Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

4 tane "evlenme engeli" etiketli yazı bulundu "evlenme engeli" tagli diger ogeler resimler , videolar

Bâtıl Evlilik Nedir

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Bâtıl Evlilik Nedir

A) Bâtıl Evliliğin Tanımı Ve Kapsamı:

Rükünlerinde veya meydana gelme şartlarında bir eksiklik bulunan evliliğe "bâtıl evlilik" denir. Temyiz gücüne sahip olmayan çocuğun veya akıl hastası bulunan kimsenin bizzat evlenmesi, gelecek zaman siygası ile evlilik akdi yapmak, tercih edilen görüşe göre kız kardeş, hala, veya teyze gibi mahrem hısımlarla evlenmek, başkası ile evli olan bir kadınla bu evliliği bilerek evlenmek, müslüman bir kadının gayri müslim bir erkekle evlenmesi, müslüman erkeğin Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenmesi ve mut'a nikahı ile evlilik bâtıl nikah niteliğindedir.

B) Bâtıl Evliliğin Sonuçları:

Bâtıl sayılan evlilik birleşme olsun veya olmasın evliliğe ait bir sonuç doğurmaz, burada cinsel birleşme helal olmaz; kadına mehir, nafaka gerekmez, eşler arasında miras cereyan etmez, sıhrî hısımlık doğmaz, tarafların cinsel birleşmeden kaçınmaları gerekir; eşler kendiliğinden ayrılmazlarsa, hakim zorla ayırır. Kadına iddet gerekmez. Ancak kadının bir hayız süresince beklemesi uygun olur. Buna "istibrâ" denir.

Ebu Hanîfe doğacak çocuğun babasız kalmaması için evlenme yasağı bulunan bir kadınla evlenmeyi, cinsel birleşme olmuşsa, bâtıl değil, fasit olarak nitelendirmektedir. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ise evlenme yasağı bulunan kadınlarla evlenmeyi de bâtıl saymıştır.

Osmanlı Devleti uygulamasında bu görüş tercih edilmekle birlikte 1917 tarihli HAK Ebu Hanîfe'nin görüşünü esas alarak bu çeşit evlilikleri fasit saymıştır.

H.A. Kararnamesi fasit-bâtıl nikah ayırımı konusunda Ebü Hanife'nin görüşünü tercih etmişse de, bu ayırımı yaparken Hanefi mezhebinin kriterlerine uymamıştır. Nitekim müslüman bir kadının gayri müslim erkekle olan evliliği dışındaki, meydana gelme veya sıhhat şartlarında eksiklik bulunan bütün nikahları fasit olarak niteleyen kararname, fasit ile bâtıl terimlerini birbirine karıştırmıştır. (bk. H.A.K. mad, 52-58; Akgündüz, Osmanlı Hukuk Külliyatı, D.Ü.H.F. Yayını Diyarbakır, 1986, s: 324, 325; Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Konya, 1988, s.303, 304; Cin - Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, Konya, 1989, s: 80-81.)

Biz bâtıl nikah çeşitleri arasında yer alan ve günümüz Ca'ferî mezhebi mensupları arasında meşru sayılan "mut'a nikahı" üzerinde duracağız. Mut'a nikahı nedir? Şartları nelerdir? Dayandığı deliller nelerdir? Neshedilmiş midir? Aşağıda bu soruların cevabını bulmaya çalışacağız.

C) Mut'a Nikahı:

1) Mut'a evliliği ve geçici (muvakkat) evlilik:

Bir kimse, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadına; "Şu kadar para karşılığında şu kadar süre senin cinsel yönlerinden yararlanayım" veya "şu kadar para karşılığında beni cinsel yönlerinden yararlandır" diyerek teklifte bulunsa, kadın da kabul etse "mut'a nikahı" söz konusu olur.

Bazı fıkıh kaynaklarında süresi belirlenen "muvakkat nikah" mut'a nikahlının bir çeşidi olarak nitelendirilmiş ise de bu iki çeşit nikah arasında bazı ayrılıklar vardır. Ezcümle; geçici nikah şahitlerin önünde, belli bir süre zikredilerek evlilik ifade eden sözcükler kullanılmak suretiyle yapılır. Mut'a nikahı ise mut'a sözcüğü veya bu anlamda "kadının cinsel yönlerinden yararlanma" gibi ifadeler kullanılarak akdedilir. Bunda sürenin zikredilmesi gerekmediği gibi, şahit bulunması da şart değildir.

Dört mezhep imamına ve sahabe çoğunluğuna göre mut'a nikahı ve bunun benzerleri haramdır ve bâtıldır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi yalnız İmam Züfer (ö. 158/775) geçici evlilikte süre şartını geçersiz sayar ve böyle bir nikah akdini süresiz olarak meydana gelmiş kabul eder. Çünkü nikah fasit olan şartlarla bâtıl olmaz. Çoğunluk müctehitler ise geçici evliliği de mut'a evliliğine kıyas ederek bu konuda "akitlerde itibar lafza değil manayadır" prensibini esas almışlardır. (bk. el-Kasani, a.g.e., II, 272, 273; el-Meydani, el-Lübab, İstanbul, t.y., tıpkı basım, neşr. Dersaadet, III, 20, 21; Bilmen, a.g.e., II, 25)

İmamiyye Şiası ise müslüman veya ehl-i kitap kadınla yapılacak mut'a veya geçici evliliği caiz görmüştür. Ancak bu evlilik zina eden kadınla yapılırsa mekruh olur.

2) İmamiyye ekolüne göre mut'a evliliğinin esasları:

a) Süre ile birlikte mehrin zikredilmesi gerekir. Aksi durumda akit bâtıl olur. Süre zikredilmeyip, mehir miktarı belirtilse sürekli nikah akdi meydana gelir.

b) Akitten önce konuşulacak şartlar geçersizdir. Akit sırasında belirlenen ve nasslarla çelişmeyen şartlar bağlayıcı olur.

c) Gece veya gündüz cinsel birleşmeyi yahut kadından izinsiz doğum kontrolünü şart koşmak; erkek korunsa da doğacak çocuğun nesebini bu erkeğe bağlamak; bununla birlikte erkek, çocuğun nesebini reddederse mulâane yoluna gidilmeyeceğini şart koşmak mümkün ve caizdir.

d) Mut'a da talak (boşama) söz konusu olmaz. Konuşulan süre sona erince nikah kendiliğinden ortadan kalkar. Bu konuda Şia'nın görüş birliği vardır. Açık görüşe göre mut'a da mulaane yoluna da gidilemez (bk. "Mulâane (lian)" konusu).

e) Mut'a evliliği yapanlar arasında miras cereyan etmez. Ancak doğacak çocuk her ikisine mirasçı olur ve her ikisi de çocuğa mirasçı olur.

f) Mut'a nikahının süresi sona erince, meşhur görüşe göre kadın iki hayız süresince iddet bekler. Aybaşı hali olmayan kadın için bu süre 45 gündür.

g) Sürenin bitiminden önce akdi yenilemek geçerli olmaz. Eğer erkek süreyi uzatmak isterse, önce süreden geri kalan bölümü bağışlar ve yeni baştan akit yaparlar. (el-Muhtasar'un-Nafi' fî Fıkhi'l-İmamiyye, Nşr. Daru'l-Kitabi'l-Arabî, Mısır, t.y., S: 205-207; er-Ravdatü'1-Behiyye Şerhu'l-lem'ati'd-Dimaşkıyye, Daru'l-Kitabi'l-Arabî, Mısır, t.y.. s:2. 103 vd.: ez-Zühaylî. a.g.e.. VII. 64. 65.)

İmamiyye ekolü mut'a evliliğinin meşru olduğunu öne sürerken bazı ayet, hadis ve sahabe uygulamalarına dayanmışlardır. Biz aşağıda önce mut'a ile ilgili delilleri vereceğiz ve daha sonra bunların eleştirisini yapacağız. Böylece mut'anın lehinde ve aleyhinde olan delilleri bir arada değerlendirmek mümkün olacaktır.

3) İmamiyye'nin mut'a konusunda dayandığı deliller:

a) Kur'an'da şöyle buyurulur: "(Kadınlardan) hangisinden yararlandı iseniz, kararlaştırılmış olan ücretlerini verin." (en-Nisa, 4/24) Bu ayette kadınla evlenmek "zivac" değil, onun cinsel yönlerinden yararlanmak anlamına gelen "istimta" sözcüğü ile ifade edilmiştir. "Ücret'de mehir anlamında değildir. İstimtâ ve temettü' aynı anlamdadır. Yararlanma karşılığında bedel ödemek kira akdinde söz konusu olur. Bu yüzden mut'a da kadının cinsel yönlerinden yararlanma üzerine yapılmış bir çeşit "kira sözleşmesi" dir. 

b) Bazı gazvelerde mut'a uygulamasına Allah'ın Rasülü tarafından ruhsat verilmiştir. Evtas, Umretü'l-Kaza, Hayber, Mekke Fethi ve Tebük bunlar arasındadır. (bk. eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 136,137.)

Abdullah İbn Mes'ud (ö. 32/653) r.a. şöyle demiştir: "Biz Rasulullah (s.a.s) île birlikte gazalara katılıyorduk. Yanımızda kadınlarımız yoktu. Dedik ki: "Kendimizi iğdiş (cinsel gücü giderme) yapabilir miyiz?" Allah elçisi bizi bundan nehyetti. Sonra bize bir elbise vb. karşılığında belli bir süre için kadınlarla nikahlanmamıza ruhsat verdi. Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) sonra şu ayeti okudu: "Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz ve güzel şeyleri kendinize haram kılmayın." (el-Maide, 5/87; hadis için bk. Tefsîru Sure, 5/6, Nikah, 8; Tirmizî, Nikah, 2; Nesaî, Nikah, 4; İbn Mace, Nikah, 2; Darimî, Nikah, 1,3; Ahrned b. Hanbel, l, 175,176,183, II, 173.)

c) Cabir (r.a.)'ten şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Rasulullah ve Ebü Bekir devrinde bir miktar hurma veya un karşılığında mut'a nikahı yapıyorduk. Ömer (r.a.) bunu Amr b. Hureys olayında yasaklayıncaya kadar devam etti." (Müslim, Nikah, 16; Ebü Davud, Nikah, 29; Zeylaî, Nusbu'r-Raye, III, 181.)

d) İbn Abbas ve seleften bir topluluk mut'a'nın caiz olduğunu söylüyordu. Ashab-ı Kiramdan Esma binti Ebî Bekr, Cabir, İbn Mes'ud, Muaviye, Amr b. Hureys, Ebü Said (r. anhüm) de bu görüşte idiler. Tabiîlerden Tavus, Ata, Said b. Cübeyr ve İbn Cüreyc gibi diğer Mekke fakihleri de mut'a'yı caiz görenlerdendir.

e) İmam el-Mehdîde mut'a'yı caiz görmüş ve bunu Muhammed el-Bakır, Cafer es-Sadık ve İmamiyye'den nakletmiştir. (eş-Şevkani, a.g.e., VI, 135 vd.)

f) Zeydîler, çoğunluğun görüşüne uyarak mut'a nikahını meşru görmemişlerdir. Onlar ehl-i sünnet gibi İbn Abbas'ın önceki görüşünden döndüğünü söylemiştir. (İbnü'l-Murteza, el-Bahru'z-Zıhar, 1. baskı, III, 22)

4) Dört mezhebin mut'a aleyhinde dayandığı deliller:

a) "... Onların hangisinden yararlandıysanız" (en-Nisa, 4/24) ayetindeki "istimtâ"dan maksat "nikah akdi"dir. Ayetin baş tarafı ile önceki ve sonraki ayetler bir bütün olarak değerlendirilince bu anlam çıkar. "Ücret" ifadesine gelince, nikah konusunda mehir "ecr ve ücret" olarak ifade edilir. Şu ayetlerde bunu görmek mümkündür:"... Onları sahiplerinin izniyle kendinize nikahlayın. Ücretlerini de güzellikle onlara verin" (en-Nisa, 4/25). "Ey Peygamber! Biz, ücretlerini verdiğin kadınları sana helal kıldık" (el-Ahzab, 33/50). Bu ayetlerde "ücretten "mehir" anlamı kastedildiği açıktır.

İstimtâ ayetinde ücretin yararlanmadan sonra, peşin mehrin ise yararlanmadan önce verilmesi sözcükteki bir takdim ve te'hîr üslubundan ibarettir. "Kadınları boşadığınız zaman, onları... boşayın" (et-Talak, 65/1). "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi... yıkayın" (el-Maide, 5/6), ayetlerinde bu üslubu görmek mümkündür.

b) Bazı gazvelerde Allah Rasülünün mut'a nikahına izin vermesi zaruret nedeniyle olmuştur. Sonra Rasulullah (s.a.s) bunu kıyamete kadar ebedî olarak yasaklamıştır. Bu yasağı bildiren çeşitli hadisler nakledilmiştir. Bazıları şunlardır:

"Ey insanlar! Ben size kadınlarla mut'a nikahı yapmanız konusunda izin vermiştim. Şüphesiz Allah bunu kıyamete kadar haram kılmıştır. Kimin yanında mut'a nikahlı kadın varsa, onu serbest bıraksın. Onlara verdiğiniz hiç bir şeyi almayın." (Müslim, Nikah, 22; İbn Mace, Nikah. 44; Darimî, Nikah, 16; İbn Hanbel, III, 406.)

Seleme b. el-Ekva' (r.a.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah (s.a.s) bize Evtas yılında üç gün süreyle mut'a nikahına ruhsat verdi, sonra bunu yasakladı." (Müslim, Nikah, 18; A.b. Hanbel, l, 142, IV 55.)

Sebre b. Ma'bed (r.a.)'den nakledilmiştir: "Allah Rasulü, Veda Haccı'nda mut'a nikahını yasaklamıştır." (Buhari, Megazî, 38; A.b. Hanbel, l, 79, III, 404, 405)

İmam Malik Zuhrî'den, onun da senediyle Hz. Ali'den naklettiğine göre şöyle demiştir: "Rasulullah (s.a.s) Hayber gazvesinde, mut'a nikahını ve evcil eşek etini yasaklamıştır." (Müslim, Nikah, 25-30, 32, Sayd, 23; eş-Şevkanî, a.g.e., VI, 20; Zeylaî, a.g.e., III, 177)

Diğer yandan Abdullah b. Abbas'ın yalnız zaruret halinde mut'ayı caiz gördüğü rivayet edilir. Ancak onun daha sonra bu görüşünden döndüğü de nakledilir. Saîd b. Cübeyr, İbn Abbas'tan şunu nakleder: "Sübhanallah! Ben neye fetva vermişim. Mut'a nikahı, murdar ölmüş hayvan eti gibi yalnız darda kalan için helal olur. Şiîlere gelince, onlar bunu genişlettiler, hükmü zaruret olana olmayana, mukîm veya yolcu herkese teşmil ettiler." (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 67, 68)

Tirmizî, İbn Abbas (r.a.)'ın görüşünden rücuunu şöyle nakleder: İbn Abbas şöyle demiştir: "Mut'a ancak İslam'ın ilk dönemlerinde vardı. Bir erkek bilmediği bir beldeye gider, orada bir kadınla ikamet edeceği süreye göre evlenir, kadın onun eşyasını korur, onun durumuyla ilgilenirdi. Sonra şu ayet indi: "O mü'minler ırzlarını koruyanlardır. Ancak karıları ve sağ ellerinin sahip olduğu cariyeleri bundan müstesnadır" (el- Müminun, 23/5, 6). İbn Abbas şöyle demiştir: "Bu ikisi dışında kalan her cinsel temas haramdır." (Tirmizi, Nikah, 28; eş-Şevkani, a.g.e., VI, 135)

Ümmet, ihtiyaç duyulmasına rağmen mut'a'yı menetmiştir. el-Hattabî'ye göre Şiîler bu konuda Hz. Ali'ye de muhalefet etmişlerdir. Çünkü Hz. Ali mut'a ruhsatının neshedildiğini söylemiştir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 273; es-Sabünî, Tefsîru Ayati'l-Ahkam, 2. baskı. Dımaşk 1977, l, 457; ez-Zuhayli, a.g.e., VII, 68)

Şafiî, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre geçici nikah ile mut'a nikahı aynı nitelikte olup her ikisi de bâtıldır. Ancak kimi kaynaklarda bâtıl yerine fasit terimi kullanılarak nikah şüphesi yüzünden tarafların doğrudan zina töhmetine karşı korundukları görülür.

Nitekim Malikî fakihlerinden İbn Rüşd (ö. 520/1126)'e göre mut'a nikahı şahitlerin önünde, mehir belirlenerek ve veli aracılığı ile, belli bir süre için yapılır. Akit süreli olduğu için fasit olur. Bu yüzden boşama gerekmeksizin feshedilir. Böyle bir evliliğe cür'et eden erkek ve kadına ise ta'zîr cezası (İslam devleti'nin belirleyeceği bir ceza türü) uygulanır. Bununla, doğacak çocuğun nesebi sabit olur ve kadına iddet gerekir. Ancak mut'a evliliği cinsel temastan önce feshedilmiş olursa mehir vermek gerekmez. Cinsel temastan sonra feshedilirse, tercih edilen görüşe göre, miktarı belirlenmiş olsun veya olmasın mehir gerekli olur.

İbn Rüşd daha sonra mut'a nikahının Hz. Peygamber tarafından haram kılınmış olduğunu bildiren haberlerin tevatür derecesine ulaştığını, ashab-ı kiramın çoğunluğunun ve ensar fakihlerinin tamamının da bu haramlığı benimsediğini belirtir. Son yasaklamanın ne zaman yapıldığı konusundaki görüş ayrılığını şöyle açıklar: Yasaklamanın Hayber gününde, Mekke Fethi veya Tebük Gazvesi yahut Veda Haccı veyahut Kaza Umresi yahut da Evtas vak'ası sırasında yapıldığına dair rivayetler vardır. (İbn Rüşd, Bidayetü'l-Müctehid, Mısır, t.y., II, 49-50; Bilmen, a.g.e., II, 26)

Diğer yandan Hz. Ömer (ö. 23/643)'in Devlet başkanlığı sırasında minbere çıkarak mut'a'nın haram olduğunu ilan etmek ihtiyacını duyduğu dikkate alınırsa, ashab-ı kiramın bu konuda o güne kadar görüş birliği içinde olmadığı anlışılır. (es-Sabuni, a.g.e., I, 273)

Sonuç olarak mü'min, kitap ve sünnette esasları belirlenen meşru evlilik yolunu tercih etmelidir. Mut'a'ya Allah'ın Rasülü bazı zaruret durumlarında ruhsat vermişse de, daha sonra bunun yasaklandığı anlaşılmaktadır. Ancak bu bir nesih midir? Yoksa şarap ve domuz eti gibi bir yasaklama mıdır? şarap ve domuz etine kıyas edilirse zinaya düşme tehlikesi karşısında bu yola başvurulabileceği anlamına gelir. Ancak Hz. Peygamberin evlenemeyen gençlerden, zinaya karşı nafile oruç tutarak korunmalarını istediği dikkate alınırsa, İslam'ın ömür boyu süren sıcak aile yuvası müessesesini korumayı hedeflediği sonucuna varılır.

İslam'da Geçici Evlenme Engelleri-2

3) İddete bağlı evlenme engeli:

Evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi halinde kadının yeniden evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süreye "iddet" denir. Bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi İslam hukukunda da evliliğin sona ermesi halinde doğacak çocuğun nesebini belirleme ve kadına yeniden evlenebilmek için bir düşünme süresi sağlama gibi nedenlerle iddet şartı ve prensibi getirilmiştir.

İslam'da iddet, evliliğin sona erme nedenine göre değişik sürelere bağlanmıştır.

Evliliğin kocanın ölümü île sona ermesi halinde kadının bekleyeceği iddet süresi dört ay on gündür. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri kendi kendilerine dört ay on gün beklerler." (el-Bakara, 2/234)

Evlilik hangi nedenle sona ererse ersin, kadın gebe ise iddetin süresi doğuma kadardır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Gebe kadınların iddetlerinin sonu, çocuklarını doğurmalarıdır.'' (et-Talak, 65/4) Ashab-ı Kiram'dan Sübey'atü'1-Eslemi (r. anha) gebe iken doğum yaptı, ancak dört ay on gün geçmemişti. Durumu Rasülullah (s.a.s)'e sordu: Rasul-i Ekrem doğumla iddetinin bittiğini ve dilerse yeniden evlenebileceğini kendisine bildirdi. (el-Cassas, a.g.e., Berut, t.y.,I,3)

Hz. Ali ve İbn Abbas'a göre, kocası ölen hamile kadın iki iddetten uzun olanı uygular.

Kadın evlilik dışı cinsel birleşme sonucu hamile kalmışsa, eğer kadın suç ortağı olan erkekle evlenecekse iddete tabi olmayıp hemen evlenebilir. Altı ay geçtikten sonra çocuk dünyaya gelirse nesebi bu erkekten sabit olur. Altı aydan önce doğum olduğunda, koca zinadan söz etmeyerek çocuğun kendisinden olduğunu söylerse, yine neseb bu ikrar nedeniyle sabit olur. Burada daha önceki bir nikah akdinin varlığı veya şüpheye dayalı bir cinsel birleşmenin vuku bulduğu düşünülür. Çünkü müslümanın prensip olarak iyi olduğu kabul edilir ve kötü olabilecek hali örtülür.

Zina eden kadın zina etmeyen bir erkekle evlenirse, Hasan el-Basrî gibi bir grup bilgine göre, nikah akdi münfesih olur. Ancak çoğunluk müctehitlere göre böyle bir evlilik caizdir. Bu konuda delil şu ayettir: "Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. Zina eden kadını da zina eden veya müşrik olan bir erkekten başkası nikahlamaz. Bu mü'minler üzerine haram kılınmıştır." (en-Nûr, 23/3.) İlk grup bilginler ayetin açık anlamını esas alarak haramlık anlamı verdiler. Çoğunluk fakihler ise ayetin bu işin çirkinliğini anlattığını, dolayısıyle "zem" anlamı taşıdığını söylediler. Dayandıkları delil şu hadistir: "Hz. Peygamber (s.a.s)'e bir adam geldi ve şöyle dedi: Benim karım kendisine dokunan yabancı erkek elini geri çevirmez, yani zina eder. Hz. Peygamber: "Onu kendinden uzaklaştır" buyurdu. Adam dedi: "Nefsimin onun ardına düşmesinden korkarım". Rasulullah (s.a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Öyleyse onun cinsel yönünden, yararlan." (Nesaî, Nikah, 12, Talak, 34.) Diğer yandan Hz. Aişe (r. anha)'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Haram, helali haram kılmaz." (İbn Mace, Nikah, 63.)

Hanefilere göre, zina etmemiş bir erkek, zina eden, fakat hamile olmayan bir kadınla evlense, nikah akdi sahih olur. Eğer kadın hamile ise, Ebu Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre, yine nikah geçerli olur, fakat cinsel birleşme doğuma kadar geciktirilir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 149: Döndüren, a.g.e.,s: 232.) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, suyunu, başkasının çocuğu üzerine akıtmasın." (Tirmizi, Nikah, 35; Ebu Davud, Nikah, 44; A. b. Hanbel, IV, 108, 109) İmam Züfer'e göre ise, zinadan hamile olan kadınla evlilik akdi geçerli değildir. Çünkü bu gebelik cinsel temasa engel olup, akde de engeldir. Nitekim hamilelik zina yoluyla olmasa da evlilik akdine engeldir.

Boşanan kadının iddeti üç defa hayız görüp temizlenmesidir. Ayette şöyle buyurulur: "Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç hayız ve temizlenme süresi beklerler." (el-Bakara, 2/228) Buna göre, kadın temizlik günlerinde boşanmışsa, üçüncü hayızın bitiminde iddet tamam olur. Hayızlı iken boşanmışsa; içinde boşandığı ilk hayız dışındaki üç hayız sonunda iddet bitmiş olur. Ancak hayızlı iken boşama bid'attır.

Hayız görmeyen küçüklerle, hayızdan ümit kesen yaşlıların iddeti üç aydır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Kadınlarınızdan artık hayızdan ümit kesmiş olanlarla, henüz hayız görmeyecek kadar küçük olan kadınların iddeti, şüphelenirseniz biliniz ki üç aydır." (et-Talak, 65/4.) Buna göre, ergin olmayan veya 55 yaşını geçen kadının iddet süresi üç aydır.

Diğer üç mezhebin aksine Malikîler henüz cinsel birleşmeye tahammül edemeyecek kadar küçük olan veya kocası cinsel organdan yoksun bulunan kadını bekleme mecburiyetine tabi tutmazlar.

4) Çok eşliliğe bağlı evlenme engeli:

İslam'dan önce Arabistan'da çok karılılığın sınırsız bir şekilde uygulandığı bilinen bir husustur. Ancak çok eşlilik daha çok kabile reisleri için söz konusu idi. Halktan erkeklerin çoğunluğu ise tek eşli idi. (bk. Bilmen, İstilahat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1967, II, 112 vd.)

Eski İran, Çin, Brehmenler hukukunda, Bâbil'de Hammurabi Kanunlarında birden fazla kadınla evlilik esası kabul edilmişti. Roma hukukunda istfraş, yani evli olmaksızın birlikte yaşama mevcuttu. (M.Es'ad, Tarih-i İlm-i Hukuk, s:74, 97, 139, 141, 149, 165, 173.) Tevrat'da Dâvud Peygamberin bir kaç kadınla evlendiğinden söz edilir. (Samuel, 2/12, 7/8) İncil'de birden çok kadınla evlenmeyi yasak eden bir hüküm yoktur. Bu nedenle XVI ncı yüzyıla kadar hristiyanlarda çok evlilik normal sayılırdı. Hatta Filozof Herbert Spenser'e göre XI nci yüzyılda İngiltere'de Kilise, kadının başka bir erkeğe belli bir süreyle ödünç (iâre) verilebileceği hakkında kanun çıkartmıştır. (bk. M. es-Sibâî, el-Mer'e Beyne'l-Fıkh ve'l-Kanûn, s:210 vd.)

İslam'da çok evliliğe bazı şartlarla izin verilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Eğer yetim kızlar hakkında (adaleti yerine getiremeyeceğinizden) korkarsanız sizin için helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikah edin. Şayet bu suretle de adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz o zaman bir tane ile yahut malik olduğunuz cariye île yetininiz." (en-Nisa, 4/3)

Buna göre, aralarında eşitliği sağlamak şartıyla erkeğin aynı zamanda dört kadınla evli bulunması İslam'a göre mümkündür. Artık bir beşincisi ile evlenemez. Ancak Hz. Peygamber bu yasağın dışındadır. (bk. el-Ahzab, 33/52; el-Cassas, a.g.e., III, 368, 369; İbn Kesir, el-Muhtasar, III, 107)

5) Sıhrî civar hısımlığından doğan evlenme engeli:

İki kız kardeşle veya eşinin teyzesi veya halası ile aynı zamanda evlenilemez. Aksi halde sonraki tarihli evlilik geçerli olmaz. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "iki kız kardeşi birlikte almanız da (size haram kılındı), ancak cahiliyye devrinde geçen geçmiştir." (en-Nisa', 4/23.) Bu yasak, hadis-i şeriflerle genişletilerek, karının halası ve teyzesi de yasak kapsamına alınmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Karı ile hala ve teyzesi bir nikah altında toplanamaz." (Buharî, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 33, 34, 36, 40.)

Birbirine çok yakın olan kadınlarla aynı anda evlenmenin yasaklanmasının sebebi, daha çok ahlakîdir. Gönüllerinde karşılıklı sevgi ve saygı bulunması gereken iki kız kardeşi veya yeğen ile teyze veya halayı aynı zamanda nikahlamak, onlar arasında bir kıskançlık ve rekabete yol açar ve sila-i rahim kesilir. Süt kız kardeş, süt hala ve süt teyzelerin durumu da böyledir.

Yahudilikte, iki kız kardeşle aynı zamanda evlenmek önceleri meşru iken sonradan neshedilmiştir. (bk. Ahd-i Atik,Tekvin, XXIX, Levililer, XVII, 18.)

6) Başkası ile evli olmaktan doğan engel:

İslam, kadın için tek evlilik prensibini benimsemiştir. Bu nedenle kadın için evli bulunmak aynı anda bir başka evlenmeye engel teşkil eder. Ayet-i Kerîme'de şöyle buyurulur: "Savaş esiri olarak sağ ellerinizin malik olduğu kadınlar müstesna olmak üzere, diğer bütün kocalı kadınlarla (evlenmeniz de size haram kılındı)" (en-Nisa, 4/24)

Evli kadın kocasından boşanır veya kocası ölürse, iddetini tamamladıktan sonra, başka bir erkekle evlenme yasağı ortadan kalkar. Bu bakımdan evlilik kadın açısından geçici evlenme engeli teşkil eder.

Bulaşıcı ve bir takım ağır hastalıklar İslam'da evlenme engeli sayılmamıştır. İmam Ebû Hanife ve İmam Şafiî'ye göre hastanın evlenmesi caizdir. Ancak erkekteki bazı hastalık ve kusurlar nedeniyle kadının mahkemeye başvurarak evliliği sona erdirmesi mümkündür.

Hac'da iken ihramlı olmaktan doğan evlenme engelini Hanefî mezhebi kabul etmemiştir. Ancak böyle bir durumda zifaf, ihramdan çıktıktan sonraya geciktirilir. Diğer üç mezhep imamına göre ise ihramlı iken evlenen kimsenin nikahı batıldır. Mülkiyet ilişkisinden doğan engelin ise bu gün uygulama alanı kalmamıştır. (İbn Rüşd, a.g.e., II, 36, 39; el-Kasani, a.g.e., 264, 272)

Not: Her ne kadar yukarda bulaşıcı bir takım hastalıklar islam açısından evlenme engeli sayılmamıştır denmiş olsa da, bu günkü koşullar ve aidis hastalığı düşünüldüğünde böyle bir hastalığın islam açısından evlenme engeli olması gerekir. Çünkü aidis hastası olan bir kadın ve erkeğin bu hastalığı eşine ve çocuğuna geçireceğinden bu aile yuvasının sıhhatinden, söz edilemez. Bunun neticesinde hastalığın çokça yayılarak toplumu ve aileleri tehtit edeceğide malumdur. Bu manada böyle bir hastayla islam açısından da evlenilmemesi gerekir diye düşünüyorum. Zaten şu anki koşullar itibariyle böyle bir hastayla hiç kimse evlenmek istemez. Eğer vakti zamanında bu tür bir hastalık olsaydı içtihad yapan din alimlerimiz bunu evlenme engeli olarak zikrederlerdi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. 

İslam'da Geçici Evlenme Engelleri-1

GEÇİCİ EVLENME ENGELLERİ

Sürekli veya mutlak evlenme engelleri hiç bir şekilde ortadan kalkmadığı halde, geçici evlenme engelleri belirli hallerde ortadan kalkabilir. Din ayrılığı, dört kadınla evli olma, üçlü boşama, iki hısımla birlikte evlenme bunlar arasındadır.

1) Din ayrılığı:

Müslüman kadın veya erkek, müşriklerle evlenemez. Müşrik kapsamına Allah'tan başka şeylere, yani aya, güneşe, tabiat güçlerine tapanlar girdiği gibi; ateistler, Bahailer ve Kadiyaniler de girer. Allah'ın şerîatından başka sistemlere inanıp İslamî bir devlet ve toplum düzeni kabul etmeyenler de aynı hükme bağlıdır.

Allah Teala şöyle buyurur: "(Ey iman edenler!) Allah'a eş tanıyan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İman eden bir cariye, müşrik bir kadından -bu sizin hoşunuza gitse de- elbet daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de, onlar iman edinceye kadar (mü'min kadınları) nikahlamayın. Mü'min bir köle, müşrik erkekten -o sizin hoşunuza gitse de- daha hayırlıdır". (el-Bakara, 2/221) Bu yasağa uymadan yapılacak bir evlilik batıl olur.

Müslüman bir erkeğin hristiyan veya yahudi bir kadınla evlenmesine ise cevaz verilmiştir. Çünkü ailenin reisi kocadır ve doğacak çocuklar babanın dininden sayılır. Diğer yandan ehl-i kitap kadınlarla evlenmek İslam'ın yayılmasına yardımcı olur.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: ".... Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerini verip nikah edince (size helaldir)" (el-Maide, 5/5)

Hz. Ömer, yukarıdaki ayetin açık müsadesine rağmen, Medayin valisi Huzeyfe (r.a.)'e evli bulunduğu yahudi kadını boşamasını yazmıştır. Bunun sebebi, ehl-i kitap kadınlarla evlenmenin kötüye kullanılması ve müslüman kadınlara rağbetin azalmasıdır. Bu, hükmü kaldırma değil, geçici bir uygulamadır.

Ashab-ı kiramdan yalnız İbn Ömer ehl-i kitap kadınla evlenmeyi caiz görmemiştir. Ona bunun sebebi sorulduğunda "Allah müşrik kadınları mü'min erkeklere haram kılmıştır. Ben bir kadının "Rabbim İsa'dır" demesinden daha büyük şirk bilmiyorum" demiştir. Ancak İbn Ömer'in bu sözü haramlığa değil, kerahete hamledilmiştir. (es-Sabunî,Tefsîru Ayati'l-Ahkam, 2. baskı, Dımaşk, 1977, II, 564.)

İslam toplumuna düşman olan harbî ve ehli kitap kadınla evlenmek ise mekruhtur. Bu konuda görüş birliği vardır. (İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 372.)

Bugünkü Hristiyanlar ve Yahudiler ehl-i kitap mıdır? Kur'an-ı Kerim'de aşağıdaki ayetler bu konuda tereddütlere yol açmıştır.

"Yahudiler "Uzeyr Allah'ın oğludur", Hristiyanlar da "İsa Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri cahilce sözlerdir." (et-Tevbe, 9/30.)

"Gerçekten, "Allah, Meryem'in oğlu İsa'dır" diyenler kafir olmuşlardır." (el-Maide, 5/72.)

"Şüphesiz, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler (Allahü Teala'ya Meryem ve İsa'yı da ortak koşanlar) kafir olmuşlardır. Halbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur." (el-Maide, 5/73.)

Bu ayetlerin açık hükümlerine göre, bugünkü hristiyan ve yahudilerin Allah'a ortak koşmaları sebebiyle müşrik sayılmaları ve müslümanlarla evlenmemeleri gerektiği öne sürülebilirse de, ehl-i kitap kadınlarla evlenmeyi serbest bırakan Maide Süresi 5. ayet bu hükmü tahsis etmiştir. İslam fakihlerinin çoğunluğu bu görüştedir. (Cassas, Ahkamu'l-Kur'an, II, 15-20; el-Kasanî, a.g.e., II, 270; İbn Rüşd, a.g.e., ll, 37 vd.)

Şafiî ve Malikîlere göre ehl-i kitap kadınla evlenmek mekruhtur.

Ehl-i kitap kadınla evli bulunan müslüman bir erkek onu kilise ve havraya gitmekten ve evde içki içmekten alıkoyabilir; hayız, nifas ve cünüplük sebebiyle onu yıkanmaya zorlayamaz. (el-Fetava'ı-Hindiyye, I, 281)

Müslüman kadının müşrik veya ehli kitap bir erkekle evlenmesi caiz değildir. Çünkü bu yasak ayetle belirlenmiştir. (el-Bakara, 2/221) 20 nci yüzyılda çıkarılan İslam aile hukuku kanunlarının hemen hepsinde bu hüküm açıkça ifade edilmiştir. (H.A.K. mad, 58)

2) Üçlü boşamadan doğan evlenme engeli:

a) Hülle ve dayandığı deliller:

İslâm'da kocaya, eşini üçe kadar boşama yetkisi verilmiştir. Karısını üç defa boşamışsa artık kadının bir başka erkekle geçerli bir şekilde evlenmesi ve bu ikinci evliliğin talak, fesîh veya ölümle sona ermiş olması gerekir. Koca ile eski karısı arasında mevcut bu geçici yasağı ortadan kaldırmaya yönelik muameleye "tahlil (helal kılma)" veya kısaca "Hulle" adı verilir.

Allah Teala şöyle buyurur: "Yine erkek, karısını (üçüncü defa olarak) boşarsa, ondan sonra kadın kendinden başka bir erkeğe nikahlanıp varıncaya kadar ona helal olmaz. Bununla birlikte, eğer bu yeni koca da onu boşarsa, onlar Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanırlarsa, birbirlerine dönmelerinde her ikisi hakkında bir sakınca yoktur" (el-Bakara, 2/230)

Üç talakla boşanan kadın, ikinci bir erkekle evlenince, bununla cinsel birleşmenin meydana gelmesi şarttır. Aksi halde bu ikinci evlilik herhangi bir şekilde sona erse de kadın eski kocasına dönemez.

Useyle hadisi bunun delilidir. Hz. Aişe (r. anha)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rifaa el-Kurezî (r.a.)'ın karısı Nebî (s.a.s)'e geldi ve şöyle dedi: "Ben Rifaa'nın eşi idim, beni üç talakla boşadı. Ondan sonra Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Ancak o benimle cinsel birleşmede bulunacak durumda değildi". Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Rifaa'ya dönmek istiyor musun? Sen Abdurrahman'ın, o da senin balcığından tatmadıkça bu olmaz." (Buhari, Talak, 7,37; Ebu Davud, Talak, 49; Nesai, Talak, 9; İbn Mace, Nikah, 32)

Geçerli bir hullenin şartları şunlardır:

a. Bir defada veya ayrı ayrı zamanlarda üç kere boşanan kadın, iddetini tamamlayacak;

b. Kadın bundan sonra başka bir erkekle sahih nikahla evlenecek;

c. Evlendiği ikinci erkekte cinsel birleşme meydana gelecek;

d. Ölüm veya normal bir boşanma yahut nikah feshi yoluyla bu evlilik sona ermiş bulunacak;

e. Kadın, ikinci kocadan olan iddetini tamamlamış olacak.

b) Anlaşmalı hulle ve hükmü:

Üçlü boşama ile karısını boşayan koca, başka bir erkekle anlaşır ve o da ikinci evlilikten hemen sonra kadını boşayacağını taahhüt ederse, bu şekilde anlaşmalı bir evlilik kadını ilk kocasına helal kılar mı?

Hanefilere ve bazı Şafiîlere göre, tahrîmen mekruh olmakla birlikte geçerlidir. Hülle için konuşulan şart yok sayılır. Hadis-i şerifte; "Anlaşmalı nikah yapana ve kendisi için böyle bir nikah yapılana Allah'ın Rasülü lanet etti." (Ebu Davud, Nikah, 15; Tirmizî, Nikah, 27; İbn Mace, Nikah, 33.) buyurulmuştur.

Bu hadiste, anlaşmalı nikah yapana "muhallil (helal kılıcı)" deyiminin kullanılması akdin geçerli olduğunu gösterir. el-Evzaî'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Anlaşmalı nikah yapan ne kötü yapmıştır, ancak bu nikah geçerlidir." (es-Sabunî, a.g.e., l, 341.)

Diğer yandan anlaşmalı evlilik ilk kocaya gerekli teminatı sağlamaz. Çünkü ikinci erkek fikir değiştirerek evliliği sürdürmek isterse boşamaya zorlanamaz. Ancak böyle bir evlilik durumunda kadın nikah akdi sırasında talak yetkisi alırsa, istediği takdirde onun da bu evliliği sona erdirme hakkı doğabilir.

İmam Şafiî, İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre anlaşmalı evlilik batıldır. Karı bununla önceki kocasına helal olmaz. Dayandıkları delil, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, anlaşmalı evlilik yapana ve yaptırana lanet etmesi ve birincisine "kiralık teke" ifadesini kullanmasıdır. (bk. Ebu Davud, Nikah, 15; Tirmizî, Nikah, 27; İbn Mace, Nikah, 33.)

Evliliğin Meydana Gelme (İnikada) Şartları

EVLİLİĞİN MEYDANA GELME (İN'İKAD) ŞARTLARI

İslam'a uygun bir evlenme akdinin oluşması için, tarafların evlenme ehliyetine sahip olması, icap ve kabul iradelerinin usülüne uygun olarak açıklanmış bulunması gereklidir.

A) Tarafların Evlenme Ehliyeti:

Evlenecek erkekle kadının tasarruf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Bu da yedi yaşına ulaşıp iyi ile kötüyü ayırt etme (temyiz) gücünü elde etmekle gerçekleşir. Bu yüzden temyiz gücüne sahip olmayan küçüklerle akıl hastalarının iradesinden söz edilemez. Bunların bizzat akdedeceği nikahın batıl olduğunda şüphe yoktur.

Hanefîlere göre erginlik çağına ulaşma nikahın meydana gelme veya sıhhat şartlarından olmayıp, yürürlük (nefaz) şartlarındandır. Ancak evlenme ehliyeti başkasının izin ve icazetine ihtiyaç olmaksızın evlenebilme ehliyetini ifade ettiği için, bu tam ehliyetli olmayı, yani akıllı, ergin ve hür olmayı gerektirir. Bu şartlara sahip olmayan mümeyyiz küçük ve bunak (ma'tuh) gibi eksik ehliyetliler ileride açıklayacağımız gibi ancak velilerinin izin veya sonradan verecekleri icazetleriyle evlenebilirler,

Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre kadın tam ehliyetli de olsa ancak velisi aracılığı ile evlenebilir.

Ergin sayılmada alt yaş sınırı kızlarda 9, erkeklerde 12; üst sınırı ise Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre her iki cins için 15, Ebu Hanîfe'ye göre ise kızlarda 17, erkeklerde ise 18 yaşdır.

1917 tarihli Osmanlı H.A. Kararnamesi ise evlenme ehliyeti için erkeklerin 18, kızların 17 yaşını bitirme şartını getirmiştir. Kararname bu yaşa ulaşan erkeğin dilediği gibi evlenebileceğini hükme bağlarken, kızlar için hakimin durumu velisine bildirip bir itirazı olup olmadığını sorma şartını getirmiştir. Velilin itirazı sadece denklik (kefâet) konusunda olabilir. Diğer yandan 18 yaşına girmemiş olan erkekler ve 17 yaşına ulaşmamış kızlar hâkimin izin (kazai rüşd kararı) ile evlenebilecektir. Ancak kızlar için yine veli izni öngörülmüştür. (bk. H.A.K. Mad. 4-8)

Diğer yandan adı geçen kararnâmede evlenmeye ait alt sınır 12 ve 9 yaşları ile sınırlandırılmış ve bu yaşlardan küçüklerin velileri tarafından da evlendirilemeyeceklerini hükme bağlamıştır. (H.A.K. mad. 7)

B) Kadında Aranan Şartlar:

Evlilikten söz edebilmek için evlenen taraflardan birisinin dişiliği tam olan bir kadın olması gerekir. Bu yüzden erkeğin erkekle veya erkeğin, cinsiyeti belirsiz olan kişi (hunsa-i müşkil) ile evlenmesi caiz değildir. Böyle bir evlilik batıldır.

Kadınla, erkek arasında sürekli veya geçici bir evlenme engelinin bulunmaması da gerekir. Bu yüzden bir kimse kız, kız kardeş, hala ve teyze gibi evlenilmesi haram olan ve başka bir erkekle evli bulunan iddet bekleyen kadınla evlenemez. Ayrıca müslüman kadın, gayri müslim erkekle de evlenemez. Başka başlık altında evlenme engellerini geniş olarak inceleyeceğimiz için kısa geçiyoruz.

C) Nikahın Rükünleri:

Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ve onun yapısından bir parça teşkil eden ana unsura "rükün" denir. Evlilik akdi için "icap ve kabul" bir rükündür. Çünkü evlenme akdinin varlığı tarafların bu evliliği karşılıklı olarak kabul etmesine bağlıdır. Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olmakla birlikte, onun yapısından bir parça teşkil etmeyen unsura ise "şart" denir. Mesela; namaz için abdest bir şarttır. Abdestsiz namazın varlığından söz edilemez, fakat bununla birlikte abdest, namazın niteliğinden bir parça değildir. Evlilik akdinde şahitlerin bulunması, akdin şartıdır.

Hanefîlere göre, evlilik akdinin rükünleri icap ve kabulden ibarettir. Çoğunluk mezhep imamlarına göre ise evliliğin rükünleri dört tane olup; siyga (icap ve kabul), kadın, koca ve evlenecek kadının velisidir.

Evlilik akdinin konusu, yani eşlerin bu evlilikten gayeleri, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmadır. Bu yüzden yalnız ev hizmetlerini görmek üzere yapılacak bir akit bir "iş sözleşmesi" olabilir. Nikah akdinde karı koca hayatının yaşanması asıldır. Mehir, evliliğin kendisine bağlı olduğu bir rükün değil; nafaka gibi evliliğin hükümlerindendir.

İcap, evlenme akdi taraflarından birisinin ilk olarak yaptığı tekliftir. "Benimle evlenmeyi kabul et" teklifine, karşı tarafın "kabul ettim" şeklindeki cevabı "kabul" niteliğindedir. Burada ilk teklifin karı veya koca tarafından yapılması sonucu etkilemez. İlk teklif icap, ikincisi kabul niteliğindedir.

Çoğunluk İslam fakihlerine göre icap, kadının velisi veya vekili tarafından erkeğe yapılan evlendirme teklifidir. Kabul ise, kocanın bu teklife verdiği olumlu cevaptan ibarettir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 229 vd. V, 133; Döndüren, a.g.e., s 187,188.)

D) Nikahta İcap ve Kabulde Bulunurken Uyulacak Şartlar:

1) Taraflar evlenme iradelerini nikah meclisinde açıklamalı ve icapla kabul hemen birbirini izlemelidir. Taraflardan birisi normal konuşma işitilemeyecek şekilde diğerinden uzaklaşmışsa, nikah meclisi terkedilmiş sayılır, Ebu Yusuf'a göre bir taraf nikah meclisinde hazır değilken, diğer taraf şahitlerin önünde icapta bulunsa, akit, bulunmayan tarafın icazetine bağlı olarak meydana gelir. Karşı taraf bunu öğrenince olumlu cevap verirse akit kesinleşir; aksi halde ortadan kalkar. (el-Kasanî, a.g.e., II, 232, 233, el-Cezîrî, el-Fıkıh ale'l-Mezahib'l-Erbaa, Mısır 1969, IV, 14 vd.)

2) İcap ve kabul her bakımdan birbirine uygun bulunmalıdır. İcap ve kabul arasında yanılma, hile yüzünden bir ayrılık varsa evlenme meydana gelmez.

3) İcap ve kabul taraflarca işitilmeli ve anlaşılmalıdır. Ancak sağır ve dilsizler özel işaretleriyle irade beyanında bulunabilecekleri gibi, İslam hukukunda mektupla evlilik akdi yapma kolaylığı da getirilmiştir. Mektup diğer taraf ve şahitler huzurunda okunur, bu tarafın da kabulü ile nikah akdi tamamlanır. Burada nikah meclisi hükmen bir sayılır. (el-Kasani, a.g.e., II, 231; el-Ceziri, a.g.e., IV, 16)

4) İcap ve kabul için kullanılan sözler açık veya kinayeli olur. Yalnız evlilik akdi meydana getirmede kullanılan "nikah" ve "tezvîc" sözcükleri ile bunların başka dildeki karşılıkları açık sözlerdir. "Tezevvüc ettim, nikahladım, nikah ettim, nikahla aldım, nikahla verdim, tezvic ettim, evlendim, evlendirdim" sözcükleri gibi (en-Nisa, 4/22; el-Ahzab, 33/37). Buna karşılık mülkiyetin nakli sonucunu doğuran satış, hibe, sadaka ve temlîk gibi sözler de, nikah konusunda mecaz olarak icap ve kabul için kullanılabilir. "Kendimi sana şu kadar mehir karşılığında hibe ettim" diye icapta bulunmak gibi. Burada mehrin zikredilmesi, şahitlerin hazır bulunması, meclisin bir nikah meclisi olması tarafların gayelerinin evlenmek olduğunu açıkça gösterir. Buna karşılık kira, rehin, ibra, vedîa gibi deyimler evlenmede icap ve kabul için kullanılmaya elverişli değildir. Çünkü bunlar mülkiyetin nakli sonucunu doğurmayan terimlerdir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 39; ibn Abidîn, a.g.e., II, 364, 365, 369 vd)

Şafiî ve Hanbelîlere göre ise evlilik akdi yalnız nikah ve tezvic sözcükleri ile meydana gelir. Delil, Kur'an-ı Kerîm'de bu akit için yalnız belirtilen sözcüklerin kullanılmasıdır. (bk. en-Nisa, 4/22; el-Ahzab, 33/37; İbn Rüşd, a.g.e., II, IV, 5)

5) İcap ve kabulün şarta bağlanması ve kullanılan siyganın da "gelecek zaman" olmaması gerekir.

Evlilik akdinin geçmiş zaman siygasiyle oluşması konusunda görüş birliği vardır. Kadının "şu kadar mehirle kendimi sana nikahladım" icabına, kocanın; "Kabul ettim" diye cevap vermesi gibi. Çünkü bu siyganın anlamı, akdi o anda meydana getirmektir Bununla akit bir niyet ve karîneye ihtiyaç olmaksızın o anda meydana gelir.

Şimdiki zaman siygası ise Hanefî ve Malikîlere göre akdi o anda meydana getirmeye delalet eden bir karinenin bulunması halinde evlilik akdi meydana getirmeye elverişli sayılır. Erkek kadına, "Şu kadar mehirle seni kendime nikahlıyorum" dese, kadın da, "Kabul ediyorum" veya "Razı oluyorum" diye cevap verse, bu geleceğe ait bir va'd olmaması ve bir nikah meclisi bulunması şartıyla akit meydana gelir. Ancak nikah meclisi olmaz ve akdin o anda yapıldığını gösteren bir karîne de bulunmazsa bu bir nikah değil, geleceğe ait bir "söz verme" niteliğindedir.

Evlilik akdinde emir siygası da kullanılabilir. Erkek kadına "Beni kendine nikahla" dese ve bununla o anda evlilik akdi yapmayı kasdetse; kadın "Sana kendimi nikahladım" diye cevap verince akit tamam olur. Hanefîlere göre buradaki emir siygası ile erkek kadına evlenme için vekalet vermiş olur. Böylece kadın kendisinden asîl, erkekten vekil sıfatıyla icap ve kabulde bulunmuş olur. Malikîlere göre ise burada emir siygası icap niteliğindedir.

Soru siygası icap sayılmaz, belki icaba çağrı niteliğindedir. (el-Kasani, a.g.e., II, 231; İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 344, 345.)

E) Nikah Akdinde Öne Sürülüp Sürülemeyen Özel Şartlar:

Nikah akdi sırasında eşlerden birisi, diğeri