Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

3 tane "hz.meryem" etiketli yazı bulundu "hz.meryem" tagli diger ogeler resimler , videolar

İslam'da Erkek-Kadın Karışık Yaşantının Yeri

İSLÂM'IN FERT VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN ALDIĞI SOSYAL ÖNLEMLER

ERKEK-KADIN İHTİLÂTI (Karışık Yaşantı)

1) İhtilât terimi ve kapsamı:

Erkekle kadının aynı yer ve zamanda birlikte ve karışık olarak bulunmasına "ihtilat" denir. Bu terim daha çok yabancı erkekle kadınların erkekli-kadınlı karışık eğitim görmesi; iş yerinde birlikte çalışması; nişan, düğün ve benzeri kutlamalarda karışık oturması ve ev ziyaretlerinde birlikte oturmayı kapsamına alır.

İslam'da ihtilat için düzenleme yapılırken "fitne korkusu" önemli bir etken olmuştur. Bu yüzden fitne korkusu bulunmayan kadın-erkek ihtilatının izlerine önceki şeriatlarda rastlandığı gibi İslam'da da çeşitli örnek ve uygulamalara rastlanır.

İslam'da erkek ve kadın, toplumun ayrılmaz parçalarıdır. Kadın eve hapsedilmemiş, fakat ev dışındaki davranışlarında da tamamen serbest bırakılmamıştır. İslam, erkeklerin kendi aralarında, kadınların da kendi aralarında olmak üzere eğitim, ibadet, kutlama, eğlence vb. gayeler için toplanmaları esasını getirmiştir. Fakat bu ayrı cins topluluklar genel topluluk içinde karşı cinslerle birlikte bulunurlar.

2) Hz. Peygamber döneminde ayrı gruplar halinde ihtilât:

Bu dönemde, kendi cinsleriyle gruplar oluşturan erkek ve kadınların, daha büyük bir toplulukta yanyana geldikleri görülür. Namaz cemaatı, ilim meclisleri ve gazvelere katılma buna örnek verilebilir.

a) Kadınların cemaate devam etmesi:

Hz. Peygamber döneminde kadınlar da beş vakit namaza, cum'a ve bayram namazlarına cemaat olarak katılıyorlardı. Ancak erkekler ön, kadınlar ise arka saflarda yerlerini alıyordu. Mescid içinde gerçekte iki topluluk vardı. Fakat bunlar ihtilal (erkek-kadın karışık) olmaksızın ayrı yerlerde bulunuyor ve mescid cemaatının bir bölümünü oluşturuyorlardı.

Kadınlar önceleri istedikleri kapıdan girebilirken, giriş ve çıkışlarda görülen izdiham yüzünden Hz. Peygamber, kapılardan birisinin kadınlara ayrılmasını emir buyurmuştur. Bu kapı günümüzde de "kadınlar kapısı (babu'n-nisa)" adını almaktadır.

Sahabe hanımları cuma namazlarına da giderlerdi. Nitekim bir kadın "kaf" suresini cuma namazlarında uzun süre bizzat Nebî (s.a.s)'den dinleyerek ezberlemiş ve Hz. Ömer'in mehrin azaltılmasını istediği cuma hutbesine, arkadan bir kadın cemaat, mehre sınır getirmeyen en-Nisa Suresi 20. ayeti okuyarak itiraz etmiştir.

b) Kadınlara ait ilim meclisi oluşturulması:

Kadınlar erkek topluluklarında, istedikleri gibi soru sorup İslam'ı öğrenemediklerini anlayınca, Hz. Peygamber'den kendileri için özel bir gün belirlemesini istediler. Nebî (s.a.s) onlara haftada birgün belirledi ve o günde yalnız hanımların irşadı ile meşgul oldu. (bk. Buharî, İlim, 36, A. b. Hanbel, III, 34; Nevzat Aşık, Sahabe ve Hadis rivayeti, İzmir, 1981, S: 78 vd.)

c) Kadınların çeşitli gazvelere katılması:

Bazı sahabe hanımlarının gazvelere katılarak mücahidlere moral verdikleri, yemek hazırladıkları, hastabakıcılık ve yaraları sarma gibi geri hizmetlerde bulundukları bilinmektedir.

Nitekim Ümmü Atıyye (r. anha) Hz. Peygamberle birlikte yedi gazveye katılmış, (Müslim, Cihad, 141; İbn Mace, Cihad, 37; Darimî. Cihad, 29; A. b. Hanbel, V, 84.) Hz. Aişe ve Ümmü Süleym Uhud gazvesinde geri hizmetlerde bulunmuş, (bk. Buharî, Cihad, 65, 66, Menakıbu'l-Ensar, 18, Megazî 18; Müslim, Cihad, 136.) başka yedi kadın sahabe de Hayber'i kuşatan orduya katılarak önemli geri hizmetleri başarı ile yürütmüşlerdir. (A.b. Hanbel, V, 271; Ebu Davud, Cihad, 141.)

Huneyn gününde bir hançer edinen Ümmü Seleme, bunu ne yapacağını soran Rasülullah (s.a.s)'a; "Eğer müşriklerden birisi bana yaklaşırsa, bununla onun karnını yaracağım" diye cevap vermiştir. (Müslim, Cihad, 134.)

Sahabe hanımlarının erkeklerin yanında savaşa katılma istek ve arzuları sonraki yıllarda da sürdü. Nitekim, ileride İslam ordusunun deniz seferine çıkacağını Allah'ın Rasulünden öğrenen Ümmü Haram (r. anha); Hz. Peygamber'den, kendisinin de bu ordunun içinde bulunması için Allah'a dua etmesini istemiş ve Hz. Peygamber dua etmiştir. (Buharî, Cihad, 3,4, Ta'bir, 12; Müslim, imare, 160, 182; Nisaî, Cihad, 40; İbn Mace, Cihad, 10) Nitekim Ümmü Haram, Hz. Osman (ö. 35/655) devrinde, kocası Ubade b. es-Samit (ö. 34/654) ile birlikte Kıbrıs'ın fethi için deniz yolculuğuna çıkmış ve Kıbrıs'ta bindiği hayvanından düşerek vefat etmiştir. Kabri Kıbrısta'dır.

İslam'ın ilk dönemlerindeki kadınların bu faaliyetleri erkeklerin yanında ve çoğu kere onların toplulukları içinde yapılmıştır. Ancak bütün bunlar İslami ölçü, edep ve haya sınırları içinde olmuş, ihtilata, yalnızlığa ve tenha yerlerde başbaşa kalmağa fırsat verilmemiştir.

3) Geçmiş şeriatlarda kadın-erkek ilişkisi:

Kur'an-ı Kerim'de geçmiş peygamberlere verilen örneklerdeki erkek-kadın ilişkilerinde de aynı edep ve inceliğin korunduğu görülür. Mesela;

a) Mısır'ı bırakıp Medyen diyarına giden Musa (a.s) şehir kenarında koyunlarını sulamak için sıra bekleyen iki genç kıza yardım teklif eder, koyunlar sulandıktan sonra eve giden kızlardan birisi geri gelerek utana utana Musa'nın yanına gelir ve babasının, su çekme ücretini vermek üzere kendisini eve çağırdığını bildirir. Kızların babası ise Şuayb Peygamberdir. Yine iki kızdan birisinin isteği üzerine Musa (a.s), Şuayb (a.s)'ın koyunlarına çoban olur ve onun kızı ile evlenir. Kur'an-ı Kerîm'de uzun olarak anlatılan bu kıssadan günümüz aile yapısı için alınacak ibretler olduğunda şüphe yoktur. (bk. el-Kasas, 28/23-26.)

b) Hz. Meryem de kızlık çağında Mescid-i Aksa çıkışında kendisine ayrılan odada yaşarken teyzesinin kocası olan Hz. Zekeriyya O'nun yanına girer ve maişeti ile ilgilenirdi. Ancak bu arada meleklerin Hz. Meryem'e yemek ikram ettikleri görülür. Allahü Teala olayı şöyle bildirir: Zekeriyya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve; "Ey Meryem! bu sana nereden geliyor?" der, o da: "Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir" derdi. (Al-i İmran, 3/37)

c) Sebe' Melikesi Belkıs'ın Süleyman (a.s)'ın hak dine çağıran mektubunu alınca, kavmi ile yaptığı istişare toplantısı Kur'an'da şöyle haber verilir: "Sonra Melike dedi ki: Beyler! Bu işimde bana bir fikir verin. Bilirsiniz ki, siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam. Onlar şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli insanlarız. Zorlu savaşçılarız. Emir senindir, artık ne buyuracağını sen düşün. Melike: Hükümdarlar bir ülkeye girince, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır, dedi." (en-Neml, 27/32-34.)

Daha sonra Yemen yöresinden Kudüs'e gelen Belkıs, Süleyman (a.s)'ın kurduğu medeniyet ve saraylar karşısında hayran kalır ve şu sözleriyle hak dine girer: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (en-Neml, 27/44)

Bu ayetlerde bir kadının, devletin en üst düzey bir görevinde, ciddiyet ve ağırbaşlılıkla ülkesinin problemini görüşmek üzere toplantı yaptığı ve efkar-ı umumiyeden destek alarak hareket etmeyi tercih ettiği görülmektedir. Diğer yandan heyetleriyle Hz. Süleyman'ın beldesine ve sarayına kadar gelen Belkıs özel olarak yaptırılan billur köşklerde ağırlanmış olup, bu güzel muamelenin onun hak dine girmesinde etkili olduğunda şüphe yoktur.

Yukarıda belirtilen geçmiş şeriatlar ayet veya sahih hadisle neshedildiği bildirilmediği sürece bizim için de şerîattır. Nitekim, Allahü Teala, şöyle buyurmuştur: "İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy." (el-En'am, 6/90.)

Sonuç olarak yukarıda arzettiğimiz ayet, hadis ve sahabe uygulamalarından da anlaşılacağı gibi İslam, erkek ve kadının bir arada bulunmasını prensip olarak yasaklamış değildir. Bu, temelde caiz olup maslahata yönelik bulununca istenen bir şeydir. Ancak bu görüşmenin İslamî edep ve ölçü sınırları içinde olması gerekir.

4) Bir kadının yabancı erkekle görüşmede dikkat etmesi gereken durumlar:

Mü'min bir kadının okul, hastane, fabrika, alış-veriş vb. yerlerde eğitim, iş veya meslek gereği yabancı erkeklerle karşılaşma ve görüşmesi durumunda aşağıdaki esaslara dikkat etmesi beklenir.

a) Bakışların kontrol altında tutulması:

Erkek ve kadının konuşma ve birbirine muhatap olma durumunda bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Bir mü'min, karşı cinsin bakılması yasaklanan yerlerine bakamaz ve bakışını ihtiyaç dışında uzatamaz. Ayetlerde şöyle buyurulur: "Mü'min erkeklere, gözlerini haramdan sakınmalarını söyle." (en-Nur, 24/30.) Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar..." (en-Nur, 24/31.)

b) Altını göstermeyen bolca giysi ile örtünme:

Kadının el ve yüz dışında bütün bedenini, altını göstermeyen ve vücut hatlarını ortaya çıkarmayan bolca bir giysi ile örtmesi gerekir. (Ayrıntı için bk. "Örtünme" konusu). Örtülü hanımlar İslam toplumunda saygı görür. Çünkü örtü, kötü niyetli erkeklerin bakışlarına ve sarkıntılık etmelerine karşı onları korur.

c) Ölçülü konuşma ve ölçülü yürüme:

Mü'min bir kadın yabancı erkekle konuşmasında ölçülü olmalı ve ihtiyaç kadar konuşmalıdır. Ayette şöyle buyurulur: "Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin." (el-Ahzab, 33/32.) Yürüyüşün de ölçülü olması gerekir. Salınarak, kırıtarak yürüme mü'minin vekarı ile bağdaşmaz. Ayette şöyle Duyurulur: "Kadınlar gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayakları yere vurarak yürümesinler." (en-Nur, 24/31.) Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Musa (a.s)'ı çağırmaya gelen, Şuayb (a.s)'ın kızı, onun yanına utana utana yaklaşmıştır. (el-Kasas, 28/25.) Bu olayın Kur'an-ı Kerim'de haber verilişinde, günümüz hanımlarına da bir mesaj vardır. Yabancı bir erkekle muhatap olma durumunda kalan bir kadın edep, ciddilik, ağır başlılık ve utanma hasletlerini koruyarak görüşmeli ya da konuşmalıdır.

d) Süslü ve çekici giysi ile örtünmeme:

Süslü ve çekici giysiler evde giyilmeli, yabancı erkeklerin yanında ve evin dışında bunlar baş örtüşü ve dış giysi ile örtülmelidir. Diğer yandan dışarıda, erkeklerin dikkatini çekmek için parfüm sürülmesi de, mü'min kadının ağır başlı ve ciddi tavırları ile bağdaşan bir durum değildir.

e) Yabancı erkekle tenhada başbaşa kalmaktan kaçınmak:

Yabancı bir erkekle, kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa bulunmamak gerekir. Bu durum hadisle yasaklanmış ve böyle bir yerde üçüncü kişinin şeytan olduğuna dikkat çekilmiştir. (bk. Buharî, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada, 16; Fiten, 7; A. b. Hanbel, l, 222, III, 339, 446.)

Özellikle, kocanın hısımlarından birisi ile, kimsenin olmadığı yerde başbaşa kalmanın daha tehlikeli olduğu Allah elçisi tarafından şöyle belirtilmiştir: "Kadınların yanına girmekten sakınınız! Dediler: Ey Allah'ın elçisi! Kayın birader hakkında ne buyurursunuz?. Şöyle buyurdular. Kayın birader ölümdür. Yani bu bir helak nedenidir. (bk. Buharî, Nikah, III; Müslim, Selam, 20; Tirmizî, Rada' 16; Darimî, İsti'zan, 14; A. b. Hanbel, IV, 149,153.)

f) Zorunlu ihtilafın zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulması:

Yabancı erkeklerle bir arada bulunma zaruret ve ihtiyaçla sınırlı tutulmalıdır. Çünkü gereksiz, ihtiyaç dışı ve uzun görüşmeler fitneye yol açabilir. Ayrıca kadını kutsal görevlerini yapmaktan, evinin hakkını gözetip, çocuklarını eğitmekten alıkoyar.

Sonuç olarak mü'min kadınlar nişan, düğün, bayram ve benzeri kutlamaları veya ev ziyaretlerini yahut diğer sosyal faaliyetleri kendi hem cinsleriyle oluşturacakları topluluklar içinde yapmayı şiar edinmelidir. Kadın evinin dışındaki eğitim, iş, meslek, ibadet vb. faaliyetlerde ya bir mahremi ile birlikte bulunur ya da güvenilir kadın toplulukları içinde yerini alır.

Hz. Zekeriyya ve Hayırlı Zürriyet İçin Duası

İSLAMDAN ÖNCEKİ SEMAVİ DİNLERDE KADININ YERİ

HZ. ZEKERİYYA VE HAYIRLI ZÜRRİYET İÇİN DUASI

Zekeriyya, İsa ve Yahya aynı dönemin peygamberleridir. Bunların soyları da Dâvud ve Yakub aleyhisselâm aracılığı ile Hz. İbrahim'e dayanır. Hz. İsa'ya İncil verildiği ve bağımsız bir din getirdiği için daha ünlü olmuştur.

Zekeriyya (a.s)'ın karısı Işa, Hz. Meryem'in teyzesi idi. Bu yüzden, Mescid-i Aksa hizmetine adanan Meryem'in maişeti ile ilgilenme işi devrin peygamberi Zekeriyya (a.s)'e verilmişti.

Zekeriyya (a.s) Hz. Meryem'e Cenab-ı Hakk'ın ve Meleklerin bazı ikramlarını görünce, herşeye gücü yeten yüce Allah'ın dilerse kısır ve yaşlı olan eşine bir çocuk verebileceğini düşündü. Yüce Rabbinden şöyle istekte bulundu: "Ey Rabbim! Kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Sana yaptığım dua sayesinde daha önce hiç bedbaht olmadım. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver. Ki, bana vâris olsun; Yakub hanedanına da varis olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl." (Meryem, 19/4, 5, 6; bk. Âl-i imrân, 3/38; el-Enbiyâ, 21/89.)

Zekeriyya (a.s)'ın duası kabul olundu ve melekler, mihrapta namaz kılmaya durduğu sırada Yahya adlı bir çocuğu müjdelediler. Üstelik bu çocuğun toplumun efendisi, nefsine hâkim ve salih bir peygamber olacağını da bildirdiler. (Âl-i İmrân, 3/39; bk. Meryem, 19/7.) Zekeriyya bu müjde karşısında şaşırdı ve şöyle dedi: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece yaşlı iken nasıl oğlum olabilir?" (Meryem, 19/8.)

Rivayete göre çocuk müjdelendiği tarihte Hz. Zekeriyya yüz yirmi, eşi ise doksan sekiz yaşlarında idi. Başka bir rivayette, dua ile çocuğun müjdelendiği tarih arasında kırk yıl geçtiği belirtilmiştir. (el-Kurtubî, a.g.e., IV, 51.)

Zekeriyya müjde üzerine (bk. Meryem, 19/9; el-Enbiyâ, 21/90) bunu pekiştirecek bir belirti verilmesini istedi. (Meryem, 19/10.) Allahu Teâlâ çocuğun doğacağının bir belirtisi olarak üç gün süreyle insanlarla işaretten başka bir şekilde konuşmamasını ve sabah-akşam Rabbini zikredip hamdetmesini bildirdi. (Âl-i imrân, 3/41.)

Bu bir çeşit susma orucu olup, bazı bilginler, bunun; üç gün oruca niyet edip, bu süre içinde Allah'ı zikir ve tesbih dışında bir söz söylememek ve zaruret halinde de, insanlarla işaret yoluyla anlaşmak şeklinde uygulanabileceğini söylemişlerdir.

Kimi bilginler, susma orucunun Hz. Peygamber'den nakledilen "Geceye kadar bir gün süreli susma yoktur" (el-Kurtubî, a.g.e. IV, 53.) hadisi ile neshedildiğini öne sürmüşse de, çoğunluk bunun neshedilmediği kanaatindedir. (el-Kurtubî, a.g.e., IV, 51.) Ancak "susma" kendi başına bir ibadet olmadığı için, bu konuda yapılacak bir adak da geçerli bulunmaz. Belki çok önemli bir sıkıntının aşılması için oruçla birlikte, sürekli olarak ibadet, taat, tesbih ve zikir halinde Yüce Allah'ın yardımı istenir. O, dilediği kimselere ve dilediği zaman yardım eder.

Hz. Meryem kimdir ?

İSLAMDAN ÖNCEKİ SEMAVİ DİNLERDE KADININ YERİ

Hz. MERYEM

Hz. Meryem'in Mescid-i Aksa hizmetçiliği:

Hz. İsa'nın annesi ve Dâvud (a.s)'ın soyundan bir bilgin olan İmran'ın kızıdır. Hz. Meryem Yüce Allah tarafından insanlara örnek gösterilmiş ve onun üstünlüğüne işaret edilmiştir.

"Allah iman edenlere iffetini koruyan, İmran'ın kızı Meryem'i de örnek gösterir." (et-Tahrîm, 66/12)

"Irzını iffetle korumuş olanı an. Biz ona ruhumuzdan üfledik; onu ve oğlunu bütün âlem için bir ibret kıldık." (el-Enbiyâ, 21/91.)

"O, seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti." (Âl-i İmrân, 3/42.)

İmran'ın eşi Hanna, kısır bir kadın olup hiç çocuğu olmamıştı. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmağa çalışan bir kuş görmüş ve bu durum onda çocuk sahibi olma arzusunu alevlendirmişti. (İbnü'l-Esir, el-Kâmil, Beyrut 1979, I, 298.) Allahü Teâlâ'ya, çocuk ihsan etmesi için dua etti ve çocuğu olursa, bunu Beytü'l-Makdis'e (Mescid-i Aksa) hizmetçi olarak adadığını bildirdi. (Âl-i İmrân, 3/5.) Ancak o, bu adağı yaparken çocuğun erkek olarak doğacağını düşünmüştü. Meryem dünyaya gelince, kız çocuğunun mescid hizmetinde zorluklarla karşılaşabileceğini düşündü, bununla birlikte adağına uyarak küçük Meryem'i Beytü'l-Makdis'e götürerek görevlilere teslim etti. Çocuğun gözetilmesi görevini devrin peygamberi ve aynı zamanda Hz. Meryem'in teyzesinin kocası olan Zekeriyya (a.s) üstlendi. (bk. Âl-i İmrân, 3/36, 37; İbnü'l-Esîr, a.g.e., I, 299.)

Zekeriyya (a.s), Meryem için mescidde özel bir yer (mihrab) tahsis etmişti. O, burada sürekli olarak ibadet ve dua ile meşgul oluyordu. Zekeriyya bir ihtiyaç nedeniyle Meryem'in yanına her girişinde değişik yiyeceklerle karşılaşıyordu. Üstelik bunlar o mevsimin ve o beldenin yiyeceklerine benzemiyordu. Yüce Allah'ın ve meleklerin ikramına mazhar olan Meryem'in bu hali Kur'an-ı Kerîm'de şöyle bildirilir:

"Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya'yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem! bu sana nereden geliyor?" der, o da: "Rabbim tarafındandır. Allah dilediğine sayısız rızık verir" derdi. (Âl-i İmrân, 3/37.)

Hz. İsa'nın babasız olarak dünyaya gelişi:

Yüce Allah Meryem'in babasız olarak bir çocuk dünyaya getirmesini takdir etmişti. Bir gün melekler Allah'ın emri ile gelerek bir çocuk doğuracağını ve adının da Meryemoğlu İsa Mesih olacağını bildirdiler. Ayrıca bu çocuğun dünya ve âhirette şerefli ve Allah'ın rızasını kazanan bir kul olacağını, beşikte iken konuşacağını da haber verdiler. (Al-i İmrân, 3/45, 46)

Hz. Meryem bu durum karşısında, kendisinin hiçbir erkekle ilişkisi olmadığı halde, nasıl çocuk sahibi olacağını sormuş ve kendisine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasına hükmedince ona sadece "ol" der ve o da hemen oluverir." (Al-i İmrân, 3/47) Bir gün Cebrail (a.s) genç bir erkek suretinde gelmiş (bk. Meryem, 19/16.), korkuya kapılan Meryem; "Ben senden, Rahman olan Allah'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan bana dokunma, demişti. (Meryem, 19/18.) Cebrail (a.s); temiz ve yetenekli bir erkek çocuk bağışlamak için, Allah'ın emri ile geldiğini bildirince. (Meryem, 19/19.) Hz. Meryem yine; "Benim nasıl çocuğum olabilir. Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" (Meryem. 19/20.) diyerek Melekten açıklama istedi. Melek; Yüce Allah'ın emir ve takdirinin böyle olduğunu, Yüce Allah için bunun kolay bir hadise olduğunu bildirdi. (Meryem. 19/21)

Allahü Teâlâ Hz. Meryem'e ruhundan melek aracılığı ile üflemiş ve o gebe kalmıştı. Çoğunluk bilginlere göre, normal gebelik süresi geçince Hz. Meryem, İsa'yı (a.s) dünyaya getirmiştir. (İbn Kesir, Tefsîr, İst. 1985, V, 216.) Doğum sırasında ve sonrasında melek tarafından sükûnete kavuşturulan Meryem, çocuk kucağında toplumun içine dönünce sert eleştiri ve ithamlarla karşılaştı. Kendisine zina isnad edilmek isteniyordu. ( bk. Meryem, 19/24-28.) Böyle sıkıntılı ve kem gözlerin üzerine çevrildiği bir günde Hz. Meryem'den savunma yerine susması ve şöyle demesi bildirildi: "Ben susma orucu adadım, bu gün kimseyle konuşmayacağım." (Meryem, 19/26.) Ancak bir açıklama bekleyenlere kucağındaki çocuğu göstererek, onunla konuşmalarını işaret etmekle yetindi. Bir mucize olarak beşikteki İsa (a.s) şunları söylemişti: "Ben, şüphesiz Allah'ın kuluyum. O, bana kitap verecek ve beni peygamber yapacaktır. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece de namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Beni, anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden dirileceğim gün esenlik banadır." (Meryem, 19/30-33.)

Yüce Allah, Hz. İsa'nın durumunu, Âdem (a.s)'ın durumuna benzetmiştir: "Allah katında İsa'nın durumu da Âdem'in durumu gibidir. Allah Âdem'i topraktan yarattı, sonra ona "ol" dedi ve o oluverdi." (Âl-i imrân, 3/59.)

Hz. Meryem'in fazileti:

Allahü Teâlâ'mn üstün meziyetler verdiği ve meleklerine hizmet ettirdiği Hz. Meryem'in bir peygamber mi, yoksa Cenab-ı Hakkın veli bir kulu mu olduğu konusu bilginler arasında tartışılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Erkeklerden kemâle erenler çoktur. Kadınlardan ise Meryem binti İmran ile Firavun'un karısı Âsiye'den başka kemâle eren yoktur. Kadınlar üzerine Âişe'nin üstünlüğü, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir." (bk. Buhârî, Enbiyâ, 32, 46, Fazâilu Ashâbî'n-Nebî, 30. At'ime, 25; Müslim, Fazâilu's-Sahâbe, 70; Tirmizî, At'ime, 31; İbn Mâce, At'ime, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 394, 409.)

Bazı bilginler bu hadisi delil alarak Âsiye ile Meryem'in peygamber olduklarını söylemişlerdir. Çünkü insan nev'inin en kemâllileri önce peygamberler, sonra veliler, sıddîkler ve şehidlerdir. Ancak bu görüşe çoğunluk müctehitler karşı çıkmış, hadisteki "kemâl sahibi" ifadesinin; Âsiye ile Hz. Meryem'in kadınlar arasında bütün faziletlerin en üstün derecesine vardıkları anlamına geldiğini söylemişlerdir.

Kirmanî; "Kadınlardan peygamber gelmediği konusunda görüşbirliği (icma) naklolunmuştur" demiş, ancak İmam Eş'arî'nin (Ö. 260/873) kadınlardan altı peygamber geldiğini söylediği nakledilmiştir. Bunlar: Hz. Havva, Sâre, Hz. Musa'nın annesi, Asiye, Hacer ve Meryem'dir. (Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul 1979, X, 286.) el-Kurtubî (Ö. 671/1273) şöyle demiştir: "Sağlam görüşe göre Hz. Meryem peygamberdir. Çünkü Allahü Teâlâ ona melek aracılığı ile vahiy göndermiştir. Âsiye'ye gelince, onun peygamberliğine delâlet eden bir nakil yoktur." (el-Kurtubî, a.g.e. IV, 53, 54; Davudoğlu, a.g.e. X 286.)

Sonuç olarak kadınlardan peygamber gelip gelmediği konusunda görüş ayrılığı bulunmakla birlikte, çoğunluk bilginler gelmediği kanaatindedir. Bu duruma göre Hz. Meryem'in Yüce Allah'ın "veli" bir kulu olduğunda şüphe yoktur. Kur'an ve Sünnetin bu derece önem verdiği ve gerçek yönlerini ortaya koyduğu Hz. Meryem ve Hz. İsa'nın Hıristiyanlarca yanlış algılanması ve özellikle Hz. İsa'nın "Allah'ın oğlu" olarak nitelendirilmesi kiliselerin çözmesi gereken önemli bir problemdir. Nitekim Hıristiyanların önemli bir bölümü "tevhid" inancına ulaşmakla birlikte, diğer bölümü günümüzde de "teslis (üçleme)" inancını korumaktadır. Bu üç ilâh; baba (Allah), oğul (Hz. İsa) ve Rûhu'l-Kudüs'ten ibarettir. Hz. İsa'nın tebliğ ettiği din tevhide yani Allah'ın birliği esasına dayandığı halde, Hıristiyanların sonraki yorumları böyle bir kargaşaya yol açmıştır. Kur'an-ı Kerimde de belirtildiği gibi "Allah'ın kelimesi" ve "Allah'ın ruhu" ifadeleri onların yanılma noktasını teşkil etmiştir. Âyette şöyle buyurulur: "Ey ehli kitap! Dininiz hususunda aşırı gitmeyin. Allah'a karşı yalnız hakkı söyleyin. Meryemoğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın peygamberidir. Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "Allah üçtür" demeyin. Bundan vazgeçin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Allah ancak bir tek ilâhtır. O çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter." (bk. en-Nisâ, 4/171.)

Burada, bir kaç yıl önce yolumuz düşen Efes'te Meryem Ana'ya izafe edilen yeri ziyaretimizle ilgili bir hatıramızı nakletmek isteriz. Yüce Allah'ın bu derece faziletinden söz ettiği Hz. Meryem'in ve bir peygamber olan Hz. İsa'nın elbette İslâm ümmetinin gönlünde ve kalbinde önemli bir yeri vardır. Mü'min olmanın şartları arasında Hz. İsa'ya peygamber olarak inanmak da vardır. Ziyaret sırasında Hıristiyanlığı tanıtıcı bir broşür vermek için yanımıza gelen yaşlı ve tesettürlü bir rahibe hanıma Hz. Meryem ve Hz. İsa ile ilgili İslâm'ın getirdiği mesajı anlatmaya çalıştık. Bu arada Hz. Meryem'in bir peygamber olduğunu söyleyenler bile olmuş, ama en azından onun bir "evliya (azize)" olduğunda İslâm bilginleri arasında görüş birliği oluşmuştur" sözlerimiz üzerine gözyaşlarını tutamayan rahibe, bu konuda birkaç kelime daha duyabilmek için, aracımızın yanına kadar gelmiş ve bizi yolcu etmişti. Demek ki, Hıristiyanlık ve Yahudilik âleminde İslâmi tanıma noktasında önemli bir bilgilenme eksikliği vardır. Tarafsız bir yaklaşımla, İslâm'ı ve Kur'an'ı inceledikleri zaman tevhid inancına kavuşacaklarında şüphe yoktur.

Hz. İsa kendisinin bir peygamber olduğunu söylemiş ve insanları hak dine çağırmıştır. Kur'an'da onun insanlara şöyle seslendiği bildirilir: "Size bir delil getirdim, Allah'tan korkun bana itaat edin. Şüphe yok ki, Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin, bu doğru yoldur." (Âl-i İmrân, 3/50. Teslis inancını reddeden âyetler için bk. el-Mâide, 5/17, 72, 73.)

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist