayram; nefsi kurban etme kavramı, bayramın derûnunda. Bayramların bayramı tevhidî saadet. Eriştir bizi bayramların bayramına Ya Rabbi. Dindir bu hasretimizi, bitir bu perişanlığımızı, ihsan eylediğin akıl nimetini nefsimizin tasallutundan kurtar; irademizi, imanî inkişafımızdan yükselen aydınlığın sevgi, vefa, rikkat, merhamet, hamiyet, haysiyet dolu hür ufuklarına tevcih eyle.

Affından ümit kesilmez, kendimizde ümit yok. Bütün acziyetimizle, acının değil hasretin gözyaşlarıyla sana yöneldik. Senden diliyoruz, senden bekliyoruz, affına sığınıyoruz.

Tevhidî şuur, tevhidî hasret, tevhidî istikamet, tevhidî tefekkür, tevhidî hürriyet, tevhidî saadet. Her şey bunun içinde. Ne ki bundan ayrı düşünülür; adı var kendi yok O'nun.

Sen zulmetmezsin. Nefsimiz zalim, ruhumuz mazlum. Kalbimizin nurunu örten nefsaniyet tortuları, aklımızı yolumuza düşman etmiş. Kendimizi çözmeyi bilmiyoruz ki, meselemizi çözelim. Çöz bizi. Bizi kendimize getir. Biz burada sadece, senin her şeyi bildiğini biliyoruz. Her şeye gücünün yettiğine inanmaktan başka gücümüz yok. Emanetlerinin, nimetlerinin hakkını veremiyoruz, onlarla bütünleşemiyoruz, onların bütünlüğünde hayatımızı bütünleştiremiyoruz. Sürgünde gibiyiz, hicranlar içindeyiz. Yaşadığımız hayat bizim değil. Bizim olmayanı yaşamak, yaşamak değil... Ama gecenin sessizliğinde akan gözyaşları bizim, ifadesiz ve rağbetsiz kalmış aciz tefekkür çırpınışlarının iniltileri bizim, karanlıklara saldığımız sessiz çığlıklar bizim. Onların hatırına bizi affeyle Yüce Rabbim!

Her kederin özel bir duası ve her duanın esma tecelliyatı ile ilgili bir sırrı var... Ya Hafîz, Ya Kerîm, Ya Vedûd... Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah! Bizi bizden koru, bizi kimlik şaşkını olmaktan kurtar. Bizi şahsiyetimizle buluştur, bütünlüğümüzle ihya eyle. Bize Muhammed Mustafa (sas)'nın gerçek ümmeti olmak saadetini müyesser kıl. Ya Hayyü Kayyûm, Ya Hafîz, Ya Erhamerrâhimin...

 ... Açılan ellerimde, çırpınan yüreğim var. Temkine gelmeyen, ten kafesinde çırpındıkça kendini daha çok yaralayan deli yüreğim. Bağışla onu. (Amin)

İtirafım Sanadır Ya Hakk...

namaz Kimselere diyemedim...

SENAİ DEMİRCİ

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb'im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim "cız" etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, "az sonra kılsam da olur!" dedim. "Az sonra"larım "çok sonralar"a döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. "Beni bana bırak!"larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, "emrolunduğum gibi dosdoğru ol"manın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. "Sırası değil!"di; "hele dur; sonra da olur!"du. En Sevgili'ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, "bitmez şimdi bu namaz !" dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.

Bir Sen duydun beni ey Rabb'im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… "Aradan çıkarmaya çalıştığım" oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir "sorun"du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.

Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb'im. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?

YA ERHAMERRAHİMİN,

Kusurlu namazlarımızı katında kusursuz say. Amin.

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist