Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

30 tane "kadın" etiketli yazı bulundu (sayfa 3)"kadın" tagli diger ogeler resimler , videolar

Evliliğin Meşru Olduğunu Gösteren Deliller

EVLİLİĞİN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER 

Evliliğin meşru oluşu Kitap, Sünnet ve İcma delillerine dayanır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Sizden bekarları ve kölelerinizle cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlu kereminden zenginletir. Allah her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir." (en-Nur, 24/32.)

"Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane nikahlayın. Bu kadınlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin veya ellerinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Bu, haksızlığa yol açmamanız için daha uygundur." (en-Nisa, 4/3; Nikahla ilgili diğer ayetler için bk. el-Bakara, 2/102, 221, 228, 230, 232, 235; en-Nisa, 4/4, 5, 19, 22-26; el-A'raf, 7/189, 190; en-Nur, 24/3, 32, 33; er-Rûm, 30/21; el-Ahzab, 33/37; el-Mümtehine, 60/10-12.)

Evlilik konusunda pek çok hadis nakledilmiştir. Allah elçisi, gençlere hitap ederek şöyle buyurmuştur:

"Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlilik yükümlülüklerine gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı harama karşı daha fazla koruyucudur: Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için bir kalkandır." (Buharî, Savm, 10, Nikah, 2,3; Müslim, Nikah, 1, 3; Ebu Davud, Nikah, 1; Tirmizî, Nikah, 1; Nesaî, Sıyam, 43; Nikah, 3; ibn Mace, Nikah, 1; Darimî, Nikah, 2; A.b. Hanbel, l, 378, 424,425.)

Ashab-ı kiramdan üç kişi Hz. Peygamber (s.a.s)'in eşlerine onun gece ibadetini sormuşlar, belki azımsayarak birincisi "sürekli olarak gece namazı kılmaya", ikincisi "sürekli oruç tutmaya", üçüncüsü ise "kadınlardan sürekli ayrı kalmaya ve hiç evlenmemeye" karar verir. Onların bu konuşmalarını haber alan Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Fakat ben hem namaz kılıyorum, hem uyuyorum; oruç tutuyorum, tutmadığım da oluyor; kadınlarla da evleniyorum. Kim benim sünnetimi terkederse benden değildir." (Müslim, Nikah, 5; Nesaî, Nikah, 4; Darimî, Nikah, 3; A. b. Hanbel, II, 158, III, 341,359, V, 409.)

Hz. Aişe'nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse, benden değildir. Evleniniz, çünkü ben (kıyamet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Evlenme gücü bulamayan da oruca devam etsin. Çünkü oruç, onun için (harama karşı) bir kalkandır." (İbn Mace, Nikah, 1. Bu hadisin senedi, rivayet zincirinde bulunan İsa b. Meymun el-Medini yüzünden zayıf sayılmışsa da, hadisi destekleyen başka rivayetler de vardır.)

Ebu Umame (r.a.)'ın naklettiği başka bir hadiste ise şöyle buyurular: "Mü'min, Allah korkusundan ve O'na itaattan sonra, iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü eşine emretse sözünü dinler, yüzüne baksa sevinç duyar, üzerine yemin etse, yeminini doğru çıkarır, dışa gitse, kendisinin bulunmadığı sırada iffetini ve kocasının malını korur." (İbn Mace,Nikah,5.)

Diğer yandan evlenmenin meşruluğu üzerinde, bütün ümmet görüş birliği içindedir. Ancak evlenmenin hükmü evlenecek kişinin özel durumu dikkate alınarak değerlendirilir. Diğer başlıklarda çeşitli durumlara göre konuyu açıklayacağız.

Nikah ne demektir İslam'da yeri nedir

nikah  

NİKAH TERİMİ ve KAPSAMI

Nikah sözcüğü arapça "nekeha" fiilinden bir mastar olup, erkeğin kadınla evlenmesi ve onunla cinsel temasta bulunması anlamına gelir. Bu sözcüğün "evlilik akdi" anlamı mecaz, "cinsel temas" anlamı ise gerçek anlamdır.

Bir fıkıh terimi olarak nikah; şer'an evlenme engeli bulunmayan bir kadının, cinsel yönlerinden yararlanmayı erkeğe mubah kılan rizaî bir akittir. Müteahhirün (12. M. yüzyıldan sonraki) fakihlerinin tarifi ise şöyledir; nikah kasten mülk-i mut'ayı ifade eden bir akittir. Yani erkeğe kadının cinsel yönlerinden yararlanma mülkiyeti hakkı veren bir sözleşmedir. Evlilik, nitelikleri dikkate alınarak aşağıdaki şekilde tarif edilebilir: Evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan, birbirinin cinsel yönlerinden yararlanmayı meşru kılan, ortak hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akittir. (bk. İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr, II, 339, vd.; el-Meydani, el-lübab, III, 3; İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtar II, 335-357; eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtac, III, 123.)

İslam'da nikah akdi hem medenî bir muamele ve hem de bir ibadettir. Çünkü nikahın rükün ve şartlarını İslam belirler ve eşlerin evlilik nedeniyle pek büyük ecirlere ulaşacağını haber verir. Evliliğin niteliğini İbnü'l-Hümam (ö. 861/1457) şöyle belirtir: "Nikah ibadetlere daha yakındır. Hatta evlenmek, sırf ibadet niyetiyle bekar kalmaktan daha üstündür." (İbnû'l Hümam, a.g.e., II, 340) Son devir fakihlerinden İbn Abidîn (ö. 1252/1836) ünlü Reddü'l-Muhtar adlı eserinde nikah konusuna şu cümlelerle başlar: "Bizim için Hz. Adem devrinden günümüze kadar meşru olmuş, sonra cennette de devam edecek, nikah ile imandan başka ibadet yoktur." (İbn Abidin, a.g.e., II, 258)

Nikahın mescid içinde aktedilmesi ve uygun olursa cuma gününe rastlatılması müstehaptır. Bu durum da onun ibadet yönünü güçlendirir. (el-Askalanî, Bulugu'l-Meram, terc. Davudoğlu, İstanbul, 1967, II, 228 vd.)

Şafiîlere göre evlilik, alış-veriş gibi dünyaya ait alelade işlerden olup, ibadet niteliğinde değildir. Dayandıkları delil, gayri müslimlerin nikahının da İslam nazarında geçerli sayılmasıdır. Eğer ibadet olsaydı, onların nikahlarının geçersiz olması gerekirdi. Evlilikten gaye, kişinin cinsel isteklerini teskinden ibarettir. İbadet ise yüce Allah için bir iş ve bir amel yapmaktır. Bu yüzden Allah için iş yapmak kendi nefsi için iş yapmaktan daha faziletlidir. Şafiîlerin bu görüşüne çoğunluk mezhep müctehitleri karşı çıkmıştır. Şöyleki:

Çoğunluk müctehitlere göre evlilik akdinin müslim veya gayri müslim için geçerli olması dünyada toplum düzeni ile ilgilidir. Nitekim mescit, yol yapımı ve benzeri hayır işleri müslüman için bir ibadet olduğu halde, gayri müslim için bir ibadet sayılmaz. Genel anlamda Allahü Teala'nın hoşnut ve razı olduğu her iş ve davranış mü'min için bir ibadettir. Bu yüzden İslam'ın belirlediği esaslara göre kurulan ve buna göre yürütülen evlilik de ibadet niteliğindedir. Çünkü evlenmekle, nefsi haramlardan korumak ve nesli sürdürmek gibi bir çok toplum maslahatları gerçekleşir. Nitekim

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Sizden birinizin evliliğinde sadaka sevabı vardır." (Müslim, Zekat, 53; Ebu Davud, Tatavvu', 12, Edeb, 160; A. b. Hanbel, V, 167, 168.)

"Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli para (dinar), kendi aile fertlerine harcayacağı para ile, Allah yolunda hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan arkadaşlarına harcayacağı paradır." (Müslim, Zekat, 38; Tirmizî, Birr, 42; ibn Mace, 4; A. b. Hanbel, V, 279, 284.)

"Çocuklarına, eşine ve hizmetçine yedirdiğin senin için bir sadakadır." (A.b. Hanbel, IV, 121,122.)

Diğer yandan kocaları yoksul olan iki varlıklı kadın, Allah'ın elçisine gelerek, kocalarına sadaka verip veremeyeceklerini sormuşlardı. Hz. Peygamber onlara şu cevabı verdi: "Kocalarınıza yardım ederseniz size iki ecir vardır. Hısımlık ecri ve sadaka ecri." (Müslim, Zekat, 45)

İslam'da nikah akdi sırasında bir din adamının veya resmi bir devlet memurunun hazır bulunması zorunlu değildir. Evlenecek erkekle kadının veya bunların veli ve vekil gibi temsilcilerinin ve şahitlerin hazır bulunması yeterlidir. İslamî hükümleri bilen bir din adamının nikah akdini yönetmesi, evliliğin İslam'a uygun olarak yapılmasına yardımcı olmaktan ibarettir. Çünkü bir İslam bilgininin nikah akdini yönetmesi, gerekli soruları sorup, cevap alması nikahın rükün ve şartlarından değildir. Bu durum onun dinî niteliği ve ibadet yönü için bir engel teşkil etmez.

Batı ülkeleri hıristiyan toplumlarında nikahın dinî veya medeni niteliği uzun süre tartışılmış, kimi ülkelerde nikah yalnız kiliselerde akdedilirken, kimi ülkelerde de medeni nikah esası benimsenmiştir. Resmi devlet memuru önünde akdedilen nikaha "medenî nikah" denir.

Fransa'da 1787 M. yılında çıkarılmış olan bir kral buyruğu ile katolik olmayanların dilerlerse ikametgâhlarının bulunduğu yer kilisesinde, isterlerse aynı yerin hâkimi önünde evlenebilecekleri kabul edilmiştir. Birincisi dinî, ikincisi ise medenî nikâh niteliğindedir.

Bazı hıristiyan ülkeler sonradan medenî evlenmeyi kabul etmekle birlikte, önce dinî nikâhın akdedilmesini de şart koşmuşlardır. Meselâ; Yunanistan ve Romanya medenî nikâhtan önce, dinî nikâhın yapılmış olmasını ön şart olarak benimsemişlerdir. (Halil Cin, İslâm ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara 1974, s: 133.)

Osmanlı Devleti uygulamasında 1917 tarihli "Hukuk-ı Aile Kararnamesi" hıristiyan veya Musevîler için kısmen dinî ve kısmen de medenî evlenme usulü getirmiştir. Buna göre gayri müslimlerin nikâhı, dinî âyinler çerçevesinde ruhanî memurlarınca yani papaz veya rahiplerce akdedilir. Ancak ruhanî memur, en az yirmi dört saat önce mahallî mahkemeye haber verir. Hakim; belirtilen saatte nikâh meclisine özel bir memur gönderip kıyılan nikâhı deftere kayıt ve tescil ettirir. (H.A.K. mad. 40-44.) Adı geçen kararnameye göre, müslümanların evliliği de, aynı şekilde evde, bir salon veya mescidde, hakim naibinin hazır bulunduğu bir mecliste akdedileceği esası getirilmiştir. Böylece, ayrı dinlere mensup topluluklara, kendi inançlarına uygun bir şekilde evlenme, boşanma, nafaka, miras ve ticaret yapma serbestliği tanınmıştır.

Osmanlı Devleti yalnız toplum düzeni, hakların korunması ve kurallara uymayanlara gerekli yaptırım gücünün kullanılması için merkezi gücü elinde toplamış, çeşitli ırk, din ve mezhep sahiplerinin uzun yüzyıllar bir arada ve birlikte yaşamasını sağlamıştır.

İngiltere'de ve İskandinav ülkelerinde ise toplum dinî veya medenî nikâhtan dilediğini seçme hakkına sahiptir. Eşlerin tercihine göre kilisede veya resmî nikâh memuru önünde akdedilen nikâhla ilgili belgeler nüfus kütüklerinde birleşmiş olur.

Bazı ülkelerde medenî evlenme şekli zorunlu hale getirilmiştir. Hollanda, İsviçre ve Türkiye gibi ülkeler bunlar arasındadır. Bu gibi ülkelerde resmî memur önünde kıyılmayan nikâh yok hükmünde sayılmaktadır. (bk. Cin, a.g.e. s: 134; Döndüren, a.g.e., s: 244, 245; Türk Medini Kanunu mad. 108) Ancak resmî nikâhtan sonra dini nikâh ya da dinî merasim serbest bırakılmıştır.

Evlenmek Niyetiyle Kadına Bakmak

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

EVLENMEK NİYETİYLE KADINA BAKMAK

1) Nişandan önce:

a) Genel olarak kadına bakmak:

Ergin bir erkeğin, mahremi olmayan yabancı kadının şer'an örtülmesi farz olan avret yerlerine bakması caiz değildir. Bu bakışın şehvetli veya şehvetsiz olması yahut fitneye neden olacak nitelikte bulunup bulunmaması sonucu değiştirmez. Kadının avret yeri el ve yüz dışındaki bütün bedenidir. Ebu Hanîfe buna topuktan aşağı ayakları da ekler.

Bunun delili; erkeklere ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarını bildiren ayetlerle (en-Nur, 24/30, 31) kadınların örtünme esaslarını belirleyen ayetler (en-Nur, 24/31, 60; el-Ahzab, 33/33,53,59.) ve Hz. Peygamber'in sünnetidir. Yukarıda erkekle kadının birbirine bakması ile ilgili geniş bilgi vermiştik. Oraya bakılabilir. Burada bir iki hadise yer vereceğiz.

Allah'ın elçisi, Hz. Ali (r.a)'ye şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! bakış bakışı izlemesin. İlk bakış sana ait (mubah), sonraki ise sana ait değildir." (Ebu Davud, Nikah, 43; Tirmizî, Edeb, 28; Darimî, Rikak, 3; A. b. Hanbel, V, 351, 353, 357) Başka bir hadiste şöyle buyurulur:

"Bir müslüman erkeğin gözü (mahremi veya nikahlısı olmayan) bir kadının güzelliklerine takılır da, sonra (Allah'tan korkarak) gözünü ondan sakınırsa, Allahü Teala ona ibadet ecri verir. Ve o kimse kalbinde ibadetin tadını bulur." (Ahmed b. Hanbel, V, 24.)

Diğer yandan İslam yabancı kadına bakmayı yasakladığı gibi, onunla yalnız başbaşa kalmayı da yasaklamıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sizden kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Çünkü bunu yaparsa üçüncüleri şeytan olur." (Buharî, Nikah, 111, 112; Müslim, Hacc, 424; Tirmizî, Rada; 16, Fiten, 7; A. b. Hanbel, l, 222, III, 339, 446.) "Sakın yabancı kadınların yanına girmeyin. Ensar'dan bir adam; "Ey Allah'ın Rasülü! Yanına girecek kimse kocasının (kardeşi veya amcaoğlu gibi) yakınları olursa ne buyurursunuz?" diye sorunca; Hz. Peygamber "Kocanın yakınları ölümdür (felakettir)" (Buhari, Müslim, Tirmizi, Darimi, A.b.Hanbel) buyurdular.

b) Evlenme düşüncesiyle kadına bakmak:

İslam'da, erkeğin yabancı kadına bakma yasağının bir takım istisnaları vardır. İhtiyaç ve zaruret durumları bulununca veya evlenme düşüncesi olunca bakma yasağı kalkar. İhtiyaç ve zaruret konusunda "zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar" prensibi uygulanır. Diğer yandan zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur.

İhtiyacın meşru kıldığı bakmaya şunları örnek verebiliriz: Evlenme niyetiyle bakma; alış-veriş, kira, borç alıp-verme, şahitlik, eğitim ve öğretim. Zaruret nedeniyle meşru sayılan bakmaya ise hastalık, boğulma veya yangın gibi felaketlerle karşılaşan erkek veya kadının durumunu örnek verebiliriz. Böyle bir durumda hasta kadın, uzman kadın doktor bulunmayınca erkek doktora muayene ve tedavi olabilir.

Diğer yandan hangi sebeple olursa olsun yabancı bir erkeğin büro, muayenehane, ev vb. yerlerde yanında bulunmak durumunda olan kadın, yanında imkan varsa bir mahremini veya üçüncü bir kişiyi bulundurmalıdır. Çünkü yalnız başbaşa kalmalarda, fitneden güvende olunmaz.

Evlenecek eşlerin birbirini görmesi: Bu görme iki türlü olabilir.

aa) Erkek adına, bir yakınının kızı görmesi. Burada, aracı kadın, dönüşte dünür gönderilmesi düşünülen kızın niteliklerini damat adayına anlatır. Bu caizdir. Delil, Enes b. Malik (ö. 91/717)'in naklettiği şu hadistir: "Hz. Peygamber Ümmü Süleym (r. anha)'yı, bir kadına görücü olarak göndermiş ve onun bacaklarına bakmasını ayrıca ağız kokusunun olup olmadığını anlamaya çalışmasını bildirmiştir." (Ahmed b. Hanbel, III, 231; eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VI, 110. Bu hadis için bazı eleştiriler yapılmıştır. İbn Hanbel hadise «münker» derken, yaygın olan «mürsel» oluşudur.)

Kadın da, kendisine talip olacak erkeğe bakması için birisini gönderebileceği gibi, bizzat erkeği kendisinin görme hakkı da vardır.

bb) Erkeğin bir aracı koymaksızın, evlenmek istediği kızı bizzat görmesi. Onun, yüz ve beden güzelliğini anlaması için yüz, eller ve boya bakması yeterlidir. Yüz güzelliğe, eller de bedenin zarafetine delalet eder.

Cabir b. Abdillah (r.a)'ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurular: "Sizden biriniz bir kadınla evlenmek istediği zaman, onun evlenmesini teşvik edecek niteliklerine bakabilirse baksın." Cabir şöyle diyor: "Bir cariye ile evlenmek istiyordum. Gizlice onu gözetledim ve evlenmemi teşvik eden bazı özelliklerini gördüm. Sonra da onunla evlendim." (Ebu Davud, Nikah, 18; Tirmizî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, III, 334, 360, II 286, 299, V, 324. Hadisin ravileri sika (güvenilir) olup, Hakim, hadisin sahih olduğunu ortaya koymuştur.)

Mugîre b. Şu'be (r.a) bir kadınla evlenmek istiyordu. Hz. Peygamber ona; "Git ve onu gör. Çünkü görmek, birbirine ısınmanız için daha iyidir" (Müslim, Nikah, 74,75; Tirmizî, Nikah, 5; İbn Mace, Nikah, 9; Darimî, Nikah, 5; A.b. Hanbel, IV,245,246.) buyurdu.

Ebu Humeyd (r.a.)'in naklettiği bir hadiste, evlenme niyetiyle kadına bakılabileceği ve kadının durumu bilmemesinin de sonucu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. (bk. Ebu Davud, Nikah, 18; eş-Şevkanî, a.g.e., VI, 110.)

Diğer yandan Hz. Ömer, devlet başkanlığı sırasında Hz. Ali'den kızı Ümmü Gülsüm'ü istemişti. Hz. Ali kızının küçük olduğunu hatırlatarak; "Onu sana göndereyim, eğer razı olursan eşin olsun" dedi. Hz. Ali kızını Ömer (r.a)'e gönderdi. Hz. Ömer kızı (Ümmü Gülsüm'ü) gördü ve onunla konuştu. (bk. Ebu Davud, Nikah, 18; eş-Şevkani, a.g.e., VI, 110) Bu durum ashab-ı kiram'ın evlilik konusunda birbirine ne kadar samimi davrandıklarını göstermektedir. Diğer yandan Ümmü Gülsüm'ün, babası Hz. Ali'nin sözüyle Hz. Ömer'in nikahlısı sayıldığı, bu yüzden de Hz. Ömer'in ona bu şekilde bakmasının caiz olduğu söylenmiştir.

c) Bakmanın ölçüsü ve sınırı:

Çoğunluk müctehitlere göre, erkek evlenmek istediği kadının yalnız yüz ve ellerine bakabilir. Çünkü yüz ve ellerin görülmesi kadının güzelliğini ve bedeninin arzu edilene uygun olup olmadığını anlamak için yeterlidir. Ebü Hanîfe ayakları da görülebilecek yerler kapsamında saymıştır.

Hanbelîlere göre, evlenilmek istenen kadının günlük işleri yaparken açık kalabilen yerlerine bakmak caizdir. Bunlar altı tane uzuv olup şunlardır: Yüz, boyun, baş, el, ayak ve bacaktan (topuk diz kapağı arası) ibarettir. Çünkü bir kadının fizik yönünün bilinmesi için belirtilen bu yerlerin görülmesine ihtiyaç vardır. Delil; yukarıda zikrettiğimiz Cabir ve Mugîre'nin naklettiği hadislerdeki "ona bak veya ona baksın" ifadelerinin genel anlamı ile Hz. Ömer'in ve Cabir'in bu konudaki uygulamalarıdır.

Evlendikten sonra ise eşler birbirinin vücudunun tamamına bakabilir. Bununla birlikte karı-kocanın birbirinin cinsel organına bakması mekruh sayılmıştır.

Şafiîlere göre, bakmanın, kızın ve ailesinin haberi olmaksızın yapılması gerekir. Aksi durumda, kız tercih edilmezse ailesi incinmiş olur. Delil; kızın izni olsun veya olmasın, bakmanın caiz olduğunu bildiren hadislerin açık anlamıdır.

Malikîlere göre ise, erkeğin bakışından kızın ve ailesinin haberli olması gerekir. Çünkü kızın, kendisine bakıldığından haberli olmaması mekruhtur. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 24)

Sonuç olarak, bir erkek evlenmek istediği kıza, istemeden önce İslami ölçüler içinde bakabilir. Aynı şekilde kız da erkeğe bakabilir. Yanlarında üçüncü bir kişi bulunmak veya herkese açık bir yerde olmak şartıyla evlilik tasarlayan müstakbel eşlerin karşılıklı konuşmaları da mümkün ve caizdir. Ancak kimsenin olmadığı yerlerde başbaşa kalmayı haya ve iffet bakımından riskli gören İslam bu konuda bazı önlemler almıştır. Bunları aşağıda açıklayacağız.

2) Nişanlılık süresinde:

Yukarıda da belirttiğimiz gibi nişan bir akit değil, bir evlilik sözü vermekten (va'd) ibarettir. Bu yüzden evlilikle ilgili yükümlülük ve sorumluluklar nişanla ortaya çıkmaz. Nişanlı erkekle kadın birbirine yabancı sayılır ve yanlarında mahrem birisi bulunmadıkça nişanlı kızla kimsenin olmadığı bir yerde başbaşa kalmak caiz olmaz.

Delil hadistir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kimse kendisine helal olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Aksi durumda üçüncüleri şeytan olur. Ancak yanlarında bir mahremlerinin bulunması durumu müstesnadır." (Buhari, Nikah, 111,112; Müslim, Hacc, 424; Tırmizî, Rada; 16, Fiten, 7;A. b. Hanbel, l, 222.)

Evlilikten önce birlikte gezip dolaşmak ve yanında anne, baba, kardeş, amca veya hala gibi bir mahrem olmaksızın erkekle başbaşa kalmak caiz değildir. Diğer yandan bu gibi birlikteliklerden bir yarar da sağlanmaz. Çünkü nişanlılar bu dönemde gerçek yüzlerini ortaya koymazlar. Kendilerini olduklarından başka türlü göstermeye çalışabilirler. Erkek duygularına yenilerek aceleci olabilir ve bundan da en büyük zararı kadın görür. Nişanın bozulması ya da bir gebelik durumunun ortaya çıkması özellikle kadını sarsan bir sonuç olur. Bu durumda kadının şerefi ve saygınlığı lekelenmiş bulunur.

Nişanlı Kıza Evlenme Teklifinde Bulunmak

İSLAMDA NİŞAN VE NİŞANLILIK

NİŞANLI KIZA EVLENME TEKLİFİNDE BULUNMAK 

Başkasının nişanlısı olan bir kadına evlenme teklif etmek caiz değildir. Buna göre, önceki nişan bozulmadan, yeniden başka bir erkekle nişanlanıp evlenen kadın ve bu evliliğe bilerek razı olan erkek günahkar olur. Hadiste şöyle buyurulur:

"Sizden biriniz kardeşinin satışı üstüne satış yapmasın. Kardeşinin nişanı üstüne izni olmadıkça nişan da yapmasın." (Buharî, Büyû', 58, Şurüt, 8; Müslim, Büyü, 8; Nikah, 49; Ebü Davud, Nikah, 17; Tirmizî, Nikah, 38; Nesaî, Büyü, 19; İbn Mace, Nikah, 10; Darimi, Nikah, 7.)

Buharî'nin naklettiği rivayet ise şöyledir: "Hz. Peygamber, bir kimsenin, mü'min kardeşinin satışı üstüne kardeşinin nişanlısına talip olmasını yasakladı." (Buhari, Nikah, 45) Ancak, açık arttırma yoluyla satış, bu kapsama girmez. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) açık arttırma yoluyla satışa (müzayede) izin vermiştir. (bk. Buharî, Büyû, 59; İbn Mace, Ticarat, 25.)

Dünürcüye olumlu veya olumsuz henüz cevap verilmezden önce, araya başka bir dünürcünün girmesi Hanefîlere göre mekruhtur. Çünkü bu durum, satış üstüne satış veya nişan üstüne nişan niteliğinde olur.

Çoğunluk müctehitlere göre, kız belli bir erkeğe sözlenmedikçe, araya başka dünürcülerin girmesi caizdir. Delil; Fatıma binti Kays (r. anha)'yı, kocası boşayıp, iddetini tamamladıktan sonra üç kişi istemiştir. Bunlar; Muaviye (ö. 60/679), Ebü Cehm b. Huzafe ve Usame b. Zeyd idi. Fatıma (r. anha), Allah'ın elçisine istişare için başvurmuş ve kendisine Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ebu Cehm sopasını omuzundan indirmez. Muaviye malı olmayan bir fakirdir. Sen Usame ile evlen." (Müslim, Fiten, 119; İbn Hanbel, VI, 373, 417) Bu hadis, bir kadının, evlenme kararı vermezden önce birden çok erkek tarafından istenmesinin caiz olduğunu gösterir.

Ancak burada kadını isteyen birden çok kimselerin birbirinden habersiz olmaları muhtemeldir. İslam dostluk ve sevgi bağlarının devamım ister, aynı kadını isteyen birden fazla mü'min erkeğin arasına, kadın yüzünden kin ve fesadın girmesini uygun bulmaz. Bu nedenle, bir erkek tarafından dünürcü gönderildiği bilinen bir kadına, bu dünürcülüğün sonucu belli oluncaya kadar, başka bir erkeğin araya girmesi fitneye yol açabilir. Mü'minlerin böyle bir durumdan sakınması gerekir. Durum böyle olunca, nişanlı kızın nişanını bozdurarak veya evli kadının yuvasını yıkarak evlenmeye çalışmanın mü'mini daha ağır bir sorumluluk altına soktuğunda şüphe yoktur.

İslamda Kadınlara Getirilen Mali Kolaylıklar

İSLÂM'IN KADINLAR İÇİN GETİRDİĞİ BAZI KOLAYLIKLAR 

KADINLARA GETİRİLEN MALÎ KOLAYLIKLAR

İslam, aile fertleri arasında kendine has ekonomik, malî ve sosyal bir denge kurmuştur. Kadının kocası ve çocukların da babası olan erkek ailenin tüm harcamalarına tek başına üstlenmiştir. Bu yüzden de kendisine çocukların eğitimi ve ailede disiplin konularında bazı velayet üstünlükleri verilirken, kız kardeşlerine göre mirastan alacağı pay arttırılmış, böylece kendisine ekonomik güç kazandırılmıştır. Çünkü eşinin, çocuklarının ve ailede yoksul düşen bazı yakın hısımların bakımını üstlenen kimsenin böyle bir desteğe ihtiyacı olduğunda açıklık vardır.

Evli olan kadın geçim harcamalarını kendi malı olsa bile ondan karşılamak zorunda değildir. Ona kocası bakmak zorundadır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Onların (annelerin) örfe uygun olarak beslenmesi ve giyimi babaya aittir." (el-Bakara, 2/233) "İmkanı geniş olan nafakayı imkanına göre versin; rızkı daralmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin." (et-Talak, 65/7.) "Onları (boşadığınız kadınları) gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun" (et-Talak, 65/6.)

Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Eşlerinizin sizin üzerinizde durumlarına uygun olarak yiyecek ve giyecek hakları vardır." (bk. Ebu Davud, Menasik, 56; İbn Mace, Menasik, 84; Darimî, Menasik, 34; A.b. Hanbel, V, 72.)

Bu duruma göre kadın evlenip kocasının evine yerleştikten sonra bütün yiyecek, giyecek ve mesken masrafları kocaya aittir. Bunlar israfa kaçmadan ve cimrilik de etmeden eşlerin sosyal seviyeleri dikkate alınarak karşılanır. Giyim için, ailenin durumuna göre ve İslam'a uygun olan örf ve adetler ölçü alınır. Kadının biri yazlık, diğeri kışlık olmak üzere yılda en az iki kat giysiye hakkı vardır. Giyim kapsamına normal ev eşyası da girer.

Koca, hanımına, içinde oturulmaya yeterli eşyası bulunan, kötü komşulu olmayan bir mesken sağlamak zorundadır.

Kadın bakıma muhtaç olduğu veya emsali kadınların hizmetçisi bulunduğu takdirde, hizmetçi tutulması da nafaka kapsamına girer. (bk. el-Kusanî, a.g.e., IV 14,15; İbnü'l-Humam, a.g.e., III, 321-339; el-fetava'l-Hindiyye, l, 544, vd.; Ö.N. Bilmen, Hukuki İslamiye ve İstilahatı Fıkhiyye Kamusu, II, 450; Döndüren, Delilleriyle, İslam Hukuku, İstanbul 1983, s: 294 vd.)

Çocukların geçim masraflarını da babalarının karşılaması gerekir. İslam bu konuda anneye bir külfet yüklememiştir. Ayette şöyle buyurulur; "Eğer (çocuklarınızı) sizin için onlar (anneleri) emzirirlerse, onlara emzirme ücretlerini tam olarak ödeyin." (et-Talak, 65/6.) Burada, boşanmış bir kadının iddet bittikten sonra kendi çocuğunu emzirmesi durumunda ücrete hak kazanacağından söz edilmektedir. Bu durum, çocuğun geçim masraflarının babaya ait olduğunu gösterir.

Hz. Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: Ebü Süfyan'ın karısı Hind binti Utbe, Rasülullah (s.a.s)'ın huzuruna girdi ve: "Ey Allah'ın elçisi! Ebu Süfyan çok cimri bir adamdır. Benim kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Onun malından haberi olmaksızın bize yetecek kadar bir şey alırsam, bana günah var mıdır?" dedi. Hz. Peygamber: "Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadarını ma'ruf şekilde alabilirsin" buyurdu. (Buharî, Buyû; 95; Nesaî, Kudat, 31; İbn Mace, Ticarat, 65.)

Bu duruma göre, bir baba erkek çocuğuna erginlik çağına ulaşıncaya veya iş ve meslek sahibi oluncaya kadar, kız çocuğuna ise yaşı ne olursa olsun evleninceye kadar bakmak zorundadır. Kız çocuğu çalışmaya zorlanamaz, fakat İslam'a uygun şartlar taşıyan bir işte çalışırsa, masrafları kendi gelirinden karşılanır. (bk. Döndüren, a.g.e., s: 307 vd. "Nafaka" mad. Şamil İslam Ansik. V. 4 vd.) Kocası ölen veya boşanan kadın yeniden babasının evine döner, babası ölmüşse sıradaki nesep hısmının bakımı altına girer.

Erkeğe yukarıda belirttiğimiz malî yükümlülüklere karşılık kadından daha fazla miras verilmiştir. Ayette şöyle buyurulur: "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki katı miras vermenizi emreder." (en-Nisa, 4/11)

Böylece bir erkek çocuğun kendi kız kardeşleri ile birlikte mirasçı olması durumunda kız kardeşinin iki katı kadar pay alması erkeğe aile içinde ekonomik güç kazandırır. Bu durum onun üstlendiği malî yükümlülüklerle dengelidir. Diğer yandan yine anne-baba, kız kardeş gibi nesep hısımlarından yoksul düşenlere nafaka verme zorunluluğunun olması, erkeğin kadına göre daha çok mala ihtiyacının olduğunu gösterir.

İslam da Kadınlara İbadetlerde Getirilen Kolaylıklar-2

3) Hac:

Hac, şartlarını taşıyan erkek ve kadın mü'minlere farzdır. Beden sağlığı, maddi güç ve yol güvenliği yanında, kadınlar için ayrıca yol arkadaşının bulunması, boşanma veya ölüm iddetlisi olmaması da gereklidir. Bu son şartları taşımayan kadına hac farz olmaz. Hadislerde şöyle buyurulmuştur:

"Kadın, yanında mahremi bulunmadıkça üç günden fazla yolculuk yapamaz." (Müslim, Hacc, 413-424; Buharî, Taksîr, 4, Mescidu Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebu Davud, Menasik, 2; Tirmizî, Rada, 15; Darimî, İsti'zan, 46; ibn Mace, menasik, 7; Malik, Muvatta, İsti'zan, 37.)

"Bir kadın yanında kocası bulunmadıkça hac yapmasın." (Buharî, Mescidu Mekke, 6, Sayd, 26, Savm, 67; Ebu Davud Menasîk, 2; Tirmizî, Rada, 15; A. b. Hanbel, III, 34; eş-Şevkanî, neylü'l-Evtar, IV, 491.)

Bu duruma göre, zengin olmak ve diğer şartları bulunmakla birlikte, yanında koca, oğul, torun, kardeş, baba, dede, süt oğul, süt kardeş ve kayın peder gibi sürekli evlenme yasağı olan mahrem bir hısımı bulunmayan kadına hac, bu şartın gerçekleşeceği yıla kadar farz olmaz. İleriki yıllarda bu belirtilen hısımlardan birisi hacca gider ve onu da birlikte götürmeyi üstlenirlerse kadına o yıl hac farz olur. Aksi halde şartlar gerçekleşmeden ömrü geçerse hac farizası üstünden düşer. Ancak böyle bir kadın artık hacca gitmekten ümit kesince, kendi yerine hac vekili gönderirse haccın sevabına kavuşacağı umulur.

Şafiî ve Malikilere göre ise kadın, güvenilir kadın arkadaşları ile birlikte hac farizasını ifa edebilir. Hatta Malikîler buna yalnız güvenilir erkek veya erkek-kadın karışık toplulukları da eklerler. Kadın bunlarla birlikte de hacca gidebilir. Bu müctehitler; "Oraya gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kabe'yi ziyaret edip hac etmek farzdır" (Al-i imran, 3/97.) ayetinin genel anlamına dayanırlar.

Ancak, Allah elçisi, kadınların yanlarında mahremi olmaksızın yolculuğa çıkmamasını bildirmesi üzerine, bir adam ayağa kalkarak; "Ey Allah'ın elçisi, karım hac yolculuğuna çıktı. Ben ise falanca gazveye yazıldım. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Git ve karınla birlikte haccet." (Buharî, Nikah, 111,,Cihad, 140,181; Müslim, Hacc 424.)

Diğer yandan hac yapacak kadının boşanma veya kocasının ölümünden dolayı iddetli olmaması gerekir. İslam yaşlı olan veya kocasından yeni boşanmış bulunan bir kadını o yıl hac ibadeti ile yükümlü tutmamıştır. Çünkü iddetin yerini değiştirmek mümkün olmamakla birlikte haccın daha sonraki bir yılda ifası mümkündür. (bk. et-Talak, 65/1; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletuh, Dimaşk 1405/1985, III, 36,37.)

Çoğunluk müctehitlere göre koca, karısının farz haccına engel olamaz, çünkü hac, ilk yükümlülük yılında (fevrî) farz olmuştur. Şafiîlere göre ise koca, karısını farz veya sünnet hac'dan alıkoyabilir. Çünkü kocanın hakkı öncelikli olup, hac ömür boyu ifa edilebilir.

Hac veya umre için mikatta ihrama giren kadınlar, giysilerini çıkarmazlar, erkeklerde olduğu gibi baş ve ayaklarını açık bulundurmazlar. Yalnız yüzleri açık bulunur, telbiye (lebbeyk duası) yaparken seslerini yükseltmezler.

Hayızlı veya nifaslı kadınların da ihrama girerken temizlenmek gayesiyle boy abdesti alması sünnettir. Hadiste şöyle buyurulur: "Hayızlı veya nifaslı kadınlar boy abdesti alır, ihrama girer ve Beytullah'ı tavaf dışında haccın bütün menasikini ifa ederler. (Tirmizî, Hac, 98; Ebu Davud, Menasik, 9; A. b. Hanbel, l, 364.)

Haccın sonunda Mina'da şeytan taşladıkdan sonra erkekler Mekke'nin hareminde bayramın ilk üç gününden birinde saçlarını keserek veya uçlarından kısaltarak (bk. el-Hac, 22/29; el-Feth, 48/27.) ihramdan çıkarken, kadınlar saçlarının uçundan biraz keserek ihramdan çıkmış olurlar.

Kadınların, sa'y'dan (Safa ile Merve arasında yapılan gidiş-geliş) önce yapılan tavafın ilk üç turunda (şavt) remel (omuzları silkerek çalımlı yürüme) yapması ve sa'y sırasında iki yeşil direk arasında koşarak yürümesi gerekmez.

Kadın ihramda üç konuda erkekten ayrılır. Dikişli elbise giymek, mest giymek ve başını örtmek.

4) Zekat:

Zekat, erkekler gibi zengin olan kadınlara da farzdır. Kur'an-ı Kerîmin 28 ayetinde

"Namaz kılınız ve zekat veriniz" emri kadınları da kapsar. Diğer yandan

"Mü'minlerin mallarından zekatı al ki onları temizleyip, mallarını çoğaltsın" (el-Bakara, 2/10.)

"Hasat günü ürünün hakkını ödeyin" (et-Tevbe,9/103.)

ayetlerinde de erkekle kadın arasında bir ayırım yapılmamıştır. Genel olarak Hz. Peygamberin hadislerinde de durum böyledir. Kadınların zekat yükümlüsü olduklarını gösteren özel deliller de vardır.

Amr b. Şuayb babası yolu ile dedesinden şu hadisi nakletmiştir: "Yemenli bir kadın kızı ile birlikte Hz. Peygamber'in yanına gelmişti. Kızının kolunda iki tane altın bilezik vardı. Allah'ın Rasulü kadına; "Bunların zekatını veriyor musun?" diye sorunca, kadın "hayır" dedi. Hz. Peygamber; "Kıyamet gününde Yüce Allah'ın bu iki bileziği senin koluna ateşten bilezik olarak takmasını ister misin?" buyurdu. Bunun üzerine kadın, bilezikleri kızının kolundan çıkarıp Allah elçisinin önüne bıraktı ve şöyle dedi: "Bilezikler Allah ve Rasulüne aittir." (Nesaî, Zekat, 69; Ebu Davud, Sünen, l, 358. Bu hadis zayıftır.)

Zekat yükümlülüğü için temel ihtiyaçlardan ve borçtan başka nisap miktarı mala sahip olmak gerekir. Temel ihtiyaç (havaic-i asliyye) kapsamına ise; oturulan ev, mutat ev eşyası, nakil aracı, özel kütüphane île kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin bir aylık -sağlam görülen başka bir görüşe göre bir yıllık - mutat masrafları girer. Bu belirtilenler zekat dışıdır. Ancak, kadının geçim harcamaları kocasının üzerine vacip olduğu için, evli kadın için borçlarına karşılık tutma dışında temel ihtiyaç olarak yedek ayırmak gerekmez. Evli kadına ait altın, gümüş, nakit para veya ticaret malı, nisap (96 gram altın veya bunun karşılığı kadar, nakit para veya ticaret malı miktarına ulaşırsa ve üzerinden de bir yıl geçmiş olursa kadın zekat yükümlüsü olur.

Bekar veya dul bayanlar ise erkekler gibi temel ihtiyaçları için yukarıda belirttiğimiz yedek akçe ayırma hakkına sahiptir. Hesap üzerinde zekat dışı bırakılan miktar ayrıldıktan sonra geride nisap miktarına ulaşan altın, gümüş, nakit para vb. olur ve üzerinden de bir yıl geçmiş bulunursa kadın zekat yükümlüsü olur.

Malikilere göre kadının kullanmakta olduğu altın veya gümüş zinet takımlarına zekat gerekmez. Çünkü Abdullah b. Ömer'in (ö. 73/692) kızlarına ve cariyelerine taktığı zinet eşyasından zekat vermediği nakledilmiştir. (Malik, el-Müdevvene, l, 8, II, 22, 53.) Şafiîlere göre ise, kadının normalin üstünde zinet eşyası île, erkeğe ait zinet eşyasına zekat gerekir. Kadının normal zinetleri ise zekata tabi olmaz. (eş-Şirazî, el-Mühezzeb, Mısır, t.y., l, 158 vd.; eş-Şirbinî, muğnî'l-Muhtaç, Mısır, t.y., 390 vd.) Hanbelîlere göre de kullanılan altın ve gümüş zinet eşyasına zekat gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 9-17)

Sonuç olarak, İslam'da kadın kendi malı üzerinde dilediği tasarrufu yapma hakkına sahiptir. Evlilikte de eşler arasında "mal ayrılığı rejimi" geçerlidir. Bu yüzden kadın, kocasının serveti dikkate alınmaksızın, bağımsız olarak zekat, öşür, fitre, keffaret, diyet vb. malî sorumlulukları bizzat üstlenmiş olur.

5) Cihad:

Cihad sözlükte; çalışmak, emek harcamak demektir. Bir terim olarak ise; düşmanla yapılan kutsal savaşı; hak dine çağırıp, kabul etmeyenlere karşı mal ve canla savaşmayı ifade eder.

Düşmanla savaş çok sert bir mücadeleyi kapsadığı; ölüm, yaralanma, esirlik savaşların olağan sonucu bulunduğu için tarih boyunca genel olarak erkekler, savaşta önde olmuş ve kadınlarının ırz ve şereflerini koruma gayesi de savaşlarda etken olmuştur.

İslam'da cihada katılanlara sağ olarak dönerse "gazî", ölürse "şehid" unvanının verilmesi ve mücahidlere ahirette büyük ecirlerin verileceğinin bildirilmesi (bk. et-Tevbe, 9/111, es-Saf, 61/10-12) bu amelle kadınların da ilgilenmesine neden olmuştur. Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah ve Rasulü nezdinde, en faziletli amel cihaddır." (Buharî, Edeb, 1; A. b. Hanbel, II, 32.) Abdullah b. Mes'ud (r. anhuma)nın en faziletli amelin ne olduğunu sorması üzerine Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir: "Vaktinde kılınan namaz, sonra ana-babaya iyilik, sonra Allah yolunda cihaddır." (Buharî, İman, 18, Mevakît, 5, Tevhîd, 47,48, 56; Müslim, İman, 135,137-139; Tirmizî, Birr, 2, Salat, 13)

Cihadın güçlüklerine rağmen çeşitli gazvelerde kimi kadın sahabelerin cihadlara katılarak geri hizmetlerde bulunduklarını yukarıda açıklamıştık. Cihadın çok büyük ecir kazandırdığını Allah Rasülünden öğrenen kadınlar, erkekler gibi cihada katılamayışlarına üzülmüşler ve kendileri için cihadın yerini tutabilecek bir amelin olup olmadığını sormuşlardır. Hz. Peygamber bunun üzerine onlara; kadınların cihadının hac ve umre olduğunu" bildirmiştir. (bk. Buharî, Cihad, 62, Sayd, 26; İbn Mace, menasik, 8; A. b. Hanbel, VI, 67,68,71,75, 79,120.) Yani hac veya umre ziyareti yapan hanımların düşmanla cihada katılmış gibi ecir kazanacaklarını haber vermiştir. Başka hadislerde; "Hac ne güzel cihaddır" (Buharî, Cihad, 62) "Hac cihaddır, umre ise tetavvu'dur" (İbn Mace, Menasik, 44.) buyrulmuştur.

 

İslam da Kadınlara İbadetlerde Getirilen Kolaylıklar-1

Erkek ve Kadının Selamlaşması

İSLÂM'IN FERT VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN ALDIĞI SOSYAL ÖNLEMLER

ERKEK ve KADININ SELÂMLAŞMASI

1) Selâm ve selâmlaşma:

Selâm terimi "selime" kökünden bir mastar olup, sözlükte; maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak, barış ve esenliğe kavuşmak demektir, "es-Selamu", isim olarak ise; selam, selamet, sulh ve güven anlamına gelir. Bir fıkıh terimi olarak selam; karşılaşan iki müslümanın birbirine yaptıkları dua cümlesinden ibarettir. Selam veren "es-selamu aleyküm (Allah'ın selamı sizin üzerinize olsun)" der selamı alan ise "ve aleykümü's-selam ve rahmetullah (Allah'ın selamı ve rahmeti sizin üzerinize olsun)" diyerek ilaveli duada bulunur.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Bir selam ile selamlandığınızda, siz de ondan daha güzeli ile selamlayın veya aynı île karşılık verin" (en-Nisa, 4/86.) Selam aynı zamanda Cenab-ı Hakkın doksan dokuz güzel isimlerinden birisidir.

Selamlaşmanın "selam" sözcüğü ile yapılması gerektiğini bildiren pek çok ayet ve hadis vardır. Bunlardan bir kaç tanesini zikredeceğiz:

"Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara deki: Size selam olsun" (el-En'am, 6/54.)

"Elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve "sana selam olsun" dediler." (Hûd, 11/69; örnekler için bk. Meryem, 19/15, 33, 47; Taha, 20/47; el-Kasas, 28/55; es-Saffat, 37/79, 109, 120, 130, 181.)

Ahiret hayatında da selamlaşmanın aynı kelimelerle yapılacağı belirtilir. "Melekler: "Sabrettiğinize karşılık size selam olsun..." derler."

"İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin izni ile içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri söz "selam"dır. (İbrahim, 14/23; bk. Yunus, 10/10)

"Onlar meleklerin "size selam olsun. Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık cennete girin" diyerek, tertemiz bir şekilde canlarını aldıkları kimselerdir." (en-Nahl, 16/32. Hadiste "Selam, cennet ehlinin selamlaşma şeklidir.» buyurulur, bk. A. Hanbel, IV, 381)

Yahudiler