Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

3 tane "emsal mehir" etiketli yazı bulundu "emsal mehir" tagli diger ogeler resimler , videolar

Mehrin Çeşitleri

Mehrin Çeşitleri

Mehir genel olarak miktarı taraflarca belirlenen (mehr-i müsemmâ) veya miktarı örfe bırakılan mehir olmak üzere ikiye ayrılır. Miktarı taraflarca belirlenen mehir ise peşin (muaccel) ve ödemesi geri bırakılan (müeccel) mehir diye ikiye ayrılır. Aşağıda bu çeşitleri açıklayacağız.

1) Miktarı taraflarca belirlenen (müsemmâ) mehir:

Bu, nikah akdi sırasında veya daha sonra eşlerin karşılıklı rıza ile belirledikleri mehirdir. Ayette bu çeşit mehirden şöyle söz edilir: "Eğer siz, onları kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, bu tayin ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır." (el-Bakara. 2/237.)

Miktarı belirlenmiş olan mehir de peşin verilip verilmemesi durumuna göre ikiye ayrılır. Peşin veya vadeli mehir.

a) Peşin (muaccel) mehir:

Eşlerin daha önce miktarını belirledikleri mehir, nikah akdi sırasında verilebileceği gibi, sonraki bir tarihte de ödenebilir. İşte akit sırasında peşin olarak verilen mehre "peşin mehir" denir. Eşler mehrin miktarını belirlemekle birlikte, ödeme, şeklini tesbit etmemiş olurlarsa, peşin ödenecek miktar örfe göre belirlenir. Örf, tamamının veya bir bölümünün peşin, geri kalanın ileri bir tarihte verilmesi şeklinde meydana gelmişse, buna göre amel edilir. Çünkü mehrin ödeme şekli üzerindeki örf, aksi kararlaştırılmadıkça eşler arasında şart koşulmuş gibidir. Hadiste şöyle buyurulur: "Müslümanların güzel gördüğü şeyler Allah nezdinde de güzeldir." (Ahmed b. Hanbel, l, 379.)

Diğer yandan kimi fakihler, kadına zifaftan önce mehrin bir bölümünü vermeyi müstehap sayarlar. Delil; Hz. Ali'nin evlilik sırasında Hz. Fatıma'ya zırhını mehir olarak vermesidir. Bu evlilik Medîne'de, Hicretin ikinci yılında vuku bulmuş ve mehrin ödenmesi konusunda Medîne örfüne uyulmuştur. (M. Muhyiddîn Abdülhamîd, el-Ahvalü'ş-Şahsiyye, s: 140, 141.)

Günümüzde Mısır'da geçerli olan örfe göre, genel olarak mehrin üçte ikisi, Fas Devleti'nde ise yarısı peşin olarak alınır. (Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara, 1974, s: 128)

b) Ödemesi sonraya bırakılan (müeccel) mehir:

Mehrin tamamını peşin olarak değil de, evlenmenin sona ermesi beş veya on yıl sonunda yahut kocanın ölümü halinde ödenmesi kararlaştırılabilir. İşte bu şekilde, ödenmesi belirli vadeye bağlanmış olan mehir "vadeli (müeccel) mehir" adını alır. Bu durumda kadın, belirlenen va'de gelmeden önce mehri isteyemez. Miktarı belirlendiği halde, ödeme durumundan söz edilmeyen ve bu konuda örf de bulunmayan mehir; boşanma veya eşlerden birisinin ölümü halinde peşine dönüşür. Boşamanın kesin (bain) veya cayılabilir (ric'î) nitelikte olması, sonucu değiştirmez. Ancak ric'î boşama durumunda mehir, iddetin sonunda peşine dönüşür. (Mehmed Zihni, Ni'met-i İslam, istanbul, s: 641 vd.)

2) Miktarı örfe bırakılan mehir (mehr-i misil-emsal mehir):

Kadının emsali dikkate alınarak belirlenen mehir. Kadın şu durumlarda emsal mehre hak kazanır:

a) Nikah akdi sırasında mehrin konuşulmaması durumunda kadın daha sonra emsal mehre hak kazanır. Evlilik sırasında mehrin bilerek veya bilmeyerek konuşulmaması nikah akdine zarar vermez. Çünkü nikah akdi evlenecek eşlerin icap ve kabulü ve gerekiyorsa velilerin icazeti ile tamam olur. Mehir ise nikahın rüknü olmayıp, mali sonuçlarındandır. Bu yüzden nafaka hakkı gibi kendiliğinden meydana gelir. Mehir konuşulmadığı halde koca vefat ederse, karışı emsal mehrini miras malından alır. Kadın vefat ettiği takdirde ise onun mirasçıları emsal mehri kocadan alırlar.

b) Mehir belirlenmiş olmakla birlikte, mehir hakkında aşırı bilinmezliğin bulunması veya mütekavvim olmayan (alım-satımı caiz olmayan) bir malın mehir olarak belirlenmesi durumlarında kadına emsal mehir gerekir. Mesela; mehrin ev, otomobil, hayvan gibi mutlak şekilde belirlenmesi durumunda, bunların nitelikleri belirsiz olduğu için "aşırı bilinmezlik"ten söz edilir ve bu durumda emsal mehir gerekir. Yine Şarap, domuz eti gibi İslam'ın yasakladığı mütekavvim olmayan şeylerin mehir olarak tesbit edilmesi de geçersiz olup, kadın emsal mehre hak kazanır.

c) Tarafların mehirsiz evlenmeyi kararlaştırması durumunda böyle bir şart geçersiz olup kadın emsal mehire hak kazanır. Şıgar adı verilen trampa evliliğinde iki aile karşılıklı olarak kızlarını mehirsiz evlendirmeyi kararlaştırırlar. Böyle bir anlaşma hadisle yasaklanmıştır. Allah'ın elçisi "İslam'da şigar evliliği yoktur." (Nesaî, Nikah, 60, Hıyel, 15, 16; Müslim, Nikah, 60; ibn Mace, Nikah, 16; bk. Buharî, Nikah, 28; Müslim, Nikah, 57, 59, 61.) buyurmuştur. Hanefîlere göre evlilikte şigar anlaşması geçersiz olup, nikah sahih olarak meydana gelir ve kadın emsal mehre hak kazanır. Şigar evliliği İmam Şafiî, Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre fasittir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 282, 283; el-Fetava'l-Hindiyye, l, 309-311; Bilmen, a.g.e., II, 6, 119-120, 140, 142)

d) Mehrin konuşulup konuşulmadığı veya miktarı konusunda eşler arasında anlaşmazlık çıkarsa kadın emsal mehir alır. Ancak bu konuda hangisi delil getirirse kabul olunur. Delil getiremezlerse "mehir konuşulmadı" diyenden (inkar eden) yemin istenir. O, yeminden kaçınırsa, diğer eşin iddiası sabit olur. Yemin ederse, kadın emsal mehir alır. (Molla Hüsrev, Duraru'l-Hukkam, I, 342)

Emsal mehrin belirlenmesinde şu kriterler dikkate alınır. Bunun için evlenecek olan kadının babası tarafından en yakın hısımı olan kız kardeş, yeğen veya hala gibi kadınlardan; yaş, güzellik, servet, takva, akıl, dine bağlılık, bekarlık, iffet, ilim, edep, güzel ahlak gibi niteliklerde benzeri olan kadınların daha önce evlenirken aldıkları mehir miktarı ölçü alınarak "emsal mehir" belirlenir. Kadının bu niteliklerde dengi olan bir hısımı bulunmazsa iki tane adaletli erkek veya bir erkek iki kadının şahitliği ile emsal mehir belirlenir. Bu da mümkün olmazsa mehr-i misli belirlemesi için hakime başvurulur. (el-Kasani, a.g.e., II, 287; Bilmen, a.g.e., II, 119)

Nikah Akdinin Yapılış Şekli

NİKÂH AKDİNİN YAPILIŞ ŞEKLİ  

Aralarında evlenme engeli bulunmayan akıllı ve ergin bir erkekle kadın, iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunduğu bir mecliste evlenme iradelerini açıklayarak bizzat evlenebilirler.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bunların velilerinden izin alarak veya velilerinin de katılmasıyla böyle bir evlilik akdini yapmaları Hanefî mezhebinde müstehap sayılmıştır. Evlilik gibi en önemli akitlerden olan bir muamelede velilerin haberli olması ve onların rızasının alınması İslamî edep, ahlak ve faziletin de gereğidir. Ancak veli izninin bulunmaması Ebu Hanîfe ve Ebü Yusuf'a göre nikahın sıhhat şartlarından olmayıp gereklilik (lüzum) şartlarındandır. Sadece kızın dengi olmayan bir erkekle veya emsal kızların mehrinden az bir mehirle evlenmesi durumunda, velinin bu evliliği feshettirme hakkı doğar. Eğer koca, denk durumda olur ve mehir emsal mehir miktarında bulunur veya koca eksik olan mehri tamamlamayı kabul etmiş olursa artık evlilik kesinleşir.

Diğer yandan evlenecek erkek veya kadını nikah sırasında bizzat velilerinin veya vekillerinin temsil etmesi de mümkün ve caizdir. Ancak bu durumda evlenecek olan eşler hazır bulunmazsa veli veya vekillerin onlardan izin ve yetki almış olması gerekir.

Hanefiler dışındaki üç mezhep imamına göre ise kadın akıllı ve ergin de olsa nikah akdinde bizzat irade beyanında bulunamaz. Onu nikahta velisi temsil eder. Aksi halde nikah geçerli olmaz. Bu konuda Hanefi mezhebinin kadına irade serbestliği tanıdığını görmekteyiz. Ancak veliye, gerekli durumlarda evliliği feshettirme yetkisi tanınarak kadının karşılaşabileceği bazı sıkıntılı durumlara karşı onu koruma esası getirilmiştir.

Evlenecek kadın bakire olunca, evlenme teklifine karşı susması, sessiz ağlaması veya alaysız gülmesi kabul sayılmıştır. Böylece kadının haya perdesi zorlanmak istenmemiştir.

Diğer yandan sağır-dilsizler, özel işaretlerle ve yazı biliyorlarsa bunu yazıları île ifade ederek evlenirler.

Evlenecek erkek veya kadından birisi uzakta bulunursa, evlenme teklifini mektupla yapabilir. Bu yazılı teklif, nikah meclisinde şahitlerin yanında okunur ve karşı taraf da kabul ettiğini açıklayınca nikah akdi meydana gelir. (el-Kasani, a.g.e., II, 241 vd; Döndüren Delilleriyle İslam Hukuku, s. 245, 246.)

Evlilikte Denklik Nedir ?

EVLİLİKTE DENKLİK (Kefâet)

Kefâet sözlükte; denk, eşit ve benzeri olma anlamlarına gelir. Bir fıkıh terimi olarak; evlenecek eşler arasında dinî, ekonomik ve sosyal bakımdan yakınlık ve denklik bulunmasını ifade eder.

Evlenmede denklik erkek tarafından aranır. Yani bir erkeğin evleneceği kadına müslümanlık, nesep, hür olma, meslek ve zenginlik gibi niteliklerde denk durumda bulunması, özellikle kadını korumak için öngörülmüştür. Kefâetin esaslarını Hanefi mezhebi belirlemiş, Şafiî ve Malikî mezhepleri hemen hemen onları izlemişlerdir. İmam Malik ise yalnız müslümanlık ve ayıplardan salim olmayı denklik için yeterli görmüştür.

İslam müctehitleri arasında kefâetin lehinde ve aleyhinde iki görüş meydana gelmiştir.

A) Kefâete Karşı Olan Görüş ve Delilleri:

Hasan el-Basrî (ö. 110/728), es-Sevrî (ö. 161/778) ve Ebu'l-Hasen el-Kerhî (ö. 340/952) gibi bazı fakihlere göre evlenecek eşlerin mü'min olması ve bir evlenme engelinin bulunmaması yeterlidir. Bunun dışında, bir denkliğin aranması gerekmez.

Dayandıkları deliller şunlardır. Allahü Teala şöyle buyurur: "Allah katında en şerefliniz takva bakımından en üstün olanınızdır." (el-Hucurat.49/13.) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "İnsanlar tarak dişleri gibi eşittir. Arabın yabancıya bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır."

(San'ani, Sübülü's-Selam, Beyrut, 1407/1987, III, 274) Yine Veda Haccı sırasında irad ettiği hutbede Allah'ın elçisi şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Dikkat ediniz. Şüphesiz sizin Rabbiniz bir, babanız birdir. Bir Arabın yabancı üzerinde, yabancının bir arap üzerinde, bir kırmızının siyah üzerinde, siyahın da kırmızı üzerinde takva dışında hiç bir üstünlüğü yoktur." (Ahmed, b. Hanbel, V, 411; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, Beyrut 1967, III, 266.)

Yukarıdaki ayet ve hadisler dünyada mü'minlerin mutlak eşit durumda olduklarını gösterir. Ayrılık ancak üstün ahlak ve fazilet sahibi olmada ortaya çıkar. (el-Kasanî, a.g.e., II, 317; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 417.)

Diğer yandan Hz. Peygamber döneminde, evliliklerde denkliğin gözetilmediğine dair çeşitli uygulamalar da bulunmaktadır. Nitekim Bilal el-Habeşî (r.a.) ensardan bir kız istemiş, denklik bulunmadığı için kız tarafı bu isteği geri çevirmişti. Durumu haber alan Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ey Bilal! Git, onlara; Allah'ın Rasülü size, beni evlendirmenizi emrediyor, de". Eğer denkliği gözetmek gerekseydi, Allah'ın elçisi böyle bir emir vermezdi. Yine Ebû Taybe, Beyade Oğullarından bir kız istemiş, ancak denklik bulunmadığı için kızı vermek istememişlerdi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Ebü Taybe'yi evlendirin. Eğer bunu yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat olur." (el-Kasanî,a.g.e., II, 317.)

Evlilikte denkliğe karşı olanlara göre, eğer böyle bir denklik şart olsaydı, bu kısasta da aranırdı. Halbuki kısasta denklik aranmaz.

B) Kefâeti Kabul Eden Görüş ve Delilleri:

Çoğunluk müctehitlere göre, evlilikte denklik bir sıhhat şartı değil, bağlayıcılık (lüzum) şartıdır. Delil şu hadislerdir. Allah'ın elçisi, Hz. Ali'ye şöyle buyurmuştur: "Üç şeyi geciktirme: Vakti geldiğinde namazı, hazır olduğunda cenazeyi, dengini bulunca kızı" (Tirmizî, Salat, 13; A. b. Hanbel, l, 105.) "Kadınları denkleriyle evlendirin, onları velileri evlendirsin. On dirhemden az mehir yoktur." (ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, Riyad 1393/1973, III, 196.)

İbnü'l-Hümam (ö. 861/1457), kefâetin lehinde olan hadislerin zayıf olduğunu, ancak bunların çeşitli yollarla desteklenerek "hasen hadis" derecesine yükseldiklerini belirtmiştir. (bk. İbnü'l-Hümam, a.g.e., II. 417)

Hanefîlere göre Kefâet altı yerde aranır. Bunlar dindarlık, İslam, hürriyet, nesep, mal ve meslektir. Şafiîler; din, hürriyet, nesep ve muhayyerliği gerektiren kusurlardan salim olma konularında denklik ararken, Hanbeliler din, hürriyet, nesep, mal ve meslek konusunda denkliği gerekli görürler. Malikîlere göre ise denklik yalnız din ve muhayyerliği gerektiren kusurlardan salim olma konusunda aranır. (bk. el-Kasani, a.g.e., II, 317 vd.; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 417 vd; eş-Şirbini, Muğnil-Muhtac, III, 164; İbn Kudame el-Muğni, VI, 480 vd.)

C) Denklik Söz Konusu Olan Altı Nitelik:

1) Dindarlık: Dini ilkelere bağlı olmayan ve ahlak bakımından düşkün olan fasık kişiler, iffetli ve faziletli bir kadına denk sayılmaz. Böyle bir kadın velisinden izinsiz, dindar olmayan fasık bir erkekle evlense, velisinin bu evliliği feshettirme hakkı bulunur. Çünkü kocanın fasık oluşu bir İslam toplumunda utanılacak şeydir. İmam Muhammed'e göre dindarlık ve takva sahibi olma ahiretle ilgili olup, denklikte dikkate alınmaz. Ebü Yusuf ise gizli işlenen günahın denkliği etkilemeyeceğini söylemiştir. (el-Kasanî,a.g.e., II, 320; İbnü'l-Hümam, a.g.e., ll,420 vd.)

2) İslâm: Burada denklikten maksat, kocanın müslüman olması değildir. Kadına göre kocanın müslüman oluşu evliliğin sıhhat şartıdır. Müslüman olmada denklik kocanın babası veya büyük babası bakımından aranır. Mesela; aile içinde baba ve dede tarafı gayri müslim veya ateist olan bir erkek, baba ve dedesi müslüman olan bir kıza denk sayılmaz. Bu yüzden izinsiz yapılan böyle bir evliliği velinin feshetme hakkı doğar. Nitekim, kendisine dilediği kızla evlendirme yetkisi verilen vekil, müvekkilini yahudi veya hıristiyan bir kızla evlendirse, denklik bulunmadığı için bu evliliği fesih hakkı doğar. Çünkü özel yetki verilmedikçe vekalet kefâetle sınırlıdır. (el-Fetava'l-Haniye maa'l-Fetava'l-Hindiyye, l, 349.)

3) Hürriyet: Çoğunluğa göre köle, hür olana denk değildir. (el-Kasani, a.g.e., II, 319)

4) Nesep: Bu konudaki denklik araplar arasında geçerli sayılmıştır. Arap olmayanların araplara denkliği yoktur. (el-Kasani, a.g.e., II, 318, 319)Ancak Hz. Peygamber ve sahabenin uygulamasında gerek arapların kendi arasında ve gerekse yabancılarla evlenmesinde serbest hareket ettikleri görülür. Kureyş'in kendi arasında, diğer arapların da kendi aralarında denk oldukları öne sürülmüşse de bunun aksini gösteren sahabe evlilikleri vardır. Nitekim Hz. Peygamber iki kızını Hz. Osman'la, Ebu'l-As bin Rabî'i ise Zeyneb'le evlendirmişti. Yine Hz. Ali, kızı Ümmü Gülsüm'ü Hz. Ömer'le; Hz. Peygamber, halasının kızı Zeyneb'i Zeyd b. Harise ile evlendirdi. Zeyd azatlı bir köle olup, Zeyneb'e denk olmadığı açıktı. (bk. ez-Zühayli, a.g.e., VII, 244 vd.)

5) Mal: Eşlerin mal ve servet sahibi olması da evlilikte önemli bir unsurdur. Ebü Hanife ve İmam Muhammed'e göre malda denklik servetin bütününü kapsar. Erkeğin mehir ve nafaka dışında, evleneceği kadının servetine denk bir mal varlığına sahip olması gerekir. Aksi halde veli, izinsiz akdedilen nikahı feshettirme hakkına sahip olur.

Ebu Yusuf'a göre, mehir ve nafakayı sağlayabilen bir erkek, daha fazla mala sahip olan zengin bir kadına denk sayılır. Fetva'ya esas olan bu görüştür. Diğer yandan yalnız nafakayı sağlayabilen, makam ve mevki sahibi kişilerin de mehir borcunu zenginlik zamanında ödemek üzere geri bırakarak, zengin bir kadınla evlenmelerinde de denkliğin varlığı kabul edilmiştir. (el-Kasanî,a.g.e., II,319-320; İbnü'l-Humam, a.g.e., II, 222 vd.)

6) Meslek: Evlenecek erkekle kadının velilerinin iş ve meslekleri arasında bir denkliğin bulunması gerekir. Mesleklerin toplum içindeki yer ve şerefi devirlere göre değişebildiği için hangi mesleğin hangisine denk sayıldığını belirlemek güçtür. Bu yüzden örf-adet ve toplumun değer yargıları dikkate alınarak, problem çözümlenir. Meslekte denklik Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'in görüşü olup, bu konuda Ebü Hanife'den iki görüş nakledilmiştir. Açık olan görüşüne göre meslekte denklik aranmamalıdır. (el-Kasanî,a.g.e., II, 320; Bilmen, a.g.e., II, 67)

Evlilikte denkliğin sınırlarının geniş tutulması, Hanefî mezhebinde akıllı ve ergin kadının velisinden izin almaksızın evlenme hürriyetinin bulunması ile yakından ilgilidir. Kadın veliden izin almaksızın evlenince, her ne kadar şahitlerin yanında irade beyanında bulunmuşsa da aldatılma ya da korku veya kaçırılma yoluyla böyle bir evliliğe rıza göstermiş olması muhtemeldir. İşte veliden habersiz akdedilen böyle bir nikahta, koca kadından, yukarıda belirttiğimiz denklik maddelerinde daha üstün durumda ise kadın dengi ile evlenmiş olduğu için nikah kesinleşir ve velisinin kızını geri alma hakkı bulunmaz. Ancak kocada altı denklik maddesinden herhangi birisi eksik bulunursa kızın velisi bu eksikliği öne sürerek nikahı feshettirebilir.

Bu duruma göre denklik, temelde kadını korumak için öngörülen bir denge yoludur.

Kadının hamileliği ortaya çıkmışsa artık veli fesih hakkını kullanamaz.

Diğer yandan kadın emsal mehirden az bir mehirle evlenmişse veli, bu nedenle de evliliği feshettirebilir. Ebu Hanîfe'ye göre mehir eksikse kocadan, önce bunu tamamlaması istenir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise eksik mehirden ötürü velinin evliliği feshettirme hakkı bulunmaz. Çünkü mehrin on dirhemden fazlası kadının hakkı olduğundan, bunun üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. (bk. eş-Serahsi, el-Mebsut, V, 22, 30; el-Kasani, a.g.e., II, 317, 321; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 417, 422; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, İstanbul, 1983, s: 259 vd.)

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist