Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

40 tane "evlilik" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"evlilik" tagli diger ogeler resimler , videolar

Çeyiz Terimi ve Kapsamı

Çeyiz Terimi ve Kapsamı

Çeyiz sözcüğü arapça "cihaz'"dan gelmiştir. Cehiz yerine çeyiz şeklinde kullanımı yaygındır. Arapça "tef'îl" vezninde "techîz"; hazırlamak, donatmak, geline çeyiz hazırlamak demektir. Kur'an-ı Kerîm'de kullanımı şöyledir: "Yusuf kardeşlerinin zahire yüklerini hazırlayınca, su tasını öz kardeşinin yükünün içine koydu." (Yusuf, 12/70)

Bir fıkıh terimi olarak çeyiz; evlenecek kız çocukları için hazırlanan her türlü şahsî eşya veya ev eşyasını ifade eder. Günümüzde özellikle kadının evlenirken koca evine götürdüğü eşyaya bu ad verilmektedir.

Çeyiz eski çağ toplumlarında, Yunanlılarda ve doğu ülkelerinde kocanın, evleneceği genç kızın babasına ödediği bir bedeli ifade etmek üzere kullanılmıştır. Ancak zamanla toplum örflerinde değişiklikler olmuş, kimi toplumlarda bu bedeli erkek değil de kadın, daha doğrusu evlenecek kadının babası ödemeye başlamıştır. Bu uygulama ile günümüz hristiyan ve yahudi toplumlarında görülen "drahoma" arasında benzerlik vardır.

Eski Türklerde çeyize "kalım" adı verilirdi. Kalım, kız ailesine verilen ve miktarı ailelerin malî durumuna göre değişen belirli miktar eşya veya hayvandan ibarettir. Bu, zengin ailelerde yüz at veya iki yüz koyuna kadar çıkar. En azı için bir sınır yoktur.

İslam'da evlenecek kıza ana-baba veya koca tarafından çeyiz hazırlanması, aile yuvasının kurulmasında önemli mali haklar arasındadır. Ancak çeyizi kim hazırlayacaktır? Kızın ana-babası mı, koca mı? Kocanın hazırlayacağı çeyiz mehir niteliğinde midir? Kadın alacağı mehirle çeyiz hazırlamak zorunda mıdır? Bütün bu sorular ve evlilik sona erdikten sonra ev eşyasının ayrılması konusundaki anlaşmazlıklar çeyiz eşyasının kime ait olduğunun bilinmesini gerektirmektedir. Aşağıda bu soruları cevaplamaya çalışacağız.

Hanefilere göre kadın kendisine verilen mehirle veya şahsına ait malla çeyiz yapmaya zorlanamaz. Kadının babası da kendi malından çeyiz yapmak zorunda değildir. Kadının koca evine hiç çeyizsiz veya kocanın verdiği mehre uygun olmayan bir çeyizle gönderilmesi mümkün ve caizdir. Çünkü bir kadın evlendikten sonra onun geçimini sağlamak kocasının üzerine vaciptir. Ev temin etmek ve bu eve gerekli olan eşyayı almak da bu görev kapsamına girer. Ancak koca çeyiz için başlık vb. adla para vermişse kız tarafının buna uygun çeyiz hazırlaması gerekir. Diğer yandan mehir, hazırlanacak çeyizin karşılığı değildir. O, kocanın eşine bir armağanı (atıyye) veya kadının cinsel yönlerinden yararlanmasının helal olmasının karşılığıdır.

Bununla birlikte kızın ana-babası örfen böyle bir çeyiz hazırlamışlarsa, bunlar kızlarına ait şahsi mülk sayılır. (bk. en-Nisa, 4/4; İbn Abidin, a.g.e., II, 505 vd, 898. ez-Zühayli, a.g.e., VII, 312; Bilmen, a.g.e., II, 148; Döndüren, a.g.e., S: 330, 331)

Malikilere göre kadının, teslim aldığı mehir karşılığı kadar çeyiz hazırlaması gerekir. Evlilikten önce mehri teslim almamış olursa, o ancak iki durumda çeyiz hazırlamakla yükümlü tutulabilir. Kocanın nikah sırasında şart koşması veya bu konuda örf bulunması. Dayandıkları delil örftür. Çünkü toplum örfünde çeyizi hazırlamak kadın tarafına gerektiği gibi, erkek de mehri bu gayeyle vermektedir.

Çeyiz eşyası ister kızın ana-babası tarafından isterse mehir karşılığı olarak koca tarafından yapılmış olsun, bu eşya kadının hakkı ve malı sayılır. Bu yüzden kocanın kadına ait çeyiz eşyasından yararlanması hanımının iznine bağlıdır. Babanın erginlik çağına gelmemiş kızı için hazırladığı çeyiz eşyası, teslim edilmemiş olsa bile bu, kızın malı sayılır. Erginlik çağına girdikten sonra hazırlananlar ise kıza teslim edilmedikçe onun mülkiyetine geçmiş olmaz.

Çeyiz eşyasının hazırlanmasında gerçek ihtiyaçlar dikkate alınmalı bu konuda israf ve savurganlıktan sakınılmalıdır. Günümüzde pek çok müslüman aile, daha küçük yaştaki çocuklarına büyük masraflarla çeyiz hazırlamakta, bu konuda israf ve ifrata düşmektedir. Çocuğun en büyük çeyiz ve süsünün ona öğretilen ilim, edep, ahlak ve fazilet olduğu unutulmamalıdır. Genç bir kızın evleneceği erkeğin evine götüreceği en değerli şey iffeti, edebi ve salih amelleridir. Ev eşyasında olan eksikliklerin giderilmesi mümkün ve kolaydır. Fakat ahlak ve mürüvvet eksikliğini gidermek, haya perdesi yırtılan kişiyi yeniden hayalı ve edepli hale getirmek güçtür.

Çoğu zaman yapılan çeyiz eşyasını kullanmak için bir ömür yetmemektedir. Bunların çoğu sandıklarda yarım yüzyılın üzerinde kalışı yüzünden modası geçmekte, demode olmakta, rutubetten ya da haşeratın etkisinden dolayı telef olup gitmektedir. Bu kadar el emeği ve göz nuru dökülen eşyada israfın manevî bir hesabı olmalıdır.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Malını israf ile saçıp savurma. Çünkü malını saçıp savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuştur. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür." (el-isra.17/26-27.)

"Yiyin için, israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (el-A'raf, 7/31)

Burada Hz. Peygamber'in, kızı Hz. Fatıma (ö. 11/632) için hazırlanan çeyizi örnek olarak vereceğiz. Zamanın değişmesiyle örfe dayalı hükümlerin değişmesi İslam'ın benimsediği bir ilke olmakla birlikte bu çeyiz eşyası bize onların nelere önem verdiğini göstermektedir.

Hz. Peygamber, kızı Fatıma'nın düğününde, Hz. Ebü Bekr'i (ö. 13/634) çağırarak şöyle demiştir: "Ey Ebu Bekir! Şu parayı al, çarşıya giderek Fatıma'ya gerekli olan çeyiz eşyasını satın al. Sana yardımcı olması için Selman el-Farisî (ö. 36/656) ile Bilal el-Habeşî'yi (ö. 20/641) de birlikte götür". Hz. Peygamber ona, Hz. Ali'nin (ö. 40/660) mehir olarak verdiği paradan 63 dirhemini (o devirde beş dirhem yaklaşık bir koyun bedelidir) vermişti. Çarşıdan alınan çeyiz eşyası şunlardan ibaretti: 3 adet minder, 1 adet seccade, 1 adet içi hurma lifiyle dolu yüz yastığı, 2 adet el değirmeni, 1 adet su tulumu, 1 adet su teslisi, 1 adet meşin su bardağı, 1 adet elek, 1 adet havlu, 1 adet koç postu, 1 adet alaca kilim, 1 adet divan, 2 adet yemen işi alaca elbise, 1 adet kadife yorgan. (Asım Köksal, Hz. Muhammed ve İslamiyet, Medine Devri, II, 216)

İslam'da evli eşler arasında mal ayrılığı esası benimsenmiştir. Kadın, evlilik süresince veya boşama ya da ölüm gibi bir nedenle evliliğin sona ermesi durumunda kendisine ait malların maliki olur ve bunları alma hakkına sahip bulunur. Bu yüzden çeyiz eşyasının veya düğün hediyelerinin eşlerden hangisine ait olduğunu ayrılık ve ölüm durumunda belirlemek önemli bir problem olarak ortaya çıkar.

B) Boşanma Durumunda Ev Eşyasının Ayrılması:

Ebu Hanîfe, Muhammed eş-Şeybanî ve Malikîlere göre evlilik süresince veya boşanma durumda ev eşyasını ayırırken şu esaslara uyulur. Önce eşlerin bir delille isbat ettikleri eşya kendilerine ait olur. Mesela; buzdolabı veya çamaşır makinesini kadının satın aldığı; fatura, garanti belgesi, şahit vb. yollarla sabit olursa bu kadına ait olur. Zinetler ve öbür ev eşyası için de önce delille isbat yolu uygulanır.

Eğer eşyanın kime ait olduğu delille isbat edilemezse, eşyanın çeşit ve niteliğine bakılır. Erkek giysisi, kitap, silah, otomobil gibi erkeğe ait sayılan eşya konusunda yemin verilerek erkeğin sözü geçerli olur. Kadın eşyası sayılan giysiler, örtüler, örgü ve süs eşyaları konusunda ise yeminiyle birlikte kadının sözü geçerlidir. Çünkü örf ve dış görünüş bu konuda onu doğrular niteliktedir. Altın, gümüş, Türk parası, döviz, mal, halı, mobilya, tarım ürünü gibi iki eşe de ait olabilen şeyler konusunda yemini ile, birlikte erkeğin sözü üstün tutulur. Çünkü evde bulunan eşyada aksi sabit olmadıkça erkeğin eli, kadının elinden daha üstündür. Bu eşyada erkeğin eli tasarruf eli kadının eli, ise koruma elidir. Bu yüzden tasarruf yetkisine sahip olan el, yalnız koruma yetkisine sahip olan elden daha üstün sayılmıştır.

Ebû Yusuf'a göre ise, beldenin örfü dikkate alınarak kadına ait çeyiz sayılabilen miktarda yemini ile birlikte kadının sözü, geri kalan bölümde ise yeminiyle birlikte erkeğin sözü geçerlidir. Çünkü yaygın örfe göre kadın kendi emsali kızlar kadar çeyiz yapmadan evlenmez. Böylece dış görünüş, emsali kadar çeyiz eşyasının ona ait olmasını gerektirir.

el-Kasanî (ö. 587/1191); Şafiî ve Malik'den; ayrılma veya ölüm durumunda bütün eşyanın eşler arasında ikiye bölüneceği görüşünü nakletmiştir.

Her iki eşin ölümü durumunda, onların yerine mirasçıları geçer ve eşlerin sahip olduğu isbat yollarına onlar da sahip olurlar. Yani Ebü Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre delille isbat edilemeyen ev eşyası konusunda bu durumda kocanın mirasçılarının sözü; Ebü Yusuf'a göre ise benzerinin çeyizinin kadarı olanda kadının mirasçılarının sözü, geri kalanda ise erkeğin mirasçılarının sözü geçerlidir. Çünkü mirasçı, miras bırakanın yerine geçer.

Eşlerden birisi ölür hayatta kalan eşle, diğerinin mirasçıları ev eşyasının bölüşülmesi konusunda anlaşamazlarsa, Ebü Hanife'ye göre yemini ile birlikte sağ kalan eşin sözü geçerlidir. Eşyanın ölen eşe ait olduğunu iddia eden mirasçıların bunu isbat etmesi gerekir. Sağ kalan eşin, erkek veya kadın olması sonucu değiştirmez. İmam Muhammed ve Malik'e göre hayatta kalan koca ise söz yeminiyle birlikte onun, koca ölmüşse yeminiyle birlikte mirasçılarınındır. Ebû Yusuf'a göre hayatta kalan kadınsa, emsalinin çeyiz miktarı kadarında söz onun, ölen kadınsa söz mirasçılarınındır. (bk. el-Kasani, a.g.e., II, 208 vd.; İbn Abidin, a.g.e, II, 504; ez-Zühayli, a.g.e., VII, 313, 314; Döndüren, a.g.e., s: 333, 334)

Sonuç olarak aile yuvası ilk olarak kurulurken ihtiyaç olan ev eşyasını günümüzde kız ve erkek tarafı birlikte hazırlamaktadır. Bu konuda kız tarafı bir katkıda bulunmazsa evin ma'ruf olan eşyasını sağlamak kocanın görevidir. Bu takdirde çeyiz ve ev eşyası nafaka kapsamına girer. Aşağıda gerek eşler arasında ve gerekse çocuklarla ana-babaları veya başka hısımlar arasındaki nafaka esaslarını belirlemeye çalışacağız.

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

İki durumda kadına mehir vermek gerekmez.

1) Evlenme akdi fasit olur ve koca karısını cinsel temastan önce boşarsa, erkeğin mehir veya mut'a vermesi gerekmez. Burada evliliğin karşılıklı rıza ile veya hakimin hükmü ile sona ermesi sonucu değiştirmez.

2) Evlilik akdi sahih olur, fakat cinsel temas veya sahih halvetten önce kadının fiili ile sona ermiş bulunursa kadın yine bir şey alamaz. Kadının küçük yaşta nikah akdinin velisi tarafından yapılması, dinden çıkması veya kocası İslam'a giren ve ehli kitaptan olmayan kadının, müslüman olmaktan kaçınması durumlarında evlilik akdi kadın tarafından veya kadın sebebiyle sona ermiş sayılır. Kadının kocasının usul veya fürûundan birisiyle hurmet-i musahareyi gerektiren bir fiil işlemesi mesela; zina etmesi veya bunlardan birisiyle yasak aşk yapması durumlarında da evlilik kadın tarafından sona erdirilmiş sayılır. (el-Kasani, a.g.e., II, 336, 337)

Sonuç olarak mehir evlilik süresinde kadın için bir yedek akçe niteliğindedir. Çünkü onun beklenmedik bir zamanda kocasını kaybetmesi veya boşanmaları durumunda kendisine yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar mehir ona destek sağlar. En az mehir miktarının iki kurbanlık koyun parası kadar olduğu, üst sınırının ise yaklaşık 80 koyun (400 dirhem gümüş) alacak kadar bulunduğu dikkate alınırsa, mehrin gerçekte kadın için önemli bir yedek akçe niteliğinde olduğu söylenebilir.

Kadının Mehrin Yarısına Hak Kazandığı Durumlar

Kadının Mehrin Yarısına Hak Kazandığı Durumlar

Sahih evlilik cinsel temas veya sahih halvetten önce kocanın fiili ile sona ermişse, kadın daha önceden miktarı belirlenmiş olan mehrin yarısını alabilir. Eğer mehrin tamamı daha önceden peşin olarak ödenmişse, kadın bunun yarısını kocasına geri vermek zorunda bulunur. Delil şu ayettir: "Eğer siz onları, kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce mehir tesbit etmiş olursanız, bu mehrin yarısı onlarındır." (el-Bakara, 2/237.)

Bu ayetin hükmüne göre, kadının yarı mehir almasının şartları üç maddede toplanabilir,

a) Mehir daha önceden tesbit edilmiş olacak,

b) Koca, karısını cinsel temastan önce boşamış bulunacak,

c) Kadın mehir hakkından vazgeçmemiş olacak.

Burada evlilik boşama ile sona erebileceği gibi fesih, ila, mulâane, kocanın iktidarsızlığı, İslam dinini terketmesi, karısı müslüman olduğu halde kendisinin İslam'a girmekten kaçınması, kadının usul ve füruuna hurmet-i müsahareyi (sıhrî hısımlık) gerektiren bir fiil işlemesiyle de sona erebilir. Bütün bu durumlarda evliliğin sona ermesi kocanın fiili ile olmuş bulunur ve kadın bu yüzden yarı mehre hak kazanır. Yeter ki bu ayrılık cinsel birleşmeden önce meydana gelsin. Bu çeşit ayrılıkta kadına iddet gerekmez. (el-Kasanî, a.g.e., II, 296 vd.; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadîr, II, 438-439)

Mehir miktarı nikah akdi sırasında belirlenmemiş olur veya eşler mehirsiz evlenme konusunda anlaşmış bulunur yahut belirleme geçerli sayılmaz veyahut  ayrılık eşlerin rızası veya hakimin kararıyla gerçekleşmişse ve bu ayrılma cinsel temastan yahut sahih halvetten önce olmuşsa Hanefi ve Hanbelilere göre kadına mehir gerekmez. Ancak böyle bir kadın mut'a denilen bir mala hak kazanır. Delil şu ayettir: "Kendileriyle temas etmediğiniz veya kendilerine bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşamışsanız, bunda size bir günah yoktur. Ancak onları ma'ruf bir yararlandırma (mut'a) ile yararlandırın." (el-Bakara, 2/236)

Mut'a; kocanın; mal, giysi veya yiyecek olarak boşanmış eşine verdiği şeyler demektir. Ayette mut'a'nın miktarı belirlenmemiş ve bu husus içtihada bırakılmıştır. Ebu Hanife'ye göre, mut'a'nın en azı bir giysi, baş örtüsü ve bir yorgan olup mehr-i mislin yarısından çok olamaz. (es-Serahsi, el-Mebsut, V, 82, 83; es-Sabuni, Tefsiru Ayati'l-Ahkam, I, 379-380)

Kadının Mehrin Tamamına Hak Kazandığı Durumlar

Kadının Mehrin Tamamına Hak Kazandığı Durumlar

Kadın mücerred evlilik akdi ile mehir üzerinde hak sahibi olamaz. Cinsel temas, sahih halvet veya eşlerden birisinin ölümü kadını, mehir üzerinde hak sahibi kılar. Aşağıda bunları kısaca açıklayacağız.

1) Cinsel temas (zifaf):

Evlilikte ilk cinsel birleşme ile kadın mehrin tamamı üzerinde hak sahibi olur. Mehir peşin konuşulmuşsa bunu teslim alma hakkı doğar. Hatta bu durumda kadın mehri teslim almadıkça cinsel temastan kaçınma hakkına sahiptir. Mehir sonraki bir vadeye bağlanmışsa, vadesi gelmedikçe istenemez. Evlilikte cinsel temas veya sahih halvet sonucunda kadının mehrin tamamına hak kazanması şu ayete dayanır: "Bir eş yerine başka bir eş alırsanız, onlardan birine yükler dolusu mal vermiş olsanız bile, ondan bir şey geri almayın." (en-Nisa', 4/20)

Burada evliliğin sahih veya fasit olması sonucu değiştirmez. Hatta kadınla cinsel temasın hayız, nifas, ihram, oruç veya itikat durumlarında olması da sonucu etkilemez. Çünkü koca cinsel temasla hakkını aldığı için, buna karşılık kadının da mehir üzerindeki hakkı kesinleşir. Mehir miktarı daha önce evlilik sırasında belirlenmemiş ise, ya sonradan karşılıklı rıza ile belirlenir ya da emsal mehir gerekir. Ayette şöyle buyurulur: "Birbirinize kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar sizden kuvvetli bir ahit almışken, verdiğinizi nasıl geri alabilirsiniz." (en-Nisa', 4/21.) Bu ayetteki, "kaynaşıp başbaşa kalmak" anlamına gelen "ifdâ" cinsel temas olarak tefsir edilmiştir. İşte cinsel temasla bir hak halini alan mehir, artık ödenmedikçe veya hak sahibi olan kadın tarafından borçlu koca bu konuda ibra edilmedikçe düşmez. (bk. el-Kasanî, a.g.e., II, 291 vd.; eş-Şirazî, el-Mühezzeb, II, 57 vd.; İbn Kudame, el-Muğni, VI, 716; ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, VII, 289)

2) Sahih halvet (eşlerin başbaşa kalması):

Sahih bir nikahla evli bulunan eşlerin, kimsenin görmediği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği kapalı veya kapalı sayılan bir yerde yalnız olarak kalmalarına "sahih halvet" denir. Başbaşa kalmaya engel sayılan durumların da bulunmaması gerekir. Eşlerin yanında üçüncü bir kişinin bulunması, karı-kocada cinsel birleşmeye engel bir durumun olması, hastalık, küçüklük, ay hali, farz oruçlu olmak, farz veya nafile hac için ihramda bulunmak başba'şa kalsa bile eşler için cinsel temas engeli sayılan haller arasındadır. (İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar, II, 465) Eşlerin bu engellerle birlikte başbaşa kalmasına ise "fasit halvet" denir. Mesela; düğünden önce trafik kazası geçiren nikahlısının başında hizmet için hastanede kalan kadının bu başbaşa kalışı fasit halvet niteliğinde olup mehre hak kazandırmaz.

Sahih halvetin sonuçları şunlardır:

a) Bu halvetten sonra eşler boşanırsa kadın mehrin tamamına hak kazanır. Eğer mehrin miktarı konuşulmamışsa emsal mehir gerekir. Burada kadın evlenmeyi istediği bir erkekle, cinsel temas engeli olmayan bir ortamda başbaşa kaldığı için, daha sonra boşanma olunca kadının yeniden evlenmede, önceki şartlarla eş bulması güç olabilecektir. İşte bu eksikliğin mehirle giderilmesi hedeflemiş olmalıdır (bk. en-Nisa, 4/21).

b) Yine bu şekilde boşanan kadın iddet bekler. İddet süresince nafaka ve halvetten en az altı ay sonra doğacak çocuğun nesebinin babaya bağlanması gibi haklardan yararlanır. (ez-Zühayihi, a.g.e., VII, 292; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, s: 287. Ş.İ.A. "Mehir" mad., IV, 110)

3) Eşlerden birisinin ölümü:

Sahih evlilikte, cinsel temastan önce eşlerden birisinin ölümü durumunda, kadının önceden miktarı belirlenen mehrin tamamına hak kazandığı konusunda görüş birliği vardır. Çünkü ölümle nikah akdi feshedilmiş olmaz, belki mali sonuçlarını doğrurarak sona erer. Mehir de bunlar arasındadır. Ancak vefat eden kadın olursa, mehri mirasçıları isteyebileceği için bunlar arasında kocası da vardır. Bu yüzden koca mehirden kendi miras payı olan dörtte bir veya ikide bir miktarı düşebilir.

Çoğunluk müctehitlere göre cinsel temastan önce eşlerden birisi ölür ve daha önce mehir miktarı belirlenmiş olmazsa kadın mehr-i misle hak kazanır. Delil Abdullah b. Mes'ud (ö. 32/652)'un naklettiği şu hadistir. "Cinsel temastan önce kendisi veya kocası vefat eden kadın için daha önceden bir mehir konuşulmamışsa emsal mehir gerekir. Bunda ne aldatma ve ne de hile olmaz. Kadın iddet bekler, miras hakkına sahip olur". Ashab-ı kiramdan Ma'kıl İbn Sinan, ibn Mes'ud'a şöyle dedi: Hz. Peygamber Vaşık kızı Berva' hakkında senin naklettiğin gibi hüküm vermişti." (Ebu Davud, Nikah, 31; Nesai, Talak, 57; İbn Mace, Nikah, 18; Darimi, Nikah, 47)

4) Kadının kocasının evinde bir yıldan çok kalması:

Malikîlere göre, kocasının evinde cinsel temas olmaksızın en az bir yıl kalan kadın mehrin tamamına hak kazanır. Hanefi ve Hanbelilere göre ise bu süre içinde eşler herhangi bir tarihte yalnız başbaşa kalmışlarsa (sahih halvet) kadın mehre hak kazanır. Aksi durumda mehir gerekmez. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 292, bk. İbn Rüşd, a.g.e., II, 20)

Mehir ve Başlık Parası İlişkisi

Mehir ve Başlık Parası İlişkisi

Mehir, evlenecek olan kadının hakkıdır. Babası veya dedesi mehri kadın adına teslim alabilir, fakat ona sahip olamaz. Ancak kadın razı olmadığı takdirde veliye yapılacak mehir ödemesi geçerli değildir. Kadın; küçük, akıl hastası veya bunamış olursa mehir onun adına velisine verilir.

Günümüzde "başlık parası" adıyla velinin koca tarafından aldığı para ile çeyiz alınmış veya evlenecek kadına harcanmış olursa bunun mehir olarak nitelendirilmesi mümkündür. Ancak böyle bir parayı kızın babası alır ve kendi özel işleri için harcamış olursa bunun mehir ile ilgisi bulunmaz. Acaba kızın babasının mehir dışında damattan böyle bir parayı alma hakkı var mıdır? Aşağıda, başlık parası denilen bu paranın hükmünü belirlemeye çalışacağız.

Ebu Hanîfe ve diğer kimi fakihlere göre, kızın babasının evlenecek erkekten mehir dışında bir şey alması caiz değildir. Osmanlı Devleti uygulamasında başlık parası için "cebrî hibe (zor altında kalanın yaptığı bağış)" hükümleri uygulanmıştır. Buna göre koca, uygun bulduğu takdirde başlık parasını daha sonra rucû yoluyla kayın pederinden geri isteyebilecektir. Ancak böyle bir rücû, aile içinde huzursuzluklara yol açabileceği için belki evliliğin yürümemesi durumunda başlık parasının geri istenmesi düşünülebilir. Nitekim 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nde başlık parası şu şekilde düzenlenmiştir: "Mehir, evlenen kadının hakkı olup onunla çeyiz yapmaya zorlanamaz. Bir kızı evlendirmek veya teslim etmek için ana-baba veya diğer hısımların, kocadan akçe veya benzeri şeyleri almaları memnûdur"   (H.A.K. mad. 89, 90).

Ahmed b. Hanbel'e göre baba, kızını evlendirirken mehir yanında başka bir meblağ alabilir. Delil; Hz. Musa'nın Şuayb (a.s)'ın kızı ile evlenmek için sekiz yıl çobanlık yapmasıdır. Kur'an'da şöyle buyurulur: "Şuayb (a.s), Musa'ya dedi ki; bu iki kızımdan birini, sen bana sekiz yıl işçilik yapman şartıyla, sana nikahlamak istiyorum. Eğer işçiliğini on yıla tamamlarsan o da kendinden." (el-Kasas, 28/27) Bu ayet-i kerime, karşılığında ücret alınabilen yararlanmanın mehir olabileceğini gösterir. Hanbelîler dışındaki diğer mezheplere göre, burada başlık parasından çok babanın kızı adına almış olduğu mehir söz konusudur. Nitekim, Hz. Musa'nın, Şuayb (a.s)'ın yurdunda evlendirilmesi ve daha sonra mal-mülk sahibi olarak yeniden Mısır'a dönmesi bunu gösterir.

Mehrin Çeşitleri

Mehrin Çeşitleri

Mehir genel olarak miktarı taraflarca belirlenen (mehr-i müsemmâ) veya miktarı örfe bırakılan mehir olmak üzere ikiye ayrılır. Miktarı taraflarca belirlenen mehir ise peşin (muaccel) ve ödemesi geri bırakılan (müeccel) mehir diye ikiye ayrılır. Aşağıda bu çeşitleri açıklayacağız.

1) Miktarı taraflarca belirlenen (müsemmâ) mehir:

Bu, nikah akdi sırasında veya daha sonra eşlerin karşılıklı rıza ile belirledikleri mehirdir. Ayette bu çeşit mehirden şöyle söz edilir: "Eğer siz, onları kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, bu tayin ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır." (el-Bakara. 2/237.)

Miktarı belirlenmiş olan mehir de peşin verilip verilmemesi durumuna göre ikiye ayrılır. Peşin veya vadeli mehir.

a) Peşin (muaccel) mehir:

Eşlerin daha önce miktarını belirledikleri mehir, nikah akdi sırasında verilebileceği gibi, sonraki bir tarihte de ödenebilir. İşte akit sırasında peşin olarak verilen mehre "peşin mehir" denir. Eşler mehrin miktarını belirlemekle birlikte, ödeme, şeklini tesbit etmemiş olurlarsa, peşin ödenecek miktar örfe göre belirlenir. Örf, tamamının veya bir bölümünün peşin, geri kalanın ileri bir tarihte verilmesi şeklinde meydana gelmişse, buna göre amel edilir. Çünkü mehrin ödeme şekli üzerindeki örf, aksi kararlaştırılmadıkça eşler arasında şart koşulmuş gibidir. Hadiste şöyle buyurulur: "Müslümanların güzel gördüğü şeyler Allah nezdinde de güzeldir." (Ahmed b. Hanbel, l, 379.)

Diğer yandan kimi fakihler, kadına zifaftan önce mehrin bir bölümünü vermeyi müstehap sayarlar. Delil; Hz. Ali'nin evlilik sırasında Hz. Fatıma'ya zırhını mehir olarak vermesidir. Bu evlilik Medîne'de, Hicretin ikinci yılında vuku bulmuş ve mehrin ödenmesi konusunda Medîne örfüne uyulmuştur. (M. Muhyiddîn Abdülhamîd, el-Ahvalü'ş-Şahsiyye, s: 140, 141.)

Günümüzde Mısır'da geçerli olan örfe göre, genel olarak mehrin üçte ikisi, Fas Devleti'nde ise yarısı peşin olarak alınır. (Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara, 1974, s: 128)

b) Ödemesi sonraya bırakılan (müeccel) mehir:

Mehrin tamamını peşin olarak değil de, evlenmenin sona ermesi beş veya on yıl sonunda yahut kocanın ölümü halinde ödenmesi kararlaştırılabilir. İşte bu şekilde, ödenmesi belirli vadeye bağlanmış olan mehir "vadeli (müeccel) mehir" adını alır. Bu durumda kadın, belirlenen va'de gelmeden önce mehri isteyemez. Miktarı belirlendiği halde, ödeme durumundan söz edilmeyen ve bu konuda örf de bulunmayan mehir; boşanma veya eşlerden birisinin ölümü halinde peşine dönüşür. Boşamanın kesin (bain) veya cayılabilir (ric'î) nitelikte olması, sonucu değiştirmez. Ancak ric'î boşama durumunda mehir, iddetin sonunda peşine dönüşür. (Mehmed Zihni, Ni'met-i İslam, istanbul, s: 641 vd.)

2) Miktarı örfe bırakılan mehir (mehr-i misil-emsal mehir):

Kadının emsali dikkate alınarak belirlenen mehir. Kadın şu durumlarda emsal mehre hak kazanır:

a) Nikah akdi sırasında mehrin konuşulmaması durumunda kadın daha sonra emsal mehre hak kazanır. Evlilik sırasında mehrin bilerek veya bilmeyerek konuşulmaması nikah akdine zarar vermez. Çünkü nikah akdi evlenecek eşlerin icap ve kabulü ve gerekiyorsa velilerin icazeti ile tamam olur. Mehir ise nikahın rüknü olmayıp, mali sonuçlarındandır. Bu yüzden nafaka hakkı gibi kendiliğinden meydana gelir. Mehir konuşulmadığı halde koca vefat ederse, karışı emsal mehrini miras malından alır. Kadın vefat ettiği takdirde ise onun mirasçıları emsal mehri kocadan alırlar.

b) Mehir belirlenmiş olmakla birlikte, mehir hakkında aşırı bilinmezliğin bulunması veya mütekavvim olmayan (alım-satımı caiz olmayan) bir malın mehir olarak belirlenmesi durumlarında kadına emsal mehir gerekir. Mesela; mehrin ev, otomobil, hayvan gibi mutlak şekilde belirlenmesi durumunda, bunların nitelikleri belirsiz olduğu için "aşırı bilinmezlik"ten söz edilir ve bu durumda emsal mehir gerekir. Yine Şarap, domuz eti gibi İslam'ın yasakladığı mütekavvim olmayan şeylerin mehir olarak tesbit edilmesi de geçersiz olup, kadın emsal mehre hak kazanır.

c) Tarafların mehirsiz evlenmeyi kararlaştırması durumunda böyle bir şart geçersiz olup kadın emsal mehire hak kazanır. Şıgar adı verilen trampa evliliğinde iki aile karşılıklı olarak kızlarını mehirsiz evlendirmeyi kararlaştırırlar. Böyle bir anlaşma hadisle yasaklanmıştır. Allah'ın elçisi "İslam'da şigar evliliği yoktur." (Nesaî, Nikah, 60, Hıyel, 15, 16; Müslim, Nikah, 60; ibn Mace, Nikah, 16; bk. Buharî, Nikah, 28; Müslim, Nikah, 57, 59, 61.) buyurmuştur. Hanefîlere göre evlilikte şigar anlaşması geçersiz olup, nikah sahih olarak meydana gelir ve kadın emsal mehre hak kazanır. Şigar evliliği İmam Şafiî, Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre fasittir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 282, 283; el-Fetava'l-Hindiyye, l, 309-311; Bilmen, a.g.e., II, 6, 119-120, 140, 142)

d) Mehrin konuşulup konuşulmadığı veya miktarı konusunda eşler arasında anlaşmazlık çıkarsa kadın emsal mehir alır. Ancak bu konuda hangisi delil getirirse kabul olunur. Delil getiremezlerse "mehir konuşulmadı" diyenden (inkar eden) yemin istenir. O, yeminden kaçınırsa, diğer eşin iddiası sabit olur. Yemin ederse, kadın emsal mehir alır. (Molla Hüsrev, Duraru'l-Hukkam, I, 342)

Emsal mehrin belirlenmesinde şu kriterler dikkate alınır. Bunun için evlenecek olan kadının babası tarafından en yakın hısımı olan kız kardeş, yeğen veya hala gibi kadınlardan; yaş, güzellik, servet, takva, akıl, dine bağlılık, bekarlık, iffet, ilim, edep, güzel ahlak gibi niteliklerde benzeri olan kadınların daha önce evlenirken aldıkları mehir miktarı ölçü alınarak "emsal mehir" belirlenir. Kadının bu niteliklerde dengi olan bir hısımı bulunmazsa iki tane adaletli erkek veya bir erkek iki kadının şahitliği ile emsal mehir belirlenir. Bu da mümkün olmazsa mehr-i misli belirlemesi için hakime başvurulur. (el-Kasani, a.g.e., II, 287; Bilmen, a.g.e., II, 119)

Mehir Olabilen Şeyler

Mehir Olabilen Şeyler

İslam'da satışı veya kullanılması yasaklanmayan her şey mehir olarak verilebilir. Menkul ve gayri menkul mallar, zinet eşyası, standart (mislî) olan şeyler ve hatta menkul veya gayri menkul bir maldan yararlanma hakkı bunlar arasında sayılabilir. Ancak İslam'ın yasakladığı içki, domuz eti veya murdar ölmüş hayvan eti gibi şeyler mehir olamaz. Bu gibi şeyler mehir olarak belirlense, evlilik akdi mehirsiz yapılmış sayılır ve kadın emsal mehre hak kazanır. (el-Kasani, a.g.e., II, 227 vd; İbn Abidin, A.g.e., Mısır, t.y., II, 252, 458-461; el-Cassas, Ahkamu'l-Kur'an, II, 143)

Bir erkeğin, evleneceği kadına Kur'an-ı Kerîm okumayı veya bir takım dinî hükümleri öğretmesinin mehir sayılıp sayılmaması müctehitler arasında tartışılmıştır. İlk Hanefî müctehitlerine göre Kur'an ve fıkıh öğretimi mehir yerine geçmez. Çünkü Kur'an öğretimi ve benzeri ameller taat niteliğinde olup, kişi bunları Allah'a yaklaşmak için yapar. Diğer yandan, mehirden söz eden ayetteki "... mallarınızla istemeniz..." (en-Nisa, 4/24) ifadesi mehrin "mal" niteliğinde olmasını gerektirir.

Sonraki Hanefî fakihleri ise Kur'an öğretimi ve diğer dinî hizmetlerin; -şart- ların değişmesi ve insanların geçim için çok meşgul olması gibi nedenlerle- bir ücret karşılığında yapılabileceğine fetva verdiler. Delil; Hz. Peygamber'in bildiği Kur'an'ı eşine öğretmesi karşılığında bir erkeği evlendirmesidir. (bk. Buharî, Nikah, 14, 35,44, Fadailü'l-Kur'an, 22. Libas, 49; Müslim, Nikah, 76.) İlk Hanefî müctehitleri, bu hadisi te'vil ederek, mehirsiz evlendirmenin Hz. Peygamber'e mahsus bir muamele olduğunu söylemişlerdir. (eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 170; el-Askalanî, Buluğu'l-Meram, terc. A. Davudoğlu, İst. 1967, III, 247 vd.; Bilmen a.g.e., VI, 173.)

Mehir Nedir Mehir Terimi ve Kapsamı

Mehir Nedir Mehir Terimi ve Kapsamı

Mehir; evlenme sırasında kadına bu adla verilen veya daha sonra verilmesi kararlaştırılan mal veya paradır. Bir fıkıh terimi olarak mehir yerine eş anlamlısı olan; "ecr", "ukr", "nıhle", "saduka", "farîza", "hibe", "tavl" veya "nikâh" sözcükleri de kullanılır.

Eski çağlardan beri aile yuvası içinde erkekle kadın arasında kendiliğinden bir görev bölümü anlayışı görülmüştür. Buna göre, erkek dışarıda geçim için kazanç sağlamaya çalışırken, kadın da daha çok evin iç yönetimi, yemeğin hazırlanması ve çocuğun eğitim ve bakımı gibi ev içi hizmetlere yönelmiştir. Bu fıtrî yöneliş sonunda ailenin malî yükümlülüklerini daha çok evin erkeği üstlenmiştir. Mehir, nafaka, evin gerekli eşyasını temin etmek bunlar arasındadır.

Aile yuvası içinde erkeğe malî sorumluluk verilmesinin nedeni Kur'an-ı Kerîm'de şöyle açıklanmıştır: "Erkekler kadınlardan daha güçlü kuvvetlidirler. Bunun nedeni şudur: Allah onlardan kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkek, mallarından evin geçimini sağlamaktadır." (en-Nisa, 4/34)

Evlilikte doğan ilk haklardan olan mehir kitap ve sünnet delillerine dayanır.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek ve Allah'ın bir atıyyesi olarak verin. Eğer onlar size gönül rızasıyla bir şey bağışlarsa onu afiyetle yeyin." (en-Nisa, 4/4) Çoğunluk fakihlere göre burada hitap kocalaradır. Kimi bilginler ise hitabın velilere olduğunu söylemişlerdir. Çünkü cahiliyye devrinde mehri kızın velisi alır ve adına da "nihle" denilirdi. Yukarıdaki ayetin, mehrin kadına ait bir hak olduğunu belirlemek için indiği nakledilmiştir. (İbn Kesîr, Muhtasar Tefsir, Beyrut 1402/1981, l, 357; Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, y.ve t.y., II, 512, 513.) Başka bir ayette ise mehirden şöyle söz edilir: "Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız bile ondan hiç birşey geri almayın." (en-Nisa', 4/20)

Mehrin evlilikte gerekli bir hak olduğu şöyle belirlenir: "Haram olanlar dışındaki kadınlarla evlenmeniz, iffetli olarak ve zina etmeksizin yaşamak ve mallarınızdan onlara mehir vermek şartıyla size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir miktarını belirledikten sonra karşılıklı rıza ile indirim yapmanızda bir sakınca yoktur." (en-Nisa', 4/24.)

Abdullah b. Abbas (r. anhüma)'dan nakledildiğine göre Hz. Ali, Allah elçisinin kızı Hz. Fatıma ile evlenirken "hutamî zırhı" denilen değerli bir zırhını mehir olarak vermiştir. (Nesaî, Nikah, 76; Ebü Davud, Nikah, 24, 25.)

Diğer yandan bir kadınla evlenmek isteyen bir sahabiye Allah'ın Rasulü mehir olarak bir şeyler vermesini bildirmiş, ancak erkeğin fakir olduğunu görünce, "demirden bir yüzük bile olsa evde araştır ve getir" buyurmuş, erkek bunu da temin edemeyince, onu bildiği Kur'an karşılığında bu kadınla evlendirmiştir. (Nesaî, Nikah, 62; eş Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 170)

Mehirle ilgili ayet ve hadislerin topluca incelenmesinden şu sonuca ulaşılmıştır. Hz. Peygamber herhangi bir evliliğin mehirsiz olarak akdeditmesine ruhsat vermemiştir. Eğer mehir vacip olmasaydı, bunu göstermek için arada bir onu terkederdi.

Öbür yandan mehrin kadına ait bir hak olduğu konusunda görüş birliği vardır. Ancak mehrin hükmü, miktarı ve niteliği üzerinde bazı görüş ayrılıkları bulunmaktadır. (bk. es-Sarihsi, el-Mebsut, V, 62; el-Kasani, el-Bedayi,II, 274 vd.; İbnü'l Humam, Fethu'l-Kadir, II, 434 vd.; el-Cassas, Ahkamü'l-Kur'an, III, 86)

Kimi gayri müslim topluluklarda, özellikle Musevîlerde drahoma denilen mehir benzeri bir meblağ evlenen eşler arasında cereyan etmektedir. Ancak drahoma evlenen kadının kocasına verdiği veya vermeyi üstlendiği bir meblağ veya maldır. Mehir ise bunun aksine erkeğin kadına önem ve değer verdiğinin bir sembolü olmak üzere verilir. Bir İslam toplumunda mü'min bir kadınla cinsel temas ya nikahsızlık nedeniyle had cezasını gerektirir, ya da evliler arasında olmuşsa mehri gerekli kılar. Bu, kadına duyulan saygının bir sonucudur.

Mehir, nikah akdinin rükün veya şartlarından olmayıp, evlilik sonunda ya önceden belirlenmekle ya da hiç konuşulmaması durumunda kendiliğinden meydana gelen haklardandır. Bu, yüzden mehirsiz akdedilecek nikah geçerli olur ve kadın emsal mehre hak kazanır. Allahü Teala şöyle buyurur: "Kendileriyle cinsel temasta bulunmadığınız veya kendilerine mehir tayin etmediğiniz eşlerinizi boşamışsanız, bunda size bir sakınca yoktur." (el-Bakara, 2/236.) Bu ayette cinsel birleşmeden veya mehir tesbitinden önce kadını boşamanın geçerli olduğu belirlenmektedir. Boşama ancak sahih evlilikte söz konusu olduğuna göre, ayet nikah sırasında mehrin konuşulmasının bir rükün veya bir şart olmadığını gösterir.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in bir mehir belirlenmeden evlendirdiği sahabiler de olmuştur. Nitekim Ukbe b. Amir (r.a.)'ten nakledildiğine göre Allah'ın elçisi bir sahabiye "Seni filanca kadınla evlendireyim mi?" diye sormuş, erkeğin "evet" demesi üzerine aynı soruyu kadına da sormuş, kadının da kabul etmesi üzerine onları evlendirmiştir. Burada evlilik akdi yapılırken mehirden hiç söz edilmediği görülür. Ancak bu sahabinin, sonradan vefatından önce eşine, Hayber gazvesinden kendisine ganimet olarak isabet eden payını mehir olmak üzere verdiği nakledilmiştir. (Ebu Davud, Nikah, 30, 31)

Malikî mezhebine göre ise mehir nikahın bir rüknü olup, onsuz nikah akdi geçersiz olur. Bu duruma göre, Malikiler dışında çoğunluk fakihlere göre mehir konuşulmaksızın yapılacak evlilik akdi geçerli olur ve kadın zifaftan sonra emsal mehre hak kazanır.

Evlilikle Doğan Malî Hak ve Sorumluluklar - Giriş

Evlilikle Doğan Malî Hak ve Sorumluluklar - Giriş

İslâm'da hür, akıllı ve ergin her mü'min erkek ve kadın dinin emir ve yasaklarına muhatap olur. Namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetler yanında, ticarî, iktisadî ve malî konularda sorumluluklar başlar. Kendi malvarlığı üzerinde dilediği gibi tasarruf etme ehliyetine kavuşur. Ancak ergin olduğu halde malını yönetebilecek bilgi ve tecrübeyi kazanamayan erkek çocuğu reşid sayılmadığı için malları üzerinde bir süre daha veli yardımı ile tasarrufta bulunur.

Rüdş yaşı kişisel eğitim, sosyal ve fizik çevre ya da özel yeteneklerin etkisine bağlı olarak erginlikten önce veya sonra yahut erginlik çağı ile birlikte gerçekleşebilir. Erginlik çağının alt sınırı kızlarda 9, erkeklerde 12 yaştır. Üst sınırı ise çoğunluk müctehitlere göre her iki cinste 15 yaştır. Ebû Hanîfe'ye göre üst sınır erkekte 18, kızda 17 yaştır. Bu yaşlara ulaşanlarda erginlik belirtileri görülmese bile hükmen ergin sayılırlar.(el- Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyî, VII, 172.)

Rüdş yaşına ulaşan kimseden mali velayet kalkar ve malvarlığı üzerinde tam tasarruf hakkına sahip olur. İslâm'da rüşd yaşı için belli bir alt sınır getirilmemiştir. Erginlik çağına gelince malı saçıp savuracağından korkulursa Ebû Hanife'ye göre 25 yaşına kadar bir önlem olarak malı kendisine teslim edilmez. Çoğunluk müctehitlere göre ise, yaşa bakılmaksızın, kişinin reşid olduğu anlaşılıncaya kadar üzerindeki malî velayet devam eder.

Allahü Teâlâ şöyle buyurur: "Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri yetiştirip deneyin. Eğer onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin." (en-Nisâ', 4/6.) Bu duruma göre mümeyyiz küçük ergin olunca hemen malı kendisine teslim edilmez ve bu malı yönetebilecek bir olgunluğa (rüşd) ulaşıp ulaşmadığı araştırılır.

Osmanlı Devleti uygulamasında 1288 tarihli bir padişah fermanı ile, yirmi yaşını doldurmamış kimselerin rüşd davalarının reddedilmesi öngörülmüştür. (Ali Haydar, Düraru'l-Hukkâm, III, 78, 79.)

İşte ister reşid olarak kendi serveti üzerinde tam tasarruf hakkına sahip olsun, isterse bu tasarruf velinin yardım ve katkısı ile gerçekleşmiş bulunsun, akıllı ve ergin bir erkek evlendiği zaman eşinin mehir ve nafaka gibi mali haklarını üstlenmiş olur. Yine doğacak çocukların geçim masrafları da babanın üzerine vaciptir. Yeme, içme, giyim ve barınma harcamaları ile ev için gerekli olan eşya ve çeyiz kadının geçim masrafları arasında sayılabilir. Eşlerden birinin ölümü durumunda diğerinin ona mirasçı olması da evlilikle doğan mali haklardandır. Biz miras konusunu ileride ayrıca inceleyeceğimiz için, onun dışında kalan diğer mali hakları aşağıda açıklayacağız.

Bağlayıcı (Lâzım) Olmayan Evlilik

 

MUTEBERLİK BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ

Bağlayıcı (Lâzım) Olmayan Evlilik

Bağlayıcılık (lüzûm) şartları eksik bulunan evliliklere "gayri lâzım (bağlayıcı olmayan) evlilik" denir.

A) Bağlayıcı Olmayan Evliliğin Gerçekleştiği Durumlar:

1) Baba ve dede dışında bir velinin küçükler için akdettiği evlilik.

Erkek kardeş veya amca gibi bir hısımın veli sıfatıyla küçüğün nikâhını akdetmesi durumunda, bu erkek veya kız çocuğunun "bulûğ muhayyerliği" hakkı bulunur. Bunlar erginlik çağına girince daha önce kendileri adına akdedilen evliliği kabul etmezlerse, nikâh akdi ortadan kalkar. İşte böyle bir nikâh, akdedildiği tarihten erginlik çağına kadar bağlayıcılık niteliği olmayan (gayri lâzım) bir nikâhtır. Küçüğü baba veya babanın babası evlendirmişse, bunların onun yararını gözetmede isabetli karar verecekleri kabul edildiğinden onlara "bulûğ muhayyerliği" hakkı tanınmamıştır. Ancak baba veya dede isabetsiz karar vermesiyle tanınmış olur ve küçüğü dengi olmayan birisi ile yahut önemli ölçüde düşük mehirle evlendirmiş bulunursa, böyle bir nikâh akdi geçerli sayılmamıştır.

2) Akıllı ve ergin bir kadın velisinden izinsiz olarak, dengi olmayan bir erkekle veya önemli ölçüde düşük olan mehirle evlenmiş bulunursa, velisi icazet verinceye kadar nikâh akdi "gayri lâzım"dır. Velinin bu evliliği feshettirme hakkı bulunur. Ebû Hanife'ye göre burada eksik mehri tamamlaması kocadan istenir, tamamlamazsa velinin fesih hakkı doğar. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre ise mehirdeki eksiklik veliye fesih hakkı vermez. (bk. el-Kâsânî, a.g.e., 11,315; Bilmen, a.g.e., II, 61, 62; Cin, a.g.e.,s: 156 vd, Cin-Akgündüz, a.g.e., s: 82; Kadri Paşa Kodu, Md. 138-144.)

B) Bağlayıcı Olmayan veya Mevkûf Bulunan Evliliklerin Sonuçları:

Bu çeşit evlilikler icazet yetkisine sahip olan kimsenin icazet vermesinden önce fasit nikâh gibidir. (el-Kâsânî, a.g.e. II, 236.) Böyle bir evliliğe icazet verilmez ve ayrılık meydana gelirse şu sonuçlar ortaya çıkar.

1) Cinsî birleşmeden önce fesih hakkı kullanılmışsa, nikâh hiçbir sonuç doğurmaz.

2) Birleşmeden sonra feshedildiği takdirde boşama iddeti, hurmet-i musâhare (sıhrî hısımlıkla doğan evlenme yasağı), emsal mehir ve doğacak çocuğun nesebi sabit olur.

3) Kadın hamile durumda ise evlilik feshedilemez. Burada doğacak çocuğun yararı gözetilmiştir. (el-Fetâvâ'l - Haniye maa'l - Hindiyye, I, 354.) Fasit evlilikte ise gebelik veya çocuğun bulunması ayrılmaya engel teşkil etmez.

4) Boşama, muhâlea, zıhâr, ilâ, nafaka ve miras gibi sahih evliliğe ait olan sonuçlar mevkuf ve gayri lâzım evliliklerde sabit olmaz.