Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

13 tane "hz.aişe" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"hz.aişe" tagli diger ogeler resimler , videolar

İslam'da Düğün Eğlencesi Nasıl Olmalıdır

DÜĞÜN EĞLENCESİ

İslam'ın evrensel mesajı, insan hayatının bütün devrelerini kapsar. Doğum öncesi, çocukluk, gençlik, evlenme, aile yuvası içinde sevinçli veya üzüntülü bütün yaşama devreleri için İslam'ın öğretimi ve getirdiği hayat tarzı vardır.

Üzüntülü ve sıkıntılı günlerinde kadere teslim olmakla teselli ve sükunet bulan mü'min, sevinç ve neş'e günlerinde de bunun dışa yansıması olan nezih eğlenceye meyillidir. İnsan hayatında sevincin sembolü olan iki vakit önemlidir. Evlenme merasimi ve bayramlar. Sahabe devrinde de bu iki sevinç zamanında sevinç belirtisi olarak genç kızların şarkı söylediği ve deflere vurulduğu görülür.

Hz. Peygamber ve ashab-ı kiramın bu düğün ve bayram eğlencesi île ilgili uygulama örnekleri vardır. Biz aşağıda bu örnekleri vererek İslam'ın eğlencede gösterdiği ölçü ve sınırı belirlemeye çalışacağız.

Allah'ın Rasulü şöyle buyurmuştur: "Nikahı ilan edin. Onu mescitlerde kıyın ve onun üzerine def çalınız." (Tirmizî, Nikah, 6.)

Hz. Aişe, Es'ad İbn Zürare'nin (ö. 1/622) yetim kalmış kızı Fariga (r. anha)'yı himayesine alıp büyütmüştü. Evlenme çağına gelince onu Ensar'dan Nebît İbn Cabir (r.a) ile evlendirdi. Gelini, koca evine götürenler arasında bulunan Hz. Aişe şöyle der: "Döndüğümüzde, Allah'ın Rasulü bize; erkek tarafının bizi nasıl karşıladığını ve neler konuşulduğunu sordu. Ben de "selam verdik, hayır ve bereket diledik" dedim. Allah elçisi; "Ey Aişe sizin eğlenceniz yok mu? Çünkü Ensar eğlenceden (oyundan) hoşlanır" buyurdu. Şurayk'ın rivayeti şöyedir: "Ey Aişe! Gelinle birlikte def çalıp şarkı söyleyecek bir cariye göndermediniz mi?" Ben, "Cariye ne diyecek" diye sorunca şöyle buyurdu:

Şöyle diyecek: Size geldik, size geldik. Allah bize de size de hayat versin. Kızıl altın olmasaydı, bâdiyenize konaklamazdı. Sarı buğday olmasaydı, bakireleriniz semirmezdi".

İbn Mace'deki rivayette, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Ensar, gönlü sevgi dolu olan bir kavimdir. Onlara; "Size geldik, size geldik, Allah bize de size de hayat versin" şarkısını söyleyecek birisini gönderseydiniz." (İbn, Mace, Nikah, 21; A. İbn Hanbel, IV, 78.)

Rubeyye binti Muavviz (r. anha)'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben evlendiğim zaman, Rasulullah (s.a.s) geldi ve yatağımın üzerine oturdu. Bu sırada cariyelerimiz def çalıp, Bedir günü şehit düşen atalarımız hakkında mersiyeler söylemeye başladılar. İçlerinden birisi; "Bizim aramızda yarın olacakları bilen Peygamber var" anlamında bir mısra okudu. Bunun üzerine Hz. Peygamber; "Bunu bırak (böyle söyleme), söylemekte olduğun diğer şeyleri söyle" buyurdu. (Tirmizî, Nikah, 6; İbn Mace, Nikah, 21; bk. İbn Hacer, Fethu'l-Barî, XI, 108; Tirmizi, Şerhu Tuhfeti'l-Ahvazi, Kahire, 1967, IV, 211, 212) İbn Mace'deki rivayet şöyledir: "Hayır, bunu söylemeyiniz. Çünkü yarın olacakları bilen Allah'tır." (İbn Mace, Nikah, 21; Buhari, Tefsiru Sure-i Ra'd, 1; İbn Hanbel, II, 52)

Yukarıdaki hadisler nikahın def ve ifadeleri meşru olan bazı şarkılarla ilanının mubah olduğunu gösterir.

Hz. Peygamber (s.a.s)'ın düğün cemiyetinde olduğu gibi, bayram günlerinde veya bazı sportif gösteriler sırasında da nezih eğlenceyi müsamaha ile karşıladıklarını görüyoruz. Aşağıdaki uygulamalar bunu gösterir.

Hz. Aişe (r. anha) anlatıyor: "Bir gün Allah'ın Rasülü benim yanıma girdi. Yanımda iki de cariye vardı. Buas günü sarkısını söylüyorlardı. Rasulullah (s.a.s) yatağa uzandı ve yüzünü öbür yana çevirdi. Bu arada babam Ebü Bekir de yanımıza girdi ve beni azarlayarak; "Rasulullah'ın yanında şeytan çalgısını mı çalıyorsunuz?" dedi. Rasulullah (s.a.s) ona dönerek; "onları bırak" buyurdu. Başka bir rivayette Hz. Peygamberin şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Ey Ebu Bekir, her toplumun bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır." (Buharî, ideyn, 3; ibn Mace, Nikah, 21; ibn Hanbel, VI, 187.)

Hz. Aişe'nin, Hz. Peygamber'le birlikte seyrettiği bir spor oyunu da şudur, Hz. Aişe şöyle anlatır: "Bir bayram günüydü. Sudanlılar Mescid-i Nebevî'de kılıç kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben istedim, ya da Rasulullah (s.a.s); "Bakmayı arzu ediyor musun?" buyurdu. Ben de, "Evet isterim" dedim.

Beni arkasında durdurdu, yanağım yanağı üzerinde idi. Oyuncuları; "Haydin Erfide oğulları, göreyim sizi" diyerek teşvik ediyordu. Ben usanıncaya kadar baktım. Bana "Yeter mi?" buyurdu. "Evet" dedim. "O halde içeriye git" buyurdu " (Buharî, îdeyn, 2. Cihad. 81: Müslim, îdeyn, 19.)

Yukarıdaki ilk hadise göre, şarkı söylemek caiz olmasaydı, Rasulullah'ın evinde söylenmez, ya da Allah'ın Rasulü'nün bunu açıkça menetmesi gerekirdi. Hz. Ebü Bekr'in karşı çıkması, Hz. Peygamber'in dinlenme saatinde rahatsız edilmesi ve bunu edebe aykırı görmesinden dolayı olmalıdır.

Ancak hadiste bayramdan söz edilmesi nezih şarkının yalnız sevinç günlerinde caiz olabileceğini gösterir. (İbnü'l-Arabi, Ahkamü'l-Kur'an, III, 9)

İslam'da Geçici Evlenme Engelleri-1

GEÇİCİ EVLENME ENGELLERİ

Sürekli veya mutlak evlenme engelleri hiç bir şekilde ortadan kalkmadığı halde, geçici evlenme engelleri belirli hallerde ortadan kalkabilir. Din ayrılığı, dört kadınla evli olma, üçlü boşama, iki hısımla birlikte evlenme bunlar arasındadır.

1) Din ayrılığı:

Müslüman kadın veya erkek, müşriklerle evlenemez. Müşrik kapsamına Allah'tan başka şeylere, yani aya, güneşe, tabiat güçlerine tapanlar girdiği gibi; ateistler, Bahailer ve Kadiyaniler de girer. Allah'ın şerîatından başka sistemlere inanıp İslamî bir devlet ve toplum düzeni kabul etmeyenler de aynı hükme bağlıdır.

Allah Teala şöyle buyurur: "(Ey iman edenler!) Allah'a eş tanıyan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İman eden bir cariye, müşrik bir kadından -bu sizin hoşunuza gitse de- elbet daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de, onlar iman edinceye kadar (mü'min kadınları) nikahlamayın. Mü'min bir köle, müşrik erkekten -o sizin hoşunuza gitse de- daha hayırlıdır". (el-Bakara, 2/221) Bu yasağa uymadan yapılacak bir evlilik batıl olur.

Müslüman bir erkeğin hristiyan veya yahudi bir kadınla evlenmesine ise cevaz verilmiştir. Çünkü ailenin reisi kocadır ve doğacak çocuklar babanın dininden sayılır. Diğer yandan ehl-i kitap kadınlarla evlenmek İslam'ın yayılmasına yardımcı olur.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: ".... Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerini verip nikah edince (size helaldir)" (el-Maide, 5/5)

Hz. Ömer, yukarıdaki ayetin açık müsadesine rağmen, Medayin valisi Huzeyfe (r.a.)'e evli bulunduğu yahudi kadını boşamasını yazmıştır. Bunun sebebi, ehl-i kitap kadınlarla evlenmenin kötüye kullanılması ve müslüman kadınlara rağbetin azalmasıdır. Bu, hükmü kaldırma değil, geçici bir uygulamadır.

Ashab-ı kiramdan yalnız İbn Ömer ehl-i kitap kadınla evlenmeyi caiz görmemiştir. Ona bunun sebebi sorulduğunda "Allah müşrik kadınları mü'min erkeklere haram kılmıştır. Ben bir kadının "Rabbim İsa'dır" demesinden daha büyük şirk bilmiyorum" demiştir. Ancak İbn Ömer'in bu sözü haramlığa değil, kerahete hamledilmiştir. (es-Sabunî,Tefsîru Ayati'l-Ahkam, 2. baskı, Dımaşk, 1977, II, 564.)

İslam toplumuna düşman olan harbî ve ehli kitap kadınla evlenmek ise mekruhtur. Bu konuda görüş birliği vardır. (İbnü'l-Hümam, a.g.e., II, 372.)

Bugünkü Hristiyanlar ve Yahudiler ehl-i kitap mıdır? Kur'an-ı Kerim'de aşağıdaki ayetler bu konuda tereddütlere yol açmıştır.

"Yahudiler "Uzeyr Allah'ın oğludur", Hristiyanlar da "İsa Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri cahilce sözlerdir." (et-Tevbe, 9/30.)

"Gerçekten, "Allah, Meryem'in oğlu İsa'dır" diyenler kafir olmuşlardır." (el-Maide, 5/72.)

"Şüphesiz, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler (Allahü Teala'ya Meryem ve İsa'yı da ortak koşanlar) kafir olmuşlardır. Halbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur." (el-Maide, 5/73.)

Bu ayetlerin açık hükümlerine göre, bugünkü hristiyan ve yahudilerin Allah'a ortak koşmaları sebebiyle müşrik sayılmaları ve müslümanlarla evlenmemeleri gerektiği öne sürülebilirse de, ehl-i kitap kadınlarla evlenmeyi serbest bırakan Maide Süresi 5. ayet bu hükmü tahsis etmiştir. İslam fakihlerinin çoğunluğu bu görüştedir. (Cassas, Ahkamu'l-Kur'an, II, 15-20; el-Kasanî, a.g.e., II, 270; İbn Rüşd, a.g.e., ll, 37 vd.)

Şafiî ve Malikîlere göre ehl-i kitap kadınla evlenmek mekruhtur.

Ehl-i kitap kadınla evli bulunan müslüman bir erkek onu kilise ve havraya gitmekten ve evde içki içmekten alıkoyabilir; hayız, nifas ve cünüplük sebebiyle onu yıkanmaya zorlayamaz. (el-Fetava'ı-Hindiyye, I, 281)

Müslüman kadının müşrik veya ehli kitap bir erkekle evlenmesi caiz değildir. Çünkü bu yasak ayetle belirlenmiştir. (el-Bakara, 2/221) 20 nci yüzyılda çıkarılan İslam aile hukuku kanunlarının hemen hepsinde bu hüküm açıkça ifade edilmiştir. (H.A.K. mad, 58)

2) Üçlü boşamadan doğan evlenme engeli:

a) Hülle ve dayandığı deliller:

İslâm'da kocaya, eşini üçe kadar boşama yetkisi verilmiştir. Karısını üç defa boşamışsa artık kadının bir başka erkekle geçerli bir şekilde evlenmesi ve bu ikinci evliliğin talak, fesîh veya ölümle sona ermiş olması gerekir. Koca ile eski karısı arasında mevcut bu geçici yasağı ortadan kaldırmaya yönelik muameleye "tahlil (helal kılma)" veya kısaca "Hulle" adı verilir.

Allah Teala şöyle buyurur: "Yine erkek, karısını (üçüncü defa olarak) boşarsa, ondan sonra kadın kendinden başka bir erkeğe nikahlanıp varıncaya kadar ona helal olmaz. Bununla birlikte, eğer bu yeni koca da onu boşarsa, onlar Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanırlarsa, birbirlerine dönmelerinde her ikisi hakkında bir sakınca yoktur" (el-Bakara, 2/230)

Üç talakla boşanan kadın, ikinci bir erkekle evlenince, bununla cinsel birleşmenin meydana gelmesi şarttır. Aksi halde bu ikinci evlilik herhangi bir şekilde sona erse de kadın eski kocasına dönemez.

Useyle hadisi bunun delilidir. Hz. Aişe (r. anha)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rifaa el-Kurezî (r.a.)'ın karısı Nebî (s.a.s)'e geldi ve şöyle dedi: "Ben Rifaa'nın eşi idim, beni üç talakla boşadı. Ondan sonra Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Ancak o benimle cinsel birleşmede bulunacak durumda değildi". Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Rifaa'ya dönmek istiyor musun? Sen Abdurrahman'ın, o da senin balcığından tatmadıkça bu olmaz." (Buhari, Talak, 7,37; Ebu Davud, Talak, 49; Nesai, Talak, 9; İbn Mace, Nikah, 32)

Geçerli bir hullenin şartları şunlardır:

a. Bir defada veya ayrı ayrı zamanlarda üç kere boşanan kadın, iddetini tamamlayacak;

b. Kadın bundan sonra başka bir erkekle sahih nikahla evlenecek;

c. Evlendiği ikinci erkekte cinsel birleşme meydana gelecek;

d. Ölüm veya normal bir boşanma yahut nikah feshi yoluyla bu evlilik sona ermiş bulunacak;

e. Kadın, ikinci kocadan olan iddetini tamamlamış olacak.

b) Anlaşmalı hulle ve hükmü:

Üçlü boşama ile karısını boşayan koca, başka bir erkekle anlaşır ve o da ikinci evlilikten hemen sonra kadını boşayacağını taahhüt ederse, bu şekilde anlaşmalı bir evlilik kadını ilk kocasına helal kılar mı?

Hanefilere ve bazı Şafiîlere göre, tahrîmen mekruh olmakla birlikte geçerlidir. Hülle için konuşulan şart yok sayılır. Hadis-i şerifte; "Anlaşmalı nikah yapana ve kendisi için böyle bir nikah yapılana Allah'ın Rasülü lanet etti." (Ebu Davud, Nikah, 15; Tirmizî, Nikah, 27; İbn Mace, Nikah, 33.) buyurulmuştur.

Bu hadiste, anlaşmalı nikah yapana "muhallil (helal kılıcı)" deyiminin kullanılması akdin geçerli olduğunu gösterir. el-Evzaî'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Anlaşmalı nikah yapan ne kötü yapmıştır, ancak bu nikah geçerlidir." (es-Sabunî, a.g.e., l, 341.)

Diğer yandan anlaşmalı evlilik ilk kocaya gerekli teminatı sağlamaz. Çünkü ikinci erkek fikir değiştirerek evliliği sürdürmek isterse boşamaya zorlanamaz. Ancak böyle bir evlilik durumunda kadın nikah akdi sırasında talak yetkisi alırsa, istediği takdirde onun da bu evliliği sona erdirme hakkı doğabilir.

İmam Şafiî, İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre anlaşmalı evlilik batıldır. Karı bununla önceki kocasına helal olmaz. Dayandıkları delil, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, anlaşmalı evlilik yapana ve yaptırana lanet etmesi ve birincisine "kiralık teke" ifadesini kullanmasıdır. (bk. Ebu Davud, Nikah, 15; Tirmizî, Nikah, 27; İbn Mace, Nikah, 33.)

Evliliğin Sıhhat Şartları

 

EVLİLİĞİN SIHHAT ŞARTLARI

Rükünlerine uyularak akdedilen bir nikahın, sonuçlarını meydana getirebilmesi için "sahih" olması gerekir. Bu da, İslam'ın belirlediği sıhhat şartlarının bulunması ile gerçekleşir. Aksi halde, eksikliğin durumuna göre nikah "batıl" veya "fasid" olur.

Evliliğin geçerli olması için bulunması gereken sıhhat şartları şunlardır:

A) Evlenecek Eşler Arasında Sürekli veya Geçici Bir Evlenme Engelinin Bulunmaması:

Eşlerin, nikah akdi sırasında evliliğe mahal olması gerekir. Bu yüzden kadının nesep, süt veya sıhrî hısımlık gibi bir nedenle erkeğe haram olması durumunda, nikah batıl olur. Bir mümin erkeğin kız, kız kardeş, anne, kardeşin kızı, hala, teyze gibi nesep hısımları veya süt anne, süt kardeş gibi süt hısımları yahut esinin annesi veya kızı gibi sıhrî hısımları ile evlenmesi ebedî olarak caiz değildir.

Diğer yandan kadının başka birisi ile evli olması veya iddetli bulunması gibi durumlarda evlenme engeli geçici olur. Kadın boşanıp iddetini bitirince onunla evlenmek mümkün ve caiz olur. Evlilik bir dış etkenden dolayı sahih olmazsa "fasit" adını alır. Cinsel birleşme olursa bazı sonuçlar meydana gelir. Fasit ve batıl evlilikler üzerinde ayrıca duracağımız için kısa geçiyoruz.

 B) İcap ve Kabulün Süreklilik Bildiren Bir Üslupla İfade Edilmesi:

Evlilik sırasında icap ve kabul geçici değil, süreklilik bildiren bir üslupla ifade edilmelidir. Evlilik "bir ay" veya "bir yıl" gibi belirli bir süre ile yapılmışsa nikah akdi batıl olur. Erkeğin kadına, "Bir ay süre ile senin cinsel yönlerinden yararlanayım" veya "Seni bir ay veya bir yıl süreyle yahut bu beldede oturduğum sürece kendime nikahladım" dese, kadın bu teklifi kabul edince, birincisine "mut'a nikahı", ikincisine ise "geçici (muvakkat) nikah" denir. Aşağıda bu çeşit nikâhları ve sonuçlarını açıklayacağız.

C) Evlilik Akdi Sırasında İki Şahidin Bulunması:

Evlilik geleceğe ait hak ve sorumluluklar doğuran bir müessese olduğu ve haramı helalden ayırdığı için, bunun topluma açıklanması, gizli kalmaması ve belirli şahitlerle belgelenmesi gerekli görülmüştür. Bu yüzden veli dışında iki şahit bulunmadıkça nikah akdi sahih olmaz. Delil ayet ve hadislerdir.

Allahü Teala şöyle buyurur: "Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek olmazsa, o durumda razı olacağınız şahitlerden bir erkekle iki kadın yeter." (el-Bakara, 2/282) Ayet, ticaretle ilgili olmakla birlikte evlilik akdini de kapsamına alır. Akitlerde şahit, genellikle anlaşmazlık durumunda tarafların haklarını korumada ispat kolaylığı sağlar. Evlenme akdi de eşlerin lehine ve aleyhine hukukî sonuçlar meydana getiren bir akittir. Mehir, nafaka yükümlülüğü, nesebin sabit olması, sıhrî hısımlığın doğması bunlar arasındadır. Diğer yandan evlilik akdinin topluma ilan edilerek yapılması ve şahitlerin bulunması evlileri zina töhmetinden korur.

 

1) Evlenme şahidinde aranan nitelikler:

2) Gizli nikahın hükmü:

 

D) Evlilikte Rıza ve İhtiyarın Bulunması:

Evlilik bir erkekle kadının ömür boyu birlikte yaşama ve hayatın iyi ve kötü yanlarını birlikte omuzlama ilkesine dayandığı için, başlangıçta karşılıklı rızanın bulunması asıldır. Evlenecek olanların rızasının bulunmadığı bir nikah geçerli olmaz. Bu yüzden eşlerden birisi ölüm, şiddetli dayak veya uzun süreli hapis korkusu altında evliliğe zorlansa böyle bir nikah fasit olur.

Nitekim hadiste şöyle buyurulmuştur: "Allahu Teala, ümmetimden yanılma, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmünü kaldırmıştır." (İbn Mace, Talak, 16.)

Hz. Aişe, zorla evlendirilen bir kızla ilgili olarak Allah'ın Rasülünün uygulamasını şöyle anlatır:

"Ensar'dan Hıdam'ın kızı el-Hansa (r. anha) Hz. Aişe'ye gelip; "Babam aile şerefini artırmak için, beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise bu evliliği istemiyorum" dedi. Aişe de ona; "Rasulullah (s.a.s) gelinceye kadar bekle" dedi. Hz. Peygamber gelince Aişe ona durumu anlattı. O da kızın babasını çağırdı ve kadına seçme hakkı verdi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: Ey Allah elçisi! Babamın aktettiği nikahı kabul ettim. Fakat bu davranışımla kadınlara, babalarının evlilikte böyle bir yetkisi bulunmadığını bildirmek istemiştim." (Ahmed b. Hanbel, VI, 368; es-San'anî, Sübülü's-Selam, 2. baskı, III, 122 vd.; Ayrıntı için bk. Buharî, Nikah, 42; Tirmizî, Nikah, 14.)

Hanefîlere göre zorlanan kimsenin nikahı ve boşaması geçerli sayılmıştır. Çünkü zorlananın her ne kadar rızası yoksa da kasıt ve tercihi vardır. Bu da, şaka ile bir muamele yapana benzer.

Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir. Nikah, talak ve cayılabilir boşamada eşine dönme." (Ebu Davud, Talak, 9; Tirmizi, Talak, 9; İbn Mace, Talak, 13)

1917 tarihli Osmanlı Hukuki Aile Kararnamesi, Şafiî mezhebinin görüşünü esas alarak, zorlanan kişinin nikahını fasit saymıştır. (H.A.K., mad. 57; Cin, a.g.e., 167 vd.)

Evliliğin Meşru Olduğunu Gösteren Deliller

EVLİLİĞİN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER 

Evliliğin meşru oluşu Kitap, Sünnet ve İcma delillerine dayanır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Sizden bekarları ve kölelerinizle cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlu kereminden zenginletir. Allah her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir." (en-Nur, 24/32.)

"Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane nikahlayın. Bu kadınlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin veya ellerinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Bu, haksızlığa yol açmamanız için daha uygundur." (en-Nisa, 4/3; Nikahla ilgili diğer ayetler için bk. el-Bakara, 2/102, 221, 228, 230, 232, 235; en-Nisa, 4/4, 5, 19, 22-26; el-A'raf, 7/189, 190; en-Nur, 24/3, 32, 33; er-Rûm, 30/21; el-Ahzab, 33/37; el-Mümtehine, 60/10-12.)

Evlilik konusunda pek çok hadis nakledilmiştir. Allah elçisi, gençlere hitap ederek şöyle buyurmuştur:

"Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlilik yükümlülüklerine gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı harama karşı daha fazla koruyucudur: Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için bir kalkandır." (Buharî, Savm, 10, Nikah, 2,3; Müslim, Nikah, 1, 3; Ebu Davud, Nikah, 1; Tirmizî, Nikah, 1; Nesaî, Sıyam, 43; Nikah, 3; ibn Mace, Nikah, 1; Darimî, Nikah, 2; A.b. Hanbel, l, 378, 424,425.)

Ashab-ı kiramdan üç kişi Hz. Peygamber (s.a.s)'in eşlerine onun gece ibadetini sormuşlar, belki azımsayarak birincisi "sürekli olarak gece namazı kılmaya", ikincisi "sürekli oruç tutmaya", üçüncüsü ise "kadınlardan sürekli ayrı kalmaya ve hiç evlenmemeye" karar verir. Onların bu konuşmalarını haber alan Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Fakat ben hem namaz kılıyorum, hem uyuyorum; oruç tutuyorum, tutmadığım da oluyor; kadınlarla da evleniyorum. Kim benim sünnetimi terkederse benden değildir." (Müslim, Nikah, 5; Nesaî, Nikah, 4; Darimî, Nikah, 3; A. b. Hanbel, II, 158, III, 341,359, V, 409.)

Hz. Aişe'nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse, benden değildir. Evleniniz, çünkü ben (kıyamet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Evlenme gücü bulamayan da oruca devam etsin. Çünkü oruç, onun için (harama karşı) bir kalkandır." (İbn Mace, Nikah, 1. Bu hadisin senedi, rivayet zincirinde bulunan İsa b. Meymun el-Medini yüzünden zayıf sayılmışsa da, hadisi destekleyen başka rivayetler de vardır.)

Ebu Umame (r.a.)'ın naklettiği başka bir hadiste ise şöyle buyurular: "Mü'min, Allah korkusundan ve O'na itaattan sonra, iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü eşine emretse sözünü dinler, yüzüne baksa sevinç duyar, üzerine yemin etse, yeminini doğru çıkarır, dışa gitse, kendisinin bulunmadığı sırada iffetini ve kocasının malını korur." (İbn Mace,Nikah,5.)

Diğer yandan evlenmenin meşruluğu üzerinde, bütün ümmet görüş birliği içindedir. Ancak evlenmenin hükmü evlenecek kişinin özel durumu dikkate alınarak değerlendirilir. Diğer başlıklarda çeşitli durumlara göre konuyu açıklayacağız.

Mevlid Kandili Gecesi Ne Yapmalı

kuran 

Mevlid Kandili Nedir

Mevlit Kandili ya da Veladet Kandili (Arapça: لیلة مواليد, Mavlid (مولد), Mavlid al-Nabi (مولد النبي), İslam dininin peygamberi olan son peygamber Hz. Muhammed'in doğum gecesi aynı zamanda Hicrî Rebiul-evvel ayının onikinci gecesidir. Klasik dönemde (Asr-ı Saadet ve Dört Halife Dönemi) kandiller yer almadığı için geçmişi pek eskiye dayanmamaktadır.

Mevlid, "doğum zamanı" demektir. İslam'da Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Hz Muhammed(SAV)'in doğum günü farklı mezheplerden birçok Müslüman tarafından kutlanır. Şiiler 17. günü Mevlid günü ve 17'ye dönen geceyi de Mevlid Gecesi olarak adlandırırlar. Bu iki tarih arasındaki haftayı da Vahdet Haftası ilan etmişlerdir.

Kandil Geceleri İslam'ın ilk zamanlarında var olan bir adet olmayıp, hicrî 3. asırdan itibaren mistik çevrelerde kutlanmaya başlanmıştır. Türkiye'de Osmanlı Devleti padişahı II. Selim'den itibaren bu kutlama gün ve gecelerinde, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır.

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 107)

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir.

O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki  daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmrân, 164)

Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

O âlemlerin Rabbinden, "Alemlere rahmet olarak gönderildi." Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O'na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O'nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı. 

O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."(Sebe, 28)

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır.  O'nu örnek almak, Kur'an'a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)'nın ifâdesiyle O'nun ahlâkı Kur'an'dı.(Müslim, Misâfirîn, 139). Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyrulmaktadır:

"Andolsun, Allah'ın rasûlünde sizin için, Allah' a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21)

Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber'in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu!  Bu geceyi vesile bilerek, O'na ümmet olmanın şuuruna erebilmek,  Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir bol bol salavat getirip, Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım.

O'na  ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz.

 

Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde etmek için bir tesbih namazı kılmalı, bir de Hatm-i Enbiyâ yapmalıdır.

Tesbih namazına niyet:

„Yâ Rabbî, niyet eyledim rızâ-i şerîfin için tesbih namazına. Yâ Rabbî, bu gece teşrifleriyle âlemleri nûra garkettiğin sevgili habîbin, başımızın tâcı Resûl-i Zîşân Efendimiz'in hürmetine ve bu geceki esrârın hürmetine ben âciz kulunu da afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Allâhü Ekber“

Unutmayalım... 

Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah'ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir...

 

Mevlid Kandili İle İlgili Sorular

Sual: Mevlid ne demektir, mevlid okumaya bazıları bid’at diyor doğru mu?

CEVAP

Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.

Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır. Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat]

Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması iyi olur, sevap olur. Ayrıca, bu geceyi ihya için ilim öğrenmeli, mesela ilmihal okumalı, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müminlere göndermelidir.

İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur.

Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta, Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır.

El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)

(Allahü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin Resulullahı çok sevmesi gerekir. Bu da zaten imanın gereğidir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın da alametidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari]

(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)

(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)

Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:

(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]

Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:

(Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]

Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim)

Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle:

(Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari]

(Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud]

(Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]

Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve Ondan şefaat isteyen müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basıyorlar. Ülkemizde bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid'at olmaz. Bu övgüden ancak Allah’ı sevmeyen rahatsız olur. Çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]

(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe, 28]

(Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin) [Kalem 3-4]

(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]

(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

Mevlidi, erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni'met-ül kübrâ, Hadika, M.Nasihat)

Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır.

Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir.

İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur.

Resulullah efendimizi çok övmek, mahlukların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi?

İslam âlimleri buyuruyor ki:

Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki)

Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştı