Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

2 tane "enbiya" etiketli yazı bulundu "enbiya" tagli diger ogeler resimler , videolar

Hz. Meryem kimdir ?

İSLAMDAN ÖNCEKİ SEMAVİ DİNLERDE KADININ YERİ

Hz. MERYEM

Hz. Meryem'in Mescid-i Aksa hizmetçiliği:

Hz. İsa'nın annesi ve Dâvud (a.s)'ın soyundan bir bilgin olan İmran'ın kızıdır. Hz. Meryem Yüce Allah tarafından insanlara örnek gösterilmiş ve onun üstünlüğüne işaret edilmiştir.

"Allah iman edenlere iffetini koruyan, İmran'ın kızı Meryem'i de örnek gösterir." (et-Tahrîm, 66/12)

"Irzını iffetle korumuş olanı an. Biz ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu bütün âlem için bir ibret kıldık." (el-Enbiyâ, 21/91.)

"O, seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti." (Âl-i İmrân, 3/42.)

İmran'ın eşi Hanna, kısır bir kadın olup hiç çocuğu olmamıştı. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmağa çalışan bir kuş görmüş ve bu durum onda çocuk sahibi olma arzusunu alevlendirmişti. (İbnü'l-Esir, el-Kâmil, Beyrut 1979, I, 298.) Allahü Teâlâ'ya, çocuk ihsan etmesi için dua etti ve çocuğu olursa, bunu Beytü'l-Makdis'e (Mescid-i Aksa) hizmetçi olarak adadığını bildirdi. (Âl-i İmrân, 3/5.) Ancak o, bu adağı yaparken çocuğun erkek olarak doğacağını düşünmüştü. Meryem dünyaya gelince, kız çocuğunun mescid hizmetinde zorluklarla karşılaşabileceğini düşündü, bununla birlikte adağına uyarak küçük Meryem'i Beytü'l-Makdis'e götürerek görevlilere teslim etti. Çocuğun gözetilmesi görevini devrin peygamberi ve aynı zamanda Hz. Meryem'in teyzesinin kocası olan Zekeriyya (a.s) üstlendi. (bk. Âl-i İmrân, 3/36, 37; İbnü'l-Esîr, a.g.e., I, 299.)

Zekeriyya (a.s), Meryem için mescidde özel bir yer (mihrab) tahsis etmişti. O, burada sürekli olarak ibadet ve dua ile meşgul oluyordu. Zekeriyya bir ihtiyaç nedeniyle Meryem'in yanına her girişinde değişik yiyeceklerle karşılaşıyordu. Üstelik bunlar o mevsimin ve o beldenin yiyeceklerine benzemiyordu. Yüce Allah'ın ve meleklerin ikramına mazhar olan Meryem'in bu hali Kur'an-ı Kerîm'de şöyle bildirilir:

"Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya'yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem! bu sana nereden geliyor?" der, o da: "Rabbim tarafındandır. Allah dilediğine sayısız rızık verir" derdi. (Âl-i İmrân, 3/37.)

Hz. İsa'nın babasız olarak dünyaya gelişi:

Yüce Allah Meryem'in babasız olarak bir çocuk dünyaya getirmesini takdir etmişti. Bir gün melekler Allah'ın emri ile gelerek bir çocuk doğuracağını ve adının da Meryemoğlu İsa Mesih olacağını bildirdiler. Ayrıca bu çocuğun dünya ve âhirette şerefli ve Allah'ın rızasını kazanan bir kul olacağını, beşikte iken konuşacağını da haber verdiler. (Al-i İmrân, 3/45, 46)

Hz. Meryem bu durum karşısında, kendisinin hiçbir erkekle ilişkisi olmadığı halde, nasıl çocuk sahibi olacağını sormuş ve kendisine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasına hükmedince ona sadece "ol" der ve o da hemen oluverir." (Al-i İmrân, 3/47) Bir gün Cebrail (a.s) genç bir erkek suretinde gelmiş (bk. Meryem, 19/16.), korkuya kapılan Meryem; "Ben senden, Rahman olan Allah'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan bana dokunma, demişti. (Meryem, 19/18.) Cebrail (a.s); temiz ve yetenekli bir erkek çocuk bağışlamak için, Allah'ın emri ile geldiğini bildirince. (Meryem, 19/19.) Hz. Meryem yine; "Benim nasıl çocuğum olabilir. Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" (Meryem. 19/20.) diyerek Melekten açıklama istedi. Melek; Yüce Allah'ın emir ve takdirinin böyle olduğunu, Yüce Allah için bunun kolay bir hadise olduğunu bildirdi. (Meryem. 19/21)

Allahü Teâlâ Hz. Meryem'e ruhundan melek aracılığı ile üflemiş ve o gebe kalmıştı. Çoğunluk bilginlere göre, normal gebelik süresi geçince Hz. Meryem, İsa'yı (a.s) dünyaya getirmiştir. (İbn Kesir, Tefsîr, İst. 1985, V, 216.) Doğum sırasında ve sonrasında melek tarafından sükûnete kavuşturulan Meryem, çocuk kucağında toplumun içine dönünce sert eleştiri ve ithamlarla karşılaştı. Kendisine zina isnad edilmek isteniyordu. ( bk. Meryem, 19/24-28.) Böyle sıkıntılı ve kem gözlerin üzerine çevrildiği bir günde Hz. Meryem'den savunma yerine susması ve şöyle demesi bildirildi: "Ben susma orucu adadım, bu gün kimseyle konuşmayacağım." (Meryem, 19/26.) Ancak bir açıklama bekleyenlere kucağındaki çocuğu göstererek, onunla konuşmalarını işaret etmekle yetindi. Bir mucize olarak beşikteki İsa (a.s) şunları söylemişti: "Ben, şüphesiz Allah'ın kuluyum. O, bana kitap verecek ve beni peygamber yapacaktır. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece de namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Beni, anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden dirileceğim gün esenlik banadır." (Meryem, 19/30-33.)

Yüce Allah, Hz. İsa'nın durumunu, Âdem (a.s)'ın durumuna benzetmiştir: "Allah katında İsa'nın durumu da Âdem'in durumu gibidir. Allah Âdem'i topraktan yarattı, sonra ona "ol" dedi ve o oluverdi." (Âl-i imrân, 3/59.)

Hz. Meryem'in fazileti:

Allahü Teâlâ'mn üstün meziyetler verdiği ve meleklerine hizmet ettirdiği Hz. Meryem'in bir peygamber mi, yoksa Cenab-ı Hakkın veli bir kulu mu olduğu konusu bilginler arasında tartışılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Erkeklerden kemâle erenler çoktur. Kadınlardan ise Meryem binti İmran ile Firavun'un karısı Âsiye'den başka kemâle eren yoktur. Kadınlar üzerine Âişe'nin üstünlüğü, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir." (bk. Buhârî, Enbiyâ, 32, 46, Fazâilu Ashâbî'n-Nebî, 30. At'ime, 25; Müslim, Fazâilu's-Sahâbe, 70; Tirmizî, At'ime, 31; İbn Mâce, At'ime, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 394, 409.)

Bazı bilginler bu hadisi delil alarak Âsiye ile Meryem'in peygamber olduklarını söylemişlerdir. Çünkü insan nev'inin en kemâllileri önce peygamberler, sonra veliler, sıddîkler ve şehidlerdir. Ancak bu görüşe çoğunluk müctehitler karşı çıkmış, hadisteki "kemâl sahibi" ifadesinin; Âsiye ile Hz. Meryem'in kadınlar arasında bütün faziletlerin en üstün derecesine vardıkları anlamına geldiğini söylemişlerdir.

Kirmanî; "Kadınlardan peygamber gelmediği konusunda görüşbirliği (icma) naklolunmuştur" demiş, ancak İmam Eş'arî'nin (Ö. 260/873) kadınlardan altı peygamber geldiğini söylediği nakledilmiştir. Bunlar: Hz. Havva, Sâre, Hz. Musa'nın annesi, Asiye, Hacer ve Meryem'dir. (Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul 1979, X, 286.) el-Kurtubî (Ö. 671/1273) şöyle demiştir: "Sağlam görüşe göre Hz. Meryem peygamberdir. Çünkü Allahü Teâlâ ona melek aracılığı ile vahiy göndermiştir. Âsiye'ye gelince, onun peygamberliğine delâlet eden bir nakil yoktur." (el-Kurtubî, a.g.e. IV, 53, 54; Davudoğlu, a.g.e. X 286.)

Sonuç olarak kadınlardan peygamber gelip gelmediği konusunda görüş ayrılığı bulunmakla birlikte, çoğunluk bilginler gelmediği kanaatindedir. Bu duruma göre Hz. Meryem'in Yüce Allah'ın "veli" bir kulu olduğunda şüphe yoktur. Kur'an ve Sünnetin bu derece önem verdiği ve gerçek yönlerini ortaya koyduğu Hz. Meryem ve Hz. İsa'nın Hıristiyanlarca yanlış algılanması ve özellikle Hz. İsa'nın "Allah'ın oğlu" olarak nitelendirilmesi kiliselerin çözmesi gereken önemli bir problemdir. Nitekim Hıristiyanların önemli bir bölümü "tevhid" inancına ulaşmakla birlikte, diğer bölümü günümüzde de "teslis (üçleme)" inancını korumaktadır. Bu üç ilâh; baba (Allah), oğul (Hz. İsa) ve Rûhu'l-Kudüs'ten ibarettir. Hz. İsa'nın tebliğ ettiği din tevhide yani Allah'ın birliği esasına dayandığı halde, Hıristiyanların sonraki yorumları böyle bir kargaşaya yol açmıştır. Kur'an-ı Kerimde de belirtildiği gibi "Allah'ın kelimesi" ve "Allah'ın ruhu" ifadeleri onların yanılma noktasını teşkil etmiştir. Âyette şöyle buyurulur: "Ey ehli kitap! Dininiz hususunda aşırı gitmeyin. Allah'a karşı yalnız hakkı söyleyin. Meryemoğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın peygamberidir. Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "Allah üçtür" demeyin. Bundan vazgeçin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Allah ancak bir tek ilâhtır. O çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter." (bk. en-Nisâ, 4/171.)

Burada, bir kaç yıl önce yolumuz düşen Efes'te Meryem Ana'ya izafe edilen yeri ziyaretimizle ilgili bir hatıramızı nakletmek isteriz. Yüce Allah'ın bu derece faziletinden söz ettiği Hz. Meryem'in ve bir peygamber olan Hz. İsa'nın elbette İslâm ümmetinin gönlünde ve kalbinde önemli bir yeri vardır. Mü'min olmanın şartları arasında Hz. İsa'ya peygamber olarak inanmak da vardır. Ziyaret sırasında Hıristiyanlığı tanıtıcı bir broşür vermek için yanımıza gelen yaşlı ve tesettürlü bir rahibe hanıma Hz. Meryem ve Hz. İsa ile ilgili İslâm'ın getirdiği mesajı anlatmaya çalıştık. Bu arada Hz. Meryem'in bir peygamber olduğunu söyleyenler bile olmuş, ama en azından onun bir "evliya (azize)" olduğunda İslâm bilginleri arasında görüş birliği oluşmuştur" sözlerimiz üzerine gözyaşlarını tutamayan rahibe, bu konuda birkaç kelime daha duyabilmek için, aracımızın yanına kadar gelmiş ve bizi yolcu etmişti. Demek ki, Hıristiyanlık ve Yahudilik âleminde İslâmi tanıma noktasında önemli bir bilgilenme eksikliği vardır. Tarafsız bir yaklaşımla, İslâm'ı ve Kur'an'ı inceledikleri zaman tevhid inancına kavuşacaklarında şüphe yoktur.

Hz. İsa kendisinin bir peygamber olduğunu söylemiş ve insanları hak dine çağırmıştır. Kur'an'da onun insanlara şöyle seslendiği bildirilir: "Size bir delil getirdim, Allah'tan korkun bana itaat edin. Şüphe yok ki, Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin, bu doğru yoldur." (Âl-i İmrân, 3/50. Teslis inancını reddeden âyetler için bk. el-Mâide, 5/17, 72, 73.)

Hz. Süleyman ve Belkıs

İSLAMDAN ÖNCEKİ SEMAVİ DİNLERDE KADININ YERİ

HZ. SÜLEYMAN ve BELKIS

Hz. Süleyman saltanatlı ve azametli bir peygamberdir. Onun hükümdarlığı bugünkü Filistin, Ürdün'ün tamamını ve Suriye'nin bir bölümünü içine almakta idi. Süleyman (a.s)'ın en önemli özelliklerinden birisi, Cenab-ı Hakkın verdiği bir takım mucizelerden toplum hizmetinde ve yönetiminde yararlanmasıdır. Kuşların dilini bilmesi, (en-Neml, 27/16.) insan, cin ve kuşlardan ordu toplaması, (en-Neml, 27/17.) rüzgârın gücünden yol katetmede yararlanması, (Sebe', 34/12; el-Enbiyâ, 21/81) bu mucizeler arasında sayılabilir.

Hz. Süleyman'ın adının geçtiği her yerde Sebe' Melikesi'nin adı da hatırlanmaktadır. Bilindiği gibi Yemen'deki Sebe' devleti, Melike Belkıs tarafından yönetilmekte idi. Belkıs'ın Müslüman oluşu, Hz. Süleyman'ın Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlayan mektubu ile gerçekleşmiştir. Onun asıl adının Belkıs binti Şerahil veya Belkıs binti Hedhad b. Sürahbil olduğu ve yirmi yıl meliklik yaptığı nakledilmiştir.

Hz. Süleyman'ın Belkıs'la karşılaşması şöyle olmuştur: Süleyman (a.s) Filistin'de Beyt-i Makdis'i inşa ettikten sonra, hac için Harem-i Şerife gider. Hicazdan Yemen tarafına yönelir. San'a'ya kadar gidip, orada konaklar, fakat su bulamaz. Bu arada kılavuzluk yapan ve suyun yerini haber verecek olan Hüdhüd kuşu kaybolmuş ve kılavuzluk işi aksamıştı. Ancak Hüdhüd Sebe' Melikesi Belkıs'ın beldesine ulaşmış ve Süleyman'a ondan haber getirmişti. Kur'an'da bu haber şöyle belirtilir: "Hüdhüd dedi: Onlara hükümdarlık eden, kendisine herşey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım. Onun ve kavminin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar." (en-Neml, 27/23, 24.)

Süleyman (a.s) haberin doğruluğunu anlamak için bir mektup yazıp Hüdhüd kuşu ile Belkıs'a gönderdi ve tepkilerinin ne olacağını bir kenardan izlemesini bildirdi. Melik'e mektubu alınca danışma kurulunu topladı ve Süleyman'dan Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adı ile başlayan önemli bir mektup aldığını ve Süleyman'ın kendisine itaat edilmesini istediğini bildirdi. (en-Neml, 27/27-31.)

Sebe' Melikesi ile danışma kurulu arasında geçen konuşmalar Kur'an-ı Kerîm'de şöyle bildirilir: "Sonra Melike dedi: Ey Devlet büyükleri! Bana ne yapmam gerektiği konusunda yol gösterin. (Bilirsiniz ki), siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam. Onlar şu cevabı verdiler: Biz güçlü savaşçı kimseleriz, Buyruk senindir, ne dersen onu yaparız." (en-Neml. 27/32, 33.) Belkıs'ın şiddete başvurmazdan önce problemi sulh yoluyla çözme isteği Kur'an'da şöyle belirtilir: "Melike dedi: Hükümdarlar bir ülkeye girince, orayı perişan ederler ve toplumun önderlerini küçük düşürürler. Herhalde onlar da böyle yapacaklardır. Bu yüzden onlara elçilerle bir hediye göndereyim de, bakalım elçiler nasıl bir sonuçla dönecekler?" (en-Neml, 27/34, 35)

Süleyman (a.s), Belkıs'ın elçilerini geri çevirdi ve teslim olmadıkları takdirde Sebe' ülkesini işgal edeceklerini bildirdi. Bu arada Süleyman (a.s) Belkıs'ın ünlü tahtının bir mucize eseri olarak kendi sarayına getirilmesini istedi, ifrit adlı bir cin, bir kimse oturduğu yerden kalkmadan tahtı getirebileceğini, yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse ise, göz açıp kapayıncaya kadar tahtın önlerinde hazır olabileceğini söyledi. Gerçekten o sırada San'a'da veya başka bir rivayete göre Şam yöresinde bulunan Süleyman ( a.s)'ın yanına Melike'nin tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirildi. (en-Neml, 27/35-40.) Tahtı getiren kişi Abdullah b. Mes'ud'a (Ö. 32/652) göre Hızır (a.s) (Alûsî, Rûhu'l-Meânî, X, 203.) İbn Abbas'a (Ö. 68/687) göre ise Süleyman (a.s)'ın veziri Asaf b. Berhıyâ idi. Asaf, dosdoğru (sıddîk) bir kul olup, kendisi ile Yüce Allah'tan bir şey istenince verilen, dua edilince kabul olunan "Allah'ın en büyük ismi (ism-i azam)"ni biliyordu. Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olarak veziri böyle bir keramet göstermişti. (el-Kurtubî, a.g.e, XIII, 136; es-Sûyûti, ed-Dürrû'l-Mensûr, VI, 360; Elmalılı, a.g.e, VI, 142,143.)

Hz. Âişe'den (Ö. 57/676) nakledilen şu hadisde bunu destekler: "Asaf b. Berhıyâ'nın kendisi ile dua ettiği, Allah'ın en büyük ismi (ism-i a'zam), "yâ hayy yâ kayyûm (ey diri olan ve herşeyin kendisi ile ayakta durup varlığını sürdürdüğü Yüce Allah)" ifadeleridir. (bk. Tirmizî, Deavât, 64; İbn Mâce, Dua, 9; Dârimî, Fadâilü'l-Kur'ân, 14,15; A. b. Hanbel, VI, 461; el-Kurtubî, a.g.e. XIII. 136.) Fahreddîn Razı (Ö. 606/1210) tahtı getirenin bizzat Süleyman (a.s) olduğunu söylemiştir. "Yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse" ifadesi onun durumuna uygun düşüyorsa da, çoğunluk bilginler, bu kişinin bizzat Hz. Süleyman olmayıp, adamlarından birisinin olmasını âyetlerdeki ifade üslûbuna daha uygun düştüğünü söylemişlerdir. (Fahru'r-Râzî, Mefatihu'l-Gayb, XXIV, 197,198; el-Kurtubî. a.g.e., XIII, 136; Elmalılı, a.g.e., VI, 143.) Tahtın bir anda fizik olarak başka bir yere nakledilmesi günümüzde yapılan "ışınlama" yolu ile nakil çalışmalarına ışık tutacak niteliktedir.

Belkıs daha sonra adamlarıyla Filistin'e gelmiş, Hz. Süleyman'ın kurduğu göz kamaştıran medeniyet ve sarayında ilahi dinin güç ve ihtişamına hayran kalmıştır. Çünkü billur bir saray ve girişinden meydanlığa kadar büyük bir havuz yapılıp içine su salınmış, yine içine balık vb. deniz hayvanları konulmuş ve üzeri şeffaf bir kristalle kaplanmıştı. Gerçeğine o kadar benzemişti ki, suya girdiğini sanan Melike, ıslanmasın diye eteklerini toplamıştı. Belkıs'ın bu harika manzara ve olağanüstülükler karşısındaki dua ve teslimiyeti âyette şöyle bildirilir.

"Rabbim, ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (en- Neml, 27/44; bk.el-Kurtubî, a.g.e., XIII, 138, 139.)

Müfessirlerin çoğunluğuna göre Süleyman (a.s) Belkıs'le evlenmiş ve onu mülkünde bırakmıştı. (Elmalılı a.g.e., VI, 146) Hz. Süleyman'la Sebe' melikesi arasında geçen bu kıssa, Tevrat ve İncil'de de çeşitli şekillerde anlatılmıştır. (bk. Tevrat, II. Tarihler, IX, 1-12; İncil, Matta, XII, 42, Luka, XI, 31.) Ancak Kur'an-ı Kerim'de Sebe' Melikesi'nin adı zikredilmediği için, Hz. Süleyman'la çağdaş olan Sebe' kraliçesinin, Mîlattan sonra 250'li yıllarda yaşayan ve adı Belkıs olan bir Himyeri kraliçesinin adı ile karıştırılmış olması muhtemeldir. (bk. Osman Cilacı, «Hz. Süleyman» mad. Şamil İslam Ansik. İst. 1992.)

Diğer yandan biri Hz. Süleyman devrinde, diğeri M. S. 250 yıllarında olmak üzere aynı isimde iki Melike'nin yaşamış olması da imkân dahilindedir.

Sonuç olarak, yüce Allah Dâvud (a.s)'ın oğlu Süleyman (a.s)'a büyük bir saltanat vermiş ve Ortadoğuda kendi yüzyılına göre çok ileri olan kültür ve uygarlık eserleri meydana getirmiştir. Aynı dönemde Yemen yöresinde bir kadının yönetiminde Sebe' toplumu vardır. Melike Belkıs'ın yönettiği bu toplumun güneşe taptığını öğrenen Süleyman (a.s) bu yöreye tevhid akidesini ulaştırmak ister. Ancak medeniyetinin üstünlüğünü ona göstererek iman ve hidayetine vesile olur. Burada iman ehlinin, küfür ehlinden daha üstün ilim ve teknolojilere sahip olması gerektiğine bir işaret vardır. Süleyman ( a.s)'ın askeri güç yanında bu kültür ve san'at üstünlüğünü öne sürmesi, irade üzerinde baskı ve zorlama olmaksızın ikna metodunu kullandığını gösterir. Özellikle billurdan köşkün inşası, kristal kaplama havuzların yapılması ve kendi tahtının da hazır bulunduğu bir salonda Belkıs'ın kabul edilmesi semavi bir dinin kadına verdiği önemi gösterir. Ancak hak dinin bâtıl karşısındaki bu üstünlüğü açıkça görülünce Belkıs Allah'a iman etmiş ve Süleyman (a.s)'a tabi olmuştur.

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist