Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

13 tane "hz.aişe" etiketli yazı bulundu (sayfa 2)"hz.aişe" tagli diger ogeler resimler , videolar

Erkek ve Kadının Selamlaşması

İSLÂM'IN FERT VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN ALDIĞI SOSYAL ÖNLEMLER

ERKEK ve KADININ SELÂMLAŞMASI

1) Selâm ve selâmlaşma:

Selâm terimi "selime" kökünden bir mastar olup, sözlükte; maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak, barış ve esenliğe kavuşmak demektir, "es-Selamu", isim olarak ise; selam, selamet, sulh ve güven anlamına gelir. Bir fıkıh terimi olarak selam; karşılaşan iki müslümanın birbirine yaptıkları dua cümlesinden ibarettir. Selam veren "es-selamu aleyküm (Allah'ın selamı sizin üzerinize olsun)" der selamı alan ise "ve aleykümü's-selam ve rahmetullah (Allah'ın selamı ve rahmeti sizin üzerinize olsun)" diyerek ilaveli duada bulunur.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Bir selam ile selamlandığınızda, siz de ondan daha güzeli ile selamlayın veya aynı île karşılık verin" (en-Nisa, 4/86.) Selam aynı zamanda Cenab-ı Hakkın doksan dokuz güzel isimlerinden birisidir.

Selamlaşmanın "selam" sözcüğü ile yapılması gerektiğini bildiren pek çok ayet ve hadis vardır. Bunlardan bir kaç tanesini zikredeceğiz:

"Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara deki: Size selam olsun" (el-En'am, 6/54.)

"Elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve "sana selam olsun" dediler." (Hûd, 11/69; örnekler için bk. Meryem, 19/15, 33, 47; Taha, 20/47; el-Kasas, 28/55; es-Saffat, 37/79, 109, 120, 130, 181.)

Ahiret hayatında da selamlaşmanın aynı kelimelerle yapılacağı belirtilir. "Melekler: "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun..." derler."

"İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin izni ile içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri söz "selam"dır. (İbrahim, 14/23; bk. Yunus, 10/10)

"Onlar meleklerin "size selam olsun. Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık cennete girin" diyerek, tertemiz bir şekilde canlarını aldıkları kimselerdir." (en-Nahl, 16/32. Hadiste "Selam, cennet ehlinin selamlaşma şeklidir.» buyurulur, bk. A. Hanbel, IV, 381)

Yahudiler Medine döneminde Hz. Peygamberle karşılaşınca "Sana ölüm olsun" anlamına gelen "Es-samu aleyke" şeklinde selam veriyorlardı. Hz. Peygamber onların bu kaba selamlarına "aleyküm "size olsun" diye cevap vermekle yetinir, edepli ve yumuşak tavrını değiştirmezdi. Bu arada inen bir ayetle yahudilerin bu tavrı kınandı ve onların cehenneme girecekleri bildirildi. (bk. el-Mücadele, 58/8.)

Ashabı kiramdan kimilerinin yahudilere, aynı sözlerle, hatta "ölüm, kınama ve lanet size olsun" gibi ilavelerle cevap vermesi üzerine Allahın Rasulü ehli kitapla olan selamlaşmayı şu şekilde belirledi."

"Size ehl-i kitaptan birisi selam verince "aleyke veya aleykum (sana veya size de olsun)" şeklinde cevap veriniz." (Buharî, İsfi'zan, 22, Murteddîn, 4; Müslim, Selam, 9, 87; Malik, Muvatta', Selam, 3; A.b. Hanbel, II, 9, III, 99; İbn Kesîr, a.g.e., III, 462.)

Hz. Peygamberin ve ashab-ı kiramın birbirleriyle "es-selamu aleyke veya es-selamu aleykum (Allah'ın selamı sana veya size olsun)" sözlerini kullanarak selam verdikleri tevatür derecesine ulaşan hadislerle sabittir. ( bk. Buharî, İsti'zan, 1,3, 28; Tefsiru Süre, 33/8; Enbiya, 1; Müslim, Edeb, 37; Ebü Davud, Akdıye, 21, Libas, 24 45; A. b. Hanbel, l, 85, 146.)

Nitekim Allahü Teala, Adem (a.s)'ı yarattığında, ona; "git, meleklere selam ver, nasıl selam alacaklarını dinle, bu senin ve neslinin selamlaşma örneği olacaktır" dedi. Bunun üzerine Adem (a.s) meleklere; "es-Selamu aleykum (Allah'ın selamı size olsun)" dedi. Onlar da; "es-Selamu aleyke ve rahmetullah (Allah'ın selamı ve rahmeti sana olsun)" diyerek karşılık verdiler. ( Buharî, Halku Adem, 2, IV, 102; Tecrîd Sarîh, Terc. IX, 46, H. No: 1367; el-Kurtubî, a.g.e, XX, 45.)

Selam başta belirtme takısı olmaksızın "Selamün aleykum" şeklinde de ifade edilebilir. (Buharî, İsti'zan, 9; A.b. Hanbel, I, 387.)

Kimi zaman selam yerine "merhaba" denildiği, özellikle dışarıdan gelen kimseye karşı "hoş geldin" anlamında bu ifadenin de kullanıldığı nakledilmiştir. (bk. Buharî, İman, 40, İlm, 25, Salat, 4; Müslim, İman, 24, Misafirin, 82; İbn Mace, Mukaddime, 22; Ebu Davud, Zekat, 6)

Merhaba; bolluk ve genişlik dileme, başımızın üstünde yerin var gibi anlamları kapsar.  "Musafaha" konusunu incelerken, Medineli Ensar kadınların biat için toplandıklarında Hz. Ömer'in Selamım "Rasülulah'a ve Rasulultah'ın elçisi Ömer'e merhaba" sözleri ile cevapladıklarını belirtmiştik.

Günümüzde kullanılan "hayırlı sabahlar", "hayırlı akşamlar", "iyi günler", "iyi akşamlar", "günaydın" veya "tünaydın" gibi deyimler, selam verilenler üzerinde huzur, güven ve esenlik meydana getirebilirse de "İslam'a ait selam"ın yerini tutmadığında açıklık vardır. Belki bu deyimler asıl selamlaşmadan sonra dua ve temenni niteliğinde söylenebilir.

Hanefilere göre, selamı vermek sünnet, almak vacip hükmündedir. Çünkü ayette, "size selam verilince, ona ondan daha güzeli ile veya aynı ile karşılık verin" buyurularak, selam alma emir siygası ile ifade olunmuştur. Diğer yandan Allah'ın Rasulü, müslümanın müslüman üzerindeki haklarını sayarken, ilkinin verilen selamı almak olduğunu belirtmiştir. (İbn Mace, Cenaiz, 1; A. b. Hanbel, II, 332, VI, 385.)

Selamın İslam toplumunda yaygınlaştırılmasını emreden Allah elçisi, bir hadisinde bunun toplumsal sonucunu şöyle açıklamıştır: "Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir ameli size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız." (Müslim, iman, 93; Ebu Davud, Edeb, 131; Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyame, 54, İsti'zan, 1; ibn Mace, Mukaddime, 6; A. b. Hanbel, l, 165; bk. Buharî, Nikah, 71, Eşribe, 28, İsti'zan, 8; Nesaî, Cena'iz, 53.)

2) Erkek ve kadın arasında selamlaşma:

Yukarıda verdiğimiz ayet ve hadislerde erkek-kadın ayırımı yapılmadığı için, özel bir delil bulunmadıkça, selamlaşma kapsamına her iki cins de girer.

Ebu Hanîfe ve arkadaşlarına göre, kadınların ilk olarak erkeklere selam vermesi caiz değildir. Çünkü kadınlar ezan, kamet, açıktan Kur'an-ı Kerîm okuma gibi faaliyetlerden menedilmişlerdir. Yalnız mahrem hısımlar bunun dışındadır. Bunlara onların selam vermesinde bir sakınca bulunmaz. Bu duruma göre, ünsiyet nedeniyle önce bir erkek selam vermişse, kadın bu selamı alabilecektir.

Malikîler selamlaşma konusunda genç kadınla yaşlı arasında ayırım yapmışlardır. Dayandıkları delil, "kötülüğe giden yolu kapama (seddü'z-zerîa)" prensibidir.

Hz. Peygamber'in mahremi olmayan kimi kadınlara selam verdiğini yada onların selamını aldığını gösteren uygulama örnekleri vardır.

Esma binti Yezîd (r. anha) Allah'ın Rasulünün bir kadınlar topluluğuna uğradığını ve kendilerine selam verdiğini nakletmiştir. (Ebü Davud, Edeb, 127.)

Diğer yandan fetih yılında, bir gün Hz. Peygamber evde boy abdesti alıyor ve kızı Fatıma da onu örtüyordu. Bu sırada Ebu Talib'in kızı Ümmü Hanî içeri girip selam verince, Nebî (s.a.s) onun kim olduğunu sormuş ve kendisine "merhaba" demiştir. (Buharî, Gusl, 21, Salat, 4, Edeb, 94; Müslim, Hayz, 70, Müsafirin, 82; Tirmizî, İsti'zan, 34: Nesaî. Tahare. 142.)

Bir gün Hz. Peygamber, eşi Aişe ile birlikte bulunurlarken yanlarına Cebrail (a.s) gelmişti. Hz. Peygamber, eşine; "Bu Cebrail (a.s)'dır, Sana selam veriyor" buyurunca Hz. Aişe, "Ve aleyhi's-selam (ona da selam olsun)" diyerek selamı almıştır. (Buharî, Bed'u'l-Halk, 6, isti'zan, 16, 19; Müslim, Fazailu's-Sahabe, 90, 91; Tirmizî Menakıb, 62, isti'zan, 5.)

Benzer selamlaşma uygulaması kimi sahabe erkek ve kadınları arasında da olmuştur. Yukarıda, Hz. Ömer'in, Rasülullah (s.a.s) adına biat almak üzere gittiği kadınlar topluluğuna selam verdiğini ve kadınların da onun selamını "merhaba" diyerek aldıklarını belirtmiştik. (A.b. Hanbel, V, 85, VI, 409.)

Diğer yandan Muaz b. Cebel (ö. 18/639) Yemen'e vali olarak gidince, yanına on iki çocuğu olan bir kadının gelerek selam verdiği nakledilmiştir. (A.b. Hanbel, V, 239.)

Ashab-ı kiramdan kimileri ise; erkekler kadınlara selam verebilir, fakat kadınlar onlara selam veremez, demişlerdir. Bununla birlikte Abdullah b. Ömer (r.a.)'in bir kadına rastlayınca selam verdiği, Ata b. Ebî Rabah'ın ise (ö. 115/733), "kadınlar genç olursa selam verilmez" dediği nakledilmiştir. (bk. Yusuf el-Kardavî, Fetava, II, 274.)

Yukarıdaki deliller dikkatlice incelendiğinde mahrem olmayan kadınlarla selamlaşmanın, ya kadınların topluluk halinde olması veya kadınla ünsiyet bulunması yahut da bir iş veya bir ihtiyaç nedeniyle bir araya gelme gibi durumlarda yapıldığı görülür.

Kimileri kadınlarla selamlaşmayı, onun sesinin erkeklere haram olması yüzünden yasaklama yoluna gitmişlerdir. Ancak zaruret veya ihtiyaç hallerinde ve normal zamanlarda kadının sesinin erkeğe haram olduğunu bildiren doğrudan bir ayet veya hadis yoktur. Nitekim Hz. Peygamberin aileleri için Allahü Teala, "Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin" (el-Ahzab, 33/53.) buyurur. Sahabe erkekleri Hz. Aişe veya Hz. Peygamber'in diğer eşlerine bir şey sorar veya bir şey isterlerse, onlar perde arkasından cevap verirlerdi. Bunun gibi pek çok sahabe hanımı günlük hayatta alma, verme, sorma, cevap alma, selam ve konuşma tarzlarında erkeklere muhatap olmuş, bunlardan hiçbirisi "sus, senin sesin erkeklere haramdır" dememiştir.

Ancak bu konunun da fitne tehlikesi ve İslamî edeple sınırlı olduğunu unutmamak gerekir. Bu yüzden yaşlı veya toplu haldeki kadınlara, ya da amca, dayı eşi yahut bunların kızı gibi aile içinde ünsiyet bulunan hısımlara selam verip almada herhangi bir fitne tehlikesi yoksa da, tek başına bulunan genç kız ve hanımlara selam vermede böyle bir tehlikenin yokluğundan söz edilemez. Diğer yandan selamlaşma edebiyle ilgili olarakda şunlar söylenebilir. Binitli olan yürüyene, küçük büyüğe, az olan topluluk çok olan topluluğa, yukarıda bulunan aşağıda olana selam verir. Namaz kılana, yemek yemekte olana, tuvalette bulunana ve içki-kumar gibi bir haramı işlemekte olana selam verilmez. (bk. Buharî, İsti'zan, 3-7, 11; Müslim, Edeb, 46, Selam, 1; Ebu Davüd, İsti'zan, 6; Tirmizî, İsti'zan, 14; A. b. Hanbel, III, 44, 444,, VI, 19, 20.)

3) Kadınlarla selâmlaşmada dikkat edilecek hususlar:

a) Genç kız ve kadınlara topluluk halinde olurlarsa selam vermek, tek olan yabancı kadına selam vermemek. Ancak büro, iş yeri veya resmi daire gibi umuma açık olan yerler bunun dışında tutulmalıdır. İslam'a uygun çalışma şartları ve ırz güvenliği bulunan yerlerde çalışan kadınlarla, iş ve meslek gereği görüşen ve karşılaşan erkekler arasında "ünsiyet'in varlığını kabul etmek gerekir.

b) Sınıf, konferans salonu veya düğün salonu gibi yerlerde ders, konferans, seminer, sohbet vb. bir nedenle kadın topluluğunun huzuruna çıkınca selam vermek; fakat yol, bahçe, merdiven ya da koridor karşılaşmalarında ünsiyet bulunmayan tek kadına veya kadın topluluklarına selam vermemek.

c) Kız öğrencilerin çoğu zaman babası veya dedesi yaşında bulunan hocalarına, okul yönetici veya personeline selam vermesi, bunun dışında ünsiyet bulunmayan yabancı erkeklere selam vermemesi.

Sonuç olarak insanların birbiriyle tanışıp ünsiyet kurmasında ve bir iman kardeşliğinin oluşmasında, selamlaşmanın önemli bir yerinin bulunduğunda şüphe yoktur. Hatta İslam'da selam verme, kişi için mü'minlik belirtisi sayılmış ve selam verene "sen mü'min değilsin" denilmesi yasaklanmıştır. (bk. en-Nisa, 4/94,

Usame b. Zeyd, savaş sırasında şehadet kelimesini getirip selam veren bir müşriği öldürmüş ve ölüm korkusundan dolayı böyle söylediğini düşünmüştü. Durumu öğrenen Allah elçisi hiddetlenmiş ve «kalbini yarıp baktınız mı?» buyurarak Usame'ye çıkışmıştır.)  Allah'ın selamı bizlere ve bütün müminlere olsun duası ile sözlerimizi noktalıyoruz.

Erkek ve Kadının Birbirini Ziyaret Etmesi

İSLÂM'IN FERT VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN ALDIĞI SOSYAL ÖNLEMLER

ERKEK ve KADININ BİRBİRİNİ ZİYARET ETMESİ

1) İslâm'ın ziyaretleşmeye verdiği önem:

İslam bir toplum dini olduğu için, toplum fertlerini birbirine yaklaştıran, karşılıklı sevgi, saygı ve yardımlaşma duygularını güçlendiren davranışları da düzenlemiştir. Hasta ziyareti veya nişan, düğün ve bayram gibi sevinçli günlerde tebrikleşme ve selamlaşma bunlar arasında sayılabilir.

Ziyaretleşme yalnız hısımlar arasında değil; iş ve meslek arkadaşları veya komşu yahut aile dostu gibi hısım olmayan fakat ünsiyet bulunan kimseler arasında da yapılabilir. Biz, aşağıda ziyaretleşmenin önemini açıkladıktan sonra, özellikle kadın-erkek arasında olabilecek ziyaretleşmenin ölçü ve sınırlarını belirlemeye çalışacağız.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır. Ey Allah'ın Rasülü bunlar nelerdir? diye sorulunca şöyle cevap verdi: Karşılaştığın zaman ona selam ver, seni çağırdığı zaman davetine git, sana öğüt verince öğüdünü kabul et, aksırdığı zaman ona "Allah seni bağışlasın (yerhamükellah)" de, hasta olunca onu ziyaret et, vefat edince de, cenazesinde hazır bulun." ( Buharî Cenaiz, 2, Edeb, 126; Müslim, Selam, 4-6; İbn Mace, Cenaiz, 1; A. b. Hanbel, l, 89; II, 68, 331, 540, V, 273. Tirmizi Edeb 1; Nesaî, Cenaiz, 52.)

"Esiri kurtarınız, davete icabet ediniz, açları doyurunuz ve hastaları ziyaret ediniz." (Buharî, Ahkam, 23, Cihad, 171, Nikah, 71, At'ime, 1 Merda, 4; Darimî, Siyer, 26; A. b. Hanbel, IV, 394, 406.)

"Hastaları ziyaret ediniz ve cenazelerde hazır bulununuz, bunlar size ahireti hatırlatır." (A.b. Hanbel, l, 48.)

"Kim bir hastayı ziyaret ederse, gökyüzünden bir nidacı ona şöyle seslenir: İyi yaptın, yürüyüşün de iyi oldu, cennette kendine bir konaklama yeri hazırladın." (Müslim, Birr, 40, 42; Ebu Davud, Cenaiz, 8; Tirmizî, Birr, 64; İbn Mace, Cenaiz, 2; A. b. Hanbel, I, 121, 138, 239, II, 326, 344, 354, III, 304, 460, V, 241, 277, 281)

Allahü Teala hasta ziyaretini kendisini ziyarete denk tutmuş ve kutsî bir hadiste hasta ziyaretine önem vermeyen kimseye Cenab-ı hakkın şöyle hitap edeceği haber verilmiştir:

"Sen, hastayı ziyaret etseydin benim (rızamı) onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?" (Müslim, Birr, 43)

Yukarıdaki hadisler ziyaretleşmenin, insanlar arası görüşmelerde muaşeret adabının ölçülerini en güzel şekilde ortaya koymaktadır. Hatta Allah'ın Rasulü hasta olan bir yahudiyi ziyaret etmiş, bu sırada ona İslam'ı tebliğ etmiş ve yahudi müslüman olmuştur. İşte bu ziyaretler nesep hısımlığı, evlenmeden doğan ya da süt emmeden meydana gelen hısımlık olabileceği gibi, komşuluk, arkadaşlık, öğretmen-öğrenci, iş ve mesai arkadaşlığı gibi daha başka nedenlere de dayanabilir.

2) Erkekle kadının birbirini ziyaret etmesi:

Hasta ziyaretini teşvik eden hadisler kadınları da kapsamına alır. Çünkü "hastaları ziyaret ediniz" "kim bir hastayı ziyaret ederse" gibi ifadelerin, yalnız erkekleri değil, kadınları da kapsadığında şüphe yoktur. Bu yüzden kadınların da kendi cinslerini veya sürekli evlenme yasağı bulunan erkek hısımlarını hastalık, nişan, düğün vb. durumlarda ziyaret etmeleri mümkün ve caizdir. Yine hısım olmamakta birlikte hocalık-talebelik, komşuluk, mesai arkadaşlığı ve aile dostluğu gibi nedenlerle saygı duyulan ve ünsiyet bulunan erkek veya kadınların da yine hastalık vb. durumlarda ziyaret edilmesi mümkündür. Hz. Peygamber döneminde bununla ilgili bazı uygulama örneklerini aşağıda vereceğiz.

Medine'ye hicret eden kimi sahabilere oranın havası ağır gelmiş ve rahatsızlanmışlardı. Bu yüzden Hz. Aişe, babası Ebu Bekr'in ve Bilal el-Habeşi'nin yanlarına giderek; "Babacığım sağlığın nasıl?. Ey Bilal senin sağlığın nasıl?." diye sormuştur. (Buharî, Medîne, 12, Menakıbu'l-Ensar, 46, Merda, 8,22; Malik, Muvatta', Medîne, 14; İbn Hanbel, VI, 260.)  Burada zaruret veya ihtiyaç bulunmamakla birlikte, Hz. Aişe şartların gerektirdiği bir edeple Bilal (r.a)'in de hatırını sormuştur. Babasının hatırını sorup, onun yanında olan ve aile içinde kendisine karşı ünsiyet bulunan Bilal'ın hatırını sormaması İslamî edeple bağdaşmazdı. Ancak bundan; babasının yanında ilk defa gördüğü yabancı bir erkek olsaydı, onun da hatırını sorardı, diye bir sonuç çıkarılmamalıdır.

Diğer yandan bir kadın sahabe olan Ümmü'd-Derda (r.anha)'nın ensardan mescid ehli bir erkeği ziyaret ettiği nakledilmiştir. (Buhari, Merda, 8. Buharî «Kadınların erkekleri ziyareti babı» başlığı altında bu uygulamayı nakletmiştir.) Yine ashabı kiramdan el-Bera b. Ma'rûr (r.a)'ın kızı Ümmü Mübeşşir (r. anha), oğlu Mübeşşir hastalanınca Ebu Abdirrahman Ka'b b. Malik'e gitmiş ve "Ey Abdurrahman! Oğlum Mübeşşir hastalandı, onun için Allahü Teala'dan huzur ve selamet dile" diyerek ondan yardım, istemiştir. (A..b. Hanbel, III, 455.)

Hz. Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasülullah (s.a.s) Dubaa bintu ez-Zübeyr (r. anha)'nın yanma girerek; "Umulur ki sen hac yapmayı arzu ediyorsun" dedi. Kadın: "Vallahi hastalık ve ağrılardan bir şey düşünemiyorum" diye cevap verince, Allah elçisi, "Hac yap" buyurdular. (Buharî, Nikah, 15; Müslim, Hac, 104, A.b, Hanbel, VI, 202.)

Yine Hz. Peygamber ateşli bir hastalığa yakalanan Ümmü's Saib veya Ümmü'l-Müseyyeb adlı sahabî kadını ziyarete gitmiş ve durumunu sorunca kadın; "Humma'ya tutuldum. Allah bu hastalığı mübarek kılmasın, bildiği gibi yapsın" diye beddua edince, Allah elçisi; "Humma'ya sövme, şüphesiz bu hastalık, körüğün demirin pasını giderdiği gibi Adem oğlunun hatalarını giderir." (Müslim, Birr, 53.) buyurdu.

Hz. Aişe (ö. 57/676) ölüm yatağında iken, İbn Abbas (ö. 68/687) ziyaret için izin istemiş ve Hz. Aişe kendisine izin vermiştir. İbn Abbas; "Ya Aişe kendini nasıl hissediyorsun?" diye halini sormuş, Aişe (r. anha); "Eğer haramlardan sakınabildiysem hayır üzere" deyince, İbn Abbas şöyle cevap vermiştir: "İnşallah sen hayır üzeresin. Çünkü Rasülullah'ın eşisin, o senden başkasını bakire olarak nikahlamadı, üstelik (ifk olayında) senin özrün gök yüzünden indi." (Buhari, Nikah, 9, Tefsiru Sure, 24/8)

Bütün bu örnekler sahabe hanımlarının zaruret veya ihtiyaç olunca yahut da edebin gerektirdiği şartlar ortaya çıkınca özellikle ünsiyet bulunan bazı yabancı erkeklerle görüştüklerini ve onların yanına giderek isteklerini açıkladıklarını gösterir. Ünsiyet; birbirini tanıma, güven ve yakınlık duyma demektir. Kur'an-ı Kerîm'de, başkasının evine izin alıp, birbirine alışma (ünsiyet) meydana geldikten, yani tanıştıktan sonra selam vererek girilebileceği bildirilir. Ayrıca üzerinde düşünülünce bu davranışın daha iyi olduğunun anlaşılabileceğine işaret edilir. (bk. en-Nur, 24/28)

Bununla birlikte ünsiyet bulunsa bile yabancı erkekle görüşmenin yalnız ve başbaşa kalacak şekilde olmaması, süslenerek ve kokulanarak yapılmaması ve konuşmanın edep sınırını aşmaması da gereklidir. En güzeli görüşmenin bir mahrem hısımla birlikte veya bir topluluk içinde yapılmasıdır. Böylece şeytana açılan kapı kapatılmış ve fitne korkusu kaldırılmış olur.

Sonuç olarak, kadın-erkek ilişkilerinde İslam'a yabancı kültür değerlerini şuursuzca taklit yerine imanlı erkek ve kadınların vahiy ve sünnet ölçüleri içinde görüşmesi, ancak bunu da zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutmaları şiarları olmalıdır.

İslam'da kadının erkeğe, erkeğin kadına bakması

İSLÂM'IN FERT VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN ALDIĞI SOSYAL ÖNLEMLER

İslam'da kadının erkeğe, erkeğin kadına bakması 

Göz, Yüce Allah'ın insana ve bir takım canlılara verdiği en önemli nimetlerdendir. Kur'an-ı Kerîm'de gözün çeşitli fonksiyonlarından söz eden ayetler vardır. İnsanlarla cinlerden bir çoğunun gözleriyle hakkı göremediklerini, (A'raf.7/179.) Allahü Teala'nın gözlerin hain bakışını bildiğini, (el-Mü'min,40/19.) göze karşı göz kısas yazıldığını, (el-Maide, 5/45.) insana iki göz verildiğini (el-Beled, 90/8,9.) ve cennette gözlerin hoşlanacağı her türlü nimetlerin bulunduğunu (ez-Zuhruf, 43/71.) bildiren ayetler buna örnek verilebilir.

İslam'da gözün sahibini veya bakılan kişiyi korumak için "bakış"a bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Özellikle bu konudaki düzenlemeler daha çok erkekle kadın arasında yoğunlaşmıştır. Çünkü karşı cinslerin özel ve ısrarlı bakış veya bakışmalarının zinaya götüren önemli bir etken olduğunda açıklık vardır.

Günümüzde kadınların önemli bir bölümü; eğitim, iş, meslek, sağlık, alış-veriş vb. ihtiyaçları için evden çıkmakta ve toplum içinde bulunmaktadır. Kadının evden çıkışı İslam'ın ilk dönemlerinde yalnız zina etmesi ve bunun dört şahitle ispat edilmesi halinde engellenebilirken, ( bk. en-Nisa,4/15.) sonradan zina fiilinin müeyyidesini bildiren ayetler inince (en-Nur, 23/2-9; İbn Kesîr, a.g.e., l, 366.) bu uygulama da kaldırılmıştır. Bu yüzden kadın velisinin veya kocasının izin veya bilgisi altında ya da örfün belirlediği durumlarda kendisinin veya sorumlu olduğu aile fertlerinin meşru ihtiyaçları için evden çıkabilir.

Erkek ve kadın İslam toplumunun ayrılmaz parçaları olunca, evrensel bir din olan İslam'ın karşı cinsleri sokakta da koruyucu bir takım önlemler almaşı tabii karşılanmalıdır.

Erkek ve kadının birbirine bakmasının ölçü ve sınırlarını aşağıdaki şekilde belirleyebiliriz.

1) Erkeğin kadına bakması

Çoğunluk müctehitlere göre, "kadınlar açıkta kalan yerler dışındaki süslerini (zinet) açmasınlar" (en-Nûr, 24/31) ayetinde kastedilen yer, el ve yüzdür.

Ebu Hanîfe'ye göre ise ayaklar da bu kapsama girer. Buna göre, kadınların belirtilen bu yerleri ev dışında ve yabancı erkeklerin yanında açık kalabildiğine göre bunlara bakmak caiz midir?

İslam yolda, çarşıda ve başka yerlerde kadınlarla karşılaşmada ilk bakışı sorumluluk dışı bırakmıştır. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük olduğu gibi, kişinin erkek mi, kadın mı, hısımlardan birisi mi, yoksa bir yabancı mı olduğunu anlamak ancak görmekle bilinebilir. Bu, alelade bakıştır. Ancak ikinci ve ısrarlı bakışlar yasaklanmıştır.

Allah'ın Resulünün Hz. Ali'ye şöyle dediği bildirilmiştir; "Ey Ali! Birinci bakışa ikincisini ekleme, ilk bakış sana aittir, ikincisi değil."   (Ebü Davud, Nikah, 43; Darimî, Edeb, 28; Rikak, 3; A. b. Hanbel, V, 351, 357.)

Kur'an-ı Kerîm'de birbirine yabancı olan karşı cinslerin karşılaşınca bakışlarını indirmeleri istenmiştir. (en-Nur, 24/30, 31.) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir erkek, kadının güzelliklerine gözü takılınca, bakışlarını aşağı eğerse, Allah ona tatlılığını kalbinde duyacağı bir kulluğu nasip eder." (A. b. Hanbel, V, 264.) Bir kudsî hadiste de şöyle buyrulmuştur: "Kadına kasıtlı bakış, iblisin zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korkarak bakışlarını aşağıya indirirse, onun kalbine imanın tadını veririm." ( el-Kurtubî, a.g.e. XII, 151: İbn Kesîr, a.g.e., II, 599.) Başka bir hadiste, gözlerin zinasının harama bakmak olduğu belirtilmiştir. ( A. b. Hanbel, II, 276, 317, 343.)

Hac sırasında Has'am'lı genç bir kadın soru sormak üzere Hz. Peygamber'in yanına gelmişti. Bu sırada amcasının oğlu Fadl b. Abbas da orada bulunuyordu. Onun kadına uzunca baktığını gören Allah'ın Resulü, Fadl'ın başını tutarak öbüryana çevirdi. Hz. Abbas'ın bunun nedenini sorması üzerine de şöyle buyurdu: "Bir genç erkek ve bir genç kadın gördüm. Onların aleyhine şeytana güvenemedim." (Tirmizî, Hacc, 54; A. b. Hanbel, 76, 157.)

Hz. Peygamber bir takım sahabîleri yol kenarlarında görünce, yol kenarında oturmamalarını bildirmiş, onlar; buradan başka görüşüp konuşacağımız bir toplanma yerimiz yoktur, deyince; "öyleyse yolun hakkını verin" buyurmuştur. Yolun hakkının ne olduğu sorulunca da Allah'ın Resulü şu cevabı vermiştir: "Gözleri harama bakmaktan sakınmak, yoldaki ezayı kaldırmak, selamı almak, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek." (Buharî, Mezalim, 22, İsti'zan, 2; Müslim, Libas, 114; EbuDavud, Edeb, 12; Tirmizi)

Ancak şunu da belirtelim ki, ihtiyaç ve zaruret hallerinde, yasaklanan kimi fiiller mubah olur. Hastalık, ameliyat ve doğum hallerinde doktor, hasta bakıcı, iğneci, pansumancı, ebe ve benzerlerinin kadının mahrem yerlerine bakması gibi. Bu durum; "Zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar" prensibine dayanır. Ancak zaruretler de miktarlarınca takdir olunur.

2) Kadının Erkeğe Bakması:

a) Erkeğin avret sayılan yerlerine bakmak

Yabancı bir kadının, erkeğin örtülmesi farz olan göbekle diz arasına bakmasının haram oluşu konusunda görüş birliği vardır. Bu bakışın şehvetli olup olmaması sonucu değiştirmez. Böyle bir durumda bakışın başka yöne çevrilmesi bildirilmiştir. (bk. Müslim, Edeb, 45; Ebu Davud, Nikah, 43; Tirmizî, Edeb, 28.)

Çoğunluk müctehitlere göre, uyluklar (diz kapağının üst kısmı) da avret yeri sayılır. Çünkü, bir hadiste, "Uyluk avret yeridir." (Buharî, Salat, 12; Tirmizî, Edeb, 40; A. b. Hanbel, l, 478.) buyurulmuştur.

İmam Malik (ö. 179/795), Enes b. Malik'in (ö. 91/717); "Nebî (s.a.s)'i, uylukları açık olarak gördüm" (Buharî, Salat, 12; Tirmizi, Edeb, 40; A. b. Hanbel, l, 478.) sözüne dayanarak, erkeğin avret yerini yalnız ön ve arka ile sınırlı tutmuştur. Enes hadisi sened bakımından kuvvetli ise de, çoğunluğun görüşü daha ihtiyatlıdır.

Diğer yandan Rasülullah (s.a.s)'in Hz. Ali'ye şöyle dediği nakledilmiştir: "Uyluklarını açma, diri veya ölü hiç kimsenin uyluğuna bakma." (bk. Ebu Davud, Hammam, 1; A. b. Hanbel, I, 146)

Kimi fakîhler, görüş birliği olan ön ve arka için "ağır avret yeri" uyluklar için ise "hafif avret yeri" ifadesini kullanmış, böylece bu görüş ayrılığından, ümmetin lehine bir hafifletme olabileceği görüşüne meyletmişlerdir.

İmam Malikin görüşü, günümüzde büyük toplulukları ilgilendiren güreş, yüzme ve diğer spor dallarında sporcu ve seyircinin durumunu hafifletmektedir. Ancak mü'minler kendi gücü dahilinde olan deniz, göl, nehir vb. sulara girmede ve bir takım sportif faaliyetlere katılmada çoğunluğun görüşüne uyarak dizlerle göbek arasını örten giysileri tercih etmelidir. Bu, edebe, ihtiyatlı olmaya ve Cenab-ı Hakkın rızasına daha yakındır.

b) Erkeğin avret sayılmayan yerlerine bakmak:

Bir kısım fakihlere göre kadın şehvetsiz olmak şartıyla yabancı erkeğin göbekle diz kapakları arası dışında kalan kol bacak, göğüs ve sırt gibi yerlerine çıplak olarak bakabilir. Delil aşağıdaki hadislerdir.

Bir bayram günü habeşliler mescidde kargılarıyla gösteri yapıyorlardı. Hz. Aişe de onları Peygamber (s.a.s)'in arkasından seyrediyordu. Hz. Peygamber onu oyunculardan gizliyordu. Sonunda Aişe yoruldu ve eve döndü. (Buharî, Salat, 69, ideyn, 25, Cihad, 79; Müslim, İdeyn, 17, 21, 22, Mesacid, 18; Nesaî, îdeyn, 34, 35; A.b. Hanbel, II, 368, VI, 56, 83, 84, 85, 166.)

Başka bir uygulama da şudur: Fatıma binti Kays eşinden boşanınca, Allah elçisi, onun iddetini, zengin bir hanım olan Ümmü Şüreyk (r. anha)nin yanında kalarak geçirmesini istemişti. Ancak Ümmü Şüreyk'in ziyaretçilerinin çok olması nedeniyle Fatıma'nın örtünmede zorluk çekebileceğini düşünen Allah elçisi, ona daha sonra şöyle buyurmuştur: "İddet süresince, amcanın oğlu İbn Ümmi Mektüm'un evinde ikamet et. Çünkü o, a'ma olduğu için, giysini çıkardığında seni görmez." (bk, Müslim, Talak, 40; Ebü Davud, Talak, 39; Nesaî, Nikah, 8; A. b. Hanbel, VI. 416; el-Kurtubî, a.g.e., XII, 151; İbn Kesîr, a.g.e., II, 599.)

Diğer yandan sahabe hanımlarının ihtiyaç halinde erkeklerle konuştukları, alış-veriş yaptıkları ve soru sordukları bilinmektedir. Nitekim bir bayram namazında Hz. Peygamber, Bilal Habeşî (r.a.) ile birlikte kadınların tarafına geçmiş, onların kendisine biat etmelerini bildiren ayeti (el-Mumtehine, 60/12.) okuduktan sonra biat istemiş, öğüt vermiş ve onları sadaka vermeye teşvik etmiştir. Bu arada Bilal elbisesini açmış, kadınlar yanlarında bulunan para, yüzük vb. şeyleri bu yaygının üstüne atmışlardır. (Buharî, II, 273; Ebü Davud, l, 174; Nesaî, l, 227.)

Bazı fakihlere göre ise kadın, yabancı bir erkeğin avret yeri dışında kalan bedenine çıplak olarak bakamaz. Bu bakışın şehvetli veya şehvetsiz oluşu da sonucu değiştirmez. Delil, Nebhan (r.a)'in naklettiği şu uygulamadır. Örtünme ayetleri indikten sonra, bir a'ma olan Abdullah b. Ümmi Mektüm, Rasulullah (s.a.s)'in yanına gelmişti. Nebî (s.a.s)'in eşleri Ümmü Seleme ile Meymune (r. anhüma) da orada idiler. Allah elçisi onlara örtünmelerini bildirince, Ümmü Seleme; "O, bir a'ma değil mi?, bizi görmez ve tanımaz" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber "Sizde mi a'masınız, siz onu görmüyor musunuz?" buyurdular. (Tirmizi, Edeb, 29; Ebu Davud, Libas, 34; A.b. Hanbel, VI, 296)

Ancak bu rivayet, hadisçilerce tenkide uğramıştır. Çünkü Nebhan fazla tanınmayan bir ravidir. Diğer yandan bu hadisin Hz. Peygamberin eşlerine ait özel bir hüküm ifade etmesi, Fatıma binti Kays hadisinin ise, diğer mü'min hanımlar için genel düzenleme yapmış olması da muhtemeldir.

Nitekim Ahmed b. Hanbel ile Ebu Davud birbirine zıt gibi görünen bu iki hadisin arasını şu şekilde birleştirmişlerdir: "Burada daha sağlam olan Fatıma binti Kays hadisini, senedinde eleştiri bulunan Nebhan hadisinden üstün tutmak daha uygundur." (İbn Kudame, el-Muğnî, VI, 563 vd.; Ayrıca bk. A. b. Hanbel, VI, 296, 416; Ebu Davud, Talak, 39, Libas, 34.)

Sonuç olarak erkek veya kadının karşı cinsten yabancı bir kimsenin mahrem olmayan yerlerine bakması caiz ise de bu bakışın zevk ve cinsel istek duymak için olmaması gerekir. Aksi halde normal şartlarda meşru sayılan bir bakış, kişinin kalbindeki niyetine göre meşru olmaktan çıkar. Çünkü erkek veya kadının bakma ve seyretme yoluyla karşı cinsi etkilediği bir gerçektir. Bu yüzden İslam her iki cinsin de gözlerini ve ırzlarını haramdan korumalarını istemiştir.

Nitekim Hz. Yusuf'un güzelliğinden etkilenen Züleyha, onu yatağa çağırınca, Yusuf; "Bu konuda Allah'a sığınırım" diyerek bu isteği geri çevirmiştir. Bu arada Züleyha kendisini haklı göstermek için kadın arkadaşlarını toplamış ve Yusuf'u onların yanına çağırmıştır. O sırada bıçaklarıyla meyve kesmekte olan kadınların etkilenişi Kur'an-ı Kerîm'de şöyle anlatılır:

"Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Aman Allahım! Bu bir beşer olamaz, bu ancak üstün bir melek olmalıdır." (bk. Yusuf, 12/31, ayrıca bk. 23 vd.)

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist