Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

İslam İlmihali

6 tane "nur" etiketli yazı bulundu "nur" tagli diger ogeler resimler , videolar

Evliliğin Meşru Olduğunu Gösteren Deliller

EVLİLİĞİN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER 

Evliliğin meşru oluşu Kitap, Sünnet ve İcma delillerine dayanır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Sizden bekarları ve kölelerinizle cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah onları fazlu kereminden zenginletir. Allah her şeye gücü yeten ve her şeyi bilendir." (en-Nur, 24/32.)

"Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane nikahlayın. Bu kadınlar arasında adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin veya ellerinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Bu, haksızlığa yol açmamanız için daha uygundur." (en-Nisa, 4/3; Nikahla ilgili diğer ayetler için bk. el-Bakara, 2/102, 221, 228, 230, 232, 235; en-Nisa, 4/4, 5, 19, 22-26; el-A'raf, 7/189, 190; en-Nur, 24/3, 32, 33; er-Rûm, 30/21; el-Ahzab, 33/37; el-Mümtehine, 60/10-12.)

Evlilik konusunda pek çok hadis nakledilmiştir. Allah elçisi, gençlere hitap ederek şöyle buyurmuştur:

"Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlilik yükümlülüklerine gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik gözü ve ırzı harama karşı daha fazla koruyucudur: Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruca devam etsin. Çünkü oruç onun için bir kalkandır." (Buharî, Savm, 10, Nikah, 2,3; Müslim, Nikah, 1, 3; Ebu Davud, Nikah, 1; Tirmizî, Nikah, 1; Nesaî, Sıyam, 43; Nikah, 3; ibn Mace, Nikah, 1; Darimî, Nikah, 2; A.b. Hanbel, l, 378, 424,425.)

Ashab-ı kiramdan üç kişi Hz. Peygamber (s.a.s)'in eşlerine onun gece ibadetini sormuşlar, belki azımsayarak birincisi "sürekli olarak gece namazı kılmaya", ikincisi "sürekli oruç tutmaya", üçüncüsü ise "kadınlardan sürekli ayrı kalmaya ve hiç evlenmemeye" karar verir. Onların bu konuşmalarını haber alan Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Fakat ben hem namaz kılıyorum, hem uyuyorum; oruç tutuyorum, tutmadığım da oluyor; kadınlarla da evleniyorum. Kim benim sünnetimi terkederse benden değildir." (Müslim, Nikah, 5; Nesaî, Nikah, 4; Darimî, Nikah, 3; A. b. Hanbel, II, 158, III, 341,359, V, 409.)

Hz. Aişe'nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse, benden değildir. Evleniniz, çünkü ben (kıyamet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Evlenme gücü bulamayan da oruca devam etsin. Çünkü oruç, onun için (harama karşı) bir kalkandır." (İbn Mace, Nikah, 1. Bu hadisin senedi, rivayet zincirinde bulunan İsa b. Meymun el-Medini yüzünden zayıf sayılmışsa da, hadisi destekleyen başka rivayetler de vardır.)

Ebu Umame (r.a.)'ın naklettiği başka bir hadiste ise şöyle buyurular: "Mü'min, Allah korkusundan ve O'na itaattan sonra, iyi bir kadından yararlandığı kadar hiçbir şeyden yararlanmamıştır. Çünkü eşine emretse sözünü dinler, yüzüne baksa sevinç duyar, üzerine yemin etse, yeminini doğru çıkarır, dışa gitse, kendisinin bulunmadığı sırada iffetini ve kocasının malını korur." (İbn Mace,Nikah,5.)

Diğer yandan evlenmenin meşruluğu üzerinde, bütün ümmet görüş birliği içindedir. Ancak evlenmenin hükmü evlenecek kişinin özel durumu dikkate alınarak değerlendirilir. Diğer başlıklarda çeşitli durumlara göre konuyu açıklayacağız.

Zina için nass'larda öngörülen ceza

İSLÂM'IN CİNSEL HAYATI KORUMAK İÇİN ALDIĞI ÖNLEMLER

NİKASIZ BİRLEŞME VE SONUÇLARI  

3) Zina için nass'larda öngörülen ceza:

İslam'da cezanın caydırıcı olmasına önem verilmiştir. Bu yüzden suç işleyen teşhir edilir ve ceza toplum içinde açıkta uygulanır.

Kur'an-ı Kerîm'de, şöyle buyurulur: "Zina eden kadın ve zina eden erkekten herbirine yüz değnek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, bunlara Allah'ın dinini uygulama konusunda acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahit olsun." (en-Nur, 24/2.)

Bu ayette bekar olan erkek veya kadının zina fiiline verilecek ceza belirlenmiştir. Değnek vurma (celde), ete geçmemek üzere, yalnız deriyi etkileyecek şekilde vurmak demektir. Vururken yalnız kürk, manto ve palto gibi kalın giysiler çıkartılır, diğerleri çıkarılmaz.

Evli, iffetli erkek veya kadına uygulanacak recm cezası ise sünnetle sabittir.

Hadiste şöyle buyurulur: "(Evlenmiş) yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederlerse, onları recmediniz." (İbn, Mace, Hudud, 9; Malik, Muvatta', Hudud, 10; Darîmî, Hudüd, 16; A. b. Hanbel,V,132,183.) Hz. Peygamber (s.a.s), erkek ve kadın iki yahudiye ve ashab-ı kiram'dan Maiz ile Beni Gamid'ten bir kadına recm cezası uygulamıştır. Recm'in meşru oluşu üzerinde sahabenin görüş birliği vardır.

İslamda zina yasağı ve kapsamı

İSLÂM'IN CİNSEL HAYATI KORUMAK İÇİN ALDIĞI ÖNLEMLER

NİKASIZ BİRLEŞME VE SONUÇLARI  

2) Zina yasağı ve kapsamı:

Zina; bir kadınla nikahsız veya haksız olarak cinsel ilişkide bulunmaktır. Bir fıkıh terimi olarak zina şöyle tarif edilmiştir: "İslamî hükümlerle yükümlü bulunan bir erkeğin, kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki bir kadına, İslam ülkesinde, nikah akdine veya cariyelik statüsü gibi haklı bir nedene dayanmaksızın önden cinsel ilişkide bulunmasıdır.

Zina, İslam'da ve önceki bütün semavî dinlerde yasaklanmış ve çok çirkin bir fiil olarak nitelendirilmiştir. O, büyük günahlardan olup, ırz ve neseplere yönelik bir suç olduğu için cezası da hadlerin en şiddetlisidir.

Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur." (el-İsra, 17/32)

"Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah'ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış olarak sonsuza kadar bırakılırlar." (el-Furkan, 25/68-69;

Bundan sonra gelen iki ayette tevbe edip imanını yenileyen ve güzel amel yapanlar bu azaptan istisna edilmiştir.)

"Ey Muhammed! Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Böyle davranmak onlar için daha temiz ve daha hayırlıdır." (en-Nur, 24/30.)

"Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar, görünmesi zaruri olanlar dışında zinetlerini gösîermesinler. Baş örtülerini de yanlarına sarkıtsınlar." (en-Nur, 24/31.)

Hz. Peygamber'in zinayı kötüleyen ve onun ahirette meydana getireceği sıkıntıları dile getiren çeşitli hadisleri vardır. Zinayı büyük günahlar arasında sayan, (bk. Buharî, Vesaya, 23, Edeb, 6; Müslim, İman, 38; Ebü Davud, Vesaya, 10; Tirmizî, Tefsir, 5.) zina eden kimsenin mü'min olarak zina etmiş olamayacağını bildiren (Ebu Davud, Sünne, 15; Krş. Tirmizî, iman, 11.) ve zinanın açıkta işlenişinin bir kıyamet belirtisi olduğunu belirten (Buharî, Hudüd, 22, Talak, 11; Ebu Davud, Hudud, 17.) hadisleri örnek olarak verilebilir.

İslam'ın yasakladığı bir fiili işleyen için, ayet veya hadisle belirlenmiş olan cezaya "had cezası" denir. Çoğulu "hudûd"tur. Nass'la belirlenmiş ceza çeşitleri çok azdır. Bunlar beş tane olup şunlardır:

a) Zina; bekar için 100 celde, evli için recm cezası,

b) Hırsızlık; el kesme cezası,

c) İçki içme; 40-80 değnek,

d) Yol kesme; suçun ağırlığına göre; öldürülme, asılma veya kol ile bacağın çapraz şekilde kesilmesi,

e) Zina iftirası; seksen değnek cezası. Kul hakkına yönelik kısas da, nass'ların belirlediği cezalardandır.

Yukarıda belirtilenlerin dışında kalan ve İslam Devleti tarafından belirlenen cezalara ise "ta'zîr

cezası" denir.

İslam'da kadının erkeğe, erkeğin kadına bakması

İSLÂM'IN FERT VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN ALDIĞI SOSYAL ÖNLEMLER

İslam'da kadının erkeğe, erkeğin kadına bakması 

Göz, Yüce Allah'ın insana ve bir takım canlılara verdiği en önemli nimetlerdendir. Kur'an-ı Kerîm'de gözün çeşitli fonksiyonlarından söz eden ayetler vardır. İnsanlarla cinlerden bir çoğunun gözleriyle hakkı göremediklerini, (A'raf.7/179.) Allahü Teala'nın gözlerin hain bakışını bildiğini, (el-Mü'min,40/19.) göze karşı göz kısas yazıldığını, (el-Maide, 5/45.) insana iki göz verildiğini (el-Beled, 90/8,9.) ve cennette gözlerin hoşlanacağı her türlü nimetlerin bulunduğunu (ez-Zuhruf, 43/71.) bildiren ayetler buna örnek verilebilir.

İslam'da gözün sahibini veya bakılan kişiyi korumak için "bakış"a bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Özellikle bu konudaki düzenlemeler daha çok erkekle kadın arasında yoğunlaşmıştır. Çünkü karşı cinslerin özel ve ısrarlı bakış veya bakışmalarının zinaya götüren önemli bir etken olduğunda açıklık vardır.

Günümüzde kadınların önemli bir bölümü; eğitim, iş, meslek, sağlık, alış-veriş vb. ihtiyaçları için evden çıkmakta ve toplum içinde bulunmaktadır. Kadının evden çıkışı İslam'ın ilk dönemlerinde yalnız zina etmesi ve bunun dört şahitle ispat edilmesi halinde engellenebilirken, ( bk. en-Nisa,4/15.) sonradan zina fiilinin müeyyidesini bildiren ayetler inince (en-Nur, 23/2-9; İbn Kesîr, a.g.e., l, 366.) bu uygulama da kaldırılmıştır. Bu yüzden kadın velisinin veya kocasının izin veya bilgisi altında ya da örfün belirlediği durumlarda kendisinin veya sorumlu olduğu aile fertlerinin meşru ihtiyaçları için evden çıkabilir.

Erkek ve kadın İslam toplumunun ayrılmaz parçaları olunca, evrensel bir din olan İslam'ın karşı cinsleri sokakta da koruyucu bir takım önlemler almaşı tabii karşılanmalıdır.

Erkek ve kadının birbirine bakmasının ölçü ve sınırlarını aşağıdaki şekilde belirleyebiliriz.

1) Erkeğin kadına bakması

Çoğunluk müctehitlere göre, "kadınlar açıkta kalan yerler dışındaki süslerini (zinet) açmasınlar" (en-Nûr, 24/31) ayetinde kastedilen yer, el ve yüzdür.

Ebu Hanîfe'ye göre ise ayaklar da bu kapsama girer. Buna göre, kadınların belirtilen bu yerleri ev dışında ve yabancı erkeklerin yanında açık kalabildiğine göre bunlara bakmak caiz midir?

İslam yolda, çarşıda ve başka yerlerde kadınlarla karşılaşmada ilk bakışı sorumluluk dışı bırakmıştır. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük olduğu gibi, kişinin erkek mi, kadın mı, hısımlardan birisi mi, yoksa bir yabancı mı olduğunu anlamak ancak görmekle bilinebilir. Bu, alelade bakıştır. Ancak ikinci ve ısrarlı bakışlar yasaklanmıştır.

Allah'ın Resulünün Hz. Ali'ye şöyle dediği bildirilmiştir; "Ey Ali! Birinci bakışa ikincisini ekleme, ilk bakış sana aittir, ikincisi değil."   (Ebü Davud, Nikah, 43; Darimî, Edeb, 28; Rikak, 3; A. b. Hanbel, V, 351, 357.)

Kur'an-ı Kerîm'de birbirine yabancı olan karşı cinslerin karşılaşınca bakışlarını indirmeleri istenmiştir. (en-Nur, 24/30, 31.) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir erkek, kadının güzelliklerine gözü takılınca, bakışlarını aşağı eğerse, Allah ona tatlılığını kalbinde duyacağı bir kulluğu nasip eder." (A. b. Hanbel, V, 264.) Bir kudsî hadiste de şöyle buyrulmuştur: "Kadına kasıtlı bakış, iblisin zehirli oklarından bir oktur. Kim benden korkarak bakışlarını aşağıya indirirse, onun kalbine imanın tadını veririm." ( el-Kurtubî, a.g.e. XII, 151: İbn Kesîr, a.g.e., II, 599.) Başka bir hadiste, gözlerin zinasının harama bakmak olduğu belirtilmiştir. ( A. b. Hanbel, II, 276, 317, 343.)

Hac sırasında Has'am'lı genç bir kadın soru sormak üzere Hz. Peygamber'in yanına gelmişti. Bu sırada amcasının oğlu Fadl b. Abbas da orada bulunuyordu. Onun kadına uzunca baktığını gören Allah'ın Resulü, Fadl'ın başını tutarak öbüryana çevirdi. Hz. Abbas'ın bunun nedenini sorması üzerine de şöyle buyurdu: "Bir genç erkek ve bir genç kadın gördüm. Onların aleyhine şeytana güvenemedim." (Tirmizî, Hacc, 54; A. b. Hanbel, 76, 157.)

Hz. Peygamber bir takım sahabîleri yol kenarlarında görünce, yol kenarında oturmamalarını bildirmiş, onlar; buradan başka görüşüp konuşacağımız bir toplanma yerimiz yoktur, deyince; "öyleyse yolun hakkını verin" buyurmuştur. Yolun hakkının ne olduğu sorulunca da Allah'ın Resulü şu cevabı vermiştir: "Gözleri harama bakmaktan sakınmak, yoldaki ezayı kaldırmak, selamı almak, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek." (Buharî, Mezalim, 22, İsti'zan, 2; Müslim, Libas, 114; EbuDavud, Edeb, 12; Tirmizi)

Ancak şunu da belirtelim ki, ihtiyaç ve zaruret hallerinde, yasaklanan kimi fiiller mubah olur. Hastalık, ameliyat ve doğum hallerinde doktor, hasta bakıcı, iğneci, pansumancı, ebe ve benzerlerinin kadının mahrem yerlerine bakması gibi. Bu durum; "Zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar" prensibine dayanır. Ancak zaruretler de miktarlarınca takdir olunur.

2) Kadının Erkeğe Bakması:

a) Erkeğin avret sayılan yerlerine bakmak

Yabancı bir kadının, erkeğin örtülmesi farz olan göbekle diz arasına bakmasının haram oluşu konusunda görüş birliği vardır. Bu bakışın şehvetli olup olmaması sonucu değiştirmez. Böyle bir durumda bakışın başka yöne çevrilmesi bildirilmiştir. (bk. Müslim, Edeb, 45; Ebu Davud, Nikah, 43; Tirmizî, Edeb, 28.)

Çoğunluk müctehitlere göre, uyluklar (diz kapağının üst kısmı) da avret yeri sayılır. Çünkü, bir hadiste, "Uyluk avret yeridir." (Buharî, Salat, 12; Tirmizî, Edeb, 40; A. b. Hanbel, l, 478.) buyurulmuştur.

İmam Malik (ö. 179/795), Enes b. Malik'in (ö. 91/717); "Nebî (s.a.s)'i, uylukları açık olarak gördüm" (Buharî, Salat, 12; Tirmizi, Edeb, 40; A. b. Hanbel, l, 478.) sözüne dayanarak, erkeğin avret yerini yalnız ön ve arka ile sınırlı tutmuştur. Enes hadisi sened bakımından kuvvetli ise de, çoğunluğun görüşü daha ihtiyatlıdır.

Diğer yandan Rasülullah (s.a.s)'in Hz. Ali'ye şöyle dediği nakledilmiştir: "Uyluklarını açma, diri veya ölü hiç kimsenin uyluğuna bakma." (bk. Ebu Davud, Hammam, 1; A. b. Hanbel, I, 146)

Kimi fakîhler, görüş birliği olan ön ve arka için "ağır avret yeri" uyluklar için ise "hafif avret yeri" ifadesini kullanmış, böylece bu görüş ayrılığından, ümmetin lehine bir hafifletme olabileceği görüşüne meyletmişlerdir.

İmam Malikin görüşü, günümüzde büyük toplulukları ilgilendiren güreş, yüzme ve diğer spor dallarında sporcu ve seyircinin durumunu hafifletmektedir. Ancak mü'minler kendi gücü dahilinde olan deniz, göl, nehir vb. sulara girmede ve bir takım sportif faaliyetlere katılmada çoğunluğun görüşüne uyarak dizlerle göbek arasını örten giysileri tercih etmelidir. Bu, edebe, ihtiyatlı olmaya ve Cenab-ı Hakkın rızasına daha yakındır.

b) Erkeğin avret sayılmayan yerlerine bakmak:

Bir kısım fakihlere göre kadın şehvetsiz olmak şartıyla yabancı erkeğin göbekle diz kapakları arası dışında kalan kol bacak, göğüs ve sırt gibi yerlerine çıplak olarak bakabilir. Delil aşağıdaki hadislerdir.

Bir bayram günü habeşliler mescidde kargılarıyla gösteri yapıyorlardı. Hz. Aişe de onları Peygamber (s.a.s)'in arkasından seyrediyordu. Hz. Peygamber onu oyunculardan gizliyordu. Sonunda Aişe yoruldu ve eve döndü. (Buharî, Salat, 69, ideyn, 25, Cihad, 79; Müslim, İdeyn, 17, 21, 22, Mesacid, 18; Nesaî, îdeyn, 34, 35; A.b. Hanbel, II, 368, VI, 56, 83, 84, 85, 166.)

Başka bir uygulama da şudur: Fatıma binti Kays eşinden boşanınca, Allah elçisi, onun iddetini, zengin bir hanım olan Ümmü Şüreyk (r. anha)nin yanında kalarak geçirmesini istemişti. Ancak Ümmü Şüreyk'in ziyaretçilerinin çok olması nedeniyle Fatıma'nın örtünmede zorluk çekebileceğini düşünen Allah elçisi, ona daha sonra şöyle buyurmuştur: "İddet süresince, amcanın oğlu İbn Ümmi Mektüm'un evinde ikamet et. Çünkü o, a'ma olduğu için, giysini çıkardığında seni görmez." (bk, Müslim, Talak, 40; Ebü Davud, Talak, 39; Nesaî, Nikah, 8; A. b. Hanbel, VI. 416; el-Kurtubî, a.g.e., XII, 151; İbn Kesîr, a.g.e., II, 599.)

Diğer yandan sahabe hanımlarının ihtiyaç halinde erkeklerle konuştukları, alış-veriş yaptıkları ve soru sordukları bilinmektedir. Nitekim bir bayram namazında Hz. Peygamber, Bilal Habeşî (r.a.) ile birlikte kadınların tarafına geçmiş, onların kendisine biat etmelerini bildiren ayeti (el-Mumtehine, 60/12.) okuduktan sonra biat istemiş, öğüt vermiş ve onları sadaka vermeye teşvik etmiştir. Bu arada Bilal elbisesini açmış, kadınlar yanlarında bulunan para, yüzük vb. şeyleri bu yaygının üstüne atmışlardır. (Buharî, II, 273; Ebü Davud, l, 174; Nesaî, l, 227.)

Bazı fakihlere göre ise kadın, yabancı bir erkeğin avret yeri dışında kalan bedenine çıplak olarak bakamaz. Bu bakışın şehvetli veya şehvetsiz oluşu da sonucu değiştirmez. Delil, Nebhan (r.a)'in naklettiği şu uygulamadır. Örtünme ayetleri indikten sonra, bir a'ma olan Abdullah b. Ümmi Mektüm, Rasulullah (s.a.s)'in yanına gelmişti. Nebî (s.a.s)'in eşleri Ümmü Seleme ile Meymune (r. anhüma) da orada idiler. Allah elçisi onlara örtünmelerini bildirince, Ümmü Seleme; "O, bir a'ma değil mi?, bizi görmez ve tanımaz" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber "Sizde mi a'masınız, siz onu görmüyor musunuz?" buyurdular. (Tirmizi, Edeb, 29; Ebu Davud, Libas, 34; A.b. Hanbel, VI, 296)

Ancak bu rivayet, hadisçilerce tenkide uğramıştır. Çünkü Nebhan fazla tanınmayan bir ravidir. Diğer yandan bu hadisin Hz. Peygamberin eşlerine ait özel bir hüküm ifade etmesi, Fatıma binti Kays hadisinin ise, diğer mü'min hanımlar için genel düzenleme yapmış olması da muhtemeldir.

Nitekim Ahmed b. Hanbel ile Ebu Davud birbirine zıt gibi görünen bu iki hadisin arasını şu şekilde birleştirmişlerdir: "Burada daha sağlam olan Fatıma binti Kays hadisini, senedinde eleştiri bulunan Nebhan hadisinden üstün tutmak daha uygundur." (İbn Kudame, el-Muğnî, VI, 563 vd.; Ayrıca bk. A. b. Hanbel, VI, 296, 416; Ebu Davud, Talak, 39, Libas, 34.)

Sonuç olarak erkek veya kadının karşı cinsten yabancı bir kimsenin mahrem olmayan yerlerine bakması caiz ise de bu bakışın zevk ve cinsel istek duymak için olmaması gerekir. Aksi halde normal şartlarda meşru sayılan bir bakış, kişinin kalbindeki niyetine göre meşru olmaktan çıkar. Çünkü erkek veya kadının bakma ve seyretme yoluyla karşı cinsi etkilediği bir gerçektir. Bu yüzden İslam her iki cinsin de gözlerini ve ırzlarını haramdan korumalarını istemiştir.

Nitekim Hz. Yusuf'un güzelliğinden etkilenen Züleyha, onu yatağa çağırınca, Yusuf; "Bu konuda Allah'a sığınırım" diyerek bu isteği geri çevirmiştir. Bu arada Züleyha kendisini haklı göstermek için kadın arkadaşlarını toplamış ve Yusuf'u onların yanına çağırmıştır. O sırada bıçaklarıyla meyve kesmekte olan kadınların etkilenişi Kur'an-ı Kerîm'de şöyle anlatılır:

"Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Aman Allahım! Bu bir beşer olamaz, bu ancak üstün bir melek olmalıdır." (bk. Yusuf, 12/31, ayrıca bk. 23 vd.)

İslam'da Örtünmenin (Tesettür ) Yeri ve Önemi - 2

3) Örtüde Bulunması Gereken Nitelikler:

a) Örtünün el ve yüz dışında bütün bedeni örtmesi:

Kadınların el, yüz ve ayakları dışında, sarkan saçları dahil bütün bedenleri namazda veya yabancı erkeklerin yanında örtülmesi gerekli olan yerlerdir. El ve yüzün ise bir fitne korkusu bulunmadıkça namazda da namaz dışında da örtülmesi gerekmez. Sağlam görüşe göre ayakların da örtülmesi gerekmez. Çünkü ayaklarla yolda yürünür ve yoksullar için bunları örtme zorluğu vardır. Nitekim "Kadınlar süslerini (yabancı erkeklere) açmasınlar" (en-Nûr, 24/31) ayetinde "kendiliğinden görünen yerler müstesnadır" ilave istisnası ile, bedenden bazı yerlerin açık kalabileceğine işaret edilmiştir. Yukarıda Allah elçisinin Hz. Ebü Bekr'in kızı Esma'ya el ve yüzün açık kalabileceğini bildirdiğini belirtmiştik. (bk. Ebu Davud, Libas, 31) Başka bir hadiste Allah elçisi; "Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker." (Tirmizi, Rada, 18; Ebu İsa, bu hadise 'hasen-garip' demiştir.) buyurmuştur.

Sonuç olarak en-Nur Sure'si 31. ayetteki baş örtüşü (hımar-humur) ve el-Ahzab Suresi 59. ayetteki dış giysi (cilbab-celabîb) terimleri birlikte değerlendirilince, kadın için iki parçalı bir giysi şekli ortaya çıkar. Birincisi; saç, boyun ve göğüsleri örten ve omuzlara doğru yakaların üstüne serbest bırakılan "baş örtüşü"; ikincisi ise "dış giysi" olup, bunun şekli iki türlü tarif edilmiştir. Baş örtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten büyük parça giysi veya baş örtüsünün altında boyundan aşağı topuklara kadar örten dış giysi cilbabın tarifleri arasındadır. Hatta cilbaba, baş örtüşü veya peçe anlamı verenler olduğu gibi Abdullah b. Mes'ud ile Abdullah b. Abbas (r. anhüma)'nın "rida" yani bedenin üst bölümünü örten dış giysi ya da örtü anlamını verdiklerini yukarıda belirtmiştik. (bk. el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 156; Elmalılı, a.g.e., VI, 337. Not: Hac'da ihrama giren erkeklerin üst kısma örttükleri peştemala "rida", alt peştemala ise "izar" denir.)

Örtünmenin gayesi zinadan ve yabancı erkeklerin sarkıntılık yapmasından sakındırmak olduğuna göre, giysinin parça sayısına bakmaksızın aşağıda açıklayacağımız nitelikleri taşıması gerekir. Altını göstermemesi, bol olması, karşı cinsin giysisine benzememesi bu nitelikler arasında sayılabilir. Bunları kısaca açıklayacağız.

) Örtüde Bulunması Gereken Nitelikler:

b) Örtünün altını göstermemesi ve beden hatlarını belli etmemesi:

Örtünün sık dokunmuş ve altını göstermeyen kalınlıkta olması gerekir. Cildin rengini gösterecek derecede ince olan giysi ile kadın örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin beyazlığı veya kırmızılığı belli olan elbise ile namaz geçerli olmaz ve bununla örtünme gerçekleşmez. Eğer giysi kalın olmakla birlikte uzvu belli ederse ve hacmi ortaya koyarsa, bu çirkin görülmekle birlikte namaz geçerli olur. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük vardır.

Şafiilere göre, vücut hatlarını belli eden böyle dar bir giysi ile namaz kılmak kadınlar için mekruhtur, erkeklerin de dar giysiyi terketmesi daha uygundur. (bk. Şafii, el-Ümm, I, 78; Nasıruddin el-Elbani, hicab, terc, Akif Nuri, İst. 1976, s: 58, 59, Döndüren, a.g.e., s. 228)

Giysinin geniş ve altını göstermeyen nitelikte olması gerektiğini bildiren çeşitli hadisler vardır. Hz. Ebû Bekr'in kızı Esma (r. anha)'nın ince giysilerle Nebî (s.a.s)'ın huzuruna çıkınca; Allah elçisinin ondan yüz çevirdiğini ve erginlik çağına giren bir kadının elleri ve yüzü dışında bir yerinin yabancı erkekler tarafından görülmesinin uygun olmadığını ona bildirdiğini yukarıda belirtmiştik. (Ebu Davud, Libas, 31; el-Heysemi, a.g.e., V, 137)

Hz. Peygamber, Dihye el-Kelbî (r.a)'e Mısır'da dokunmuş keten bir kumaş vermiş, yarısından kendisine gömlek diktirmesini, diğer yarısından ise eşinin giysi yapmasını bildirmiştir. Ancak daha sonra şöyle buyurdu: "Eşine git, söyle altına bir gömlek giysin. Çünkü vücut şeklinin ortaya çıkmasından korkarım." (el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 156) Allah'ın elçisi benzer uyarıyı Üsame b. Zeyd (r.a)'in eşi için de yapmıştır. eş-Şevkanî (ö. 1250/1834) bu hadisin açıklamasında şöyle demiştir: "Bu hadise göre, kadınların bedenlerini vücut hatları belli olmayacak şekilde bir giysi ile örtmeleri gerekir. Setri avret için bu şarttır. Usame'nin eşine "kubtıyye" denilen giysinin altına bir gömlek giymesini emretmesi, bu çeşit giysinin şeffaf olması ve vücut hatlarını göstermesi yüzündendir." (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, II, 97)

Şu hadis-i şerif de giyimli, fakat çıplak kadınların dünya ve ahiretteki, sıkıcı hallerini belirtir. "Ümmetimin son dönemlerinde giyimli fakat çıplak bir takım kadınlar olacak, bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Bunları lanetleyin, çünkü onlar lanetlenmişlerdir" Başka bir rivayette; "onlar cennete giremez ve cennetin kokusunu bile bulamazlar" ilavesi vardır. (Müslim, Libas, 125, Cennet, 52; Ahmed b. Hanbel, II, 223, 356, 440)

Temîm oğulları kabilesinden bir takım kadınlar Hz. Aişe'yi (ö. 57/676) ziyarete gelmişti. Üstlerinde ince giysiler vardı. Hz. Aişe kendilerine şöyle dedi: "Eğer siz mü'minler iseniz, bunlar inanmış hanımların giysileri değildir. Eğer mü'min değilseniz, o zaman durum değişir."

Yine Hz. Aişe'nin huzuruna, ince baş örtülü bir gelin getirilmişti. O, şöyle dedi: "Nur suresine inanan bir kadın bunu örtünmez." (el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 157) Hz. Ömer'in, evden dışarı çıkacak olan kadının örtünmesi ile ilgili olarak şöyle dediği nakledilmiştir: "Müslüman kadın, bir ihtiyacı olduğu zaman, vücudunu gizleyen normal bir giysi içinde evden dışarı çıkmaktan menedilemez. Ancak bu öyle bir örtü olmalıdır ki, eve dönünceye kadar onu (bu giysi içinde) kimse tanımaz." (el-Kurtubi, a.g.e., XIV, 157) Diğer yandan Hz. Ömer'in devlet başkanlığı sırasında, hür kadınlara benzemek için başını örten bir cariyeye örtüsünü çıkarttığı nakledilmiştir. Ancak örtünmenin gayesi ve örtünme ayetlerindeki genel anlam dikkate alındığında hür veya köle ayırımı yapılmaksızın, bütün mü'min kadınların örtünme hükmü kapsamına girdiği de söylenmiştir. Nitekim Hz. Peygamber; "Allah'ın kullarının mescidlere gitmelerine engel olmayınız" (bk. Müslim, Salat, 135, 138, 140; Ebu Davud, Salat, 52, İbn Mace, Mukaddime, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 43, 90, 140) buyurduğu halde, onun vefatından sonra ashab-ı kiram, kadınları beş vakit namaz için mescide çıkmaktan menetmişlerdir. Hatta Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.s) günümüze kadar yaşasaydı, İsrailoğulları kadınlarının menedildiği gibi, bugünkü kadınları mescidlere çıkmaktan menederdi." (Buhari, Ezan, 163,; Müslim, Salat, 144; Ebu Davud, Salat, 53; Tirmizi, Cum'a, 36; Malik, Muvatta, Kıble, 15, İbn Hanbel, VI, 91, 193)

Sonuç olarak hanımların ve yetişkin kız çocuklarının namazda baş örtüleri ve altını göstermeyen bolca olan elbiserle örtünmeleri gerekir. Eğer giysi ince olur veya dar olup vücut hatlarını belli ederse, üstüne bolca bir dış giysi veya sabahlık gibi bir örtü giymeleri tesettürü tamamlar. Evden dışarı çıkarken veya evde yabancı erkeklerin yanında baş örtüşü ve cilbab denilen dış giysilerini örtünmeleri İslam'ın öngördüğü örtü şeklidir. Bu da el, yüz ve topuklardan alt kısım ayaklar dışında tüm bedenin altını göstermeyen ve bolca giysilerle örtülmesinden ibarettir. Bunların dikişli, modelli, renkli olup olmaması veya kumaşının kalitesi örfe ve beldelere göre değişiklik gösterebilir. Nitekim günümüzde Türkiye'nin çeşitli yörelerinde farklı örtünme şekilleri olduğu gibi, Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Malezya veya Endenozya gibi ülkelerde yaşayan hanımların farklı stil ve modellerde kapanma türleri vardır. Bazı yöreler "süs yeri" kapsamına yüzü de ekleyerek, "peçe" denilen örtü ile veya cilbab'ın bir bölümü ile yüzlerini de örtme yoluna gitmişlerdir. Ancak fitne korkusu bulunmadıkça çoğunluk bilginler yüzü örtü kapsamı dışında bırakmışlardır.

c) Kadının evden dışarı çıkarken koku sürünmemesi:

Hz. Peygamber güzel kokuyu sever ve ashabına da kokulanmalarını tavsiye ederdi. Hadislerde şöyle buyurulmuştur: "Bana dünyadan kadın, güzel koku ve gözümün aydınlığı namaz sevdirildi." (Nesai, İşretü'n-Nisa, 1; İbn Hanbel, III, 128, 199, 245, 255, 285, 296) "Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir. Utanma, kokulanma, diş temizliği ve evlenme."  (Tirmizi, Nikah, 1; A.B.Hanbel, V, 421)

Kadınlar aile içinde veya kendi cinslerinin topluluklarında koku sürünebilirler. Ancak evden dışarı çıkarken, mescidde ya da yabancı erkeklerin bulunduğu yerlerde kokulanmaları bu erkeklerin dikkatlerinin kadınların üstüne çekilmesine yol açar. Erkeğin kalbi onunla meşgul olmaya başlar. Bu durumun mescidde meydana gelmesi namazdaki huşuya da engel olabilir. Saflar dolusu kadınların çeşitli parfümler sürünerek mescide geldiği düşünülürse, mescidin havasını bu kokuların sarması İslam'ın hoş karşılamadığı bir durumdur.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse zinaya bir adım atmış olur." (Tirmizi, Edeb, 35; Nesai, Zine, 35) "Bir kadın koku (buhur) sürünürse, yatsı namazında bizimle birlikte bulunmasın." (Müslim, Salat, 143; Ebu Davud, Tereccül, 7; Nesai, Zine, 37, 38, 74; İbn Hanbel, II, 304) Burada yatsı namazının örnek verilmesi, kadınların geceleyin korunmaya daha fazla ihtiyaçları olduğuna dikkat çekmek içindir. Ancak burada koku ile temizlik arasında bir ilgi kurulmamalıdır. İslam temizlik dinidir. Erkek ve kadını dış ve iç kirlerden temizlemek İslam'ın gayesidir. Bu yüzden mü'min kadınlar belki dışarıda parfüm sürünmezler fakat giysilerinin ve bedenlerinin temizliğine son derece dikkat ederler. Bu arada ter kokusunu giderecek önlemleri almak da mü'min hanımların şiarı olmalıdır. Nitekim Medine-i Münevvere'ye uzaklardan cuma namazı için gelenlerin terli olarak mescide girmelerine engel olmak üzere, Allah'ın elçisi, cuma günü boy abdesti alınmasını tavsiye etmişlerdir.

Bazı bilginler kadının dış giysisinin süs ve şatafatı, zinetlerinin dışarıdan görülmesi ve erkek topluluğunda karışık oturmaları ile "parfümlü olarak dışarı veya mescide çıkma yasağı"nı aynı nitelikte görmüşlerdir. (bk. İbn Hacer el-Askalani, Fethul-Bari fi Şerhi Sahihi'l Buhari, II, 279; el-Elbani, a.g.e., s. 62, 63)

d) Erkeklerin giysisine benzememesi:

Yüce Allah erkek ve kadını ayrı ruh ve beden özellikleri ile yaratmıştır. İslam giyimde ve insanlararası ilişkilerde bu yaratılışa uygun esaslar getirmiştir. Kadın daha hassas, ince ruhlu ve narin yapılıdır. Süslenme, süslü giyinme ve zinetlere bezenme onun ruhunda vardır. Bu yüzden her iki cinsin örtmesi gereken yerler ayrı olduğu gibi, giysi şekil ve stillerini de semavî dinlerin, ve çevre şartlarının belirlemesi sonucunda farklılık doğar. O topluma dışarıdan bakan kimse; erkek veya kadını bu farklı yapı ve giyimleri ile ayırır. Aksi halde erkek gibi giyinen kadın veya kadın gibi giyinen erkek tipleri ortaya çıkar ki, bu durum kişinin ruhsal yapısında bozulmalara yol açar.

Kur'an-ı Kerîm'de cinsler arasındaki farklılığa çeşitli ayetlerde işaret edilir: "Allah'ın bazısını bazısına üstün kılmasından ve erkeklerin mallarından harcamalarından ötürü, erkekler kadınlar üzerine hakimdirler." (en-Nisa, 4/34) "Örfe göre, kadınların görevleri kadar hakları da vardır. Erkekler kadınlardan bir derece daha üstündür." (el-Bakara, 2/228) "Erkeklere de hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da hak ettiklerinden bir pay vardır." (en-Nisa, 4/32)

Allah'ın Rasülü; giyim, beden veya davranışları ile erkeğe benzemeye çalışan kadına ve kadına benzemeye çalışan erkeğe lanet etmiştir. Hadislerde şöyle buyurulur: "Kadınlardan erkeklere benzeyenlerle erkeklerden de kadınlara benzeyenler bizden değildir." (Buhari, Libas, 61; Ebu Davud, Libas, 27; Tirmizi, Edeb, 34; İbn Mace, Nikah, 22) Abdullah b. Abbas (r. anhüma)'dan nakledilmiştir; "Nebî (s.a.s) erkekleşen kadınlarla, kadınlaşan erkekleri lanetledi ve "onları evlerinden çıkarınız" buyurdu. (Buhari, Libas, 62, Hudud, 33; Ebu Davud, Edeb, 53; A. b. Hanbel, I, 225) Abdullah b. Ömer Allah elçisinin şöyle dediğini nakletmiştir: "Üç kimse vardır ki, cennete giremez ve kıyamet günü Allah onlara rahmet bakışı ile bakmaz. Ana-babasını dinlemeyen kimse, erkeklere benzemeye çalışan kadın ve eşini kıskanmayan koca." (Ahmed b. Hanbel, II, 134)

Sonuç olarak örfen, iklim ve çevre şartları bakımından erkeğe ait olan giysilere ve erkeğin niteliği ile bağdaşan davranışlara mü'min hanım ve kızlar rağbet etmemelidir. Mü'min erkekler de kadınlara ait giysi ve davranışlara yönelmemelidir. Her cins kendi özellikleri içinde bir değer ifade eder. Ağır başlı, ciddi bir kadın yarı kadınlaşan bir erkekten hoşlanmayacağı gibi, erkekleşmiş bulunan bir kadın da erkeğin ilgi alanı dışına çıkar. Bu arada zinet takma ve ipekli giyme" gibi yalnız kadınlara ait oluşu nass'larla belirlenmiş bulunan değerleri örf ve çevre şartları da değiştiremez. Bu yüzden erkek, ipekli kumaştan giysi giyemeyeceği gibi onun altın, bilezik, küpe, altın zincir ve gerdanlık gibi süsleri takması da caiz olmaz. Diğer yandan bütünü etkilemeyecek nitelikteki çizme, spor ayakkabısı, çorap ya da dış giysinin altında kalan geniş pantalon gibi iki cins tarafından giyilebilen şeylerde bir sakınca olmasa gerektir. Çünkü bunların örtünmeye ve iffeti korumaya yardımcı olduğu açıktır.

Evli kadınların örtünmesinden kocaları sorumlu olduğu gibi, kız çocuklarının evleninceye kadar örtünme ile ilgili problemlerinden birinci derecede babası sorumludur. Çocukla uzun süre birlikte olan, onun eğitim ve terbiyesi ile yakından ilgisi bulunan anne de ikinci derecede sorumlu olur. Ayette şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun" (et-Tahrim, 66/6) Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Sizin hepiniz birer çobansınız ve hepiniz yönettiğiniz kişilerden sorumlusunuz. Erkek ailesinin çobanıdır ve kıyamet gününde onlardan sorumlu olacaktır." (Buhari, Cum'a, 11, İstikrâz, 20, Vesâyâ, 9, Hk. 17, 19, Ahkâm, I; Müslim, İmâre, 20; Ebu Davud, İmâre, 1, 13; Tirmizi, Cihâd, 27; İbn Hanbel, II, 5, 54, 55, 108, 111, 121) "Çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır." (Müslim, Sıyam, 182)

İmam Şafiî (ö. 204/819) ana-babanın bu konudaki sorumluluğunu şöyle belirtir: Babaların ve anaların çocuklarını terbiye etmeleri, onlara temizliği ve namazı öğretmeleri, eğer bu konuda ihmal gösterirlerse onları hatifçe dövmeleri gerekir. Bunun yanında çocuklara diğer dinî görevleri, zina, eşcinsellik, içki, yalancılık ve gıybet gibi fillerin haramlığını da öğretirler. (Ebu Davud, el-Kütübü's-Sitte ve Şerhleri, Neşr. Çağrı Yayınları, İst. 1992, I, 334 edt. not)

e) Örtünün bedeni yanlardan örtecek nitelikte olması:

Hanefîlerde sağlam görüşe ve diğer fakîhlere göre örtünmenin yanlardan olması yeterlidir. Alttan veya gömleğin üst kısmından örtünme şart değildir. Çünkü bunda güçlük vardır. Bu yüzden giyilen bir elbisenin veya bir kadının giydiği uzun eteğin aşağıdan açık bulunması tesettüre engel teşkil etmez. Ancak bu durumda kadın oturuşuna ve kalkışına dikkat ederek mahrem yerlerinin yabancı erkeklerce görülmesine engel olmalıdır.

4) Erkeğin Örtünmesi:

Erkeklerin kendi eşleri dışındaki kimselerin yanında ya da namazda, göbekle diz kapağı arasını örtmeleri farzdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da avret yeri kapsamına girer. Allahü Teala, "Irzlarını da korusunlar." (en-Nur, 24/30) buyurur. Burada "ferc, çoğulu furûc" sözcüğü kadının cinsel organı anlamına geldiği gibi, her iki cins için "apışarası" anlamını da kapsar. İffet yerini en iyi koruma, örtme ile mümkün olacağı için "avret yerini örtme" de bu kapsama girer.

Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1358/1939) erkeğin avret mahalli ile ilgili olarak şöyle der: "İnsanın avret mahalli, bilinen cinsel organdan ibaret değil, apışarası denilen açıklık boyunca uzar ki, bunun azamisi topuklara kadar varırsa da en yakın bilinen azı, diz üstü oturulduğunda belirleneceği üzere göbek altından dizlere kadardır. Bunun için erkeklerde korunması ve örtülmesi farz olan bir avret mahalli bu bilinen en az miktarıdır. Fazlasını örtmek ise müstehaptır." (Elmalılı, a.g.e., VI, 12, 13)

Erkeğin avret yerinin sınırları hadisle belirlenmiştir: "Sizden biriniz kölesini veya işçisini evlendirince artık onun göbekle dizleri arasına bakmasın." (Ebu Davud, Salat, 26, Libas, 34) Başka bir rivayette; "Göbekle iki diz arası avret yeridir" ilavesi vardır. (Ahmed b. Hanbel, II, 187) Darekutnî'nin naklettiği şu hadisle diz kapakları da kapsama girer: "Diz kapakları avret yerlerindendir." (ez-Zeylai, Nasbu'r-Raye, 2. baskı, Kahire 1357/1938, I, 297)

Malikîlere göre, erkekler için avret yeri yalnız ön ve arka, yani "galiz avret" sayılan yerlerdir. Onlara göre uyluk kısmı avret sayılmaz. Delil Enes b. Malikten (ö. 91/709) nakledilen şu hadistir: "Hz. Peygamber Hayber günü izarını (alt peştemal) uyluğunun üzerinden kaldırdı, öyle ki ben onun uyluğunun beyazlığını görür gibiyim." (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar,II, 64) Şu hadis de aynı anlamı desteklemektedir: "Rasülullah (s.a.s) uyluğunu açmış olarak oturuyordu. Ebu Bekir, yanına girmek için izin istedi, ona bu durumda iken izin verdi. Ömer izin istedi, ona da izin verdi. Sonra Hz. Osman izin isteyince, uylukları üstüne elbisesini örttü." (eş-Şevkani, a.g.e., II, 63)

Ancak Hanefilerin de içinde bulunduğu çoğunluk fakihlere göre ön ve arka ile diz kapakları arasında kalan uyluklar da avret yeri kapsamına girer. Çünkü uyluğun avret yeri olduğunu bildiren başka hadisler de vardır. (bk. Buhari, Salat, 12; Ebu Davud, Hammam, 1; Tirmizi, Edeb, 40; İbn. Hanbel, III, 478, 479, V, 290.)

5) Küçük Çocukların Avret Yeri:

Çok küçük çocukların avret yeri yoktur. Bunun sınırı dört yaşa kadardır. Bu yaştan küçük olan erkek veya kız çocuklarının bedenine bakmak veya dokunmak mubahtır. Sonra kendilerine cinsel istek duyulabilecek çağa kadar, yalnız haya yerleri avret yeri sayılır ve örtülmesi gerekir. Daha sonra ergin olmadıkça, on yaşına kadar sadece ön ve arka uzuvları ve bunların çevresi ile uyluklar avret yeri kabul edilir. Çocukların on yaşından sonra erkek olsun kız olsun, avret yerleri, namazda ve namaz dışında, erginlik çağına ulaşmış kimselerin avret yeri gibi sayılır. (İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar, Mısır (t.y), I, 378)

Şafiilere göre küçük kız çocuğunun avret yerleri namazda ve namaz dışında büyük kadınlar gibidir.

Malikîlere göre, yedi yaşındaki erkek çocuğun namazda avret yeri ön ve arka uzuvları ile uyluk, kasık ve kaba etleridir. Böyle bir çocuğun bu yerlerini ergin erkekte olduğu gibi örtmesi menduptur. Namazla emrolunan küçük kız çocuğunun avret yerleri ise göbek ile diz kapağı arasıdır. Ancak bu kız çocuğunun ergin kadın gibi örtünmesi menduptur. Namaz dışında ise sekiz yaştan küçük olan çocuklarda avret yeri yoktur. (ez-Zuhayli el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletuh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, I, 596)

6) Hür ve Müslüman Kadın Kimlerin Yanında ve Nasıl Örtünür?

a) Kocasının yanında:

Karı-koca birbirinin bedenlerinin her yanına bakabilirler. Eşler arasında örtünme zorunluluğu söz konusu olmaz. Çünkü İslamî nikahla cinsel ilişki bile meşru olunca, bundan daha hafif olan bakma ve dokunmanın meşru oluşunda şüphe yoktur. Bununla birlikte "galiz avret" sayılan haya yerlerine bakılmaması edebe daha uygundur. Nitekim Hz. Aişe'den; "Ben Nebî (s.a.s)'in cinsel uzvuna (ferc) hiç bakmadım", başka bir rivayette "Onun fercini hiç görmedim, o da benden bir şey görmedi" dediği nakledilmiştir. (bk. Ahmed b. Hanbel, VI, 63, 190; el-Kurtubî, a.g.e., XII, 154.)

b) Mahrem hısımlarının yanında:

Kadın; baba, oğul, erkek kardeş ve üvey oğul gibi, aralarında ebedî olarak evlenme engeli bulunan hısımlarının yanında el, ayak, kol, saç, kulak, boyun ve dizden aşağı inciklerini açabilir. Onların da bunlara bakmaları helaldir. Çünkü yakınlıkları yüzünden bir takım iş ve hizmetlerin görülmesi, bu nedenle de bir arada bulunmaları gerekir ve bir fitne düşünülemez. Ancak karın ve sırt kısmını açamaz, bu arsızlık olur. Nitekim zıhar yolu ile boşamada koca, karısına "Sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek boşama prosedürünü başlatır. Zıharı ve pişmanlık durumunda dönüş yöntemini belirleyen ayette (el-Mücadele, 58/1; bk. Elmalılı, a.g.e., VII, 450 vd.) annenin sırtına dikkat çekilmiştir. Bu yüzden annenin sırt ve bunun benzeri olan karın kısmının da yakın hısımlara karşı avret sayılması gerekir. Aşağıda, kadının yanlarına örtüsüz çıkabileceği hısımları ayrıca inceleyeceğimiz için kısa geçiyoruz.

c) Başka kadınların yanında:

Kadınların kadınlara karşı avret yeri, göbekle diz kapakları arasında kalan kısımdır. Bunun dışındaki yerleri kadınların yanında açabilirler. (el-Mevsılî, el-ihtiyar, l, 45.) Ancak müşrik kadınlar kapsam dışında tutulmuştur. Bu yüzden müslüman bir kadının müşrik ya da inkarcı kadınların yanında mahrem bir yerini açması caiz değildir. Hatta İbn Cüreyc, Ubade b. Nüsey ve Hışam el-Kari' gibi bilginler hıristiyan bir kadının müslüman bir kadını öpmesini veya onun avret yerlerine bakmasını mekruh saymışlardır. Ubade b. Nüsey, Hz. Ömer'in, komutan Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'a (ö. 18/639) yazdığı şu mektubu zikreder: "Zimmet ehli (hıristiyan veya Yahudi kadın tabea)nin müslüman kadınlarla birlikte hamamlara girdikleri haberi bana ulaştı. Onları bundan menet. Çünkü zimmiye bir kadının müslüman kadını çıplak olarak görmesi caiz değildir". Ebu Ubeyde mektubu alınca şöyle ilan etmiştir: Herhangi bir kadın özürsüz olarak hamama giderse, bununla yüzünü beyazlaştırmayı kastetmiş olur. Allah kıyamet gününde yüzlerin beyazlaştığı (bk.Al-i İmran, 3/106,107.) günde onun yüzünü karartsın" (el-Kurtubî, a.g.e., XII, 155.) Abdullah b. Abbas (ö. 68/687) bu konuda gayri müslim kadınların istisna edilmesinin nedenini şöyle açıklar: "Müslüman kadını tesettürsüz olarak hıristiyan veya yahudi bir kadının görmesi helal olmaz. Çünkü bunlar müslüman kadının örtüsüz halini kocalarına anlatabilirler" (el-Kurtubî, a.g.e., XII, 155.) Yine de konu İslam fakihleri arasında görüş ayrılığına neden olmuştur. Nitekim müslüman bir hanımın, gayri müslim cariyesinin yanında örtünmesine gerek olmadığına fetva verilmiştir.

d) Yabancı erkeklerin yanında:

Müslüman bir kadının yabancı erkeklere karşı yüzü, bileklere kadar elleri ve ayakları dışında bedeninin tamamı avrettir. Ayaklarda görüş ayrılığı olmakla birlikte sağlam görüşe göre ayaklar açık kalabilir. Bu yerlerin gerek namaz içinde ve gerekse namaz dışında örtülmesi farzdır. Yukarıda başın ve bedenin örtünme şeklini ve örtüde aranan nitelikleri açıklamıştık. Bu yüzden kısa geçiyoruz.

e) Zaruret veya tedavi halinde örtünme:

Tedavi gibi bir zaruret halinde erkek veya kadının bedenine doktor, ebe, iğneci ve pansumancı gibi kimselerin bakması ve dokunması caizdir. Ancak kadınların sağlık problemlerinde kendi cinslerinden olan doktor, ebe ve sağlık personelini tercih etmeleri gerekir. Bunlar bulunmayınca veya bulunup da uzmanlık ve beceride geri olması durumunda "Zaruretler sakıncalı olan şeyleri mubah kılar" kuralı işletilir. Ancak zaruretler de miktarlarınca takdir olunur. (Mecelle, mad. 21, 22)

7) Kadının Örtüsüz Olarak Yanlarına Çıkabileceği Kimseler:

Müslüman bir kadın ya evlidir ya da bekar. İki durumda da bir aile içinde bulunur. Kendisinin veya kocasının bir takım hısımlarıyla ya da hizmetçi, aşçı, bahçıvan gibi aileye dışarıdan giren kimselerle birlikte yaşar. Sürekli görüşme, karşılaşma, iş ve hizmet gereği bu birlikte yaşadığı kimselerin yanında örtünmede bir takım kolaylıklar getirilmiştir.

Nur Suresi'nin 31. ayetinde sayılan bu yakın hısım ve birlikte yaşanan kimselerin yanına kadın, son sınır olarak diz kapağı ile göbeği arasını, sırt ve karın kısmını örtmek şartıyla çıkabilir. Ancak bu bir fetva sınırı olup, kadının bunların yanında da edeb ve takva gereği daha fazlasını örtmeyi gaye edinmesi gerekir. Evde çamaşır veya bulaşık yıkayan yahut hamur karan ya da bahçe sulayan bir kadının hizmet gereği kimi yerleri açılabilir. Yine çocuğunu emziren kadının evin içinde kendisini sürekli olarak sakınması güçlük doğurur. Ancak şunu hemen belirtelim ki fitne korkusu olur veya

aile içinde zayıf ahlaklı kişiler bulunursa, kadın örtünmesini arttırarak korunmaya çalışmalıdır.

Bir müslüman kadına mahrem sayılan kimseler şunlardır: