Kendi blogunu oluştur ;)

İslam İlmihali

6 tane "mihr" etiketli yazı bulundu "mihr" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

Kadına Mehir Verilmesi Gerekmeyen Durumlar

İki durumda kadına mehir vermek gerekmez.

1) Evlenme akdi fasit olur ve koca karısını cinsel temastan önce boşarsa, erkeğin mehir veya mut'a vermesi gerekmez. Burada evliliğin karşılıklı rıza ile veya hakimin hükmü ile sona ermesi sonucu değiştirmez.

2) Evlilik akdi sahih olur, fakat cinsel temas veya sahih halvetten önce kadının fiili ile sona ermiş bulunursa kadın yine bir şey alamaz. Kadının küçük yaşta nikah akdinin velisi tarafından yapılması, dinden çıkması veya kocası İslam'a giren ve ehli kitaptan olmayan kadının, müslüman olmaktan kaçınması durumlarında evlilik akdi kadın tarafından veya kadın sebebiyle sona ermiş sayılır. Kadının kocasının usul veya fürûundan birisiyle hurmet-i musahareyi gerektiren bir fiil işlemesi mesela; zina etmesi veya bunlardan birisiyle yasak aşk yapması durumlarında da evlilik kadın tarafından sona erdirilmiş sayılır. (el-Kasani, a.g.e., II, 336, 337)

Sonuç olarak mehir evlilik süresinde kadın için bir yedek akçe niteliğindedir. Çünkü onun beklenmedik bir zamanda kocasını kaybetmesi veya boşanmaları durumunda kendisine yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar mehir ona destek sağlar. En az mehir miktarının iki kurbanlık koyun parası kadar olduğu, üst sınırının ise yaklaşık 80 koyun (400 dirhem gümüş) alacak kadar bulunduğu dikkate alınırsa, mehrin gerçekte kadın için önemli bir yedek akçe niteliğinde olduğu söylenebilir.

Kadının Mehrin Yarısına Hak Kazandığı Durumlar

Kadının Mehrin Yarısına Hak Kazandığı Durumlar

Sahih evlilik cinsel temas veya sahih halvetten önce kocanın fiili ile sona ermişse, kadın daha önceden miktarı belirlenmiş olan mehrin yarısını alabilir. Eğer mehrin tamamı daha önceden peşin olarak ödenmişse, kadın bunun yarısını kocasına geri vermek zorunda bulunur. Delil şu ayettir: "Eğer siz onları, kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce mehir tesbit etmiş olursanız, bu mehrin yarısı onlarındır." (el-Bakara, 2/237.)

Bu ayetin hükmüne göre, kadının yarı mehir almasının şartları üç maddede toplanabilir,

a) Mehir daha önceden tesbit edilmiş olacak,

b) Koca, karısını cinsel temastan önce boşamış bulunacak,

c) Kadın mehir hakkından vazgeçmemiş olacak.

Burada evlilik boşama ile sona erebileceği gibi fesih, ila, mulâane, kocanın iktidarsızlığı, İslam dinini terketmesi, karısı müslüman olduğu halde kendisinin İslam'a girmekten kaçınması, kadının usul ve füruuna hurmet-i müsahareyi (sıhrî hısımlık) gerektiren bir fiil işlemesiyle de sona erebilir. Bütün bu durumlarda evliliğin sona ermesi kocanın fiili ile olmuş bulunur ve kadın bu yüzden yarı mehre hak kazanır. Yeter ki bu ayrılık cinsel birleşmeden önce meydana gelsin. Bu çeşit ayrılıkta kadına iddet gerekmez. (el-Kasanî, a.g.e., II, 296 vd.; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadîr, II, 438-439)

Mehir miktarı nikah akdi sırasında belirlenmemiş olur veya eşler mehirsiz evlenme konusunda anlaşmış bulunur yahut belirleme geçerli sayılmaz veyahut  ayrılık eşlerin rızası veya hakimin kararıyla gerçekleşmişse ve bu ayrılma cinsel temastan yahut sahih halvetten önce olmuşsa Hanefi ve Hanbelilere göre kadına mehir gerekmez. Ancak böyle bir kadın mut'a denilen bir mala hak kazanır. Delil şu ayettir: "Kendileriyle temas etmediğiniz veya kendilerine bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşamışsanız, bunda size bir günah yoktur. Ancak onları ma'ruf bir yararlandırma (mut'a) ile yararlandırın." (el-Bakara, 2/236)

Mut'a; kocanın; mal, giysi veya yiyecek olarak boşanmış eşine verdiği şeyler demektir. Ayette mut'a'nın miktarı belirlenmemiş ve bu husus içtihada bırakılmıştır. Ebu Hanife'ye göre, mut'a'nın en azı bir giysi, baş örtüsü ve bir yorgan olup mehr-i mislin yarısından çok olamaz. (es-Serahsi, el-Mebsut, V, 82, 83; es-Sabuni, Tefsiru Ayati'l-Ahkam, I, 379-380)

Kadının Mehrin Tamamına Hak Kazandığı Durumlar

Kadının Mehrin Tamamına Hak Kazandığı Durumlar

Kadın mücerred evlilik akdi ile mehir üzerinde hak sahibi olamaz. Cinsel temas, sahih halvet veya eşlerden birisinin ölümü kadını, mehir üzerinde hak sahibi kılar. Aşağıda bunları kısaca açıklayacağız.

1) Cinsel temas (zifaf):

Evlilikte ilk cinsel birleşme ile kadın mehrin tamamı üzerinde hak sahibi olur. Mehir peşin konuşulmuşsa bunu teslim alma hakkı doğar. Hatta bu durumda kadın mehri teslim almadıkça cinsel temastan kaçınma hakkına sahiptir. Mehir sonraki bir vadeye bağlanmışsa, vadesi gelmedikçe istenemez. Evlilikte cinsel temas veya sahih halvet sonucunda kadının mehrin tamamına hak kazanması şu ayete dayanır: "Bir eş yerine başka bir eş alırsanız, onlardan birine yükler dolusu mal vermiş olsanız bile, ondan bir şey geri almayın." (en-Nisa', 4/20)

Burada evliliğin sahih veya fasit olması sonucu değiştirmez. Hatta kadınla cinsel temasın hayız, nifas, ihram, oruç veya itikat durumlarında olması da sonucu etkilemez. Çünkü koca cinsel temasla hakkını aldığı için, buna karşılık kadının da mehir üzerindeki hakkı kesinleşir. Mehir miktarı daha önce evlilik sırasında belirlenmemiş ise, ya sonradan karşılıklı rıza ile belirlenir ya da emsal mehir gerekir. Ayette şöyle buyurulur: "Birbirinize kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar sizden kuvvetli bir ahit almışken, verdiğinizi nasıl geri alabilirsiniz." (en-Nisa', 4/21.) Bu ayetteki, "kaynaşıp başbaşa kalmak" anlamına gelen "ifdâ" cinsel temas olarak tefsir edilmiştir. İşte cinsel temasla bir hak halini alan mehir, artık ödenmedikçe veya hak sahibi olan kadın tarafından borçlu koca bu konuda ibra edilmedikçe düşmez. (bk. el-Kasanî, a.g.e., II, 291 vd.; eş-Şirazî, el-Mühezzeb, II, 57 vd.; İbn Kudame, el-Muğni, VI, 716; ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, VII, 289)

2) Sahih halvet (eşlerin başbaşa kalması):

Sahih bir nikahla evli bulunan eşlerin, kimsenin görmediği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği kapalı veya kapalı sayılan bir yerde yalnız olarak kalmalarına "sahih halvet" denir. Başbaşa kalmaya engel sayılan durumların da bulunmaması gerekir. Eşlerin yanında üçüncü bir kişinin bulunması, karı-kocada cinsel birleşmeye engel bir durumun olması, hastalık, küçüklük, ay hali, farz oruçlu olmak, farz veya nafile hac için ihramda bulunmak başba'şa kalsa bile eşler için cinsel temas engeli sayılan haller arasındadır. (İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar, II, 465) Eşlerin bu engellerle birlikte başbaşa kalmasına ise "fasit halvet" denir. Mesela; düğünden önce trafik kazası geçiren nikahlısının başında hizmet için hastanede kalan kadının bu başbaşa kalışı fasit halvet niteliğinde olup mehre hak kazandırmaz.

Sahih halvetin sonuçları şunlardır:

a) Bu halvetten sonra eşler boşanırsa kadın mehrin tamamına hak kazanır. Eğer mehrin miktarı konuşulmamışsa emsal mehir gerekir. Burada kadın evlenmeyi istediği bir erkekle, cinsel temas engeli olmayan bir ortamda başbaşa kaldığı için, daha sonra boşanma olunca kadının yeniden evlenmede, önceki şartlarla eş bulması güç olabilecektir. İşte bu eksikliğin mehirle giderilmesi hedeflemiş olmalıdır (bk. en-Nisa, 4/21).

b) Yine bu şekilde boşanan kadın iddet bekler. İddet süresince nafaka ve halvetten en az altı ay sonra doğacak çocuğun nesebinin babaya bağlanması gibi haklardan yararlanır. (ez-Zühayihi, a.g.e., VII, 292; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, s: 287. Ş.İ.A. "Mehir" mad., IV, 110)

3) Eşlerden birisinin ölümü:

Sahih evlilikte, cinsel temastan önce eşlerden birisinin ölümü durumunda, kadının önceden miktarı belirlenen mehrin tamamına hak kazandığı konusunda görüş birliği vardır. Çünkü ölümle nikah akdi feshedilmiş olmaz, belki mali sonuçlarını doğrurarak sona erer. Mehir de bunlar arasındadır. Ancak vefat eden kadın olursa, mehri mirasçıları isteyebileceği için bunlar arasında kocası da vardır. Bu yüzden koca mehirden kendi miras payı olan dörtte bir veya ikide bir miktarı düşebilir.

Çoğunluk müctehitlere göre cinsel temastan önce eşlerden birisi ölür ve daha önce mehir miktarı belirlenmiş olmazsa kadın mehr-i misle hak kazanır. Delil Abdullah b. Mes'ud (ö. 32/652)'un naklettiği şu hadistir. "Cinsel temastan önce kendisi veya kocası vefat eden kadın için daha önceden bir mehir konuşulmamışsa emsal mehir gerekir. Bunda ne aldatma ve ne de hile olmaz. Kadın iddet bekler, miras hakkına sahip olur". Ashab-ı kiramdan Ma'kıl İbn Sinan, ibn Mes'ud'a şöyle dedi: Hz. Peygamber Vaşık kızı Berva' hakkında senin naklettiğin gibi hüküm vermişti." (Ebu Davud, Nikah, 31; Nesai, Talak, 57; İbn Mace, Nikah, 18; Darimi, Nikah, 47)

4) Kadının kocasının evinde bir yıldan çok kalması:

Malikîlere göre, kocasının evinde cinsel temas olmaksızın en az bir yıl kalan kadın mehrin tamamına hak kazanır. Hanefi ve Hanbelilere göre ise bu süre içinde eşler herhangi bir tarihte yalnız başbaşa kalmışlarsa (sahih halvet) kadın mehre hak kazanır. Aksi durumda mehir gerekmez. (ez-Zühayli, a.g.e., VII, 292, bk. İbn Rüşd, a.g.e., II, 20)

Mehir ve Başlık Parası İlişkisi

Mehir ve Başlık Parası İlişkisi

Mehir, evlenecek olan kadının hakkıdır. Babası veya dedesi mehri kadın adına teslim alabilir, fakat ona sahip olamaz. Ancak kadın razı olmadığı takdirde veliye yapılacak mehir ödemesi geçerli değildir. Kadın; küçük, akıl hastası veya bunamış olursa mehir onun adına velisine verilir.

Günümüzde "başlık parası" adıyla velinin koca tarafından aldığı para ile çeyiz alınmış veya evlenecek kadına harcanmış olursa bunun mehir olarak nitelendirilmesi mümkündür. Ancak böyle bir parayı kızın babası alır ve kendi özel işleri için harcamış olursa bunun mehir ile ilgisi bulunmaz. Acaba kızın babasının mehir dışında damattan böyle bir parayı alma hakkı var mıdır? Aşağıda, başlık parası denilen bu paranın hükmünü belirlemeye çalışacağız.

Ebu Hanîfe ve diğer kimi fakihlere göre, kızın babasının evlenecek erkekten mehir dışında bir şey alması caiz değildir. Osmanlı Devleti uygulamasında başlık parası için "cebrî hibe (zor altında kalanın yaptığı bağış)" hükümleri uygulanmıştır. Buna göre koca, uygun bulduğu takdirde başlık parasını daha sonra rucû yoluyla kayın pederinden geri isteyebilecektir. Ancak böyle bir rücû, aile içinde huzursuzluklara yol açabileceği için belki evliliğin yürümemesi durumunda başlık parasının geri istenmesi düşünülebilir. Nitekim 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nde başlık parası şu şekilde düzenlenmiştir: "Mehir, evlenen kadının hakkı olup onunla çeyiz yapmaya zorlanamaz. Bir kızı evlendirmek veya teslim etmek için ana-baba veya diğer hısımların, kocadan akçe veya benzeri şeyleri almaları memnûdur"   (H.A.K. mad. 89, 90).

Ahmed b. Hanbel'e göre baba, kızını evlendirirken mehir yanında başka bir meblağ alabilir. Delil; Hz. Musa'nın Şuayb (a.s)'ın kızı ile evlenmek için sekiz yıl çobanlık yapmasıdır. Kur'an'da şöyle buyurulur: "Şuayb (a.s), Musa'ya dedi ki; bu iki kızımdan birini, sen bana sekiz yıl işçilik yapman şartıyla, sana nikahlamak istiyorum. Eğer işçiliğini on yıla tamamlarsan o da kendinden." (el-Kasas, 28/27) Bu ayet-i kerime, karşılığında ücret alınabilen yararlanmanın mehir olabileceğini gösterir. Hanbelîler dışındaki diğer mezheplere göre, burada başlık parasından çok babanın kızı adına almış olduğu mehir söz konusudur. Nitekim, Hz. Musa'nın, Şuayb (a.s)'ın yurdunda evlendirilmesi ve daha sonra mal-mülk sahibi olarak yeniden Mısır'a dönmesi bunu gösterir.

Mehrin Çeşitleri

Mehrin Çeşitleri

Mehir genel olarak miktarı taraflarca belirlenen (mehr-i müsemmâ) veya miktarı örfe bırakılan mehir olmak üzere ikiye ayrılır. Miktarı taraflarca belirlenen mehir ise peşin (muaccel) ve ödemesi geri bırakılan (müeccel) mehir diye ikiye ayrılır. Aşağıda bu çeşitleri açıklayacağız.

1) Miktarı taraflarca belirlenen (müsemmâ) mehir:

Bu, nikah akdi sırasında veya daha sonra eşlerin karşılıklı rıza ile belirledikleri mehirdir. Ayette bu çeşit mehirden şöyle söz edilir: "Eğer siz, onları kendileriyle cinsel temasta bulunmazdan önce boşar, fakat daha önce onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, bu tayin ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır." (el-Bakara. 2/237.)

Miktarı belirlenmiş olan mehir de peşin verilip verilmemesi durumuna göre ikiye ayrılır. Peşin veya vadeli mehir.

a) Peşin (muaccel) mehir:

Eşlerin daha önce miktarını belirledikleri mehir, nikah akdi sırasında verilebileceği gibi, sonraki bir tarihte de ödenebilir. İşte akit sırasında peşin olarak verilen mehre "peşin mehir" denir. Eşler mehrin miktarını belirlemekle birlikte, ödeme, şeklini tesbit etmemiş olurlarsa, peşin ödenecek miktar örfe göre belirlenir. Örf, tamamının veya bir bölümünün peşin, geri kalanın ileri bir tarihte verilmesi şeklinde meydana gelmişse, buna göre amel edilir. Çünkü mehrin ödeme şekli üzerindeki örf, aksi kararlaştırılmadıkça eşler arasında şart koşulmuş gibidir. Hadiste şöyle buyurulur: "Müslümanların güzel gördüğü şeyler Allah nezdinde de güzeldir." (Ahmed b. Hanbel, l, 379.)

Diğer yandan kimi fakihler, kadına zifaftan önce mehrin bir bölümünü vermeyi müstehap sayarlar. Delil; Hz. Ali'nin evlilik sırasında Hz. Fatıma'ya zırhını mehir olarak vermesidir. Bu evlilik Medîne'de, Hicretin ikinci yılında vuku bulmuş ve mehrin ödenmesi konusunda Medîne örfüne uyulmuştur. (M. Muhyiddîn Abdülhamîd, el-Ahvalü'ş-Şahsiyye, s: 140, 141.)

Günümüzde Mısır'da geçerli olan örfe göre, genel olarak mehrin üçte ikisi, Fas Devleti'nde ise yarısı peşin olarak alınır. (Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara, 1974, s: 128)

b) Ödemesi sonraya bırakılan (müeccel) mehir:

Mehrin tamamını peşin olarak değil de, evlenmenin sona ermesi beş veya on yıl sonunda yahut kocanın ölümü halinde ödenmesi kararlaştırılabilir. İşte bu şekilde, ödenmesi belirli vadeye bağlanmış olan mehir "vadeli (müeccel) mehir" adını alır. Bu durumda kadın, belirlenen va'de gelmeden önce mehri isteyemez. Miktarı belirlendiği halde, ödeme durumundan söz edilmeyen ve bu konuda örf de bulunmayan mehir; boşanma veya eşlerden birisinin ölümü halinde peşine dönüşür. Boşamanın kesin (bain) veya cayılabilir (ric'î) nitelikte olması, sonucu değiştirmez. Ancak ric'î boşama durumunda mehir, iddetin sonunda peşine dönüşür. (Mehmed Zihni, Ni'met-i İslam, istanbul, s: 641 vd.)

2) Miktarı örfe bırakılan mehir (mehr-i misil-emsal mehir):

Kadının emsali dikkate alınarak belirlenen mehir. Kadın şu durumlarda emsal mehre hak kazanır:

a) Nikah akdi sırasında mehrin konuşulmaması durumunda kadın daha sonra emsal mehre hak kazanır. Evlilik sırasında mehrin bilerek veya bilmeyerek konuşulmaması nikah akdine zarar vermez. Çünkü nikah akdi evlenecek eşlerin icap ve kabulü ve gerekiyorsa velilerin icazeti ile tamam olur. Mehir ise nikahın rüknü olmayıp, mali sonuçlarındandır. Bu yüzden nafaka hakkı gibi kendiliğinden meydana gelir. Mehir konuşulmadığı halde koca vefat ederse, karışı emsal mehrini miras malından alır. Kadın vefat ettiği takdirde ise onun mirasçıları emsal mehri kocadan alırlar.

b) Mehir belirlenmiş olmakla birlikte, mehir hakkında aşırı bilinmezliğin bulunması veya mütekavvim olmayan (alım-satımı caiz olmayan) bir malın mehir olarak belirlenmesi durumlarında kadına emsal mehir gerekir. Mesela; mehrin ev, otomobil, hayvan gibi mutlak şekilde belirlenmesi durumunda, bunların nitelikleri belirsiz olduğu için "aşırı bilinmezlik"ten söz edilir ve bu durumda emsal mehir gerekir. Yine Şarap, domuz eti gibi İslam'ın yasakladığı mütekavvim olmayan şeylerin mehir olarak tesbit edilmesi de geçersiz olup, kadın emsal mehre hak kazanır.

c) Tarafların mehirsiz evlenmeyi kararlaştırması durumunda böyle bir şart geçersiz olup kadın emsal mehire hak kazanır. Şıgar adı verilen trampa evliliğinde iki aile karşılıklı olarak kızlarını mehirsiz evlendirmeyi kararlaştırırlar. Böyle bir anlaşma hadisle yasaklanmıştır. Allah'ın elçisi "İslam'da şigar evliliği yoktur." (Nesaî, Nikah, 60, Hıyel, 15, 16; Müslim, Nikah, 60; ibn Mace, Nikah, 16; bk. Buharî, Nikah, 28; Müslim, Nikah, 57, 59, 61.) buyurmuştur. Hanefîlere göre evlilikte şigar anlaşması geçersiz olup, nikah sahih olarak meydana gelir ve kadın emsal mehre hak kazanır. Şigar evliliği İmam Şafiî, Malik ve Ahmed b. Hanbel'e göre fasittir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 282, 283; el-Fetava'l-Hindiyye, l, 309-311; Bilmen, a.g.e., II, 6, 119-120, 140, 142)

d) Mehrin konuşulup konuşulmadığı veya miktarı konusunda eşler arasında anlaşmazlık çıkarsa kadın emsal mehir alır. Ancak bu konuda hangisi delil getirirse kabul olunur. Delil getiremezlerse "mehir konuşulmadı" diyenden (inkar eden) yemin istenir. O, yeminden kaçınırsa, diğer eşin iddiası sabit olur. Yemin ederse, kadın emsal mehir alır. (Molla Hüsrev, Duraru'l-Hukkam, I, 342)

Emsal mehrin belirlenmesinde şu kriterler dikkate alınır. Bunun için evlenecek olan kadının babası tarafından en yakın hısımı olan kız kardeş, yeğen veya hala gibi kadınlardan; yaş, güzellik, servet, takva, akıl, dine bağlılık, bekarlık, iffet, ilim, edep, güzel ahlak gibi niteliklerde benzeri olan kadınların daha önce evlenirken aldıkları mehir miktarı ölçü alınarak "emsal mehir" belirlenir. Kadının bu niteliklerde dengi olan bir hısımı bulunmazsa iki tane adaletli erkek veya bir erkek iki kadının şahitliği ile emsal mehir belirlenir. Bu da mümkün olmazsa mehr-i misli belirlemesi için hakime başvurulur. (el-Kasani, a.g.e., II, 287; Bilmen, a.g.e., II, 119)

Mehrin Üst ve Alt Sınırı

Mehrin Üst ve Alt Sınırı

Mehrin en çok miktarı için bir sınır getirilmemiştir. Ayette şöyle buyurulur: "Onlardan birisine yüklerle mehir vermiş olsanız bile, içinden bir şey almayın." (en-Nisa', 4/20.)

Hz. Ömer, Hz. Peygamber'in eşi ve kızları için en çok 480 dirhem gümüş para mehir uyguladığını dikkate alarak kendi hilafeti sırasında mehri 400 dirhemle sınırlamak istemişti. O devirde beş dirhem yaklaşık bir kurbanlık koyun bedelidir. Hz. Ömer minberden indikten sonra Kureyş'li bir kadın, yukarıdaki ayeti (en-Nisa, 4/24) okuyarak, Allahü Teala'nın mehir için bir sınır getirmediğini, aksine kadınları yükler, dolusu mehre layık gördüğünü söyledi. Bunun üzerine yeniden minbere çıkan Hz. Ömer şöyle demiştir: "Size kadınlarınız için 400 dirhemden fazla mehir vermenizi yasaklamıştım. İsteyen malından dilediği kadar verebilir." (eş-Şevkanî, a.g.e., VI, 168; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, Mısır, t.y., IV, 283 vd.)

Mehrin en az miktarı ise Ebu Hanîfe'ye göre on dirhem gümüş veya bunun karşılığıdır. Delil; hırsızlıkta had cezasının uygulanmasını gerektiren en az miktar bir dinar (yaklaşık dört gram 22 ayar altın para) olup bu da Hz. Peygamber döneminde on dirhem gümüş para değerindedir.

İmam Malik'e göre mehrin en az miktarı üç dirhem gümüştür. Bu mezhep de kendi hırsızlık nisabını ölçü almıştır. İmam Şafiî ve Ahmed b. Hanbel en az miktar için bir sınır koymamışlardır. Delilleri; mehir ayetinde malın azına bir sınır konulmamasıdır. (bk. Nisa 4/4, 24; Buhari, Nikah, 34-51; ez-Zühayli, a.g.e., VII, 256; Bilmen, a.g.e., IV, 121-123; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, İstanbul, 1983, s: 279, 280)

Web Stats hosting add url, site ekle, link ekle, directory, dizin, toplist